Hz. Âdem ve Hz. Havva neden ‘melek’ olmak istedi?

Oktay Gökkoca

Dünya imtihanında, mâhiyetindeki hadsiz acze ve nihayetsiz fakra ne nazarla bakacağı noktasında insanın önünde iki yol var. Ya acz ve fakrını ubûdiyetine bir vesile yapacak ya da onlardan âzâde olmak için melekî bir kusursuzluk ve güce ulaşmayı arzu edecek.


KUR’ÂN’DAKİ EN şümullü peygamber kıssasının, Hz. Âdem’e secde emrinin verilmesi etrafında gelişen hâdiseler olduğu kanaatindeyim. Çünkü Kur’ân’da birden çok sûrede beyan edilen bu kıssa, insan ve onun apaçık düşmanı olan şeytan arasında kıyamete kadar sürecek bir mücadelenin tüm temel unsurlarını öz halinde içinde barındırıyor (En doğrusunu Allah bilir). Bu düşüncemden kaynaklanan - kıssada anlatılan bazı hususların insan-şeytan mücadelesinde neleri sembolize ettiğine dair - bir merakımı Şeytanlar elbisemizden ne istiyor? başlıklı yazıda gidermeye çalışmıştım.

Bu yazıda ise yine aynı kıssaya dair başka bir merakıma cevap arayacağım.

Kıssanın anlatıldığı sûrelerden biri olan ’raf sûresinde, şeytanın Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya verdiği vesvese şöyle beyan ediliyor.

Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi. (A’râf-20)

Bu âyetten anlaşıldığı üzere şeytan, Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı aldatabilmek için zımnî olarak iki vaadde bulunuyor. Eğer yasak ağacın meyvesini tadarlarsa ya melek olacaklar ya da (cennette) ebedî kalacaklar. Bazı mealler, ‘cennette ebedî kalma’ya karşılık ‘ölümsüzlüğe kavuşma’yı tercih etmişler.

Sonrasında, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın şeytanın bu vesvesine (vaadine) aldandıklarını anlıyoruz.

Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti. (A’râf-22)

Anlaşılan şu ki şeytan onlara, onlarda karşılığı olmayan bir vaadde bulunmamış. Onların zaaf gösterebileceği bir noktadan Hz. Âdem ve Hz. Havva’yı aldatmaya yönelmiş. Yani hem melek (gibi) olmak hem de cennette ebedî kalıcılardan olmak/ölümsüzlüğe kavuşmak, Hz. Âdem ve Hz. Havva tarafından da arzulanan birer beklenti ki; bu beklentilerle yasak ağacın meyvesinden tatmışlar.

Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennette ebedî kalma veya ölümsüz olma istekleri açık ve anlaşılabilir bir şey. Bunu onların çocukları olarak bizler, kendimizdeki ebedî yaşama arzusuyla kolayca anlayabiliyoruz.

Benim merakımı celbeden nokta ise şeytanın ilk vaadi. Yani neden ilk anne ve babamız melek (gibi) olmak istemişler?

Yine âyetlerden anladığımız üzere bütün melekler Hz. Âdem’e secde etmişken, onun mâhiyetinin meleklere olan potansiyel rüçhaniyeti ortadayken, neden Hz. Âdem ve Hz. Havva yasak ağacın meyvesinden tadarak melek (gibi) olmak istesinler?

Sanırım melek (gibi) olmak veya ölümsüz olmak arzusu, insanın mâhiyetinde bulunan iki temel zaaf noktasına da kapı aralıyor ki, şeytan, ilk anne babamızda olduğu gibi onların çocukları olan bizleri de bu iki noktadan aldatmaya çalışıyor.

Bediüzzaman, dördüncü şua’da, insanın mâhiyetindeki -aynı zamanda birer zaafa dönüşebilecek- iki temel unsuru başka bir münasebetle şöyle ifâde ediyor:

Sıkıntıdan gelen bir gafletle, Risale-i Nur'un teselli ve medet edici envarına bakmayarak, doğrudan doğruya kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki, gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr bende hükmediyorlar.

Birincisi, ‘gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedit bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat’, ikincisi ise ‘hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr.’

Gayet kuvvetli bir aşk-ı bekâ, âyette beyan edilen cennette ebedî kalma/ölümsüzlüğe kavuşma isteğine karşılık gelirken, hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, âyetteki melek (gibi) olma arzusuna kapı aralıyor.

Hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, insanın melek (gibi) olma arzusuna nasıl kapı aralıyor ve şeytan bunu bir aldatma vesilesi olarak nasıl kullanıyor?

Meleklere, bazı noktalarda insana nispeten ‘üstün’ özellikler verilmiş. Yeme içme, uyuma gibi insanî ihtiyaçları olmadığı gibi, yaşlanma, yorulma gibi menfî hâllerle de mâlûl kılınmamışlar. Yani, karşılanması gereken ihtiyaçlar ve giderilmesi gereken ‘kusurlar’ noktasında insan gibi’ fakr’ sahibi değiller.

Ayrıca insanın kudret noktasındaki zayıflığı ve cisimle mukayyed olmasından kaynaklanan yavaşlığı gibi ‘acz’ hâllerine karşılık, meleklere güç, kuvvet ve nûrânî olmalarından kaynaklanan sürât verilmiş.

İşte dünya imtihanında, mâhiyetindeki hadsiz acze ve nihayetsiz fakra ne nazarla bakacağı noktasında insanın önünde iki yol var. Ya acz ve fakrını ubûdiyetine bir vesile yapacak ya da onlardan âzâde olmak için melekî bir kusursuzluk ve güce ulaşmayı arzu edecek.

İkinci yola meyil, insanı aldatması için şeytana bulunmaz bir fırsat sunuyor. Bekâ aşkını da bu dünyaya hasreden insan, dünyevî bir iktidar ve kudret elde edebilmek ve onu bu dünyada ölümlü yapan kusurlardan arınmak için şeytanın vesveselerine aldanıyor. Aczini ve fakrını ubûdiyetine vesile yapacağı yerde onlardan kurtulup dünyada melek (gibi) olmak için hırs gösteriyor. Bu uğurda nice yasak ağacın meyvesini tadıp, nice zulümlere sebep oluyor.

Hülâsâ, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın şeytana aldanmalarına sebep olan melek (gibi) olma arzusu, insanın, mâhiyetindeki acz ve fakrdan kurtulup güçlü ve kusursuz olma arzusunu sembolize ediyor. Allahü a’lem bissavab.


Not: Burada, Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın melek olma beklentisinin, meleklere ubûdiyetleri noktasında benzeme isteği olabileceği de düşünülebilir. Ancak ben, şeytanın melek olma vaadinin, ilgili âyette hem cennette ebedî kalma/ölümsüz olma vaadiyle birlikte zikredilmesi, hem de aldanmaya vesile olan bir zaaf noktasını işaret etmesi nedeniyle böyle yorumlamadım.

  02.03.2015

© 2021 karakalem.net, Oktay Gökkoca



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut