Haşir Risalesi ve haşir hakikati açısından soruların önemi

Mustafa H. Kurt

İNSAN, YAŞADIĞI hayatın anlamına olduğu kadar, yaşayacağına emin olduğu ölüme ve sonrasına dair bir merakın da sahibi yegâne canlıdır herhalde. Said Nursî’nin “Mahiyet-i insaniyedeki merak ve taleb-i hakikat“(1) diye işaret ettiği işte bu insanî özellikler; -düşünebilen- her insanda bulunan varoluşsal sorgulamaların yine bizzat “insan fıtratının” bir gereği olduğunu da ortaya koyarlar aslında.

Nitekim “Düşünüyorum, o halde varım!” önermesiyle sembolize edilen meşhur varoluş farkındalığının da, kişiyi farklı bilinç düzeylerinde olsa dahi önce “Neden varım?” sorusuna; devamında ise, “Ne olacağım, nerede ‘devam edeceğim’?” türü sorgulamalara yöneltmesi beklenir. Öyle ki, ölüm ve sonrasına yönelen bu insanî merak, o haklı şöhretiyle insanların ve insanlığın tarihinde yer edinmiş en temel ve yaygın soru(n)lardan birisi olarak da tarif edile gelmiştir hep.

Bununla birlikte, insanın mahiyetindeki o güçlü “merak ve taleb-i hakikat” özelliğine hitap etme muradındandır ki; “soru sormak” eylemi, onun en temel davası olan “varlığa ve akıbetine dair meselelerin” izahı için en sık kullanılan anlatım metotlarından birisi olmuştur.

Konumuzla ilgili olması bakımından özellikle de “varlığın akıbetine dair izah ve örneklendirmelerin sorularla ifadesini” ele alacak olursak; ahiretle ilgili böyle bir anlatım tarzının, -aşağıdaki bazı ayet-i kerîmelerde de görülebileceği üzere- en başta Kur’ân-ı Kerîm’de beyan ve takdir buyrulmuş bir anlatım metodu olarak öne çıktığını söyleyebiliriz:

“Kendi yaratılışını unutup bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve diyor: “Şu çürümüş, dağılmış kemikleri kim diriltecek? ..” (2)

“...âyetlerimizi inkar ettiler ve dediler ki: ‘Biz bir takım kemikler ve parçalanmış nesneler olduğumuz vakit mi, biz mi, yeni bir yaratılmış olarak diriltileceğiz?’ ..” (3)

“Onlar görmediler mi ki, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah, elbette ki onların mislini yaratmaya da kâdirdir?.” (4)

“Ey insan! Çürüyüp toprak olduktan sonra tekrar dirilmeyi nasıl inkâr eder ve onu uzak görürsün? ..” (5)

“Sizi tekrar yaratması mı zor, yoksa semayı yaratmak mı? ..” (6)

“Biz ilk yaratışta acz mi gösterdik ki, ikinci yaratışta acze düşelim? ..” (7)

“Şimdi Allah'ın rahmetinin eserlerine bak; ölümünden sonra yeryüzünü nasıl diriltmektedir?..” (8)

Bununla birlikte, hakikatlerin aktarılması yolunda etkili bir telkin ve öğretim metodu olan “düşünen akıllara soru düşürme yönteminin” önemine de dikkat çeken bu anlatım tarzı, İlahî kelamın en büyük muhatabı ve müfessiri olan Hz. Peygamber aleyhisselatü vesselamın hitabında da kendini yer yer belli eden bir anlatım metodu olmuştur. Nitekim o rahmet Peygamberinin, Zât-ı Alîlerine ahiret hakkında: “Ey Allah'ın Resulü, Allah mahlukatı yeniden nasıl diriltir?, bunun dünyadaki örneği nedir?” diye soran bir mümine (Ebu Rezin el-Ukaylî R.anh’a) öncelikle yine bir soruyla cevap vermesi, konumuz açısından da hayli hikmetli ve düşündürücü örneklerden biridir:

(Hz.Resulullah aleyhisselatü vesselam): “Sen dedi, hiç kavminin yaşadığı vadiden kurak mevsimde geçmedin mi? Sonra bir kere de her tarafın yemyeşile büründüğü münbit mevsimde uğramadın mı?”.

Ben, “Elbette!” deyince:

“İşte bu, (yeniden) yaratmasına Allah'ın delilidir. Allah, ölüleri de böyle diriltecektir!” buyurdular.”(9)

“Soru sormanın”, haşir ve ahiret hakikatlerine dair Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hadis-i Şerîflerde tercih buyrulan anlatım metotlarından biri olmasıyla birlikte; bu metodun, söz konusu hakikatleri yine bu kudsî kaynaklar rehberliğinde izah ederek, “gurûb etmiş güneşin sabahleyin yeniden tülu’ edeceği derecesinde bir katiyetle” gösterme iddiasında (10) bulunan bir eserde tercih edilmemesi ise, bu esere büyük bir eksiklik getirmiş olurdu muhakkak.

Fakat aksine, tam da böyle bir iddia ve derinliğin sahibi olarak Haşir Risalesi’nde de sorular hitaba etkin bir şekilde dahil edilmiş; ve gerek ima olarak, gerekse de direkt şekildeki kullanımlarıyla haşrin izah ve ispatında oldukça yaygın bir şekilde kullanılmışlardır.

Şu da var ki, Haşir Risalesi’nin telif nedenlerinden biri olduğuna inanılan ve haşir inancıyla mücadele amacıyla o dönemde uygulamaya konulmuş olan bir inkar çalışmasını da burada hatırlamak yerinde olacaktır. Zira ilgili çalışmada muhataplara: “Ahirete inanıyor musunuz?” başlığı altında düzenlenmiş bir anket aracılığıyla sorular yöneltilmesi, dolayısıyla toplumdaki ahiret inancının yine “sorularla” yıkılmaya çalışılması oldukça manidardır:

“Resimli Ay Mecmuası adlı aylık derginin 1927 yılı Nisan sayısında, biyolojik materyalizmin meşhur savunucusu ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında Batılılaşma konusundaki fikirleri oldukça etkili olan Abdullah Cevdet ve Abdülhak Hamit gibi isimlerin de dâhil olduğu simalarla yapılan mülakatlar yer almıştı. Bu mülakata katılanlar "Ahirete inanıyor musunuz?" başlıklı bir anketin sorularına cevap veriyorlardı. Ankette nüfusunun büyük çoğunluğu samimî Müslüman olan bir ülkede, hakikaten tahrik edici sorular vardı. Çoğu, direkt bir cevap vermekten kaçınmasına rağmen, Abdullah Cevdet, Allah'a imanın "büyük bir safdillik" olduğunu ve bu inancın "insanı nâkabil-i tedavi bir mantıksızlığa sevk" ettiğini söylemek suretiyle, ahiret hayatını açıkça inkâr etmiştir”. (11)

Ne var ki, “sorularla” yıkılmaya çalışılan bir iman rüknünün müdafaası için füyûzât-ı Rabbanî ile yine “soruların” hizmete koşturulmaları, haşir akidesinin tebliği ve talimindeki bu gayreti de çok daha hikmetli ve manidar bir çaba olarak ön plana çıkarmış olacaktır.

O hikmetli sorulara ve “mahiyetimizdeki merak ve taleb-i hakikate” ciddi muhatap olabilmek duasıyla.. (*)


1)Sözler, Envâr Neşr., İst.1996, s.662.

2)Yasin S. 36/78.

3)İsra S. 17/98.

4)İsra S.17/99.

5)Hac S. 22/5.

6)Naziât S., 79/27.

7)İsra S., 17/49.

8)Rum S. 30/50.

9)Kütüb-ü Sitte, “Kıyametle ilgili meseleler”, Hadis no: 5054.

10)(Osmanlıca basım) Sözler, Envâr Neşr., İst.2011, s.710.

11)Mary Weld, Bediüzzaman Said Nursi'nin Entelektüel Biyografisi (Çev.: Celil Taşkın), Etkileşim Yayınları, İst. 2011, s.291-292; Necmeddin Şahiner, Haşir Risalesi Nasıl Yazıldı?, Zafer Yay., İst.1997, s.31-32; aynı olay, talebesi Tahirî Mutlu’nun hatıralarında ise şöyle geçmektedir: “..Meğer o sırada Ankara’da Milli Eğitim komisyonlarında, haşir akidesini çürütmek için bir çalışma başlatılmış. Üstad bunu manen keşfediyor ve ilk defa Barla’da Haşir Risalesi’yle telife başlıyor.” İhsan Atasoy, Kulluğu İçinde Bir Sultan: Tahirî Mutlu, Nesil Yayınları, İst.2006, s.242.

* Bir müjde ve temenni: Haşri izah ve ispat etme iddiasındaki o derinlikli eserle ilgili bir anlama arayışının meyvesi olan ve kısaca “Soruları perspektifinden bir Haşir Risalesi okuması” diye de tarif edebileceğimiz bir çalışmada, şükürler olsun ki, bir süre önce son noktayı koyabilmek nasip olmuştu. İşte bu yazı ise, söz konusu çalışmanın bir anlamda ana ivmelerinden olan “Haşir hakikatinin soru cümleleriyle izahı” konusuna kısaca değinmek amacıyla; ve daha da önemlisi, ilgili çalışmanın gerekli mesailer de tamamlanarak hayırlara vesile kılınmasını niyaz eder duamıza ortaklar bulabilmek ümidiyle hazırlandı.. (M.H.Kurt).

  16.06.2015

© 2021 karakalem.net, Mustafa H. Kurt



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut