'Başarısızlığı' başarısıdır

Ahmet Abdullah

Dedim: ‘Hocam dünyada Müslümanlar olarak bir kutunun içinde gibi değil miyiz? Her tarafımız kuşatılmış, nasıl dışarı çıkabiliriz ki?’

Dedi: ‘Bu durumun farkında olman kutuyu ihata edebildiğini gösterir. Dolayısıyla çıkışı da bulursun.’



BUGÜN OLAĞANÜSTÜ kurultayda uzun bir Tayyip Erdoğan döneminden sonra Ahmet Davutoğlu AK Parti genel başkanlığını devraldı. Yarın da başbaşkanlığı alacak. Bu hem parti için hem de ülke için bir kırılma yahut rota değişimi olmamakla birlikte, bayrağın el değiştirmesi anlamında gayet ehemmiyetli. Davutoğlu’nun memleketin bu güzel yürüyüşünü hız kesmeden fakat farklı bir renkle devam ettireceğini düşünüyorum.

Özellikle önce Arap Baharı diye isimlendirilip sonra Müslüman Hazanı olduğu ayan olan süreçten beri Ahmet Davutoğlu çok sıkıntılı zamanlar yaşadı, yaşıyor. Evvelinde, ‘Mr. Zero Problem’ diye anıldığı dönemlerde takip ettiği dış politika ile ‘dostun düşmanın’ sevgisini kazanmıştı. Ancak, bütün zorluklara ve ezber bozan politikalara rağmen ciddi bir sınanma döneminden geçmemişti. Doğrusu, şahsen, bu herkesin memnun olması durumundan çok da memnun değildim. Zira bu ülkede memnun oldukları şeyden memnun olmamakla iftihar ettiğim kişi sayısı maalesef az değil. Kemalisti var, Gezicisi var, Ergenekoncusu var, Cemaatçisi var ilaahir.

Mazlumların yanında olmanın “politikası”

Son 3 yıldır kriz, Suriye üzerinden Türkiye sınırlarına dayanınca dışişleri bakanına yoğun saldırılar da başladı. Bütün bu saldırılara rağmen, Türkiye dış politikasının merkezine yerleştirilen ahlak, ilke ve mazlumların yanında olma düsturları muhafaza edildi. Özellikle Amerika ve batı bloğunun iç savaşın patlamasından sonra Esed rejimini devirme noktasında ÖSO’ya güçlü destek vereceği sözlerini tutmamaları, bu krizde belki biraz da erken öne çıkan Türkiye’yi açıkta ve çok zor durumda bıraktı. Mısır’da eski ve Kemalist Türkiye’nin kolayca yapacağı tercihin aksine, Abdullah Gül’den de ayrılarak, Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi darbeyi net şekilde eleştirdi ve Mursi’ye destek verdi.

Bunlar birkaç örnek. Bölgede ve dünyanın diğer kısımlarında bu genel politikanın yansımalarını görmek mümkün.

Bunun neticesinde evet Türkiye bu süreçte zahiren çok sıkıntılar yaşadı ve birilerinin kriterlerine göre başarısız oldu. Ama tam da burada sormak gerekiyor: ‘Allah aşkına nedir başarı?’ Zulüm altında inleyenlerin, Müslüman kardeşlerimizin yanında olmayıp da zalimi alkışlayarak yahut sessiz kalarak ‘kazandığımızda’ ‘başarılı’ mı olmuş olacaktık? Kardeşimize vuranların yanında olsak, ya da kavgayı oturup seyretsek, bu ‘muvaffakiyeti’ en evvel vicdanlarımıza anlatabilecek miyiz?

Şahsım adına böyle izzetli bir ‘başarısızlığı’ şeref yoksunu bir ‘başarı’ya tercih ediyorum.

Hasbîlik, hesabîliğe galip geldi

Hülasa edecek olursak, Ahmet Davutoğlu siyaset öncesi hayatında da karizmatikti, siyasî hayatının ilk döneminde de baş döndürücü işler yapıyordu ama onu asıl büyüten bugünlerde bütün saldırılara, zorluklara rağmen mazlumun yanında durma iradesi oldu. Bu irade sebebiyle birilerinin gözündeki başarısızlıklar bizim nazarımızda madalyadır. Ve bu sınanmalar onu ümmetin gönlünde mûtena bir yere yerleştirmiştir.

Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkınlığı makamına çıkma sürecinde ise yeni bir tartışma başladı. Yeni başbakan kim olacaktı? Bu tartışmaya paralel olarak memlekette bir yılı aşkın bir süredir olağanüstü karışıklıklar meydana geldi. Askeri darbe ile meşru iktidarı deviremeyenler pamuğa sarılmış darbe yöntemleri deniyorlardı. Tayyip Erdoğan inecek ve seçim olursa aday da olmayacaktı. Bir gezicinin ifadesiyle ‘o zaman Arap baharı ile devrilen diktatörleri nereye koyacaktık?’ Önce Gezi darbe denemesi, arkasından 17-25 Aralık operasyonlarıyla hükümeti devirmeye çalıştılar.

İşte bu bir yıl da (Haziran 2013 – Ağustos 2014) çok önemli bir sınanma dönemi oldu ve birçok eski ve güçlü siyasiyi tasfiye etti. Bunların başında Abdullah Gül ve Bülent Arınç gelir. Arkasından da Hüseyin Çelik gibi partinin ve hükümetin ileri gelenleri. Son dakikaya kadar bir türlü dava arkadaşlarına ve liderlerine tam destek vermedikleri gibi darbecilerin gönlünü hoş edecek sözler söylediler, işler yaptılar. Çelik gibi, konuşmaktan lafı gediğine yerleştirmekten hususi bir zevk alan bir siyasetçinin dut yutmuş bülbüle dönmesi hakikaten hem manidar, hem öğreticiydi. Kurtulmuş dahi bu süreçte zayıf kaldı, istenen performansı sergileyemedi.

Böyle bir vakitte, zaten dış politikadaki sıkıntılardan dolayı ağır bir bombardıman altında olan Davutoğlu, bu zorlu kavgada hiç tereddütsüz ve ilk günden itibaren, gayet net bir tavırla liderinin yanında yer aldı. Bugün bir kısım ‘çok akıllı’ hesabîler değil de Ahmet Davutoğlu AK Parti genel başkanı ve başbakan oldu ise bu onun stratejik kabiliyetlerinden evvel bu hasbîliğinden kaynaklanıyor.

‘Lower middle class’tan da gelse…

Şurayı da hatırda tutmak lazım ki, Erdoğan, o zor zamanlarda hariciye bakanını hiçbir zaman yalnız bırakmadı, okları kendi üstüne çekmek pahasına en az onun kadar, çoğu zaman da ondan çok daha sert ve net açıklamalar yaptı. Bugün yeni genel başkanın konuşmasındaki bu kadar vefa vurgusunun arka planında işte bu kardeşlik münasebetlerinin ve zor zamanda başbakanın kendisini kayıtsız şartsız desteklemesinin etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum.

Tayyip Erdoğan’ın bütün karizmasına ve ispatlanmış liderlik kabiliyetlerine ve dahi halk oyu ile hasıl olan meşruiyyetine rağmen, yine gayet karizmatik ve akademi ortamlarında efsane haline gelmiş bir profesörün, onun liderliğini teslim etmesini çok sevindirici ve yine öğretici bir tevazu örneği olarak görüyorum. Hepimiz biliyoruz ki kibir, ene pek öyle aşılması kolay imtihanlardan değildir. Davutoğlu’nun bütün bunları aşıp, hocalarından birinin tabiriyle ‘lower middle class’ (alt orta sınıf)tan geldiği vurgulanan bir Kasımpaşalıyı lider bellemesi ve bunu milyonların önünde deklare etmesi onu küçültmediği gibi büyütmüştür.

‘Kutu’nun şuurunda olan çıkışı bulur

Bir anekdotla bitireyim. Yaklaşık on iki sene evvel Sosyoloji bölümünde üniversite birinci sınıfta okurken sanırım bir Karşılaştırmalı Medeniyetler Tarihi dersinin arkasından merdivenlerden inerken, herhalde hem aldığım derslerin hem de 28 Şubat döneminin üzerinden çok geçmemesinin tesiriyle, kendisine oldukça pesimist bir soru sormuştum.

‘Hocam dünyada Müslümanlar olarak bir kutunun içinde gibi değil miyiz? Her tarafımız kuşatılmış, nasıl dışarı çıkabiliriz ki?’ demiştim.

Ayaküstü, kısaca şu mealde bir cevap vermişti:

‘Bu durumun farkında olman kutuyu ihata edebildiğini gösterir. Dolayısıyla çıkışı da bulursun.’

Umutlanmıştım.

Umutluyum elhamdülillah.


@ahmetabdallah

  27.08.2014

© 2021 karakalem.net, Ahmet Abdullah



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut