Güçlüler ve ‘öteki’leri: ‘cemaat’

Ahmet Abdullah

Türkiye siyasetinde kabaca üç büyük güçten biri olan ‘cemaat’ toplumun her kademesinde sert ve sıkı bir nepotizm uyguluyor. Diyalog-hoşgörü makyajı ise bu korkunç yüzü saklamaya yetmiyor.


TÜRKİYE SİYASETİNDE kabaca üç büyük güçten bahsedebiliriz. Sondan başa doğru gidersek, ilki cemaat. Sayıları çok değil ama kendilerini çok gibi gösterebiliyorlar. Partileri yok ama partilerden daha fazla siyasiler. Ve ileri derecede örgütlü yapılarıyla ülkenin hem siyasi hem ekonomik hayatında bu üçlü kategoriye girmeyi hak edecek kadar hatırı sayılır kuvvetleri var. Gerektiğinde bunu izhar etmekten de, kullanmaktan da çekinmiyorlar. 2010 yılından beri, son 4 senedir bu tavır gittikçe görünür hale geldi. 17-25 Aralık operasyonlarında ise zirveye çıktı.

İkincisi ulusalcı/seküler elitler. Burada Kemalistlerle Cengiz Çandar-Mehmet Altan tipi liberalleri ve dahi solcuları ayırmıyorum. Özellikle Gezi, mesele din ve dindarlık olunca bu tanımlamaların aslında çok da abartılmaması gereken küçük farklılıklar olduğunu ve aralarındaki sözde tartışmaların tatlı atışmalardan ibaret olduğunu gösterdi.

Üçüncüsü ise AK Parti, zira 12 yıldır güçlü bir başbakanın liderliğinde iktidarda.

Siyasi Kürt hareketinin bu sınıflandırmaya dâhil edilebilecek kadar devlet içinde gücünün olmadığı açık. Ülkücülerinse emniyet ve bir takım üniversiteler gibi kurumlarda daha mevziî bir gücü olduğunu söyleyebiliriz.

‘Öteki’yle ilişkiler kimliği ifşa eder

Bu ve bunu izleyen üç yazıda bahsini ettiğim üç kuvvetin her birinin kendileriyle direkt organik münasebeti olmayanlarla, yani ‘öteki’leriyle kurdukları münasebet üzerinden bir analiz yapmaya çalışacağım. Zira ‘öteki’yle kurulan ilişki, aslında kimliğin de önemli bir göstergesidir.

Cemaatle başlayacak olursak, gücünün cinsi AK Parti ve sekülerlere benzemez, zira amorftur. Siyasi parti değildir, sivil toplum örgütü deseniz, ‘biz dinî bir hareketiz’ derler. Dinî cemaat deseniz, ‘sivil toplum bastırılıyor’ diye feveran ederler, ilaahir. Ancak fonksiyonu açısından diğerleriyle çok fazla farkı yoktur.

Geçenlerde bir gazetede çıkan hoş bir haber vardı. Kadın, ‘bizim oğlan cemaate girdi, hayırlısıyla sınavı kazanır’ diyor. Kastım bu. İstediğiniz kimsenin ya da hükmî şahsiyetin kamu imkânlarından faydalanmasını sağlayan politik güç... Tabii bu örnek ancak küçültülmüş bir misal olarak değerlendirilmeli.

Peki, kendisinden olmayana nasıl tavır alır bu hareket? Hem şahsî tecrübelerimizden, hem de son zamanlardaki ifşaatlardan anladığımız kadarıyla üçlü bir tasnif yapıyorlar: (1) Bizden olanlar, (2) işbirliği yapılabilecekler ve (3) iflah olmazlar, yani ekarte edilecekler. En küçük bir mahalleden, en yüksek bir devlet kurumuna kadar bu disiplinle çalışan bir mekanizma işliyor. Cemaatin mensubuysanız kamunun kapıları bir bir açılırken, değilseniz, başvuru yaptığınız kuruma, etkili oldukları takdirde, hak etseniz de giremiyorsunuz.

‘Öteki’ misin? Çıkabilirsin

Bunun güzel bir örneğini dinlemiştim bir zaman evvel. Cemaatin kuvvetli olduğu bir devlet üniversitesine kadro başvurusunda bulunan bir yardımcı doçente tek soru soruluyor: ‘Cemaatten misin?’. ‘Hayır’ cevabı üzerine, ‘Çıkabilirsin’ deniyor. Yahut himmet veren şahsın dükkânına blok halde yönlendirme yapılırken vermeyene ambargo uygulanıyor. Birisi ihya edilirken diğeri berbat ediliyor, ya da edilmeye çalışılıyor.

Son dönemlerdeki davalarda gördüğümüz üzere, kafasına bir şey taktığı zaman, önünde engel olarak gördüğü kişiye iftira atmaktan, karalamaktan ve hatta senelerce hapislerde yatırmaktan zerre tereddüt etmiyor. Hâsılı, toplumun her kademesinde sert ve sıkı bir nepotizm uyguluyor. Açıkça kayırıyor.

Ancak, kaç kat sürülürse sürülsün, diyalog-hoşgörü makyajı bu korkunç yüzü saklamaya yetmiyor. Çünkü meşhur ifadeyle, hakikatlerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi ‘kötü’ bir huyu var.


Twitter: @ahmetabdallah

  16.07.2014

© 2021 karakalem.net, Ahmet Abdullah




© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut