Yeni bir yasak değil; normale geri dönüş

Ahmet Abdullah

Fakat bu yeni bir durum olduğu için beyaz Türklerin sanki çok acayip bir şey oluyormuş veya acayip olan bu yeni uygulamalarmış gibi tepki gösterdiklerine şahit oluyoruz. Aslında bu kimseleri çılgına çeviren şey, makul olmayan, hatta hukuksuz defakto bir imtiyazın yerinden edilmesi, ellerinin arasından kayıp gitmesi; yoksa zinhar hakkaniyet kaygusu değil.


SON GÜNLERDE uçaklardaki içki tartışmasını izliyorsunuzdur. Eskiden malum özel anlamda beyaz Türkler, geniş anlamda ise dünyanın zengin sınıfı uçağa binebilirdi. Bu sınıfın mensuplarının da genelde dini pratiklerle aralarında ciddi sayılabilecek bir mesafe olduğundan uçak seyahatlerinde içki gayet tabii geliyordu. Aslında kamusal yani umumi olan bir yerde fütursuzca içilmesi, hakikat-i halde normal dışı olan bu pratiğin fiiliyattaki yaygınlığı sebebiyle normalleşmişti.

Şu an THY'deki ve başka firmalardaki bu husustaki sınırlamaları ya da sınırlama teşebbüslerini artık içki içmeyen, ancak zenginleştikleri ve aynı zamanda bilet fiyatları daha makul seviyelere indiği için uçağa binebilen insanların gittikçe artan şikâyetlerine bağlıyorum. Elimde bilimsel bir veri yok ama tahmin ve gözlemim bu yönde. Fakat bu yeni bir durum olduğu için beyaz Türklerin sanki çok acayip bir şey oluyormuş veya acayip olan bu yeni uygulamalarmış gibi tepki gösterdiklerine şahit oluyoruz. Aslında bu kimseleri çılgına çeviren şey, makul olmayan, hatta hukuksuz defakto bir imtiyazın yerinden edilmesi, ellerinin arasından kayıp gitmesi; yoksa zinhar hakkaniyet kaygusu değil.

En son Delta Hava Yolları’yla Amerika’ya uçuşumda otuz beş yaşlarında iki Amerikalı arkadaş sağımda ve solumda oturuyorlardı. Afrika safarilerini tamamlamışlar, birkaç Orta Doğu ülkesini gezmişler ve memleketlerine geri dönüyorlardı. Sol yanımdaki Apple bilgisayarından kendi çektiği, aslanların Afrika sığırlarını avlayıp yediği görüntüleri izliyordu. Sağ yanımdaki ise daha kendi havasında bir adamdı. Bir yandan müzik dinliyor, öte yandan da bir roman okuyordu. Bir taraftan da devamlı surette içki istiyor, iki eline iki bardak alıyor, içiyor, bittikçe yenisini istiyordu. O istedikçe de hostesler ikrama devam ediyorlardı. O kadar içti ki sonunda sarhoş oldu. Ve biraz sonra da iPod’undan kulağına gelen şarkıya sesli, hatta bayağı yüksek sesli bir şekilde eşlik etmeye başladı. Bunun üzerine hostlar müdahale ettiler. Müdahale derken sadece gayet yumuşak ve kibar bir lisanla ikaz ettiler ve sarhoş olduğu ve başkalarını rahatsız etmeye başladığı için daha fazla içki veremeyeceklerini söylediler. Adam rezalet çıkardı, hostun ismini ve numarasını istedi. Pilotu çağırdı, pilot ikna etmeye çalıştı filan...

Sizce bu tablo normal mi? Ya, Allah muhafaza, aklını geçici olarak yitirmiş bu şahıs daha büyük zararlara sebebiyet verseydi...

Tedirgin olmakta haksız mı insanlar?

Ayrıca sarımsak kokusunun pis olduğunda herkes hemfikir ve işkembe çorbasını içip insanların topluca bulunduğu yere gelenler müştereken ayıplanıyor; ama nedense içki kokusunun pis ve fena olduğu konuşulmuyor. İçki basbayağı pis kokulu bir şeydir ve umumi olan bir yerde bu kokuyu yaymak kimsenin hakkı olamaz.

Başa dönersek, bu mesele dahi bir rövanş, bir görgüsüzlük, bir alan kapma / istilacılık değil, aksine hadiselerin aslına rücu ettirilmesi, anormalin izalesi yoluyla bir normalleştirmedir.

Bir takım sesi sözünden gür çıkanların rahatsız olması hakkın hak olmadığı manasına gelmez, hakkı yerinden etmeye de kâfi gelmez.

  18.02.2013

© 2021 karakalem.net, Ahmet Abdullah



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut