Allah’ı nasıl razı edelim!

Abdurreşid Şahin

“Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.” Ayet meali

NASIL MI RAZI EDELİM? Kendi yaptığımızdan razı olarak. Ne demek yani? Kendi yaptığımızdan razı olursak Allah da bizden razı olur mu? diyebilirsiniz. Evet. Bu rızanın ilk basamağıdır bence. Bir örnekle açıklayayım: Babanız bir ayakkabı almak için size, kaliteli bir ayakkabı alacak kadar bir para vermiş olsun. Siz parayı aldınız. Ayakkabıcıya gittiniz. Görünüşüne, rengine ve modeline, hatta markasına aldandığınız bir ayakkabıyı, denemeden almak istediniz. Satıcı da hakiki deri veya orijinal diye sizi ikna etti. Siz inanarak eve gelip giydiğinizde ayakkabının ayağınıza dar geldiğini fark ettiniz. Zamanla açılır diyerek giymeye devam ettiniz. Akşam eve dönünce bembeyaz çorabınızın renklendiğini gördünüz!

Biraz pişmanlık hissetmeye başladınız, acaba kazıklandım mı şüphesi oluştu içinizde. Ama buna da bahane bularak olsun, ben de renkli çorapla giyerim dediniz. Ertesi sabah giymeye devam ettiniz. O gün yağmur yağdı ve sizi yolda yakaladı. Islandı ayakkabınız. Hatta ayakkabınızın su aldığını hissettiniz. Eve geldiğinizde ayakkabınızın açılmış olduğunu fark ettiniz. Ne hissedersiniz. “Çakmaymış…” dersiniz, değil mi? Meğer yüzeli liraya onbeş liralık çakma bir ayakkabı almışsınız.

Şimdi soruyorum size: yaptığınız alışverişten razı oldunuz mu? Hayır. Peki, babanızın razı olacağını düşünüyor musunuz? Hayır. Babanız sizi memnun etmek için o parayı verdi ama siz yaptığınız alışverişten razı olmadınız. Nasıl babanızın razı olasını beklersiniz?

Misalde olduğu gibi, Yaratıcımız bize hadsiz değerli duygular, duyular, organlar, hisler, vesair vermiş. Bize bunlarla ebedi saadeti satın almamızı murad etmiş. Eğer biz yaptığımızdan kendimiz memnun kalmazsak, vicdanımızı ikna edememişsek nasıl yaratıcımızın razı olmasını bekleriz? O bizim razı olmamız için hayatı, ömrü ve sahip olduğumuz her şeyi verdi, biz bunlardan saadet ve mutluluk devşirememişsek nasıl rabbimizin rızasını bekleyebiliriz? Biz kendimizden razı değiliz, yaptığımızı beğenmiyoruz ki rabbimiz beğensin. O halde rabbimizi razı etmenin birinci merhalesi kendimizi yani vicdanımızı razı etmek.

Ayakkabıcı örneğine geri dönelim. Burada iki türlü tavır sergileyebiliriz. Ya alçak ayakkabıcı beni aldattı diyerek sorumluluktan kurtulup kendimizi aldatabiliriz. Bu züğürt tesellisinden ileri gitmez ve bizi sorumluluktan kurtarmaz. Vicdanımız da ikna olmaz. Ya da kendi hatamızı anlayarak sorumluğu üslenip, yeterince araştırmadan kalitesini test etmeden sorup soruşturmadan zahire aldandığımızı kabul ederiz. O zaman belki babamıza gider ve hatamızdan dolayı affedilmeyi umarız(Bize düşen vazifeleri yaptıktan sonra, yine de aldatılmışsak o başka mesele, vicdan ondan rahatsızlık duymaz. Ben görevimi yaptım diye teselli bulabilir. Bu durumda babanız size yeni ayakkabı parası verebilir).

Şimdi örneği yeniden ele alalım. Babanız para vermiş ve siz parayı aldıktan sonra babanıza: Babacığım ben ayakkabıdan anlamam, kaliteli kalitesiz; deri ya da meşin; marka ya da çakma anlamam ne yapayım, dediniz ve babanız da size ayakkabıdan anlayan birini tavsiye etmiş olsun. Sizin önünüzde yine iki alternatif var: ya tavsiyeye uyarsınız ya da kafanıza göre takılırsınız. Burada kafanıza göre takılırsanız babanız bunu duyduğunda bundan hoşlanmayacağını da bilirsiniz rahat etmezsiniz. Yine razı olmadınız ki babanız razı olsun. İkinci durumda babanızın tavsiye ettiği kişinin tavsiyesine uyarsanız her iki durumda da gönlünüz rahat olur. Sorumluluktan kurtulmuş babanızı razı etmiş olursunuz.

İşte bu misalde olduğu gibi rabbimiz de bize, bizden nasıl razı olacağını açıklamış. Bize bir resul göndererek “Eğer beni seviyor ve razı etmek istiyorsanız resulüme uyun ki ben de sizi sevip sizden razı olayım” demiş. Ona ne kadar uyup uymadığımızın kriteri de yine vidan. Vicdanımızı razı etmişsek O’na uymuşuz demektir. Zaten insan bilmediğinin sorumlusu değildir.

Misali şöyle devam ettirelim. Aslında parayı veren babanız. Dükkân da babanıza ait. Dükkân sahibi babanızın isteğine göre davranıyor. Tavsiye ettiği kişi de sizin ve babanızın hoşlanacağı şeyi öneriyor size.

Bu misali hakikate uygulamak da size kalsın. Ârife tarif gerekmez. Benden sadece ipuçları: Başımıza gelen her şey, her hal, her hareket, bize muhatap edilen eş, dost, düşman herkes ve onların tavırları nerden geliyor? Eğer bunlardan şikayet ediyorsak unutmayalım ki Allah’ın memurlarından şekva ediyoruz. Kâinattaki eserleriyle sonsuz hikmet ve rahmet sahibi olan Allah’tan geliyor her şey. O, onları yaratmaya razı olmuş; peki biz onları kabule razı mıyız?

Allah’ım. Kalplerimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır.

Biz yalnız sana muhtacız. Mutlak acz ve fakrımızı fark ettirmek suretiyle bizi zengin kıl. Zira zenginliğimiz sana duyduğumuz acz ve ihtiyaca bakıyor, anladık.

Bizi senden müstağni olduğumuz zannıyla hakiki fakre düşürme. Bizi kendi havl ve kuvvetimizden beri kılıp senin havl ve kudretine tabi olan kullarından eyle. Âmin.

  03.07.2012

© 2021 karakalem.net, Abdurreşid Şahin



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut