Duyguların Fısıltılarında Esmânın Yankıları

Aytekin Akar

ESMÂÜL HÜSNANIN insanlar üzerinde farklı farklı tezahür edişi, toplumda topyekün münasebetleri belirleyen bir dinamizm meydana getiriyor. Her bir insanın öne çıkan vasfı, insanların birbirlerini tamamlamasına ve böylece tabiattaki canlıların dengesinde olduğu gibi bir ölçüde toplumun da düzen ve tekâmülüne hizmet ediyor. Bazıları sert karakteriyle, bazıları yumuşak huyu ile yani kendisinde Esmanın diğerlerine göre daha belirgin olan özelliği ile ön plana çıkıyor. İnsanlar kendilerini bu baskın özellikleri ile diğerlerine kabul ettirmeye ve bu şekilde toplumda yer edinmeye çalışıyor. Hal ve hareketlere akseden karakter özellikleri yüzünden, tabii olarak bakış açıları ve fikirler de çeşitlenip doğrulara ulaşma yolları arttığı gibi suistimal ile hoşgörüden, birlik ve beraberlikten uzaklaşıldığı da oluyor. Velhasılı insan, duygusal farklılıkların salınımında yaşayıp giderken, karakteri ve davranışları ile Yaratıcısının isimlerine aynalık yapıyor.

İnsanın dünyada bulunuşunun gayelerinden en önemlisi, benlik denilen "ene"siyle muhabbetullaha doğru yol kat etme yani Rabbini sevme hedefidir. Eneden gelen ve Esmanın tezahür ettiği rengarenk duygularla Yaratacının Rububiyeti kavranabiliyor. Bu şekilde, insan kendisini ne seviyede bilebilir, okuyabilir ve tanıyabilirse, Rabbini de o ölçüde tanıyabiliyor. Muhabbet, ancak yakından tanıyabilmekle mümkün olduğu için muhabbetullahın yolu da insanın başta Rabbinin aynası olan kendisini tanımasından geçiyor.

Duyguları israf etmeden, yerine göre ve en uygun tarzda kullanabilmenin yolu Esmanın tecellilerini iyi algılayabilmekten geçiyor. Her ne kadar zaman zaman kabz ve bast denilen hallere düşen kalp, Rabbimizin eliyle evirilip çevrilerek, sıkıntılı veya ferahlık hallerine sokuluyorsa da, bunların da el Darr ve el Vasi isimlerinin birer tecellisi olduğunu bilmek ve yılgınlığa veya taşkınlığa düşmememiz için birer imtihan vesilesi olduklarını hatırlamak gerekiyor. Benzeri içinden çıkılamaz, aşılamaz görünen duygu karmaşalarında bile, Rabbimizin içimizi dolup taşıran esmalarının cilveleri vardır.

Duyguların yoğunlaşmasıyla beliren en tesirli manevi neticeler, belki de istemek, sevmek ve bağlanmaktır. Hayrı ve şerri, ifa ettiğimiz tüm fiiliyatı yaratan elbette Cenab-ı Haktır. Ancak, O'nun izin vermesiyle yaparken veya yapmaya kalkışırken bizi itekleyen unsur ise isteğimiz, arzumuzdur. İsteklerimiz niyetlerimize dönüşüp bizi fiiliyata sevk eder. Böylece doğru veya yanlış, hayır veya şer yapacağımız her ne ise, niyetimizi irademizi ortaya koyarak gerçekleştirmeye kalkışırız. Neticede, biiznillah isteklerimiz fiillerimiz haline geliverir.

Burada asıl konu, galiba neyi, ne kadar ve neden istediğimizde düğümleniyor. Belki de olmasını arzuladığımız; uzun bir sürede içimizde damla damla biriktirip, kendimizce faaliyete geçmek için uygun anı kolladığımız biraz üstü kapalı bir niyetimizdir. Harekete geçme anına kadar iç alemimizde hatta bilinçaltımızda kimbilir ne kadar çok duygu ve düşünce harmanlanıyor, çok farkında olarak veya olmayarak duygu ve düşünce alemimizde ne yatırımlar yapılıyordur. Eğer işleyeceğimiz bu amelin niteliği, şeytan ve nefsimizin işçiliğinde bir şer, bir haram ise, bu duruma muhakkak ki kalbimizi günden güne karartan diğer günahların, ibadetlerimizin zevkini sönükleştiren, hayal alemimizde evirip çevirdiğimiz veya sarf ettiğimiz, boğazımızdan geçirdiğimiz haramların, çok yeme, çok uyuma, çok konuşma gibi gaflet hallerimizin başrolü oynadığı bir süreçten geliniyor.

Aynı şekilde iç alemde sürekli yaşanan aynı rengin farklı tonlarındaki birbirine benzer duygular, insanı dış alemde de aynı yönde yaşamaya sevk ediyor. Bir yandan yaşanan beklenmedik olumsuzlukların da beslediği endişe ve vehim gibi duygular yüzünden kendimizi uzun süre iyi hissetmediğimizde, hata yapma, yanlışa yönelme ihtimalimiz de artıyor. Yaşadıklarımızdan ibret alamamak, sabrımızın ve şükrümüzün eksikliği, karamsarlığı körüklediği gibi özellikle fırtınalı zamanlarda kendimizi kontrol edebilmemizi zorlaştırıyor, duygularımızı israf etmeden yerli yerinde kullanmamızı engelliyor. Böylece zaman zaman isteklerimizdeki tutarsızlıkları fark edemiyor, meşru gayelerimize giden yolda yaptığımız hataları bile mübâh görmeye başlayabiliyoruz. Duygularımız zamanla düşüncelerimize de yön vermeye başlıyor, başımıza gelen her ciddi hadisede mantıkla yaklaştığımız zannına kapılsak ta, aslında besleyip büyüttüğümüz duygularla karar verdiğimizi fark edemiyoruz. Uzun yılların ihmaliyle harabeleşmeye doğru giden bir ev gibi, başıboş veya dağınık bıraktığımız, yanlış dekore edilen mânâ alemimizde sık yaşadığımız bu ölçüsüz düzensizlikler, hayatımızın alt üst olmasıyla birlikte kendimize ve başkalarına da zulmetmemize, kul haklarını sırtlanmamıza sebep olabiliyor.

Halbuki, her ne ile karşılaşılırsak karşılaşalım "Et teenni miner Rahman" hadisinin işaretiyle olan biteni itidal ile karşılamak ve kaderimize tevekkül içinde rıza göstermek, duygularımıza kapılıp isyana sürüklenmemizi engelleyecektir. Kırılacak cam hükmündeki dünya işlerini sağlam elmas hükmündeki ahiret işlerine tercih etmek ve bir nefesimizi bile yaratamayacak varlıklara nimet yerine ilah muamelesi yapmak, en başta duygularımızı da veriliş gayesi dışında, nankörce kullanmayı netice verecektir. Rabbimiz, donanımlarımızı fark ederek asıl sahibine yani kendisine iade edebilmemiz için, kısa bir ömür süresince bize tahsis ettiği tüm maddi nimetlerinde olduğu gibi duygusal varlığımızda da Esmasının cilveleşmelerini görebilmemizi istemektedir. Madem canlıların en üstünü, yaratılmışların en şereflisi ve O'nun yeryüzündeki halifesi olarak var edildik, o halde maksadımız da Esmasını bilip rızasını kazanmak olmalıdır.

  29.02.2012

© 2021 karakalem.net, Aytekin Akar



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut