BU HALE NASIL GELDİK…

Halil Köprücüoğlu

AKŞAM SOHBETİNDEYİZ. Haşir bahsini takip ediyoruz. Beşinci Suret ve Beşinci Hakikati münavebeli olarak birbiri arkasında mütalaa ediyoruz. Üniversitede Tarih bölümünde Öğretim Görevlisi bir arkadaşımız var. Çok yüksek istidatlara yaratılan insan ve onun arzularının gerçekleşmesi anlatılırken birden 1.Balkan savaşlarındaki bir konuyu nazarımıza arz-ı endam ettirdi. Edirne, Yanya, İşkodra savunmaları esnasında cephe komutanı Şükrü Paşaya muhalif olan Enver Paşa’nın asker arasında dolaşarak onlara “savaşmamalarını…” söylemesini üzülerek anlattı. Önemli bir komutanın, hem de Enver Paşa gibi birinin bu davranışı bizi de üzdü ve şaşırttı.

Benim aklıma da Viyana’da bir tepe üzerindeki müzede bulunan bir kabartma resim geldi. Ben hep ecdadımın rüzgar gibi atlarının altında kalan zalim milletlerin askerlerine ait resimleri görmeye aşina iken, birden ecdadımın sarıklarıyla kanlar içinde Avusturya Voyvodalarının çizmeleri altında tasvirini konu edinen o feci resmi hatırladım.

Maalesef Kırım Hanı (Gazi Giray olsa gerek) Viyana Kapılarına dayanan Osmanlı Ordusu için: “Bakalım bu Osmanlı kendi başına ne halt edecek. Bir boyunun ölçüsünü alsın” gibi sözler sarf eder. Belki de Osmanlının kaderini değiştirecek, Avrupa’nın fethine uzanan neticelere sebep olacak Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın Viyana Kuşatması esnasında, küffarın, karşı hareket olarak, Tuna’dan geçişine, elinde imkân olduğu halde mani olmayıp seyirci kalarak Osmanlının başarısızlığına, Avrupa’da fırtına gibi esen Merzifonlu gibi bir büyük insanın ölümüne sebep olmuştur.

Biz bu hislere hâkim olamayışı, olmayışı Risalelerde hep küfre ait sıfatlar olarak okuduk. Bu iki önemli insanın, en üst seviyedeki iki askerin en kritik zamanda yaptıklarını anlamak biraz zor diyebilirsiniz.

Fakat bunun tam aksini de hemen hatırladık. Yukarıda bahsi geçen tarihçi kardeşim, Abdülhamit Han’ın Harekat Ordusunun büyük hatasını, kendine bağlı güçlü 1.Ordu ile karşı koyarak önlemek mümkün iken; milleti, ayni vatanın evlatları da helak olmasın diye kendi şahsını perişan hale getirmeye razı olarak müdahale etmemiştir diye gerçek bir insanlık örneği anlattı.

Benim aklıma da Çerkez Ethem geldi. Devletimizin o zaman başında olan idarecilerle ters düşen Ethem Beyin, devletimizin askerleriyle karşı karşıya gelince, esasında ciddi bir kuvveti varken, kardeş kanı dökülmemesi için Yunanlıların gerilerine çekilip mücadeleyi terk ettiği anlatılır. Ancak maalesef bu harika tarafı nazara verilmez de hainliğinden(!) bahsedilir nedense.

Bu iki harika örnek ruhumuza su serpti.Vicdanımız nefes aldı.

Bir yazımda İhlas Risalelerini “Hislerin Yönetimi” diye açmıştım. Ne yazık ki Nurlardan ders almamıza rağmen onlarca Harbi Umumi (!) yaşadık. Hâlâ da çekişmelere sahne olan bir zemindeyiz. Allah zeminimizi, ruhlarımızı, kalplerimizi durultsun.

Biz eğer ihlası kazanamazsak, “Kardeşlerimizin tükürüğünü misk’ü amber göremezsek”, “Bin haysiyetimiz olsa da onları iman ve Kur’an kardeşliğimiz için feda edemezsek”; isterse haklı olalım, istersek hakkımızı almaya çalışalım; fedakarlık yapamazsak, halimiz çok kötü olacak. Bizim kaybımız Viyana veya Avrupa değil ebedi hayatımız, cennet-i bâkimiz olacak. Hatta iki cihan saadetimizi, hatta bir çok insanın iki cihan saadetini kaybettirecek. Meyve Risalesinde 4. meseledeki tabiriyle “Alman ve İngiliz kadar aklımız olsa, servetimiz de varsa bu davayı kazanmak için sarf etmeliyiz

Fırıncı Ağabey “Dört türlü kavga varmış” diyor. Birisi efendilerin kavgası…Kibar kibar, nezaketle ”Efendi..Efendi..” diyerek tekrar tekrar, sakin sakin anlatmaya çalışır, itişirler deyip, kavgalarının başkalarına göre seviyeliliğin söylüyor.

İkincisi hamalların kavgasıymış. Onlar yük çengellerini birbirine sallayarak, hatta vurarak kavga ederlermiş. Kötü bir hal. Üçüncüsü serserilerin kavgasıymış. Onlar ağza alınamayacak şeyler söyleyerek feci şeyler yapabilirlermiş.

Fakat en kötüsü Nurlu Müminlerinki imiş. Onları örneklendirmiyor, ancak maalesef ”Rezalet paçalarından akar. Daha doğrusu paçalarımızdan akıyor!” diyerek üzüntüsünü kinayeli anlatıyor.

Kafir Şeytan Tuna’yı geçip kalbimizi ele geçirmeden müdahale edelim. İblis ruhumuzu istila etmeden gayrete gelelim. İhlas Risalelerinin, Uhuvvet Düsturlarının Kutsî Kaynaklardan alınmış o güzelim ilmî, aklî kaidelerine bir an önce râm olalım inşâllah..


Not: Bu sitedeki “Ahir ömrümde halis bir … olmak istiyorum “ konulu yazımı da okumanızı tavsiye ediyorum. H.K.

  15.12.2008

© 2021 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut