“Ayakkabını çıkar!”

“ÖZE BAKMAK, şekilde kalmamak, şekle takılmamak gerekir.” İbadet nefse de, bedene de ağır geldiğinde üretilen en genelgeçer mazeret budur. Çağlar boyu, ibadetin bir emr-i ilâhî olarak karşılarında öylece durmasına mukabil, tenbeller ve tenperestler hep aynı gerekçeyi tekrarlayıp durmuşlardır.

Bu düşüncenin sahipleri, niye beş vakit namazın emredildiğini de anlamaz, namazın şartı olarak niye abdestin emredildiğini de. Aslolan kalbin temizliği ise, bedenin en fazla dışta kalan ve en çok kullanılan uzuvlarını kullanmanın hikmeti ne olabilir? Zaten kalbi temizse, zaten bir kötülük düşünmüyorsa ve zaten onu yaratan Rabbi biliyorsa, beş vakit kıbleye yönelip namaza durmanın anlamı nedir?

Uzatırsak, oruca, hacca, İslâm’ın sair emir ve yasaklarına, ve hele ki Peygamber aleyhissalâtu vesselamın sünnetine uzanan bir itiraz silsilesi çıkar karşımıza. ‘Öz’e yönelik vurguyla ‘şekl’e itiraz olunmakta; ‘iç’e dönük bir vurguyla ‘kabuk’a karşı durulmaktadır.

Bu itirazın bir ucu, iman ile İslâm arasında kurulan tek yönlü bir ilişkiye dayanır. Sadece imandan İslâm’a bir çizgi çizilir ve ‘iman’ını ‘İslâm’sızca ‘kâmil’ kılabilen temiz kalbli biri için İslâm’ın gerekmediği savunulur. Halbuki, en başta Kur’ân âyetlerinin bildirdiği üzere, iman ile İslâm arasında çift yönlü bir ilişki vardır. İman İslâm’ı gerektirdiği gibi, İslâm’ın emirlerine intisabı nisbetinde kişinin imanı terakki eder ve ziyadeleşir. İbadet sadece bir sonuç değil; imanın içinde marifetullah ve muhabbetullah mertebelerinde inkişafın ilk basamağı ve ön şartıdır. ‘İman’ özüne nisbetle ‘ibadet,’ meselâ namaz bir ‘şekil’ ve ‘kabuk’ mesabesinde görülüyorsa eğer, bilinmelidir ki, kabuksuz her öz çürür. Özü koruyan kabuk olduğu gibi, ibadet imanın muhafızıdır.

Bir İngilizce, bunu anlamak için, müthiş bir imkân sunuyor önümüze: spiritual. ‘Spirit’ ‘ruh’a karşılık geldiğine göre, ‘ruhanî’ ve ‘manevî’ anlamını içeren kelime yani... Bir açıdan, bu kelime, birbirini gerektiren iki farklı kavramı buluşturur: spirit + ritual. ‘Ritual,’ yani şekil ve kabuk, meselâ ibadetler, emirler ve yasaklar yoksa, ‘spirit’ de uçar gider. ‘Ritual’a elbette bir ‘ruh’ gerekir, ama ‘spirit’in de imanda mukim olabilmek ve imanın derecelerinde inkişaf edebilmek için ‘ritual’a ihtiyacı vardır. Bu ikisi, birbirinin olmazsa olmazıdır.

Tâ-hâ sûresinin tek bir âyeti, bu öz-kabuk, mânâ-biçim, spirit-ritual, iman-ibadet denkleminin bir kez daha teyidiyle çıkıyor Kur’ân muhataplarının karşısına. ‘Ben bir ateş gördüm’ diyerek ateşin olduğu vadiye yönelen Musa aleyhisselam ateşe yaklaşınca, “Ey Musa, şüphesiz Ben, senin Rabbinim” hitabının hemen akabinde ‘ilk emir’ olarak “Ayakkabını çıkar!” buyurulduğunu öğreniyoruz Tâ-hâ’nın 12. âyetinde. Gerekçesi de apaçık bildirilerek:

“Musa ateşe yaklaşınca: ‘Ey Musa!’ diye ona seslenildi. ‘Şüphesiz Ben, senin Rabbinim. Artık ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes bir vadi olan Tuva’dasın.’” (Tâ-hâ, 20:11-12)

Görüldüğü üzere, ‘şekl’e dair bir emirdir Musa aleyhisselamın âlemlerin Rabbinden ilk olarak duyduğu... Bu ilk emirden sonradır ki, âlemlerin Rabbi, “Ben seni peygamberlik için seçtim. Artık sen, vahyedilenlere kulak ver. Ben, Benden başka ilah olmayan bir Allah’ım. Artık yalnızca Bana kul ol ve Beni hatırlamak için namazı dosdoğru kıl...”

Ayakların altında uzanıp giden toprak, ve ayakta bir ayakkabı... Âlemlerin Rabbi, bir ateş gördüğü vadide Musa aleyhisselama ateşin içinden seslenip vahiy nuruyla onu aydınlatırken, en başta bulunduğu yerin ‘mukaddesiyet’ine hürmetin bir nişanesi olarak, ayakkabılarını çıkarmasını emretmiştir. Risalet vazifesini alan ve yed-i beyza ve asâ-yı Musa gibi iki büyük mucize kendisine ihsan olunan Allah resûlü Musa, en başta, bu mukaddese hürmetin bir nişanesi olarak “Ayakkabılarını çıkar!” emrine uyan Musa’dır. Hz. Musa, ubudiyet ve risaletin ilk ‘şekil şartı’nı peşinen yerine getirdiği içindir ki, kendisine ‘esas’ ve ‘öz’ tevdi edilmiştir!

Demek ki, ‘mukaddes’in bizi kuşatabilmesi için, ruhumuzu ve bedenimizi mukaddesin hizmetine sunabilmek gerekiyor. Nitekim, mukaddes vadi Tuva’da ayakkabısını çıkaranın eline yed-i beyza ve asâ-yı Musa gibi iki büyük mucize veriliyor.

İslâm’ın emir ve yasakları karşısında ‘şekle takılmamak’tan söz edenler geliyor bu gerçek karşısında aklıma. Keşke şekle takılmasalar da, şekil şartını yerine getirmekle özün de dünyalarına nüfuzu için bir kapı aralasalar...

  20.11.2008

© 2021 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut