Kaybettiğin için kutlarım seni!

Hasan Yükselten

YAKIN ZAMANDA ilgimi çeken bir animasyon filmini izleme imkânım oldu. Arabalar isimli bu filmde hayatı her zaman hızlı yaşamak ve kazanmak olarak algılayan, bu hedef peşinde koşan genç bir yarış arabasının küçük bir kasabada hayatını sorgulamasıyla ilgili güzel mesajlar ihtiva eden dersler vardı. Ancak beni en çok etkileyen cümle, filmin sonunda geldi. Kasabada yaşadıklarından sonra hayatındaki hedeflerin yanlışlığını anlayan genç yarış arabası, büyük yarışta tam çok istediği şampiyonluğu kazanmak üzereyken, kaza yaparak yarış pistinin dışında kalan yaşlı bir yarış arabasına, son yarışını pistlerde tamamlaması için geri dönerek yardım ediyor ve yarışı kaybederek şampiyonluktan oluyordu. Bu esnada genç yarış arabasının kazanması için uğraşan, kendi ekibinden bir arkadaşı ona şöyle diyordu: ‘Kaybettiğin için kutlarım seni’

Günümüzün sebepler dünyasında, sürekli mücadele, kazanma, kariyer, para, dünyevî mevkiler gibi hedeflerin önemi konusunda adeta beyni yıkanan, hayatın anlamını bunlarda bulan bir nesil için, kaybetmenin kutlanacak bir tarafı yok belki. Öyle ya, kaybeden yarış dışı kalmıştır, nesini kutlayacaksınız ki! Önemli olan sürekli yarış pistinde kalabilmektir, önemli olan iş hayatında yer edinip yüksek makamları ele geçirmektir, önemli olan parlak ünvanlara sahip olabilmektir, önemli olan lüks hayatları yaşamaktır, bunun için de sürekli kazanmak gerekir. Hem de ne pahasına olursa olsun.

Yıllardır çözülemeyen başörtüsü yasağı meselesinde de dindar kesimin duruşu aslında başörtüsünden ziyade kazanma ve dünyevîleşme konusuyla ilgilidir bence. Yakın zamanda başörtülü bir öğrencinin üniversiteye perukla da alınmaması, bence başörtüsü dâvâsında sağlam duramayan dindar kesimle, yasakçıların adeta alay etmesidir. ‘Madem başörtüsüyle okutmuyorsunuz, bari peruğumuzla kabul edin bizi’ diyen bir tavrın neticesinde başka ne sonuç bekleniyordu ki?

Bugün ülkemizde üniversite okumaya adeta bir kutsallık atfedilmiş durumda. Özellikle de kendisi okumamış veya okuyamamış bazı anne-babalar kızlarını tesettürden taviz verme pahasına okutmaya zorluyorlar. Bu anne babalar kendi içlerinde kalan ukdelerini kızları üzerinden gerçekleştirmeye çalışırken, çocuklarını nereye sevk ettiklerinin ne kadar farkındalar acaba? Gelecek endişesi hissi, rıza-yı İlâhîyi unutturabilir mi? “Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler”1 âyetini herkesin kendi hayatı için sorgulaması gerekmez mi? “İnsanlar, ‘İnandık’ demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?”2 âyeti, imtihanın her zaman olacağını göstermiyor mu? Kıymetli cevherleri meydana çıkarmak için bileşiklerin ateşe atılması gibi, yüksek ruhların ortaya çıkması için de her zamanın ateşli imtihanları olacaktır elbette.

Başörtüsünden taviz vermeyi mazur göstermek için söylenen, ‘Yüksek yerleri başkalarına mı bırakacağız?’, ‘İlim de farzdır’, vs. gibi cümleler de bana hiçbir zaman anlamlı gelmemiştir. Farz olan ilim, üniversitelerde okutulan çoğunlukla içi boş olan, seküler eğitimde öğretilen bilgiler olmasa gerek. Hem Allah bize yüksek yerleri ele geçirin diye emretmiyor ki. Allah bu dini bir facirin eliyle de yüceltebilir. O Allah’ın vazifesidir. Bizim vazifemiz meşrû dairede hizmet etmektir. Meşrû dâvâlara hizmetin vasıtaları da meşrû olmalı.

Dindar bayanlar, günümüz sosyal ve kamusal alan anlayışının kendileri için anlamını bir an önce sorgulamalı bence. Meselâ, Bediüzzaman’ın ‘Kadınlar yuvalarına dönmeli’ ikazı acaba artık geçerliliğini yitirmiş midir? Kadının öncelikli görevi iş hayatında kariyer yapmak, kamusal alanda daha fazla görünmek midir? Kadının kendi evindeki özel alanı yerine büyük oranda sokağın kamusal alanı tercih edilmiştir günümüzde maalesef. Halbuki özel olan her zaman daha değerlidir.

Bazen kazanırken kaybeder insan, bazen de kaybederken kazanır. Meselâ müşrikler tarafından şehit edilirken, ‘Vallahi zafere eriştim’ diyen bir sahabe hayatını kaybederken neden zafere ulaştığını söylüyordu acaba? Çünkü hayatını kaybederken, aslında kazandığını biliyordu. Bunun içindir ki, başörtüsünde idealist davrananlar bazı ünvanları, kariyer ve ekonomik özgürlük kandırmacalarını, bir kısım mevkileri kaybediyor gözüküyorlar belki. Ama bu kayıp kutlanacak bir kayıp. Kazanır gözükenlerin aslında kaybettiği, piste çıkanların hükmen mağlûp olduğu bir yarışta, yarış dışı olmak, pistlerin dışında kalmak çok daha iyi bir tercihtir. Selâm olsun bu tercihi yapabilenlere. Kaybettiğiniz için kutlarım sizi!


Dipnotlar:

1. İbrahim Sûresi, 3

2. Ankebut Sûresi, 2

  14.10.2008

© 2021 karakalem.net, Hasan Yükselten



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut