Güverte ve ay ışığı

Derya Güney

YAŞADIĞI ŞEYİN adını koyabilen, neyi neden yaşadığını bilen insanlara her zaman saygı duymuşumdur. Yaşanılan yanlış olsa da farkındalığın getirdiği bir kazanca her an dönüşebilir diye düşünürüm. Hangimiz hayatımız boyunca yanlış düşüncelerin ardından gitmiyor, ifrat ve tefrite kaçmıyoruz ki. Yıllar önce yaşadığımız bir olaya o gününün şatlarında gösterdiğimiz tepkileri, bambaşka biri olarak izliyoruz bugün.

Belli bir kasıt gütmeden, hesapsız kitapsız hayatların yaşandığı, ne istediğini veya isteğine ulaşmak için ne yaptığını bilmeyen günü birlik heveslerin cirit attığı bir dünya, “kendini ve kendindekini tanımanın” önemini daha bir hissettiriyor.

Aslında inandığı dava için mücadele etmenin temelinde de “adını koymak” yatar. Çekilen sancının nedenini bilmeden, hayatınıza getirdiği ve götürdüğü şeyleri tartmadan geçiştirmek insanı her geçen gün kendinden uzaklaştırır. Kendi kendidiyle yüzleşememek, insanoğlunun kendine verebileceği en büyük zarardır belki de.

Geçen yıl akademik bir çalışma için Henry David Thoreau’nun “Doğal Yaşam ve Başkaldırı”sını okumuştum. Yirmisekiz yaşında genç bir adamın tarihe mal olmuş bir yaşam deneyimini kendi kaleminden dinlemek benim için güzel bir tecrübe oldu. Concord Massachusetts’te bulunan Walden Gölü kıyısındaki kulübesinde yıllarını geçirmeye karar verişini Threoau, bakın nasıl anlatıyor: “Ben kendime özgü bir bir şekilde yaşamayı arzuladığım için ormana gittim; hayatın sadece asli gerçekleriyle yüzleşmek, öğretecekleri varsa öğrenip öğrenemeyeceklerimi de anlamak ve gün gelir de öldüğümde, bunca zamandır hiç de yaşamamış olduğumu görmemek için...”

Aradığına ulaşmak için kendine verilmiş hayatı sıradışı bir biçimde yaşayan bu adamın, ormandan ayrılmaya karar verişini anlatan satırlar, tıpkı oraya gitmesi gerektiğine inandığı gün kadar dolambaçsız, inanç ve kararlılık dolu: “Ormandan ayrılışımın, buraya gelişiminki kadar kadar iyi bir sebebi var. Belki de yaşanacak daha birçok hayatım olduğunu ve bu hayat için daha fazla zaman ayıramayacağımı düşündüm. ...Kamarada seyahat etmek istemiyorum, gemi direğinin önüne geçip, dünyanın güvertesinde yol almak istiyorum, çünkü dağların ardında parlayan ay ışığı en iyi oradan görülüyor. Şimdi aşağı inmek istemiyorum.”

Güvertede yolculuk etmek ve parlayan ay ışığını görmeye talip olmak... Bir göl kıyısında yıllarımızı geçirmeye ihtiyacımız var mı bilmiyorum. Buna ihtiyacı olduğunu düşünenler varsa hiç vakit kaybetmesinler. Ama her şeyden önce, ay ışığını görmeyi gerçekten isteyip istemediğimize karar vermeli, sonra da güvertedeki yerimizi bulmalıyız. Gün gelir de öldüğümüzde, bunca zamandır hiç yaşamamış olduğumuzu görmemek için...

“Can sıkıntısına gazel yazmak değil, amacım;
Sabah tüneğinde dikilip böbürlenerek öten horoz gibi
Kuvvetle haykırmak istiyorum,
Komşularımı uyandırsam yeter.”

  18.09.2008

© 2021 karakalem.net, Derya Güney



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut