Söyleşiler

“Mistisizm İslâm’ın yerini tutmaz”

Metin Karabaşoğlu ile söyleşi

Milli Gazete muhabiri Mahmut Bıyıklı'nın, editörümüz Metin Karabaşoğlu ile, “Peygamberin Bir Günü” ekseninde Efendimizin inceliklerle dolu hayatını konu alan söyleşisini yayınlıyoruz..


Bugün yaşadığımız süreçte, mistisizm maneviyatın ve dinin yerine ikame edilmek isteniyor. Eğer biz "lâ ilâhe illallah" diyebiliyorsak, "muhammedun resûlullah" hakikatine binaen söyleyebiliyoruz. Bize düşen, Peygambersiz bir din, vahiysiz bir maneviyat pazarlamaya kalkışanların ipliğini pazara çıkarmak. Ve en önemlisi, Peygamberin ahlâkıyla ve haliyle hemhal olup İslâm’ın güzelliğini üzerimizde yansıtmaya çalışmak.


Bir yazınızda "incelikler peygamberi" diyorsunuz O’nun için. Efendimizin bir sözü var: "Allâh beni zorlaştırıcı ve başkalarının hata yapmasını isteyici değil, bir muallim, bir kolaylaştırıcı olarak gönderdi." Nasıl bir insandır incelikler peygamberi?

Kendisinin peygamber olduğunu söyleyen bir zâtın haberini işitip gelen bir adamın, henüz Peygamber aleyhissalâtu vesselamla tek kelime konuşmadan sırf onun yüzüne bakıp "Bu yüzde yalan yok" diyerek iman edişini unutamıyorum. "Lisan-ı hal, lisan-ı kâlden üstündür" gerçeğinin muhteşem bir delilidir bu olay. Öte yandan, bugün ‘ağzı çok lâf yapan’ bizlerin sözlerinin neden tesirsiz olduğunun veya yeterince tesir etmediğinin de nişanesidir. Onun hayatında sergilediği her türden incelik, bizim için bir ders olmalı.

Hz. Peygamberin bir günü nasıl geçerdi? Bizim bir günümüz o yüce rehberin bir gününün neresinde?

Peygamberin Bir Günü’nde de kabiliyetim nisbetince ifade etmeye çalıştım; onun bir günü, her halinde ve her ânında âlemlerin Rabbinin tefekkür ve tezekkürü ile geçerdi. Bugün bize dayatılmaya çalışılan veya bizim zaten gönüllü olarak kabullendiğimiz ‘ibadet zamanı-ticaret zamanı’ türünden bir ayrım yoktu onun hayatının hiçbir gününde. İbadeti zaten Allah için olduğu gibi; ticaretinde de, yemesinde içmesinde de, oturmasında ve yürümesinde de hep O vardı. Kısacası, onun fikri de, zikri de, fiili de hep O’nun içindi; ve O, her halinde hep O’nunla beraberdi. Sanırım, l-i İmran sûresindeki, onun geceleri gökyüzünü seyredip tefekkür ederken tilavet buyurmayı çok sevdiği âyetlerin sadece bir cümlesini hatırlamanın tam zamanı: "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere uzanırlarken Allah’ı zikrederler." Modern zamanlarda, Kartezyen mantığın ve seküler aklın sevkiyle herşeyi keskin hatlarla ve kesin sınırlarla birbirinden ayırma gibi bir alışkanlık sözkonusu. Bu, bir günün tarifine de yansıyor. Zuhurata tâbi olmaktan uzak; şu gün şu saatte kalkarım, şu saatte şunu yaparım, şu vakitte çalışır, şu vakitte dinlenirim gibi keskin bir gün tarifiyle karşılaşıyoruz. Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bir gününde ise, böylesi keskin tariflere rastlamak mümkün değil. Onun her günün olmazsa olmazı sabiteler elbette var; beş vakit namaz bunun en büyük örneği. Ama hâşâ, Peygamber aleyhissalâtu vesselam bir gününü bugün ya yaşadığımız yahut yaşandığını gözlemlediğimiz duygusuz, katı ve keskin bir ayrıma tutarak, bir tür ‘askerî disiplin’ içerisinde de yaşamamıştır. Beş vakit namaz başta olmak üzere vazgeçilmezleri asla terketmemiş; ama âlemlerin Rabbinin gün içinde karşımıza çıkarması muhtemel zuhurata da açık yaşamıştır.

Peygamber Efendimizin hayatını nasıl anlamalıyız?

Belki, onun hayatını anlamak için, bizim kendi iç dünyamızda nasıl bir donanım ve niyet üzere olmamız gerektiği üzerinde durmak gerek. Kendi namıma, en başta açık yüreklilik gerekir diye düşünüyorum Peygamber aleyhissalâtu vesselamın hayatını anlamak için. Kendimizi merkeze alıp, kendi hayatımızı ‘bu şartlarda en iyisi’ diye sunmak üzere onun hayatından malzeme ve

mazeret arama gibi maalesef zamane insanlarında görebildiğimiz bir halden bilhassa uzak durup, onun hayatını merkeze alarak kendi hayatımızı gözden geçirmek. İlkinin hem sofistike, hem avamî örneklerine çokça rastlıyoruz şu zamanda. ‘Kur’ân’ın ve sünnetin tarihselliği’ne dair iddialar ilkine, "Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy" gibi uydurma sözleri hâşâ Peygamber aleyhisselama atıfla dillendiren yaklaşımlar ise ikincisine örnek.

Bugün Batılı zihniyetin esas sıkıntısının ateizmden değil, teizmden; yani, peygambersiz bir Allâh anlayışından kaynaklandığı söyleniyor. Burada Müslüman’a düşen vazife nedir? İnsanlık "en güzel örnek"ten habersiz yaşıyor…

Bu noktayı çok önemsiyorum. Modernitenin ‘postmodern’ bir sürece doğru evrildiğinin işaretlerini gördüğümüz şu zamanda Mü’minler için asıl tehdit ateizmden gelmiyor; çünkü en son 1968’de çıktığı zirveden sonra ateizmin yıldan yıla güç kaybettiğini araştırmalar da gösteriyor. Ama bu, ateizmin yerini dinin ve vahyin aldığı anlamına gelmiyor. Semavî bir dine tâbi olmama, vahye tâbi olmama, bir peygambere tâbi olmama yönündeki modern inat olduğu gibi duruyor. "Dinsiz olmuyor; ama bari vahiysiz ve peygambersiz bir din olsun" şeklinde bir arayıştan söz etmek mümkün. İnternete girin; hepsi ‘insan yapımı’ onlarca "New Age" din bulursunuz. Bu süreçte, mistisizmin kendisini maneviyatın ve dinin yerine ikame edilmek isteniyor oluşunu hak dinin önündeki en büyük tehlikelerden biri olarak görüyorum.

Oysa unutmamak gerek. Bugün biz "lâ ilâhe illallah" diyebiliyorsak, "muhammedun resûlullah" hakikatine binaen söyleyebiliyoruz. Dolayısıyla, bize düşen, elbette en başta uyanık olmak, bu tehlikenin farkında olmak; peygambersiz bir din, vahiysiz bir maneviyat pazarlamaya kalkışanların ipliğini pazara çıkarmak. Ve en önemlisi, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın ahlâkıyla ve haliyle hemhal olup İslâm’ın güzelliğini üzerimizde yansıtmaya çalışmak.

Kalpler uyanmasın diye parazit yayın yapıyorlar

Efendimiz s.a.v. Kur’ân’ı nefsine hâkim kılmıştı. Verdiği hükümde durur, ona koşup boyun eğerdi. Peki, biz mesajı niçin alamıyoruz?

Âyetleri hatırlayalım. Müşrikler, Mescid-i Haram’da Peygamber aleyhissalâtu vesselam Kur’ân okurken, âyetlerin sadâsını kulaklar duymasın, kalbler uyanmasın diye gürültü yapıyorlar, şamata yapıyorlar. Bugünün müşrikleri de aynı şekilde şamata yapıyor, parazit yayın yapıyor, Kur’ân’ın duru mesajının ve Efendimizin aydınlık hayatının akılları ve gönülleri fethetmesinin önüne geçmek için bu kudsî sesi boğmaya, duyurmamaya çalışıyorlar. En başta bu parazit yayınlara karşı uyanık olup, akıl ve kalb vericilerimizi doğru açıya yerleştirmek gerekiyor ki, Kur’ân’ın mesajını lâyıkınca alabilelim.

Peygamber Efendimizin hayatından sizi en çok etkileyen tablo nedir?

Fikrinden ve zikrinden Allah’ın hiç yitip gitmemiş olması. Hicret esnasında mağaradaki o en umutsuz ânda dahi yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’e "Hüzünlenme! Allah bizimledir" diyebilmesi; fetih için Mekke’ye girmek üzere iken ise "Allah va’dinde durdu, kuluna yardım etti; birleşmiş hizipleri tek başına yenilgiye uğrattı" diyerek, bu en büyük zaferi nefsine en küçük bir pay çıkarmadan O’na hamd ve şükretmesi... Ve bir de, onüç yıl Mekke’de kendilerine yaşatılanlara karşılık, "Bugün hepiniz serbestsiniz" diyerek destansı bir affedicilik sergilemesi...

  07.06.2008

© 2021 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu ile söyleşi



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut