Perdelerin aralandığı yakîn halleri

Halil Köprücüoğlu

HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ mü bilemem. Allah’la daha yakın olduğunuz, gafletin adeta azaldığı hatta yok olduğu zamanlarınız hangi durumlardır. Kendi seviyenizde de olsa perdelerin biraz aralandığı zamanlar…

Ben biraz düşününce belli şeylerin perdelerin aralanmasına sebep olduğunu anladım.

Besmele çekilince, şükrederken, dua edilirken, Sünnet-i Seniyye ifa edilirken, tefekkür esnasında, Kur’an okunurken, tespih çekilirken ve elbette ibadet esnasında ayrı bir boyuta girildiğini, adeta yakîn hasıl olduğunu düşünüyorum. Elbette bu mânâların, “Hakikatiyle gerçekleşmesi esnasında perdeler aralanıyor.” diye bir şart ta eklemem lazım.

Bediüzzaman Hazretleri “Bismillah, her hayrın başıdır.” derken; klasik Besmele anlayışının dışında, adeta bu kelimenin temel felsefesini ortaya koyuyor. Bismillah demek bütün hayırlı işlerden de önemlidir. Çünkü bu kelime ile, insan olarak, yaşadığımız bu kainatta, her şeyin, O’nun izniyle gerçekleştiğini belirtiyorsunuz.

En iyi bir zeminde, iş yeriniz var. Çok iyi bir esnafsınız. Müşteriniz bol. Sermayeniz oldukça fazla. Kâr durumunuz arzuların çok üstünde… Ancak siz iş yerinizi Bismillah diyerek açıyorsunuz. Yani bütün sebeplerin arkasında hakiki müessirin Allah olduğunun farkında oluşunuzu ortaya koyuyor, kainatın en büyük sırrını çözdüğünüzü, perdenin arkasını gördüğünüzü belirtiyorsunuz. İşte bu mânâyla hareket ettiğinizde perdeler aralanır, yakîn hasıl olur, huzur bulunur.

Çok kaliteli bir otoyu, çok ustaca kullanıyorsunuz. Kaidelere dikkatle uyuyorsunuz. Arabanızın çok üstünlükleri var. Ama siz, arabanızı yine de Bismillah diyerek çalıştırarak, esas koruyanın Allah olduğunu bildiğinizi ifade ederek, perdeleri aralıyorsunuz.

En iyi hastanede, en mütehassıs tabiplerin elinde ameliyat oluyorsunuz. En iyi ve pahalı ilaçlarla teknolojinin zirvesinde bir muhatabiyetiniz söz konusu; ama siz yine de sebeplerin arkasında esas hükmedenin Allah olduğunu haykırıyor, Bismillah diyerek ilaçlarla muhatap olmayı,Şafi-yi Hakikiyi tercih ediyor ve yakîn hasıl ediyorsunuz.

Yani koruyan, muhafaza eden, rızkı veren, şifa veren hep O’dur diye, hakiki müessir olan Allah’ı bulduğunuzu ifade ederek, yaradılış gayenize ulaşıyorsunuz.

Siz iyisi mi 1.Sözün arkasında bulunan Besmelenin Sırlarını iyice massedinceye kadar tekrar tekrar okuyun.

Yukarıda ifade edilen en iyi bir yerdeki iş yerinizde, çok iyi bir esnaflık sonucunda, bol olan müşterilerinizden, çok olan sermayeniz sayesinde, kâr durumunuz arzuların çok üstünde gerçekleşiyor. Ancak siz yine “Ben şu imkânlarım sayesinde, …şöyle kazandım. “ demek yerine; “Elhamdülillah” diyerek, sebeplere değil de, onların arkasındaki hakiki rızk verene teşekkür ediyorsunuz.

Çok emeklerle, yüksek teknoloji kullanarak ürettiğiniz filan mahsulü elde ettikten sonra, idrakiniz ve imanınız sayesinde bütün sebeplere uymakla birlikte, sonuçta kazandıklarınız için, müessir gibi görünen o sebeplere değil de, hakiki müessir olan Rezzak-i Hakikiye, teşekkürünüzü arz ediyorsunuz. Rızk perdelerini aralayarak yine yakîn hasıl ediyorsunuz. Elbette müthiş bir huzura ve lezzete de nail oluyorsunuz.

Hele Şükür Risalesini okursanız düşünceniz tamamen değişir. Çünkü kainatta hayatın merkeze alınmasıyla iki-üç yüz milyar adetten fazla olduğu söylenen galaksilerin her birindeki iki üç yüz milyarları bulan yıldızların sayısız gezegenlerinden şimdiye kadar Dünya dışında bilinen hayat şeklinde bir hayatın bulunduğu bir mekanın bulunamayışı; daha sonra bu dünyada ise her şeyin insana uygun halde dizayn edilmesiyle onun merkeze alınması ve onun da rızka muhtaç ve hatta çok çeşitlerine iştihalı yaratılışı sizi oldukça şaşırtacaktır.

Hele hayvanların çoğunun birkaç çeşit yiyecekle kifayet edebildiği, tad alma duyularının çok kısıtlı olduğu, çoğunun gözlerinin renklere karşı duyarsız ve hatta renk körü olduğu, sizi yiyeceklerin sanki tamamen insanlara takdim edildiği fikrine götürecektir. Bu manalarla şükrün önemini çok farklı değerlendirecek, bütün nimetler için O Rabb-i Rahime daha samimi teşekkür edeceksiniz. Bu teşekkürler, adeta perdelerin açılmasını sağlayan motorları çalıştıran unsurlar haline dönüşecek.

“Dua bir sırrı ubudiyettir” cümlesi de Bediüzzaman Hazretlerine aittir. Çünkü O, duanın, yani Allah’tan istemenin, esasen kulluk mânâsının idrakiyle alakalı olduğunu düşünür. Çünkü dua eden bilir ki “Birisi var, onun kalbinin hatıratını bile bilir. Her derdine derman olabilir. Gücü ve ilmi her şeye yeter .” Hem dua ile Müessir-i Hakikinin O olduğunu da ortaya koymuş olur. Yukarıda da bahsedilen mükemmel otoyu mükemmel kullanır, ama “Bism. Subhânellizi sahhara lena heze vema künnâ lehû mukrinîn” diyerek, yine O’ndan medet umar, O’na yalvarır, O’na sığınır…Bu hal esnasında perdeler yine aralanır, teveccühünüz oranında da yakin hasıl olur elbette. Ulaştığınız lezzetler size helâl olsun

Fakat Sünnet-i Seniyye ifa edilirken, bu mânâlar daha da güçlü oluşur. Siz, basit ve adi bir hareketi yaparken, mesela yatarken, yerken, su içerken; bir anda Sünneti aklınıza getirirsiniz. Yani Resul-ü Erkemi tahattur edersiniz. O nasıl yapmış dersiniz. Hemen O’nun yaptığının dinin bir emri olduğunu da akledersiniz. Ve daha sonra, Şâri-i Hakiki aklınıza gelir; Zat-ı Zülcelal’e ulaşırsınız. Adi ve basit hareketiniz bir anda ibadete inkılap eder. (24.Söz,5.Dal,3.Meyve-Söz Y.Evi 485) Yine çok açık bir şekilde perdeler aralanmış, yakîn hasıl etmişsinizdir. Sizi meleği âlânın sakinleri gibi biz de tebrik ederiz.

Tefekkür esnasında, yine sizin beceriniz ve halisiyetiniz derecesinde hep O Zata ulaşır, hep O’nunla karşı karşıya kalırsınız. Eğer Mânâ-yı Harfiyle, O’nun adına bakmayı öğrenmiş, hatta kaba tabirle filan futbolcunun her yerden ve her durumdan göl atmasından daha iyi bir tarzda, her yer ve her şartta tefekkür etmeyi başarıyorsanız, zaten perdeler size hep açık sayılır. Siz melekût aleminde yaşıyorum bile diyebilirsiniz. Hz. Ali’nin “Perde-i gayp açılsa, yakînim ziyadeleşmeyecek.” derken, belki de buna nail oluşunu ifade etmek istiyordu.

Kur’an okunurken, imanınız biraz tahkiki ise; Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu ilmen biliyorsanız; belki de Allah’tan veya Cebrail AS.’dan, veyahut da ASM.’dan dinliyormuşçasına bir idrakle o Kutsî Kaynakla muhatap olabiliyorsanız zaten siz de perdelerin nasıl aralandığını, hatta kalktığını; nasıl Allah’ın huzurunda gibi bir hale ulaştığınızı açıkça görürsünüz.

Tespih çekerken biraz dikkat edin. Tahiyyâtı okurken Bediüzzaman gibi bütün mahlukatın tespihlerini O’na takdim edişi düşünün. Rükû ve secdelerde söylediklerinizi; namaz sonrası onun çekirdekleri olan mânâları adeta tekrar tahattur ve te’kit için 33’er defa söyleyişinizi, biraz daha, Risalelerden okuyan ve en güzel şekilde tatbik etmeye çalışan M. Emin Birinci Ağabey gibi yapmaya çalışsanız- gerçi, muhakkak pek çoklarınız belki de daha mükemmel yapıyorsunuzdur- perelerin nasıl yok olduğunu sarahaten ve kolayca göreceksiniz. Eğer sizin perdeleriniz daha kalın ve tam aralanmıyorsa o zaman Risalelerden bu mânâların açıldığı bahisleri mesela 24.Sözün 1. Dalını, Peygamber Kıssalarını, Tahiyyâtı, Tespihatın önemini tekrar tekrar Bediüzzaman’ın dilinden okuyun; Hizb’ül Hâkaikte sık sık ve samimi olarak bir gezinin. Muhakkak perdeler oynayacak ve zamanla iyice aralanacaktır. Siz nelerin ibadet zamanı olduğunu, dua ve tespihin asıl illetinin ne olduğunu muhakkak Bediüzzaman’dan dinlemelisiniz. İnanın, O, daha anlaşılır, daha net ve sarih anlatıyor. Bir deneyin, siz de bana hak vereceksiniz.

Hastalıklar…..Ufağı büyüğü dahil size hakiki halinizi, aczinizi çok kolay idrak ettirecek. Algılama cihazınız Ene bu sayede acz ve fakrınızı size net ve kat’i bir surette anlatacak. Zaman zaman rahatsızlıkların tekrarıyla bu haliniz sizde doğru olan algılamaları alışkanlık haline döndürecek. Hastalığınıza bile bu sebeple şükredeceksiniz. Hem tedavi olmaya hem de onun sayesinde doğruları tam anlamaya devam edeceksiniz. İsterseniz en iyisi 25 devalık Hastalar Risalesini okumaya çalışın. Bakın perdeler ne kadar kolay ve çok açılıyor.

Hasta olan kardeşlerinizi, müminleri ziyaret edin. Hatta zaman zaman hastanelerin Acil Servislerin önlerine gidip etrafı seyredin. İnanın oralarda perde aralayıcıların en hızlıları bulunuyor.

Bela ve musibetler... Onlarda perde çekiciler, aralayıcılar, belki de kaldırıcılar olarak vazife yaparlar. Ama olaylara iman gözüyle bakabilirseniz bu anlamı yakalarsınız.. Çobanın zarara yönelen koyuna taş atması gibi bir mânâyı, hayatınızda tespit edebilmelisiniz. Belki lise sıralarında okuduğunuz Fuzuli’nin, bela ve musibetleri dost olarak görmesini daha iyi algılarsınız. Siz de İ.Hakkı Hazretleri gibi “Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler“ deyiverirsiniz. Onlar sayesinde bakışınız rayına oturacak, rahatlayacaksınız.

Yakınlarımızın vefatı da tam değerlendirilecek fırsattır. Allah hesabına ölüme bakıp, faniliği çok tesirli olarak anlama fırsatını tam yakalamalısınız. Her nefsin ölümü muhakkak tadacağını söyleyen ASM’ı daha iyi anlamaya çalışın. Bu halinizle şöyle bir düşünün. Perdelerin ne kadar inceldiğini hemen anlayacaksınız. Eğer rabıta-yı mevti kendi nefsiniz için sık sık yapma fırsatı bulursanız sizin ıslahınızda, yakîn hasıl etmenizde çok faydasını görebilirsiniz.

Elbette ibadet, Sünnete uymak gibi en kolay ve en fazla perde kaldırıcı haslete sahiptir. Ancak yine size R.Nurları ve mesela 9.Sözü tavsiye ediyorum, Tahiyyâtı tavsiye ediyorum. Nurlu eserlerin müthiş tefekkürü ile Allah’ı daha iyi bilmeyi ve bulmayı tavsiye ediyorum. Daha sonra Bediüzzaman’ın 27.Sözde Sahabeleri anlatırken ifade ettiği gibi , “Subhâne Rabbiyel ’l┠mânâsını bizzat secdelerde siz de yaşarsınız inşâllah. Bir deneyin. İnşâllah muvaffak olur, melekût alemlerine kolayca geçersiniz. Belki de içinizde bu halleri daima yaşayanlarınız vardır. Onların dualarını, bizler, daima yardımcı olarak bekliyoruz.

Halis bir Oruçta ulaşılan idraki büyük ihtimalle anlatmaya bile lüzum yoktur. Karakalem’deki Oruçla ilgili yazıma da bir göz atsanız, mümkünse bilhassa Ramazan Risalesini okusanız, sizin için durum biraz daha kolaylaşır sanırım.

Hele Hacda, perdelerin halini bir görün. Belki de Bediüzzaman gibi düşünür, en âmi bir müminin bile Allah’la hâzirâna bir muhatâbiyete ulaştığını inşâllah bizzat yaşarsınız.

“..bir hacı, ne kadar âmi de olsa, kat’-ı meratip etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i Rububiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubûdiyet ve meratib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rububiyet Allahu ekber, Allahu ekber ile teskin edilebilir. Ve onunla, o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvere ilân edilebilir. (16 Söz,4.Şua)

Yukarıda anlatılan mânâları tahattur ederek yaşadığınızı düşünerek günlük yaşayışımıza bir göz atalım.

Sabahleyin kalktınız sabah namazı ile perdeyi aralarken, tespihatla perdeleri açık tutmaya devam ediyorsunuz. Dua esnasında yakîn haliniz artarak devam ediyor. Biraz daha istirahat edecekseniz sünnete riayet ederek yattığınız için perdelere tekrar tekrar açılıyor. Tekrar kaktığınızda lavaboda da sünnete riayet ettiğinizden perdeler tekrar açık hale geliyor.

Kahvaltıda zikir, fikir, şükürle muhatapsanız;besmele ile başlayıp O’na teşekkür mânâsında olan elhamdülillah ile bitiriyorsanız; tefekkür ederek yiyip içiyorsanız perdeler zaten açık halde bulunuyor. Hatta yemek öncesi ve sonrası ellerinizi yıkayıp kurularken bile sünnete riayet ettiğinizden yine perdeler açık kalıyor. Çünkü o basit hareketten siz Şariî Hakiki’ye ulaştığınız için adeta O’nun huzurunda gibi bir haldesiniz. İş yerinize girişinizde de, akşam dükkanınızı kapatırken de O’ndan medet umduğunuzdan, sonucu O’na verdinizden hep O’na müracaat ediyorsunuz. Alışveriş esnasında Sünnete riayet ederek hep yakîn halindesiniz. Öğle ve akşam yemeklerinde de, öncesi ve sonrasında da hep aynı şeyler devam ediyor. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarında da, bunların arkasında çektiğiniz tespihlerde de ayni yakîn haliniz devam ediyor. Hastalık, bela gibi şeylerle muhatabiyetleriniz olursa yine yakîn söz konusu oluyor. Katıldığınız cenaze namazı ve kabre gidiş hep perdelerin aralanmasına vesile oluyor.

Oruç tutarsanız, Hacda iseniz yine bu haller daha yoğun bir şekilde devam ediyor.

Elbette ve her halükârda bütün bu anlatılan haller için muhakkak imanınızı terakki ettirmelisiniz. Lemaat’te anlatılan zihindeki bilgi mertebelerinde muvaffakiyetle ilerlemelisiniz. Notalarda anlatıldığı gibi su, hava ve nur gibi olan hakâika tenkit parmaklarıyla ulaşmaya yeltenmeden, samimi müteveccih olabilmelisiniz. Elbette ve muhakkak hâlis olmalı; Kur’an ahlakıyla ahlaklanmalısınız.

Allah, samimi kulluğumuzda hepimize muvaffakiyetler versin. Perdeleri aralatsın, yakîn hâsıl etsin inşâllah. Amin…

  03.02.2007

© 2021 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut