Daha iyi günler, yola çıkmış, geliyorlar

Halil Köprücüoğlu

İSTANBUL İLİM ve Kültür Vakfı tarafından organize edilen “Risale-i Nur’a Göre Kötülük, Şer Kavramı ve Haşir” konulu Uluslararası Toplantı dünya çapında yirmi civarında uzman akademisyenin katılımlarıyla 19-20 Kasım 2006’da İstanbul’da Akgün Otel’de gerçekleştirildi.

Bu konferanstan, özellikle batı toplumlarında tam hikmeti bilinmediğinden yanlış anlaşılmalara ve inançsızlığa sebep olan, bela ve musibetlerin doğru anlaşılmasına katkı sağlaması beklenmekte idi. Çünkü, belalar, musibetler, ölüm ve benzeri ‘KÖTܒ gibi görünen hadiseler iman gözüyle bakılmayınca, insanın hem maddî hem de manevî helâketine sebep olmaktadır.

Bu konferansta, Risale-i Nur’un en güçlü olduğu bu alanda, konunun dünya çapındaki uzmanlarınca ele alınıp incelenmesinin ve sonucun da “SUNY PRESS” gibi bir yayınevi tarafından kitaplaştırılmasının bu alanda atılmış önemli bir adım olacağı ilgili vakıf tarafından açıklandı.

Vakıf olarak yapılan bu çalışmayla insanlığın “ÂHİRET” inancı gibi önemli bir meselesine el atmış olmalarından dolayı onlara; katkılarından dolayı bütün ilim adamlarına teşekkür eder; böyle bir toplantının ülkemizde yapılması ve ona katılma nimetinden dolayı da Allah’a sonsuz şükrederiz.

Daha önceki bir Karakalem Dergisinde yayınlanan bu sempozyumlardaki işleyişin haklı tenkitleri sanki bütünüyle kabul edilmişçesine bu çalışmada her şey çok daha güzel planlanmıştı. Hem tebliğleri sunum için herkese yeterli zaman verilmişti, hem de her tebliğin sonrasında soru sorma ve ilgililerce cevap verilebilmesi için yeterli süre ayrılmıştı.

Tebliğlerde “Kavşaktaki İslam” kitabından, Şükran Vahide ve Mehmet Aydın beyin daha önceki makalelerinden çok nakiller vardı. En çok dikkati çeken bir durum da herkesin faal olması, bol not alması, pasif olmaması, asla uyuklamaması idi ve bu durum çok dikkate şayandı.

Hele Stutgard’an tanıştığımız, hâlâ ABD.’de Hartfrod Seminary’de mastır yapan Tuba Yeşilhark hanım ve okul arkadaşı bir genç hanımın büyük bir gayretle bilgisayarlarıyla not almaya çalışmalarındaki dikkat ve itinaları, ABD’den bu çalışma için buralara kadar gelmiş olmaları, onların bu faaliyetlerle adeta bütünleştiğini, bir dava olarak benimsediklerini görmek beni daha da sevindirdi, heyecanlandırdı. Bediüzzaman’la ilgilenenlerin sayısının bu kadar artması, İslam’ın dünyada çok ileri seviyelere doğru ilerlemesi elbette herkesi memnun etmiştir.

Anlatılanlara bakarsak; onlara göre Bediüzzaman, hem yaşamış olduğu asrı, hem de daha sonrasını güzelleştirmek gayreti içinde olmuş. O, zulmün doruklarında yaşarken bile hiç kin duymamış. Biz muhabbet fedaileriyiz, demiş. Bu sözlerle Bediüzzaman’ı anlatan ilim adamları, sanki kırk yıllık ahbap gibi çok iyi bir uyumluluk içinde idiler. Bir çok ilim adamı kıyafetleri açısından da rahat ve serbest bir görünüm arz ediyorlardı. En çok söz edilen Bediüzzaman’ın ve onun talebelerinin sevgisi idi. Bediüzzaman’a göre sevgiden, daha çok sevilmeye layık bir hiçbir şey yoktu. Pek çoğu: “Said Nursi bizleri, hepimizi zenginleştirdi. Uzlaşma kültürünün ruhunu tam manasıyla hissettirdi.” diyerek bu çalışmalara dünyanın çok ihtiyacı olduğunu belirttiler.

Tebliğ sunan bir Hıristiyan Profesör, kendisini bütün kalbimle seviyorum demesi üzerine; 10 yaşındaki çocuğunun: “Baba sen beni bütün kalbinle sevemezsin. Zira Allah’ı sevmek zorundasın. Ben kalbimi dörde böldüm. Birisiyle Allah’ımızı; birisiyle annemi, birisiyle babamı ve birisiyle de bütün insanlığı seviyorum.” demesini anlatırken herkesi ağlattı.(Bu konuda 32.Sözdeki Allah için sevmenin ölçülerine de bakılmalıdır ki Allah için sevmenin R.Nurdaki daha yüksek ölçüleri görülsün, anlaşılsın.)

Bu arada Prof. Dr. Oliver Leamann’a Mehmet Fırıncı ağabeyin, daha önceki sempozyumlar sırasında ” Biz 50 yıldır bu eserleri okuyoruz. Siz nasıl oluyor da R.Nurları bizden daha iyi anlıyor, yeni ve çok güzel mesajlar çıkarabiliyorsunuz” sözünü tekrar hatırladım. İlgilenilen konuda yazılan ve yapılan bütün çalışmalara ulaşabilen ilim adamlarının bunları mukayese ederek farklılıkları, üstünlükleri tespiti, anlaması elbette daha kolay oluyordu. Bu mânâyı bu toplantıda tekrar tekrar yaşadım.

Libyalı bir Prof. İse “Benim gibi bir Bedevi’nin Bab-ı Ali’yi ziyaret etmesi büyük bir şeref ve mutluluk; vazifemiz adaleti nehirlerin aktığı gibi akıtmak” derken heyecanımız doruğa çıktı. Ben fotoğraf çekmeye çalışırken, bir ilim adamı “Beyefendi çekmeseniz de olur. İnşâllah her şey, kalplerden geçenler bile bir Hafîz-i Zülcelal tarafından kaydediliyor” diyerek bu toplantıda kazanılan bir başka boyutu da hatırlattı.

Hele bir Amerikalı Profesörün: “Askerlerinin Irak’a Türkiye’den geçmesi için, benim ülkemden verilen 15 milyar dolarlık rüşveti kabul etmeğiniz için sizleri tebrik ederim. Maalesef dünyanın yüzü kanla boyandı. Başkanımın adını utanarak söyleyemiyorum,”gibi sözler demesi, hak namına herkesi heyecanlandırdı. Sık sık söylenen “Şimdinin aciliyetini yakalamak zorundayız “cümlesi de çok önemli bir mesajdı.

Bütün bunlar, bir Internet sitesinde Bediüzzaman Hazretlerine itham ve hakaretler yağdıran, O’nu, tahsilsiz ve rüyalarla kendi ilmini anlatmaya çalışan bir insan olarak takdim etmeye yeltenenlere; diğer onlarca sempozyumlarda da olduğu gibi bu ilmî çalışmada da adeta değişik ülkelerden, farklı üniversitelerden gelen farklı dinlere mensup yirmiden fazla ilim adamı, dolayısıyla fakat çok net cevap vermiş oluyorlardı.

“Biz Hıristiyanlar olarak size çok teşekkür ediyoruz.” diyenlerle; “Dinî şehir İstanbul’da Bediüzzaman ve O’nun talebeleriyle bu toprakların kalbine indik:” diyenlerden; “Bediüzzaman, dininizi değiştirmeyin, dininizi ikmal edin diyor.” diyenlere; “Mucize yaşıyorum” diyen ve Türkçe olarak, Cevşen okuduğunu, binlerce Cevşen dağıttığını, onu her gün herkesin muhakkak okuması gerektiğini, Hz. Peygamber Muhammed ASM.’a, Büyük Melek Cebrail AS. tarafından getirilen bu büyük dua ile dünyanın, bütün insanların dertlerine deva bulunabileceğini heyecanla anlatan Moraviç’e kadar her konuşan, dünya’nın dört bir tarafından gelen katılımcılara, ilim adamlarına müthiş bir heyecan yaşattı; Türkiye’nin, Bediüzzaman’ın manevi kalkan olduğunu adeta fiilen gösterdi.

Özetle, aracısız direkt Hıristiyan entelektüellerin dilinden Dinimizi ve Dinimizin ve diğer Semavî Dinlerin sembol isimlerini dinleme fırsatımız oldu. Bediüzzaman’ın fikirleriyle ilgili bu toplantı vesilesiyle imanlar kat kat arttı. Herkes, dini ikmal etmenin hassas inceliğine yoğunlaştı. İslam’ın, savaştan önce sulh içinde yaşamanın hukukunu tanzim ettiğini tekrar öğrendi.

Bir Amerikalı bilim adamı ise: “Şimdi bu toplantıdan sonra kiminiz Irak’a kiminiz Afganistan’a, kiminiz Filistin’e gideceksiniz. Hep zor bölgeler. Ama gerçeğimiz bu; bu çalışma bütün insanlığın saadetine, olmazsa olmasına kuvvet veren bir çalışmadır, diyerek gerçeğin bir başka yönüne dikkat çekti.

İki günlük oturumlar sonunda hemen tüm katılımcılar memnuniyetlerini ifade ederken âhireti inkarın imkansızlığını ve Haşre yeniden kuvvetlice iman ettiklerini açıkça beyan ettiler.

Bu arada toplantıya katılan bir ilim adamıyla Bediüzzaman’ın talebelerinden biraz rahatsız olan Mustafa Sungur ağabeyi, evinde ziyaret ederken – Allah acil şifalar versin- orada tevâfuken karşılaştığımız Ahmet Aytimur ve Hüsnü Bayram ağabeylerle sohbet imkanı yakaladık ve hepsinin de bu gibi çalışmalarda muvaffakiyetler için dualarını alma fırsatını bulduğumuzu belirtmek isterim.

Allah bu çalışmaların başarılı şekilde devamlarını nasip etsin, amin.

Büyük bir lezzetle bulunduğumuz bu toplantıda sunulan -ve metin olarak dağıtılan- tebliğlerin kısa bir özetini, ilgili vakfın yayınlarından, arkadaşların notlarından da istifade ederek vermeğe çalışacağım. Arzu edenler bu altı sayfalık özeti okuyabilirler :

1- Prof. Dr. Oliver Leamann, Kentucky Üniversitesi, ABD

İslâm ve Yahudilikte Kötülük Kavramı: Said Nursi ve Musa İbn-i Maymun

Yahudilikte acı ve çile çekmek kavramlarının daha geniş incelendiğini; Tevrat ve Yahudi kaynaklarında Hz. Eyyub’un kendisi de, hastalığı da Kur’an’dakinden çok daha detaylı anlatıldığını anlattı. Yahudi kaynaklarında ve Hz. Eyyub’un hastalığına dair tefsirlerde bu dünyada yaşanılanların karşılığının ahirette verileceğinden direk bir bahis olmadığını, ancak Bediüzzaman’ın, ahiret konusundaki çarpıcı anlatımına dikkat çekti. Bediüzzaman, bu dünyada acı çeken masumların acıları ve çektikleri sıkıntıların öbür dünyada ödüllendirileceğini, haşir konusundaki fikirlerinin temelinde sunuyor ki böylece hayatta çekilen sıkıntı ve çileler anlamlandırılıyor dedi.

12. yüzyılda yaşamış meşhur Yahudi alim ‘İbn-i Maymun’nun Haşir konusunda “İnsanlar Tanrıyı tam bilmediği için ilahî adaletin nasıl işleyeceğini ve ahiret olursa Tanrı’nın nasıl bir adalet uygulayacağını bilemez” derken; Bediüzzaman, “Allah’ın isimleriyle haşri çok kuvvetli delillerle anlatmıştır.

Allah’ın zatı ve sıfatları hasebiyle ahiretin ve büyük yargılama sonunda ödüllendirme ve cezalandırma olması, ilahî bir gerekliliktir” demiştir; Haşre, herkesin anlayabileceği deliller göstermiştir diyerek devam eden Leamann; ”Bir insan bu kadar ehemmiyetli konuların cevaplarını bilmeden hayatını nasıl yaşayabilir ki!” diyerek sunumuna devam etti.

2- Prof. Dr. Barbara Stowasser, Georgetown Üniversitesi, ABD

Kötülük Kavramı ve Hz. Adem ile Havva Kıssasının Anlamları

Stowasser, Tevrat, İncil, Kur’an, konuyla ilgili Hadisler ve İlkçağ Tefsirlerini kullanarak, bunları Bediüzzaman’ın görüşleri ile karşılaştırdı. Yahudi ve Hıristiyan anlayışına göre tüm kötülük ve günahların temeli olarak Hz. Adem ile Havva’nın Cennet’ten kovulmalarına sebep olan ilk günahın gösterildiğini, Hıristiyan inançlarına göre bu ilk günahın tüm insanlara “genetik” olarak geçtiğini, bu yüzden bebeklerin bile vaftiz edilmesinin gerektiğini; Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında Hz. Havva’nın ilk ve tüm günahların suçlusu olarak ele alındığını, kadının günah işleyen ve günaha davet figürü olarak tanıtıldığını anlattı.

Mu’tezile ve Eş’ari alimlerinin tefsirlerdeki İsrailiyat etkilerine dikkat çekerek, Bediüzzaman’ın İsrailiyat kullanmadığını belirtti. Diğer birçok alim çekinmeden Allah’ın KADINI eksik, aşağı, aptal, ve lanetli yarattığını savunurken Bediüzzaman kötülüğün temeli konusundaki yorumunun çok farklı olduğunu söyledi. Bediüzzaman’ın, Şeytanın isyankarlığının özünde, insanın kabiliyetlerinin inkişafının söz konusu olduğunu; Allah’ın insanın iyi ve kötüye kabiliyetli olarak yaratıldığını, ona seçme tercihi verildiğini, insanların hayra kabiliyetlerini geliştirmesi gerektiğini söylediğini; kadınların ve erkeklerin Allah huzurundaki sorumlulukları bakımından eşit yaratıldığını söylediğini; Kur’an’daki gibi Allah’ın sadece Adem (AS)’ı değil, tüm insanlığı halifesi olarak tayin ettiğini söylediğini anlattı.

3- Prof. Dr. Mustafa Abu-Sway, Filistin

Gazali’den Nursi’ye: İslâm’da Kötülük Kavramının Ontolojik ve Politik Boyutları

Sway, Tsunami’yi bir çok insan ‘Tanrı nasıl milyonlarca insanı etkileyen böyle bir şey yapar’ diye sorgularken yüz binlerce Müslüman’ın bir araya gelerek hata ve günahlarının affedilmesi için dua ettiklerini; Pakistan’daki depremden sonra da bunun tekrarlandığını; bazı Müslüman alimlerin böyle olayların insanların yaptıklarına karşılık gönderilen İLAHÎ İKAZLAR olduğunu düşündüğünü ve tüm bunların temelinde İslam’daki şer anlayışının olduğunu anlattı.

“Şerrin yaratılması ŞER midir sorusuna; Nursi hayır der ve şerrin yaratılması ile şerrin yapılmasının farkına dikkat çeker. Nursi’ye göre kötülüğün yapılması kötüdür ama kötülüğün yaratılması hikmetli ve ilahî bir iştir. Bu anlayışla Nursi, mesela tsunami gibi çok kötü gözüken şeylerin yaratılışını kötü görmüyor. Yaratılan şeyler, neticesi itibariyle iyi midir ve bunlarda ilahî hikmetler var mıdır diyerek ahireti nazara veriyor. Nursi Hz. Eyyub’ün yaralarını kemiren kurtların ancak onun benliğinin madde kısmı olan bedenine zarar verdiği için âhiret cihetinden zararsız, belki de faydalı görülebileceğini belirtiyor “ dedi.

4- Şükran Vahide, Araştırmacı-Yazar, Türkiye

Risale-i Nur’a Göre Yeniden Dirilişin Delilleri:

Şükran Vahide, Bediüzzaman’ın, ahiret anlayışına geleneksel açıdan bakmadığını; geniş şekilde ele aldığı ahiret inancını çocuklar, gençler ve ihtiyarları da kapsayacak şekilde çok daha geniş bir şekilde ele aldığını; ahiret inancının herkese öğretilmesi gerektiğine inandığını; bunun ciddi derecede çaba harcadığını; ahirete imanın çocuklara, gençlere, yaşlılara, sosyal hayata fâidelerinden bahsettiğini; âhirete iman konusuna İbn-i Sina gibi büyük alimlerce bile aklın alamayacağı bir mesele olarak bakılmışken, Bediüzzaman’nın, hayattan, kainattan ve Kur’an’dan direk örnekler kullanarak haşrin her yaştan ve her kesimden insana etkili bir şekilde anlatılabileceği bir sistem geliştirdiğini anlattı.

Bediüzzaman’a göre İslam’da ahiretin kaynağını ispatta üç büyük delil vardır: Kur’an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatları, ve Kainat ile içindeki tüm yaratılmışlar diyerek sunumuna devam etti.

5- Prof. Dr. Bilal Kuşpınar, McGill Üniversitesi, Kanada

Nursi’ye Göre Ölüm Kavramı:

Bediüzzaman ölümün görülen fiziki yüzünden ziyade bunun arkasındaki mânâlarına dikkat çeker. Ölümü farklı bir hayata geçiş kapısı olarak tanımlayan Nursi, beş farklı hayat mertebesinden bahseder. Dünya hayatını dünyanın kendisinden farklı olarak tanımlayan Nursi’ye göre bu dünya hayatı Kur’an’da bahsedildiği gibi âhirete bakan yönü müstesna olmak kaydıyla bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ölümün gerçek manasıyla tanışmanın ve hayatını buna göre şekillendirmenin önemine dikkati çeken Kuşpınar, Bediüzzaman’ın rabıta-i mevte verdiği önemden bahsetti.

“Her nefs ölümü tadacaktır” hakikatine inançla, ölümle karşılaşmadan önce her insanın kendi ölümünü düşünerek kainatın büyük ölümünü, kabri, berzah hayatını ve yeniden dirilişi tefekkür etmesini tavsiye etmiştir. Nursi’ye göre ölüm bir son değil başlangıç, ve bir çirkinlik değil güzelliktir. Âhirete iman insanin dünyadaki hayatını anlamlandıran ve zenginleştiren bir akidedir, dedi.

6- Prof. Dr. Ian Markham, Hartfrod Seminary, ABD

Hayatı Ölümün Işığında Yaşamak: Bediüzzaman’la Bir Konuşma

Batıda ahirete inanmanın demode; ahiret inancı olmayan bir din anlayışının ise, moda haline geldiğini söyleyen Markham, Beddiüzzaman’ı çağdaşı İngiliz felsefeci B. Russell ile mukayese etti.

Daha çok sosyal konulardaki çalışmalar üzerine yoğunlaşan Russell kainata baktığında Allah’ın varlığına ve ahirete dair hiçbir delil göremezken; Nursi kainatta Allah’ın ve O’nun varlığının olmadığı bir yer göremiyor dedi. Modernizmin de etkisiyle sadece kesinliğinden emin olunan şeylere inanılması gerektiğinin öngörüldüğü bir dönemde yaşayan Russell’in Hıristiyan olmadığını;“Dizayn tartışması” konusundaki görüşlerini açıklarken, kâinatın yaratılışındaki niyet ve nizam tartışmasını ikna edici bulmadığın; ahiretin varlığını, hatta ahiretin gerçeklik ihtimalini de inkar ettiğini; Bediüzzaman’ın ise bilakis hem dininde, hem kendi hayatında, hem de tüm yaratılmışlarda ahiretin varlığını ispat edecek deliller bulduğunu; kendisinin bir Hıristiyan olarak da Bediüzzaman’ın tarafında bulunduğunu, ahirete imanını da yenilediğini anlattı.

7- Prof. Dr. Leo Lefebure, Georgetown Üniversitesi, ABD

Ölülerin Dirilmesi: Said Nursi ve Jürgen Moltmann

Tebliğinde Bediüzzaman’la ile Jürgen Moltmann’in kıyaslamasını yapan Lefebure, bu iki alimin hayatları ve düşünce alemlerindeki birçok benzerliklere dikkat çekti. Aynı zaman diliminde yaşayıp farklı coğrafyalarda bulunan iki alimin de 1.Dünya Savaşı yıllarında küremizi sarsan köklü değişimlerden farklı ama derin şekillerde etkilendiğini anlattı. Hayatlarının gençlik dönemlerinde felsefe ve politika ile daha ziyade ilgilenirken, bu yıllarda yaşadıkları tecrübelerin etkisi ile daha sonra dine daha fazla yöneldiklerini, kendi dinlerinin kutsal kitaplarını temel alarak iman alanında çalışmayı sürdürdüklerini belirtti. ‘Yeniden dirilmek aslında dönüşmektir’ diyen İncil ayetinden bahsederek hesap günü ve haşire imanın Hıristiyan inancının temel akidelerinden olduğunu kaydetti.

Ahiret inancı, yeniden dirilmek ve hesaba çekilmek konusunda Nursi ölülerin dirilmesi mevzuunda kuvvetli deliller sunarak bunu bariz bir hakikat olarak anlatırken; Moltmann’ın, Hıristiyanlık dinindeki haşir konusunun delillerle izahının mümkün olmadığına inandığını belirtti. Ona göre Haşir, ispat edilemez ama iman edilmesi gereken bir akidedir dedi..

8- Prof. Dr. Efrain Agosto, Hartford Seminary, ABD

Said Nursi ve Aziz Paul’a Göre Kötülük Kavramı: Mukayeseli Analiz :

Bediüzzaman ve eserleriyle tanışmaktan duyduğu memnuniyeti ; Nursi’nin kötülük kavramını sadece kelam veya felsefe dallarına mahsus bir konu olarak görmediğini anlattı. O’nun hayatını okurken etkilendiğini ve Hz. İsa’nın Havarilerinden Aziz Paul ile Bediüzzaman’ın hayatlarındaki benzerlikleri fark ettiğini ifade ederek bu iki kuvvetli inanç sahibinin hapiste yazdıkları benzer mektupları karşılaştırdı.

Arada iki bin yıllık mesafe bulunmasına rağmen, Aziz Paul ve Nursi hapiste veya sürgünde oldukları dönemlerde bile kendi sıkıntılarını düşünmek yerine, iman hizmetini düşünüyorlardı dedi. Kendileri için gerçek cefa ve acının fizikî olmadığından bahseden bu iki zat, gerçek acının ahiretteki ve ebedî hayattaki ceza olduğuna inanıyorlardı. İkisi de çektikleri eziyetler neticesinde mânevi bir saflık noktasına ulaşarak huzur ve rahatlığa ulaşmakta sıkıntı ve zorluklardan geçen bir yol olduğunu görmüşlerdir. Bedenleri zahiren zindanda iken gönülleri gül gülistan olmuştur diyerek, sunumunu tamamladı.

9- Prof. Dr. Hamidreza Ayatollahy, Tahran Üniversitesi, İran İslam Cumhuriyeti

Said Nursi ve Motaharri’nin İlahî Adalet Görüşlerinin Mukayesesi

Said Nursi’nin âhiretteki adalet anlayışını çağdaşı İranlı alim Şehit Motaharri ile karşılaştırdı. Motaharri’nin İlahî Adalet konulu kitabını temel alarak, Bediüzzaman’ın ilahî adalet konusundaki öğretilerini değerlendirdiği, mukayese ettiği dört alan şöyle idi:

1- Kainatın yaratılışındaki en mükemmel denge olarak ilahî adalet,

2- Yeniden dirilme ve haşir bağlamında ilahî adalet,

3- Deprem gibi doğal felaketler ile ilahî ceza vermek kapsamında ilahî adalet,

4- Şeytanın ve kötülüğün varlığına rağmen kötülük kavramı.

İki alimin eserlerinde benzerlikler varken, Motaharri daha felsefî bir yaklaşım kullanıyor. Bediüzzaman’ın tarzında ise teolojik ağırlık göze çarpıyor. Konunun ispatında Motaharri felsefi tartışmalar ve önermeler sunarken; Bediüzzaman herkese hitap eden ve kolay anlaşılır pratik deliller kullanıyor dedi.

10- Prof. Dr. Garreth Jones, İsa Mesih Catenbury Üniversitesi, İngiltere

‘Peyzaj ve Hüzün’: Modernizm Bağlamında Said Nursi ve Dante Alighieri

Dine karşı etkilerin farklı alanlardan ve kuvvetlice geldiğini belirten Jones, Bediüzzaman’ın bize ahiret inancının kat’iyetini hatırlatarak dine gelen taarruzlardan dindarları muhafaza ettiğini belirtti. Bediüzzaman’ın gerçeklik derecesinde kat’iyetle gösterdiği Haşir hakikati ile ebedi birliğimizi düşünerek belki dindarlar olarak birbirimize yakınlaşır ve destek olarak birlikte çalışırız diye sunumuna devam etti..

11- Prof. Dr. Aref Ali Nayed, Cambridge Universitesi, Dubai – (Birleşik Arap Emirliklerinden katılıyor.)

Berzah’da Nursi

İslam’ın son dönemlerinde bir gevşeklik ve laçkalık etkisi ile yüzleşilen bir ortamda Bediüzzaman’ın Haşir ve Berzah görüşü orjinal ve otantik diyerek başladı. Yani, İslam’ın özüne uygun olarak üretilmiştir diye devam etti. Daha sonra da Bediüzzaman’ın anlayışında İslam’a göre ölüler yok olmuyor ve kıyamet öncesinde, yeniden diriliş gerçekleşinceye kadar berzah denilen bir ara aleme, yani farklı bir boyuta intikal ediliyorlar. Berzah adeta ahireti anlamak için anahtar hükmündedir dedi.

Ayrıca rabıta-i mevti (ölmeyi düşünmeyi) sürekli nazara vererek ehemmiyetinden bahseden Bediüzzaman, ölmeden önce ölüm ve sonrasındaki hayat ile tanışmanın önemini anlatır. Hayatı boyunca berzah alemindekilerle irtibatta olup onlarla alakasından bahsetmiştir. Mesela ölmüş kişileri duasında zikreder, Kur’an okuyarak onlara hediye gönderir ve rabıta halinde bulunur. Kendisine getirilen her salavattan Hz. Peygamber’in haberdar olacağını söyler ve mezar ziyaretlerinden de bahsederek berzahtakilerin de dünyadakiler ile alakasına dikkati çeker diye sunumunu sürdürdü.

12- Prof. Dr. Lucinda Allen Mosher, Michigan Universitesi, ABD

Lā Siyyamā: Nursi’nin Mesnevi-i Nuriye’deki Haşir Tezi:

Doktora tezini Mesnevi-i Nuriye konusunda yazmış ve alanında uzman olan Mosher, Mesnevi-i Nuriye’nin Lâsiyyamâ kısmında Said Nursi’nin bu dünya hayatının ötesindeki hayata dikkati çektiğini ve orada olacaklardan bahsettiğini kaydetti. Dünyanın dolar boşalır bir han ve misafirhane suretinde yaratıldığına dikkat çeken Nursi’nin, kainattaki yaratılmış eserlerden örnekler vererek bu dünyanın kalıcı olarak yaratılmadığının aşikar olduğunu ifade eder dedi.

Tohumlardan örnek vererek Hafîz ismini açıklayan Nursi, her şeyin muhafaza edildiğini ve öyle ise bu dünyada yapılanların sonuçlarının görüleceği bir günün gelmesinin muhakkak olduğunu söyleyerek bu konuda birçok deliller zikreder diyerek devam etti. Yaratılmışların kendilerinden ötede bir manaya işaret ettiklerini anlatan Nursi, hayatın gerçek manasının ahireti anlayarak yaşamak olduğunu belirtir, dedi.

Risaleleri ders verdiği üniversitelerdeki öğrencilerine de okuttuğunu anlatarak, onların olumlu yorumlarından da bahsetti. Öğrencilerinin en sık sordukları sorulardan birisinin “Bediüzzaman bunları kime hitaben yazmış?” olduğunu söyledi. Nefse hitaben yazmış cevabını alan öğrenciler ise hem şaşırıyor, hem de derinden etkilenerek kendi nefislerine hitaben okumaya gayret gösteriyorlar dedi.

Cevşen’ül Kebîr’den bahseden Mosher, Nursi’nin münacatlarla süslenmiş zengin bir manevi hayatı olduğuna dikkat çekerken, onun sürekli ebedî alemi düşünerek yaşadığını kaydetti. Tebliğinde Thomas Aquinas ile Bediüzzaman’in kısa bir mukayesesine de yer veren Mosher, iki alimin de eserlerinde soru sorma ve cevaplayıp anlatma yöntemi kullandıklarını belirtti.

13- Father Thomas Michel, S.J., Vatikan, Roma

Said Nursi’nin Düşüncesinde Ölülerin Dirilmesi ve Son Yargılama

Bediüzzaman’ın ahiret konusunda on iki merhalede haşrin gerekliliğini anlattığını kaydeden Michel’in tebliği, Haşir Risalesi’nde geçen on iki Suret ve Hakikatin yoğun bir analizini anlatıyordu. Kıyamet gününü ‘Hesap Günü’ olarak niteleyen Nursi’nin özellikle adalet kavramı üzerinde yoğunlaştığını anlatan Michel, Bediüzzaman’ın gerçek adaletin tecelli etmesi için ilahî bir hesabın olmasının gerekliliğinden bahseder, dedi.

Haşir Risalesi’ndeki baharı yeniden dirilişin delili olarak gösteren örneğe dikkat çeken Michel, Bediüzzaman’ın bahsettiği baharı ‘Anadolu Baharı’ olarak nitelendirdi. Dünyada bazı coğrafyalar kış ve bahar mevsimlerini yaşamazken, Nursi Anadolu topraklarındaki çetin soğukların ardından ölmüş mahlukatın baharda birden dirilmesini defalarca müşahede etmiş ve bunu yeniden dirilişi akla yakınlaştıran bir hakikat olarak ifade etmiştir, dedi.

Nursi’nin sadece Haşir Risalesi’nde değil, Risale-i Nur’un çok bölümlerinde âhirete imandan bahsettiğini belirten Michel, muhtelif alıntılar yaparak Bediuzzaman’ın âhiret anlatımındaki farklı yönlere dikkat çekti. Bir insanın hayatı boyunca binlerce haşre şahit olduğunu akla yakınlaştırarak ve ikna edici örneklerle anlatan Nursi, Michel’in tebliğinde büyük yer tutan on iki Suret ve Hakikatın sadece ikisinde dini deliller gösterirken, diğerleri ile akıl ve mantığı, bu muazzam muamma konusunda, tatmin edici açıklamalar sunar, diyerek sunumunu tamamladı.

14- Rev. Dr. Steven J. Sidorak, Jr., Connecticut Hıristiyan Konferansi, ABD

11 Eylül Sonrasındaki Dünyada Din, Politika ve Kötülük:
Ne Söylenebilirdi ve Said Nursi Olsa Ne Söylerdi?

Bediüzzaman’ın siyaset yorumlarından ve kendisinin siyasete uzaklığından bahseden Sidorak 11 Eylül sonrasındaki durumların geniş bir analizini yaptı. Özellikle din ve politika ilişkilerine yoğunlaşan, kötülük kavramı dahilinde ise terörü ele alan Sidorak, İslam coğrafyasının altında bulunduğu tehlikelere temas etti. ‘Bediüzzaman hayatta olsa 11 Eylül sonrasında acaba politikadan uzak kalır mıydı, bugünlerde yaşasaydı cevabı ne olurdu?’ diyerek açık bir soru yönelten Sidorak, böylesi tehlike arzeden dönemlerde dindarlar arası dayanışmanın önemini vurguladı. Dindarların birlikte çalışmasıyla dünyadaki kötülükler ıslah edilebilir. Bediüzzaman, eserlerinde bu tarz dayanışmanın büyük ehemmiyetini vukufiyetle işler dedi.

15- Prof. Dr. Gerhard H. Bowering, Yale Universitesi, ABD

Said Nursi’nin Metodu ve Ögretim Tarzı:

Risale-i Nur isminin merakını celpettiğini söyleyerek tebliğine başlayan Bowering, Nursi’nin Nur âyeti tefsirinden ne kadar etkilendiğini anlatarak devam etti. Risale-Nur’un metodunu çok etkili bulan Bowering, Bediüzzaman’ın içinde bulunduğu durum ve şartlara en uygun bir sistem geliştirdiğini söyledi. Bu sistem aynı zamanda etkili bir eğitim sistemi olarak kullanılmış ve kendisinden sonra devam eden bir mekanizma haline gelmiştir.

Bediüzzaman’ın biyografisini okurken hayatının gayesi olan iki önemli amacı olduğundan bahsetti. Bunlardan ilki eğitim sisteminde yapılması gerektiğine inandığı köklü reformlar, ki buna kısaca doğuda bir üniversitenin kurularak hayata geçmesi denilebilir. Diğeri ise Risale-i Nur ve nur talebeleri.

Bediüzzaman’ın ilk amacının devrin sorunları sebebiyle gerçekleştirememesi Risale-i Nur olarak meyve vermiş ve hayal ettiği üniversitenin açılması gerçekleşmeyince tüm gayretini alternatif bir eğitim tarzına tahsis etmiştir. Bu ise bugün milyonların okuyarak aydınlandığı Risale-i Nur külliyatıdır.

Öğretilerinde kendine hitaben yazması O’nun okurları üzerindeki en önemli etkilerden birisi. Bu tarz Risalelerin okuyan ve dinleyenlerde kalıcı olmasını sağlıyor. Risaleler sûfi ve tarikat kitabı değildir, ama manevi yönden kuvvetli ve oldukça zengindir.

Bediüzzaman ahiret konusunda dışardan kaynak kullanmadan yazmış. Said Nursi için ahiret olacak değil, olmuş; dışında değil, kendi içinde bütünleştiği bir kavramdır. Ahireti her an her dakika yaşıyor ve o yüzden gerçekçi ve ikna edici bir üslupla da anlatabiliyor. Şüphesi yok, bilakis kesin bir itikadı var. Misak örneğini kullanarak insanların ‘Elestü Birabbikum’ sualine cevap verdikleri andan itibaren Rablerini tanıdığını ve ahireti bildiklerini söylüyor. Zaten Bediüzzaman’ın Kur’an’a doğal ve sağlam bir bağlılığı var; O’ndan ilk ve tek kaynağı olarak istifade ediyor dedi ve İlahî Nur’la dünyalarını aydınlatan Nur Talebelerini tebrik ederek sunumunu tamamladı.

16- Prof. Dr. Haşim Al Tawil, Henry Ford Koleji, ABD

Bediüzzaman Said Nursi’nin Yazılarında İkonik Cennet Tasviri:
Haşir Günü, Arş ve Hamele-i Arş’ın Temsilleri

Tawil, Tebliğinde İslam’daki ahiret anlayışını derinden etkileyen cennet, arş, hamele-i arş kavramlarının İbn-i Arabi gibi alimlerce resmedilmiş temsillerini paylaştı. Bediüzzaman’ın eserlerinde de önemli bir yer tutan ve Müslümanlar dahil iman sahiplerince bir bilinmez olarak nitelenen cennet, arş, hamele-i arş sadece Hz. Muhammed (sav) tarafından Mi’rac gecesinde görülmüş. Kur’an’daki ayetler ve hadislerdeki tasvirler temel alınarak hazırlanan bazı çizimleri detaylarıyla anlattı.

Hıristiyan dünyasından da benzer çizimler göstererek büyük benzerliklere dikkat çekti. Bediüzzaman’ın eserlerindeki perspektif genişliğinden çok etkilendiğini belirten Tawil, Nursi’nin haşir ve ebediyet alemini anlatan yazılarından onun diğer dinler ve gelenekler hakkında derin bir bilgisi olduğunun anlaşıldığını söyledi.

17- Prof. Dr. Eric L. Ormsby, McGill Üniversitesi, ABD

İki Teselli Risalesi: Al-Shahid al-Thani ve Said Nursi’ye Göre Kötülük Kavramı

Kötülük kavramıyla ilgili akla gelen problemlerin başında masumların acı çekmesi ve küçük çocukların ölmesi gibi hususlar geliyor. Bu ve benzeri hadiseler insani sadece üzen veya duygularını etkileyen olaylar değil. Akıl ve idrakimiz tatmin olacakları cevaplar bulmak istiyor diyerek tebliğine başlayan Ormbsy, 16. yüzyılda yaşamış Şii kadı ve alim, Al-Shahid al-Thani ve 20. yüzyılda yasayan Bediuzzaman’ın kötülük kavramı konusundaki görüşlerinin bir mukayesesini yaptı:

İlki kendi acılarını azaltmak için bu problemler hakkında eserler yazmış; Bediüzzaman ise yas tutan anne ve babaların acılarını dindirmek ve onlara hakiki anlamda teselli vermek niyetiyle eserlerini kaleme aldığını belirtti. Bu iki alimin öğretilerindeki farklardan çok şey öğrenileceğini söyleyen Ormbsy, bu iki ayrı zaman ve coğrafyada yaşamış, farklı kültür ve mezheplere bağlı iki alimin farklı olan mesajlarının özündeki aynılığa dikkat çekti.

Hayatlarında şiddetli zorluklarla karşılaşan ve imana dair zor ve çelişkili sorularla cedelleşen bu iki alimin karşılaştığı her güçlük ancak imanlarını kuvvetlendirmiş ve onların daha güzel derin mertebelere ulaşmalarına vesile olmuş. Bugün onların verdikleri güzel meyveleri okuyarak ilham alıyoruz dedi.

18- Prof. Dr. Caner Dağli, Roanoke Koleji, ABD

Said Nursi ve C.S. Lewis’in Acı, Çile Çekmek Kavramı ve İnsanın Amacı Üzerine Düşünceleri

Dağlı tebliğinde Said Nursi ile bir Hıristiyan teolog ve yazar olan C.S. Lewis’in acı, çile çekmek kavramı ve insanın yaratılışındaki amaç konusunda düşüncelerini mukayese etti.

Her iki alimin de mecaz, hikayeli anlatım ve sembolizm kullanarak anlaşılması zor konulara akla yakınlaştıran bir tarz kullandıklarını kaydeden Dağlı, Bediüzzaman’ın aynı zamanda akıl ve mantık örgüsünü takip eden bir sistemi olduğunu belirtti.

Hıristiyan teolojisinde genel anlamda ahiret inancı anlaşılamaz olarak kabul ediliyor. Bu kabullenme de din alimlerinin akli yöntemler kullanmasını engelliyor. Benzer şekilde çoğu İslam alimi de haşrin ancak nakli delillere dayanılarak iman edilebilecek bir husus olduğunu iddia ettikleri halde, Said Nursi Kur’anî bir metotla bu hakikati akla hitaben çok açık ve net olarak anlatır dedi

19- Rev. Dr. W. Mark K. Richardson, The General Theologycal Seminary,NY, ABD

Kişisel Kimlik ve Gelecek Dünya Hayatı: Ahlakî Hayatın Günümüzdeki İçeriği

İnançlar, insanların hayatlarındaki kişisel kimliklerini belirleyen etkenlerin başında gelir. Ahirete iman ise insanın ahlakî davranışlarını şekillendirir. Çünkü öldükten sonra dirilişe inanan bir insan, yaptıklarından sorumlu olacağını bilir ve bu titizlikle hareket eder.

Bediüzzaman Said Nursi’nin ahirete iman anlatımını Hıristiyanlıktaki haşir inancıyla mukayese eden Richardson, ilk çağ Hıristiyan teolojisinde ağırlıkla işlenen ‘kişisel kimlik’ kavramı üzerinde yoğunlaştı. Modernizmin ve materyalizmin etkileriyle ahirete inanç konusunda birçok şüphenin öğretildiği çağımızda, bu inanç eksikliğinin eseri sosyal hayattaki ahlak düzeyinden de tespit edilebilir. Nursi ahlaklı bir toplum kimliği kazanmak için en ihtiyaç duyulan konulardan olan haşir hakikatini kuvvetli bir şekilde anlatmıştır.

20- Prof. Dr. Whitney Bodman, Austin Seminary, ABD

Şeytanın Mahiyeti :

Şeytanın mahiyeti ve yaratılışındaki hikmet konusundaki suallerden etkilendiğini belirten Bodman, sunumuna Mevlana ve Bediüzzaman’ın bu husustaki görüşlerinin bir mukayesesi ile başladı.

Tebliğinin sonunda İslamî öğretileri bir Hıristiyan düşünür Farley ile karşılaştırarak iki dinin buluştuğu ve ayrıştığı noktalara dikkati çekti.

Bediüzzaman Said Nursi şeytanın yaratılışını kötü değil, hikmetli ve bu yüzden de güzel olarak niteler. Gizli bir hazine olan Allah’ın isimlerini keşfetmek için dünyaya gönderilen insanın imtihanındaki parçalardan birisi de şeytandır ve insanın kemâlatına vesile olabilir dedi.

  13.12.2006

© 2021 karakalem.net, Halil Köprücüoğlu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut