Kırkikindi Yağmurları..

Öznur Çolakoğlu Cam

YAZ GELDİ memleketime.. Bereketli topraklara.. Nasılda güzel esiyor şimdi yaz rüzgarları ve zaman zaman kavrulan topraklara imdat nasıl da yetiştiriliyor rahmet damlacıkları.. Kavrulan ve hatta dahi sıcaktan çatlayan toprakların iniltilerine merhem olarak gönderiliyor rahmet tanecikleri sanki..

Yazın ortasında, haziranda temmuzda yağan yağmurların adıymış kırkikindi yağmurları.. Sahi kırk tane ikindi kadar bereketli olduğu için mi böyle denmiş bu yağmurlara acaba? Ya da bir mevsimin tam da ortasında yağdıkları için mi kalmış adları böylece? Her nasıl denmişse kırkikindi güzel bir melodi oluşturuyor insanın dimağında tıpkı yağmurun ezgisi gibi..

Yazın ortasında öyle bir yağdırılıyor ki mübarek, topraktan buhar kalkıyor aynı anda. Buhar oluyor etraf. Yer gök bir melek kuşatmasında sanki. Yağmur taneciklerine tahsis edilen melekler yere inerken, yerden buharlaşarak arınıp yukarı kalkan melekler... Beyaza yakın bir buhar kaplıyor her yanı.. kainat şenleniyor kırkikindi yağmurlarıyla.. Buharın içinde yaşanıyor başka bir kainat, zamanımızdan kopuk bambaşka bir boyutta sanki hayat..

Bir sis perdesi kainat, sis perdesi aslında gördüklerimiz. Varlık var mı gerçekten? Yoksa rüyada gördüklerimiz gerçekte, bir gün uyandığımızda her şeyin farklı olduğuna mı şahit olacak gözlerimiz? Kavrulan topraklar kadar içli mi dualarımız sahi? Öyle olsa bize de lütfedilmez mi kırkikindi yağmurlarının rahmeti..

Eksik kalıyor dualarımız, belki de ihlassız. Samimi olmak lazım toprak gibi.. Tevazulu olabilmek lazım yine yaratılışımızın mayası olan toprak gibi. Öyle çok ders var ki, kullar için hem toprakta, rahmet taneciklerinde, yağmurda, suda, ateşte, havada. Yeter ki düşünebilelim ve bunu görev bilelim.

Seviyorum Rabbin yarattıklarına bakarak, dersler çıkarmayı kendime. Seviyorum yaratılmışların tümünü bana öğrettiklerinin hatırına.. Mesela toprak, düşündüğüm her vakitte tevazuyu ve mütevazi kalabilmeyi öğretiyor bana. Her şey ve herkes üzerine bassa dahi toprak vefalı bir dost adeta. Sesini çıkarmadan görevini yerine getiriyor yine.

Topraktan tevazu dersi alıyorum bolca. Bir iyilik yapmayı nasip ettiyse Rabbim nasıl susmam gerektiğini fısıldıyor toprak bana usulca. Yada nasıl ki her türlü zenginliğin sahibi olan toprak bunu yüzümüze vurmuyorsa ve hatta dahi bizi başının üzerinde ağırlıyorsa bende aynıyla muamele etmeye çalışıyorum insanlara..

Suya bakınca, toprak için ne denli önemli olduğunu kavrıyorum hep ve su deyince ne hikmettir bilinmez şifa kelimesi geliveriyor hemen aklıma. Su=Şifa. Aynen öylede şifa verici olamasam bile insanlar için dua etmeyi öğretiyor su bana. Hastaları ziyaret etmenin ehemmiyetini, sonra infakta bulunmam gerektiğini fısıldıyor hep kulaklarıma. Lazım olduğumda insanlara, mazeret üretmeden yanlarında bulunmam gerektiğinin farkına varıyorum suyun kuşatıcılığıyla..

Hava, varlığıyla beraber hayatı üflüyor kulaklarıma. Hava kadar hafif olmam gerektiğine inanıyorum her zaman. Hava gibi yük olmamak kimseye, hava kadar görünmez olabilmek. Hava kadar saf ve gerekli. Girebilmek tüm yüreklere ve gönüllere hava gibi, incitmeden kimsecikleri..

Daha nice dersler saklı kim bilir kainatta? Yaratılmış her bir varlıkta! Yazın ortasında inen kırkikindi yağmurlarında, yada ikindi vakti kılınan bir namazın bereketinde, esen rüzgarda yada uçmak için o rüzgara muhtaç bir kuşun kanadında. Güneşin serinleten rüzgarlarla birlikte masmavi temiz semalarda parlamasında..

Kim bilir daha nice bereket ve görev gizli havada, toprakta ve suda.. Kırk ikindi yağmurlarında…

  06.07.2006

© 2021 karakalem.net, Öznur Çolakoğlu Cam



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut