Kara Zan..

I.

GEÇENLERDE BİR arkadaşım,
Afrika’nın içler acısı durumundan ve o kara kıtanın zavallı insanlarından bahsetti.
Emperyalist zalimlerin, yüzyıllardır sürdürdükleri sömürülerin sonucunda,
Afrika’yı nasıl kuruttuklarından dem vurdu.

Afrika için öyle kara tablolar çizdi ki,
Ben o kıtada yaşayan insanların tenlerinin rengini bile neredeyse ona bağladım!

Açlık, sefalet, kesilen kafalar, kafadan darbeler, kabile kavgaları, iç savaşlar, Birleşmiş Milletler, zulümde birleşenler, Unesco, ırk ayrımı, Güney Afrika, Nelson Mandela, Mali, Somali..

Sahi, neydi bu Afrika’nın durumu?
O insanların suçu günahı neydi?
Orada insanlar daha dünyaya gelirken,
Renkleri gibi bahtları da mı kara doğuyorlardı?


II.

İç karartan sorularla cebelleştiğim bir gün,
Zihnimin kapısını bir örneğin çaldığını fark ettim:

Tıpkı Tarzan filmlerindeki gibi bir "dağ adamı" olsaydım,
(Medeni teknolojiyi) hiç mi hiç bilmeseydim,
Hayatımda da kendi ailem (eşim ve çocuğum) dışında hiç insan görmemiş olsaydım,
Kendi ormanımda (yani, kendi dünyamda)
Hayvansı bir yaşayış ile fıtratımı çözmeye çalışırken
(Ailemle gül gibi geçinip giderken),
Bir gün çocuğuma bir şeyler olsaydı
(Mesela, “apandisit” olarak hastalansaydı),
(Hastalığın ne olduğunu da, tedavi yollarını da)
Hiç mi hiç bilmediğim için,
Yavrumun o durumuna kendi hâl dilimle üzülür, sızlanır, ah-vah ederdim.
Ne var ki,
Elimden başka da bir şey gelmezdi.
Çocuğum bu durumdayken,
(Onu ameliyat ettirmek amacıyla) daha önce hiç tanımadığım birkaç adam,
Bizi alıp bir yerlere (ilim ve medeniyete) götürselerdi,
(Ameliyathanede, çocuğum ameliyata alınmışken)
Onu kanlar içinde ve üzerine de üç beş kişinin çullanmış olduğunu görseydim,
Kendi hâl dilimle “ Eyvah!. Evladımı kesiyorlar..” feryadıyla orayı inletirdim.
Cehaletimden dolayı
(Derdin ne olduğunu, dermanın nerede bulunduğunu bilmediğim için)
Gördüğüm o tabloyu ‘kendi açımdan’ yorumlar,
Olayı sadece ‘o an’ ile sınırlıymış gibi değerlendirirdim.
Öncesini, olay anını ve sonrasını
(Hastalığın başlangıcından, sağlığa kavuşma ameliyesine kadar süren bütün evreleri) Nazarım kavrayamadığı için,
(Ameliyatı yapan cerrahları) ‘kasap’ zanneder,
(Ameliyathaneyi de) bir ‘zulüm yeri’ sanırdım..


III.

Yukarıdaki örneği,
Parantez içindeki ayrıntıları hesaba katmadan okuduğumda farklı,
Ayrıntılarla birlikte okuduğumda, farklı bir sonuca ulaşıyordum..


Öyleyse,
Afrika’nın durumuna sadece ‘şu an’ ile sınırlı bir nazar atarsak,
Dünya cihetiyle ve hümanizm gözlüğüyle bakarsak ;
“Eyvah!. Kesiyorlar.” feryadını hemen basacağız.

Oysa,
Olayın öncesini, olay anını ve sonrasını
(Âlem-i ervâh’tan başlayıp, dünya hayatına, kabir ve ahiret âlemine kadar süren)
Bütün boyutlarıyla değerlendirsek ;
(Yani, ‘iman-ı billâh’ ile bakabilsek)
Bütün bu haksız zanlarımızın,
Âdil-i Mutlak (mutlak adalet sahibi),
Rahîm-i Mutlak (mutlak rahmet sahibi),
Rahmanirrahim bir Zât’ın elinde
(Hikmetli kader sayfaları olarak) yazıldığını ayan beyan göreceğiz.
Asıl büyük cinayeti,
O kara zanlarımızla,
Kendimizin işlediğini fark edeceğiz..

Şüphesiz ki ;
Zâlim zulmeder, kader adalet eder..

Zâlimin zulmünde,
Mazlûmun âhında bu dünyadan göçüp gitmesi gösteriyor ki,
Başka bir “mahkeme”ye sevk olunuyorlar.
İşlenen suçun büyüklüğü nispetinde,
O derece büyük ve özel bir mahkemeye erteleniyorlar.

Mahkemenin ertelenmesi,
Görülmeyeceği anlamına gelmiyor.
Allah, mühlet verir ama asla ihmal etmez..

Sadece zâlimin zulmüne bakıp,
Mazlûmun göreceği mükafatı ‘pas’ geçmek ;
O ölçüde,
Belki de daha büyük bir zulümdür, adaletsizliktir..


IV.

İman nurunun dokunup da aydınlatmadığı hiçbir yer bırakmayan
Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki, “ahiret“ var..
Kimseye zerre miktar haksızlık edilmeyecek olan,
bir “Mahkeme-i Kübr⠓ var.. (*1)
Ve muhakkak kurulacaktır.. (*2)



Dip notlar :

  1. ‘‘ Söyle : Muhakkak bütün evvelkiler ve sonrakiler, belirli bir günün muayyen bir vaktinde çaresiz toplanacaklardır..”

    Vakıa suresi : 49-50

  2. “Bu gün herkes kazandığı ile cezalanacaktır. Zulüm yok bugün.. Şüphesiz ki Allah, hesabı çok çabuk görendir.’’

    Mü’min suresi : 17

  05.03.2006

© 2021 karakalem.net, Aykut Tanrıkulu



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut