İki sevgili

HAYATTA, BİZİ kuşatan varlıkta, bizatihi kendimizde, çığlık çığlığa yaşayan bin bir soru var. Cevabı verilmeyen soruların oluşturduğu boşluklarda anlamsızlık cirit atar. Anlamsızlık ki; hayatı da, insanı da boğar. Kadim soruların peşine düşmek kaçınılmazdır, çünkü insanın varlığı veya yokluğu, bu sorular karşısında geliştirdiği tavra bağlıdır; soruların peşine düşüp cevap bulmuşsa var olmuş, değilse olmamıştır. ‘Okumak’ denen şeyden, ilk insandan bugüne tazeliğini sürdüren o kadim soruların (Neyim? Bütün bunlar niçin? Nereye gidiyorum böyle?) peşine düşmüşlüğü anlıyorum. Okumak eylemine, anlama çabasının en görünür ifadesi diyorum. Çünkü okumak, verili bir algıyla hayatı kavramakla yetinmeyip okuyarak kendi hayatını bulan; dokunduğu, hissettiği bir hayatın sorularına cevap bulmakla tatmin olan ‘insan’ın bir vazgeçilmezidir.

Şair, insana en çok hüznü yakıştırıyordu. Bu iyi bir yakıştırmadır, ancak yine de, insana en çok yakışanın ‘okumak’ olduğunu söyleyeceğim. İnsanı okurken bulduğumda umutlanıyorum. Otobüste, vapurda, trende, şu veya bu yerde kitabın sayfalarında yolculuğa çıkmış bir insan görüntüsü, verilecek en güzel pozlardan biridir.

…

Kâinattaki her şey birer mektup olarak önümüzde okunmayı beklerken, bizler o zarflara dokunmadan ve hatta görmeden basıp geçiyorsak, yaşamıyor sayılırız..

Böyle bir durum nasıl bir şeydir?

Böylesi bir durum ‘hayat’ bile değildir. Çünkü ‘hayat’, ‘can’a işaret eder. Can ki, dipdiri bir kalptir; gece ile gündüzün, hayat ile ölümün, acı ile coşkunun akrabalığından etkilenen, etkilendikçe dirilen, dirildikçe hayata daha fazla eğilen bir meraktır. Kendisine gönderilmiş mektupları açıp okumayan, bu mektuplara cevap olabilecek bir konuma geçmeyen biri mektupsuz kalır. Mektupsuz, yani hayatsız... Evet, her bir şey; bize gönderilmiş bir mektuptur. Ama hayata açık kulaklar taşımıyorsak, içlerinde taşıdıkları sözlerle hayatı oluşturan bu her bir şey bizim için yok demektir. Hayat yok, ölüm yok; gece yok, gündüz yok; bahar yok, kış yok! Böylesi bir ‘yokluk’ içinde, bir ‘varlık’ kurulabilir mi?

İnsan ve kitap, yolları kesişmesi gereken iki sevgilidir. Bu iki sevgili buluşuyorsa, ‘anlam’ denen şey bizi terk etmeyecek demektir. İnsan kadim sorularıyla kitabın sayfalarında bir doğum başlatır ve bu doğum bize nur topu anlamlar çıkartır. Bizi hayata ilikleyen, hayatı bizim için yaşanılır kılan anlamlar... Biz buna mecburuz, çünkü hayatı da bizi de boşluktan çıkaran şey ‘anlamlı oluş’tur. Ki bu yüzden, ‘okunmamış ve muhasebesi yapılmamış bir hayat, yaşanmış da sayılmaz.’ denmiştir.

…

Asıl olanın okumak olduğunu düşünenlerdenim. Okunduğu için yazılıyor, yoksa yazıldığı için okunmuyor. Eğer okumak, varlığın ve hayatın kalbine doğru bir yolculuksa, bu yolculuktan eli boş dönülmez; kalbe ve zihne çok şey birikerek dönülür. Hayretiniz artar. Her yolculuk sonrasında, kalbinizi örten bir perde daha kalkar. Okudukça kalbiniz açığa çıkar, zihniniz kışkırtılır. Ne varsa hayatta, gelip sizi bulur; sizi zorlar, konuşturur. Yazarsınız. ‘Yazı’ serüvenine, yaşanılan ve anlama çabası içinde olunan hayatın insanı konuşturması denilebilir. Okumasaydık, yaşamadan yaşayıp gidecektik. Ne baharı, ne kışı; ne hayatı, ne ölümü; ne acıyı, ne coşkuyu; ne aşkı, ne de aşksızlığı bilecektik. Okuduğumuz için fark ediyoruz, fark ettiğimiz için kendimiz oluyoruz ve kendimiz olduğumuz için de sözlerimiz oluyor, konuşuyor, yazıyoruz.

Yazma, okumanın nesi oluyor?

Genç bir şair Rilke’ye şiirlerini gönderir. “Efendim, şiirim hakkında bir değerlendirme yapar mısınız?” der. Rilke’nin genç şaire cevabı şu olur: “İçine sor, genç adam! ‘Ben bunları yazmak zorunda mıydım?’ diye. Eğer için, ‘Evet, yazmak zorundaydım, değilse çıldıracaktım!’ diyorsa, yazdığın şeyler şiirdir. Yok, için; ‘Yazmayabilirdim de...’ diyorsa, yazdıklarını unut.”

Rilke gibi düşünüyoruz. Yazı kaçınılmaz bir sonuçsa önemlidir; hayatın ve okumanın yoğurduğu/doğurduğu bir şey ise sahicidir. Bir hayata işaret etmiyorsa, sahici bir durumu kurmuyorsa, kalbimizin bir yerine genişlik taşımıyorsa veya gelip bir yerlerimizi acıtmıyorsa, ‘yazı’ niçin olsun ki!..

  17.09.2005

© 2021 karakalem.net, Nihat Dağlı



© 2000-2021 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut