“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayat felsefem
–Rabia Nazik Kaya

[*4.622 yazı içinden]

 murat : yorumlar 

15ask-sefkat, 02.10.2006 | “Peygamberlerin Aşkları” mı, “Peygamberlerin Aşıkları” mı?, Mustafa Oral

Yaziniz icin Allah razi olsun. istifade ettim ben sahsen. hz Yakub hadisesindeki ustadin getirdigi yorumda aylayamadigim bir husus var benim. imami rabbani hz leri sizinde belirttiginiz gibi diyorki hz yakubun hz yusufa siddetli muhabbeti onun zati icin degil, hz yusufun ileride gorecegi risalet vazifesi dolayisiyla. ustadta bunu tekelluflu bir tevil olarak degerlendiriyor ve sefkattale izah ediyor. ama peygamber efendimizin torunlarina karsi siddetli muhabbetini ayni imami rabbaninin yorumlayisi gibi yorumluyor. iste burada anlayamadigim bir nokta var benim ama ne? henuz daha cozebilmis degilim...

14inkisaf, 09.07.2006 | Teşekkürler Yusuf Kaplan!, Metin Karabaşoğlu

muhterem kaplan beyin yazisini okuyunca bende heyecanlandim gercekten. risale-i nurun her tabakaya hitabettigi, ilmi bir eser olmasinin yaninda hayata bakan yonlerinin oldugunu kabul etmekle beraber kuranin bir tefsiri olmasi vechesiyle ve muhtevasiyla malesef dikkat cekmemis simdiye kadar. ben bu eserlerin istikbaline dair umitvarim.cunku risale-i nur birinci dereceden muhatab aldigi kesime ulasmadi henuz bu eserler. daha gorecegi cok vazifeler var yani.

mesela sonsuz cehennemin adalete uygun dusup dusmedigi, cuzün külli bir muhakemeye tabi tutulmasi, cokluk birlik munasebetleri, yefalulullahu ma yesau ve yahkamu ma yurid hukmunun ve dunyada cerayan eden halinin adalet ve hikmetle ve rahmetle bagdasip bagdasmayacagi, kuranin beser kelami olamayacagi ve bunun gibi onlarca mesele varki bu sualler asil olarak bati felsefesi menseli. iste bu eserler henuz daha bu suallerin sahiplerine ulasamadi.

ayrica ustadin kullandigi istilahatta gercekten tam islamin malzemesi. mesela metafizik alem, a priori, elestirel yaklasim, abbasi humanizmi gibi kullanmayi marifet bildigimiz yuzlerce terim yada kavram varki tamamen bati felsefesi menseli ve islamin ruhuyla bagdasmiyor. bu malzemeyle islami hakikatleri nasil izah edebilirsiniz.

ustad zamanimizin mahcup ve maglup muslumani gibi batinin bilgi mecra merkez ve usulleriyle kendini sinirlamamis. aklin yaninda kalbi vicdani ve kinayanlarin kinamasina aldiris etmeden ilhami ve tabiki asil olarak vahyi esas almis ve kurani kuranin kendi bakis acisiyla serhetmis. islamin bir dunya gorusu olarak sistemlestirilmesinde marifet kaynaklarinin hic birinin eksik birakilmadan kulanildigi ve kuranin marifet unsurlarini ve usullerini boyle kulli manada ihtiva eden tek eserdir risale-i nur. (onuncu notanin simdiye kadar izahsiz kalmasi bizim henuz daha bu temel meselelerin cok uzaginda olusumuzdan bence). risalelerdeki ihtar edildi kalbe (akla degil) geldi gibi ifadeler birde bu zaviyeden degerlendirilirse bizler icin daha manidar kapilar acilacak kanaatindeyim. marifet uzerine yogunlastigini iddia eden ve islam adina bilgi uretmek iddiasinda olan bizler malesef kuranin marifet yollarindan degil beseri menbalardan ve yanlizca aklin zaviyesinden besleniyoruz. habire yabanci ve tabiki ozellikle bati kaynaklarina basvurmayi bir acilim ve savundugumuz hakikati takviye olarak gordukce bu girdaptan kurtulusumuz mumkun degil. mesela benim su elestirel uslubumda kuran ve risalei nuru tam anlayamadigimi ve onlarin hududundan inhiraf ettigimi gosteriyor. bir bulasmisizki mevla kurtara...

13, 14.06.2006 | Ebedî dostluklar, Halil Köprücüoğlu

yazinin ihtivasi biryana usluptaki samimiyyet ve hep yanlisi gosterip insanlari yese sevkedip alemleri karartmak ve surekli tenkitlerle zihinlerde infiallere sebep olmup catismaci bir uslubu tercih etmek yerine risalei nurun dogruyu guzeli ve hayri guzeli gosterme meslegini tam kavramis bir abimizin oldugunu gormek cok sevindirici. ayrica yine risale metinlerindeki insani kusatici merhamet ve muhabbet te sizin uslubunuza sirayet etmis. bu halinizle bizlere husn-u misal oluyorsunuz Allah razi olsun.

12bir kavram kitabi olarak risaleler, 05.06.2006 | Üç Kavram, Ahmet Nazlı

risale-i nurda adalet-i izafi ve adalet-i mahza kavramlari bazi meselerin izahinda kullanilmis ve merami ifadeye yetecek kadar kavramlar aciklanmis. yoksa "efradini cami agyarini mani" bir tarife ihtiyac duyulmamis. kavramsal bir calismada sumullu bir tarif mutlaka bulunmali halbuki. yoksa bu kavramlarla karsilastikca sadece gemideki on adam ve cemel vakasi sinirlari icerisinde izah etmek zorunda kaliniyor boyle. bugunki pozitif hukuk adalet-i izafimidir yada case law, adalet-i mahza ile ne kadar parelellik arzeder sorusunun cevabida gelmeli bence bu zamanin insaninin aklina.

risale-i nurla iktifa etmek cok guzel birsey ama butun tarihi vakalarin tafsilatini yada kavramlarin acik tariflerini ondan aramak onu kiymetten dusurmektir diye dusunuyorum.

ayrica "zulm"ün bu baglamda bir "kavram" oldugunuda ilk kez ögreniyorum. olabilir cahilligimdendir. her halukarda gayretiniz icin Allah razi olsun.

11tebrikler, 01.06.2006 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

yazarı, özeleştiri yapma cesaretine başvurduğu için tebrik ediyorum cesurca bir yazı. ama bazı yorumlarda ki bu yazıya tahammülsüzlük de üzücü.

10, 18.05.2006 | ‘Siyaset-i Şer’iye’, Ahmet Nazlı

sabiteler muhafaza edilmek kaydiyla hareketi konjokture gore ayarlama kuranda da sunnettede mevcuttur. yuzlerce misal vardir buna. zaman ve mekan nazara alinmadan hareket, fitrat dini olan islamin ruhuna aykiridir. "ehven-i ser" bu hakikatin bir izahi ve muktezasi olarak hakaik-i islamiye dahil olmus. adelet-i mahza, adalet-i izafi bir iktidar ve idare meselesidir. kaldiki zaten adalet-i izafide islamin icinde vardir. ittiba makaminda bulunanlarin adalet-i mahza yaninda ehven-i ser dusturunu da muamelelerinde bir mihenk tasi olarak nazara almalari elzemdir. yoksa en guzel (ahsen)olsun derken guzeldende (hasen) mahrum olunur, serre kapi aralanir. hak adina takinilan tavir netice itibariyle serri tezyid edecekse o tavri terk ehak makamina gecer. yoksa ehak pesindeyken haktanda mahrumiyet hasil olur. iste bunlarda din-i ezelinin degismez prensiplerindendir. birde bu esaslarin muvacehesinden bakalim derim tartisilan mevzuya.

9, 15.05.2006 | ‘Siyaset-i Şer’iye’, Ahmet Nazlı

kavram olarak istibdatin savunulup savunulamayacagi cok ayri bir mevzu. lutfen ukalalik yada kustahlik olarak anlasilmasin. bu yazilari kaleme alan yazar o devri ne kadar bilmektedir merak ediyorum. ya yazar o donemi derinlemesine bilmiyor yada kasden deginmek istemiyor. bu ifadelerim icin tekrar takrar ozur diliyorum. katiyyen tahkir manasinda kullanmadim.

eger kavramsal olarak dusunulurse ozden kopusun tarihi 1200 yili bulur. sayet bunu bir butun olarak mahza adalet olan islamin mihengine vururak elestirirseniz kimse buna itiraz etmez. ama belli bir donemi sorguluyorsak o doneme ait butun verileri nazara almak zorundayiz. ben hayatima bir abdulhamid hayrani olarak baslamadimki hissi davranayim. hatta cemaatin icnde yetismis biri olarak omrumun buyuk kismini o zata karsi klasik cemaat bakisiyla gecirdim.eger mesele hissiyat olacaksa ustad hazretlerini dunyalara degismem. hadisenin sadece kendimize bakan kismina odaklaninca resmi tam gormek mumkun olmuyor. kaldiki ustadin talebelerine bizzat ifade ettigi seyleri madem risalede yoktur su halde gecersizdir diyerek gormezlikten gelmek ne kadar sihhatli bir durus.

eger yanlis hatirlamiyorsam siz demistinizki bu iki zat arasindaki meseleyi aslinda istibdatin mazur gorulup gorulemeyacegi sorusunun cevabiyla cozmeliyiz. bende baska unsurlarinda mutlaka dikkate alinmasi gerektigi seklinde yorum yazmistim. konjokturel dusunme damgasini yiyen yorumlarin icinde benim yazdiklarimda var galiba. neden itirazimiz hemen bir cirpida hissiyat hukmuyle mahkum ediliyor anlamiyorum. herkesin bir ziyaeddini var galiba.

mahza ve izafi adalet kavramlari uzerine yazinizi memnuniyetle okur istifade ederiz.

8istibdat/irtica, 03.05.2006 | İstibdad’ın Doğrusu Var mı?, Ahmet Nazlı

sozlenecek okadar sey varki. ama ozetin ozetinin ozeti babindan o zamanin havasini yansitmak bakimindan,

1.istibdat kelimesi jon turklerin siloganlastirdigi bir kelime, bugunku irtica gibi (gerci bu kelime de jonturklerin iktidara geldikten sonra uydurduklari bir slogan) eger abdulhamid han hz mustebitse diger butun padisahlar en az onun kadar mustebittir zalimdir. istibdadi abdulhamid han hzretleriyle ozdeslestiren musluman evladi bunla neyi kasdeder bunun icini nasil doldurur merak ediyorum dogrusu.

2. materyalizmi hedefleyen bu guruh dini sonuna kadar kullandi. hatta padisaha muhalefetin merkezine dini yerlestirdiler. seriati garrai muhammedi, mesrutiyeti mesrua, padisahi ezeli gibi kavramlar zannedildigi gibi ilk olarak hz ustaddan sadir olan ifadeler degil bu dinsizlerin muhalefet adina sloganlastirdigi ifadelerdir. hedeflerine varmada en cok kullandiklari silahti.

3. dindar alimleri yanlarina cekmek icin azami gayret gosterdiler. abdulhamidhanin kurani tahrif ettigini iddia ettiler. o zamanlar bu mazlum padisaha haydut kelimesi en hafif muhalefet nevindendi. gaddar, dinsiz, zalim sifatlari rahatca kullaniliyordu bu zat icin.

4. abdulhamidhan hz leri ustadi hic tanimamistir. ustad hzlerini timarhaneye atarak ustada karsi olan tavrini gostermistir diyenler malesef mesnetsiz iddialarda bulunmaktadirlar.

5. bu guruh materyaliymi savunmasina ragmen, osmanli topraklarinda etnik milliyetciligi engellemek ve halkla ters dusmemek icin dini argumanlari kullanmayi en buyuk arac olarak gormuslerdi. hazreti omer hz aliden bolca referans kullaniyorlardi.hatta halifeden, padisahi dine ihanet ettigi icin hall fetvasi yayinlasmasini istiyorlardi.

6. iktidar hedefleri asama asama idi. aslinda bu tavra bizler pek yabanci degiliz. ataturkun bir ilk donem ifadelerine bakin birde iktidari tam ele gecirdikten sonrakilerine. yada daha yakin ornek olmasi bakimindan turkiyenin kirk yilina malolmus adamin tavirlarini bir arastirirsak kasdedilen daha iyi anlasilir sanirim. muhalefette iken istibdat diyenler iktidari ele getirince hurriyetmi getirmislerdir. iste bu nottada aci olan zamanimiz insaninin ayni agzi kullanmasi.

7. mevzu tarih oldumu hissiyatlar susar belgeler konusur. hosumuza gitsede gitmesede olani oldugu gibi kabul etmek durumundayiz.

daha yazacaktim ama cok uzatmayayim. benim ihtisas alanim bu konu. ilk basta hazmedemedim ama elden gelen birsey yok. hz ustada hatasizlik atfetmek adina tarihe saygisizlik pest bir tavir olur. hem ustadin muhalefet ettigi konular yanlis degildi ama netice itibariyle maksadina hizmet etmedi.

7hakk-i itiraz, 30.04.2006 | İstibdad’ın Doğrusu Var mı?, Ahmet Nazlı

eger ustadin tavrini anlamaksa maksadimiz abdulhamidhan hz lerinin istibdat yapip yapmadiginin tesbiti meseleyi cozmus olmayacagi kanaatindeyim. ben venizelsla bir olup "jon turkler"e vurmam tavri jon turklerin istikametinden dolayi degil. mesele netice itibariyle kimin degirmenine su tasinmis olacagi. "esas" olarak muhalefete hak varken "usulen" buna maniler cikabiliyor. ictihat bahsinde ustadin zikrettigi ilk mani gibi.

madem istibdattir yapilan suhalde butun tavirlar dogrudur sonucu cikmiyor malesef. ustad hurriyet diyordu seriati garrayi kasdediyordu baskalari hurriyet diyordu sefih medeniyeti amacliyorlardi. kaderin garip cilvesi olacakki ayri dunyalar ayni kelamda birlesip muhalefet ettiler payi tahta.ve nihayetinde o gaddarlar gayelerine ulastilar. iste zannimca hz ustadin hayiflandigi nokta birazda burasi.

karmakarisik yazdigimin farkindayim. hakkinizi helal edin. serdar pehlivanoglu beyin meseleye yaklasim tarzini da takdir ettigimi belirtmek isterim. ehl-i murekkepten oldugu farkediliyor.

6........, 19.04.2006 | BİZ NEYİZ - NE DURUMDAYIZ, Halil Köprücüoğlu

bin barekallah. abimiz manevi bir ayna tutmus bizlere hal-i pur melalimizi gorelim diye. yikmis hayalden kosklerimizi. al asagi etmis bizleri mevhum makamlarimizdan. bir cita koymus boyumuzun olcusunu gorelim diye. ne diyelim dag meyvesi acidir lakin derde deva sadra sifadir

5!!!!!!!!!!, 05.04.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

yorumlari okudumda arkadaslar metin karabasoglu hakkinda bu kadar yazilani bile abartili bulmuslar. ama biraz acele etmisler galiba. cunku bu kadar tartismaya sebep olan ozellikler metin karabasoglunun ozellilerinden sadece birkaciymis. yazar oyle soyluyor. sevgili yazardan devamini bekliyoruz.

4acaba, 01.04.2006 | Ve Tanrı, Niçe'yi öldürdü, Abdurreşid Şahin

boyle ortaligin malumat yigini haline geldigi devirde en makbul sey tam olarak emin olunmayan, kiyisindan kosesinden biraz birsey bilinen mevzularin baskalarina hakikat diye takdim edilmemesi erdemi olsa gerek.

nietzsche nin oldurdugu islamiyetin ALLAH i degil, hristiyanligin tanrisi. kendisinin islamiyet hakkinda musbet bir yigin ifadesi vardir. hatta bergsona bile meydan okuyan Muhammed ikbal Nitzsche hayranidir denilirse abarti olmaz. kendisi hakkinda medihkar makaleler ele almistir. hic olmazsa bunlara bir bakilsaydi. tamam nihai noktada hakikatten inhiraf etmistir diyebilirsiniz ama oyle bastan hukmu kesip atmak ilmi disipline pek muvafik dusmuyor.

3, 28.03.2006 | Zorunlu bir hasbıhal, Metin Karabaşoğlu

irdelenen mevzularda enaniyeti sahsi aradan cekip "konusan yanliz hakikattir" mertebesine gelmek yahutta en azindan bu yolda ugras vermek muhataplarda daha ciddi tesir birakiyor. aksi halde aksul amel yapabilyor. metin beyin risale metinlerini anlamada gosterdigi gayret, risalelerin bir metni ele alis tarzini rehber edinme konusunda gorulmuyor malesef. kendi sahsiyetini isledigi mevzulara bu derece katinca haksizda olsa sahsi itirazlara maruz kalmasi kacinilmaz oluyor. ben bir okuyucu olarak hakikati anlamak icin baktigim yazilarda muellifin sahsi alemi, tavsiyeleri ve elestirileriyle zihnimi dagitmaz istemezken metin beyin yazilarinda malesef buna katlanmak zorunda kaliyorum.

2Hakİm i farkedebilmek, 28.01.2006 | Aksiliklerin Aksine, Rabia Nazik Kaya

yazıda da değinildiği gibi kainattaki her olaya hikmetle bakabilmek lazım. Herşeyin arkasıda O nu görebilmek... Bilmediklerimizin arkasında herşeyi hikmetle yaratanı Hakim i görebilmek... Kainata ve olaylara at gözlüğüyle bakmamak gerek diye anlıyorum.

1Tavsiye, 12.12.2005 | Bediüzzaman’ın seyr-i sülûku, Sadık Yalsızuçanlar

Sayın Sadık Yalsızuçanlar ın Bu yazıları bir kitap olarak yayınlanmıştır. Risalelerin tasavvufi boyutlarına giriş açısından, kardeşlerimize tavsiye ederim.

Sufi yayınları arasında basılan kitabın ismi: TASAVVUF RİSALESİ adını taşıyor. Saygılarımla..




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut