Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Hayal mi, gerçek mi?
–Rabia Nazik Kaya

[*4.668 yazı içinden]

 grcn : yorumlar 

59kim mumin kim muhacir kim mucahid ?, 07.07.2008 | İman, Hicret ve Cihad, Metin Karabaşoğlu

"Zaten, vâkıa da budur. İman ve hicret gerçeğini atlayarak ya da ihmal ederek lâyıkınca cihad yapılabileceğini düşünmek boş bir kuruntudur." diyor Metin bey. Yalniz hakiki imani elde edipte hicret ve cihad gercegini atlayanlardan ise hic bahsetmiyor. Her ne kadar hicret gercegini atlamaktan bahsetsede bu gercegi acmiyor gibi. Yoksa sadece bazi yorumcular gibi biryerlere gidip nefis ve mali ile gocmek zor gelenlerin bir manada kullandigi sadece " aslinda hicret gunahtan kacisin adidir" a mi getirip birakiyor meseleyi? Metin beyin oyle dusundugunu zannetmiyorum.

Burada yukarida hakiki imani derken "hakiki imani elde eden adam kainata meydan okur" cumlesinde mundemic cepheye atilma-gaye-i hayal pesinde kosturmadan bahsediyorum. Veya sunu da anlayabilirsiniz hakiki imani elde edememis ki bu yuzden hicret ve cihadinda problem var.

sorular :

1- hakiki imani elde edenlerin belirtisi nedir ve bunlar nerelerde bulunur?

2- sadece risale-i nur derslerine katilan ama orada ki gaye-i hayal kamcisini idrak edememis aktiviteden cuda kisi mumin-muhacir-mucahid uclemesinin neresinde bulunuyor?

3- iman hakikatlerini yeni yudumlamaya baslayan ama bir sekilde kendini muhacirler arasinda bulan kisi hicreti kavrayamaz mi ? cihad edemez mi?

" kervan yolda duzulur" sozunu nasil anlamaliyiz ? Bir kisi iman-i tammi`ni muhacirler arasinda gorup buldu ise mumin midir muhacir mi?

not: hayret ufkundan mahrum,ask ve sevkten yoksun,heyecani porsumus , ulfetin karanliginda ve hareket etmeyip yillarca ayni duzlemde ayni seyleri artisa gecirmeden keyfiyet yapiyorum zanniyla kemmiyetin keyfiyetle beraber ictimaini idrakten yoksun bir eser okuyucusu kainata meydan okuyabilir mi?

not2 (onemli) : abdullah aymaz agabeyin verdigi geyik surusu ornegi ise metin beyi destekler beni nakzeder nitelikte. simdi o geldi aklima usenmedim yazdim.

o ornekte suru psikolojisi ile hareket eden geyiklerin vuruldugunu anlamamasi ve vurulan geyiklerin suru topluca hareket halinde oldugundan ta yedigi kursun yaralarini gucten dusunce ve suruden geri kalinca fark ettigini soyluyor. geyik yarali ama muhacir ve mucahid.

vallahi bu yazinin sonu beni baska sekilde bitirttirdi :) yine de sorularim kafama takili vaziyette.

en iyisi mi geyik muhabbetinden azade olalim ve yarali geyiklerden olmayalim.

58KOPRUYU GECERKENKI DAYI VEYA BEN BOYLE BIR insan (!) GORMEDIM.... BU OLSA OLSA .., 26.06.2008 | NURCU DEMİREL’DEN KEMALİST DEMİREL’E..., Hüseyin Yılmaz

demirel Turkiyeyi gammazladi haberini okudum bugun. Aman Allahim o ne cark o ne geri donus. o ne devrim muhafizligi oyle. ilhan selcuk bunun ancak topugu olurmus megersem. TAMER KORKMAZIN dedikleri geldi aklima. Mesut Yilmaz ve bu demirel statukocu gucler tarafindan iceri sokulmus birer kene idiler. ve onlara cok is gorduruldu.

sadece asagida ki linke baktiginiz da kendi -dallin- yolunda ne kadar samimi ve halis ve sadik bir kisi oldugunu ve yillarca da oyle nasil kaldigini anliyacaksiniz.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=706917

57basortusu bu beyin ortusu degil ki?, 26.06.2008 | METİN KARABAŞOĞLU ile başörtüsü üzerine.., *

beyin ortusu

suur ortusu

fikir ortusu degil ki bu

canina yandigim problemi

basortusu sadece bu.

basini ortmek sadece mesele.

beyni uyusmuslar bunu goremediklerinden beyinsiz beyinsiz hezeyanlarda bulunup ulkede ortami germe politikasi yuruturler.

umarim ki bu gerenleri birgun gererler.

***

metin beyin tepkisellik ile yapilan hal ve hareketlere dair yorumu cok dogru ve mutabik. yani ETKI den TEPKI umanlar

( bizim safiyane hareket edenlerden )

TEPKILERI alinca ETKI ALANLARI ni kuvvetlendiriyorlar. tepkisellige dikkat !

***

ama sunu da unutmamali ki

TEPKI[SIZ]SINIZ !

( yani toplumumuz reaksiyon degilde aksiyondan bihaber ve aksiyon icerisinde bulunmak elzem.)

***

aksiyon derken futbolu anliyor bazilari sadece. aksiyon ( musbet tepki ve hareket ) : MEVCUD ILE IKTIFA ETMEYIP DUNHIMMETLIGE YANASMAMAK VE HAL VE ZEMINE GORE AKILLI VE MANTIKLICA KOSMASINI BILMEK VEYA ZAMANA GORE YERINDE TEMPO TUTMAKTIR.

ORNEK : MEKKENIN FETHI

56ben mehmet beyin anladigini kastetmedim hatta ...., 10.06.2008 | Lider ve mürşid, Metin Karabaşoğlu

hatta ona katilmiyorum. bir cok noktada mustakim dusunmuyor. o yazarlarinda site ile probleminin oldugunu dusunmuyorum. tam aksine beraber olduklarini biliyorum. ille de bir sitede yazmak veya yazmamak ora ile alakali veya alakasiz diye algilanamaz. bu yanlis.

diger yanlis mehmet oncu beyin fethullah gulen hocaefendiden bahsederken takindigi tavir. sanki bir holdinge girip cikmaktan bahsediyor mehmet bey. Fethullah Guleni dunya uzerinde bir cok insan seviyor ille de iceride veya onlardan muamelesi yapmak yanlis. mesele fethullah gulen sevme veya sevmeme meselesi de degil ki mesele ihlaslica nasil hareket ederiz meselesi. bunun yaninda kimsenin haddine degil ki birilerinin ihlasini olcsun ve tartsin. siz fethullah gulenden gelen bir uyari veya ricayi tavsiye olarak alirsiniz ben ise emir olarak algilarim. Risale-i nurlar ise tamamen hak ve hakikati haykiran ve yollar gosteren bir mursid eser. bu zamana kadar o kadar ilahiyatci ve alimin ona soz soyleyememesi hakliligini gosteriyor. Fethullah guleni bu nurani eserden farkli yolda gostermek onu tanimamak ve onu ziyaret etmis olmamak sapla samani karistirmak demektir.

benim derdim Metin karabasoglunun ve etrafinda ona muhabbet besleyenlerin takindigi ve - sanki - ayakta kalisini OTEKI VE OTEKINDEN alan tenkidvari harekat icerisinde ki munekkidlik hastaligi. Morotesinin yahoo grubunda insanlar zaten bunun icin toplaniyorlar ve yeterince bu tarz insan mevcut iken metin beye diyorum ki karakalem yahoo grubunu bu tarz gidisattan kurtarin lutfen !

55imtizacsizliginizin sebebi..., 09.06.2008 | Lider ve mürşid, Metin Karabaşoğlu

"Dönüp gerçek hayata bakıyorum da, Risale-i Nur müellifine bu derece muhabbetime bedel Risale câmiası içinde bir şekilde ‘lider’ edasıyla temayüz edenlerle ruhumun imtizaç kuramaması; hele oturduğu yerden başkalarını yönetmeye kalkışanlara ruhumun hiç ısınamaması da boşuna değil."

iste asil cevabi siz vermissiniz zaten. ustada o derece muhabbetinizden mutevellid baskasina baglanmaniz zaten mumkun olmazdi.

ruhunuzun imtizacsizliginin bir baska sebebi sakin sizin bir had ve kural ve bir sisteme baglanamama veya baglanmaktan ictinab olmasin.

bence birazda aynada aranmali imtizacsizligin nedeni.

Ben asil sunu merak ediyorum cidden Bediuzzaman yasamis olsaydi su an en yakin talebe halkasina girip gereklerini mi yapardiniz yoksa "ustadi gormeme gerek yok " deyip eserlere bagliligi dusunerek bir sekilde yakin dairede ki veya sistemde ki zorunluluklardan mi kacardiniz? ( yanina varmayan talebelerini tenzih ederim sorum sadece metin beye )

ben Bediuzzamana bagliliginizin sorgulayicisi olmamakla birlikte , bagli oldugunuzu dusundugunuz zat-i muhteremin imani ve islami dairede istimal etmedigi ve etse de dalline kayanlar icin kullandigi ve dustur-u hayati olmayan kapali ve gondermeli ve herkes hissesini alsin nev`inden tenkidvari bir munekkidlik damarinin , bagli oldugunuzu dusundugunuz zat ve eserlerine ragmen sizde hukumferma oldugunu - yaklasik 4 yildir musahede ediyorum - ve dusunuyorum.

sanki beslenme kaynaginizi risale-i nurlar degil de size ragmen OTEKI ve OTEKILER olusturuyor.

butun bunlarin yanisira risale-i nur dairesinin mursid cikartmaya kapali bulundugunu ve cikan hakikaten buyuk insanlarinda nasil tukaka yapildiklarini ve nasil bolunmeler yasandigini hep beraber biliyoruz ve gorenler gordu ve okuyanlar okudu. yapisi itibariyle bir onde olan olmadigi bu daire , onde gozukenleri de harcamasini bilmistir. karakalemin yahoo grup sayfasina girin ve ne demek istedigimi ve bu yazida neler anlatmak istedigimi gorun.

54NUR YOLU - TARIK-I NUR - TARIK-I HAKIKAT 4 ESASLI NUR YOLU , 13.03.2008 | SÖYLEŞİ: (I) METİN KARABAŞOĞLU: “Dindar aydınların Risale’ya bakışlarını derinliksiz ve üstünkörü buluyorum.”, *

Nursiyye tarikati tabiri bizim kulagimiza hos gelmesede nur ekolu-nur yolu -nurculuk tabirleri ile esasinda cok farki yok. Bir de ben meseleye ustadin "TARIKAT DEGILIZ" sozunu risale-i nur kulliyati icerisinde nerelerde kullandigina ve hangi zeminlerde soyledigine bakilmasi taraftariyim. Bunu analiz edenlerden bazilari bu sozun genellikle mahkeme mudafaatlarinda gectigini soylemekteler. Eski- yeni said ayriminda ki inceliklere de tam vakif olabilsek risale-i nur yolunun 4 esasli acz-fakr-sevk,sukur-tefekkur esaslarina dayanan ve o sekilde insanlari bir insa surecine sokan basbaya bir yol oldugu goruluyor. Yani yoldan kastim tariktir. Ahir zamanin hizliligina ve belagat ve akliligine gore bu RISALE TARIK`inin bu zamana gore ihsan edilmis 4 esasi- tesbihati ve dusturlari mevcut. Halveti bir yol degil. Celvetiyeye de dahil edemezsiniz. Celvetiliginde otesinde her gonle ulasacak kadar sosyal ve halkla beraber ve o oranda da hakla merbut bir yol bir tarik acikcasi. Ali bulac bir yazisinda

" insanı 'akıl/zihin', 'ruh/enfüsi' ve 'ameli/sosyal' olmak üzere üç boyuttan mürekkep bir varlık olarak ele alıyorsak, insanın ilk boyutuyla akaid/kelam, ikinci boyutuyla tasavvuf, son boyutuyla fıkıh ilgilenir. Her üçü de gereklidir." Simdi risale-i nur yolunun iman-hayat-seriat tabirini Ali bulacin soyleminin uzerine koydugumuzda devre devre yapilmasi gerekenlerin oldugu ve bir surecin icerisinde bulundugumuz ve dunyanin sonuna kadar diger ehl-i sunnet cemaatleride kusatip etkileyecegi anlasilan uzun bir yoldan, uzun zamanli ve uzun soluklu bir tarikten bahsede biliriz. Lakin unutulmamasi gereken sey Ustad Bediuzzaman bir seyh degildir. ve benim tarikat dememden kastim asr-i saadet modelli bir tarikattir. Ustad bir sehy degildir ama bir seyhten cok yukarida bir IMAM bir ONDER ve bir PIR dir. Ve verdigi tesbih degil tesbihattir. Zikri ise bir baska sekilde surekli okumadir. Kitabi ve kainati okumadir onun zikri.Lakin Metin karabasoglunun gormesi gereken sey ustadin ayni zamanda cok ciddi bir tesbih ve evrad ve gozyasi insani olmasi. Mecmuatul ahzabi surekli devrdaim yapan bir insandan bahsediyoruz. Bu sebeple bazi risale-i nur yolculari bir kultur sakirdi gibi kuru akilda takilip kalmislardir. bazilari da skolastiktir.Bunu bazilari maalesef soyle soylemekteler " Ben eskiden tarikattey dim ve gozyasim eksik olmazdi lakin risaleleri taniyinca aklen doydum gibi ama gozyasim artik yok. Artik aglayami yorum. Ama Hocaefendiyi risale bahcesinde tam bir birlestirici kisi olarak goruyorum. asagida ki 3 maddeyi de cem edebilmis bir ismarlama insan hususiyeti tasiyor kendisi." diyor.

1-) 'akıl/zihin' - akaid/kelam - iman

2-) 'ruh/enfüsi - tasavvuf - hayat

3-) 'ameli/sosyal - fıkıh - seriat

2. maddede ki HAYAT doneminde tasavvufun onemi ve gerekliligi kuru akilci soylemlerden oze inis ve varlik ve dunyaya deruni ve muteal , askin ama metafizik olmayan bir pencere acma donemidir. ve bu HAYAT doneminde bazi risale fraksiyonlarinin zorlanmasinin sebebide budur. Tum serirlerin radyo-tv-gazete diliyle yayginlastigi bir devrede buna uzak durmak ve el surmemek 1.devrede biraz daha icine kapanik durdugunun gostergesi.

3. maddede ki SERIAT donemi veya evresi ise biraz sosyalligin otesinde devlete bakan yonuyle beraber fikhin yeniden ele alindigi ve ameli-sosyal devre. (hakikaten su an bazi fikhi konularda insanimiz zorlaniyor. bazi eski fikhi hukumler artik bu asir bedenine olmamaya basladi. yeni yorumlar getirenler de tukaka yapilmaya calisildi. hayrettin karaman gibi.) bu evrede allahu a`lem ictihadin ehil kimseler tarafindan yapildigi,tefsirlerin ilim ve fenleri de ve ehlinide icine alacak sekilde yeniden yazildigi ve cok onemli olan icimizde ki,evimizde ki ve ustadin tabiriyle "camilerde ki dualarin kabulune set ceken" caminin icinde ki bidatlarin, zuhullerin,dalaletlerin kaldirildigi bir zaman olacak. 1.devrede takilip ilerisini okuyamayan kimseler 3.devrede ki ictihadlarada karsi cikacaklardir.

RISALE-I NURUN NURLU VE DUPDURU YOLU- VEYA BAHCESI BIRCOK CESIT CICEGE HAMILEDIR. VE BU KACINILMAZDIR. DAHA COK FARKLI CICEKLER CIKARACAKTIR. BU YOL COK ACIK BIR NURLU TARIKTIR. HAKIKAT TARIKIDIR BU YOL.TARIKAT MEYVE YEMEK DENIYOR DOGRU LAKIN BU YOLDAKILER HEP EKMEKTEN ZIYADE GUNU GELDIGINDE KI GELIYOR MEYVESINIDE KOPARACAKLAR.AKSINI IDDIA ETMEK ASR-ISAADETTEN SONRA KI DEVREYI OKUYAMAMAKTAN BASKA IZAH EDILEMEZ.

53KEYFIYET YORUNGELI KEMMIYET CAGRISI / KEVSER-EBTER SIRRI, 12.03.2008 | ‘Yeni haberler’e dair birkaç not, Editör

kemmiyet herzaman keyfiyeti asindirir hatta biraz eksiltir. keyfiyeti ve kaliteyi muhafaza etmenin yolu keyfiyet esasli kemmieyete kosturmaktir. nasil mi?

mekkede kurulan panayirlarda yani bir nevi fuarlarda efendiler efendisi aleyhis selam herkese kosuyor.Herkesin yanina girip cikiyor.Her gonle ugruyor. Ve "KÛLÛ LA ILAHE ILLALLAHİ VE TUFLIHU "(LA ILAHE ILLALLAH DEYIN VE KURTULUN) diyordu. Iste bu essiz ornekte ki KOSTURMA VE HERKESE GITME yani ne kadar cok kisiye ulasabilirim dert ve izdirabi kemmiyete , HER UGRADIGI KISIYE soyletmek istedigi sey ise keyfiyete en buyuk delildir.Yapilmasi gereken keyfiyet esasli ama atlanilan nokta kemmiyetli bir calisma disiplinidir. veya ustadin tabiriyle MESAI TANZIMI DE diyebiliriz belki.

PEYGAMBER ve PEGAMBERIN KARDESLERI, asirlari icine alan BIR GUNlerinde ve topyekun ASL-I SAADET`te bunu yapmislardi. Eger biz kitaplarini yaptigimiz halde onlarin yaptiklarini okumada gucluk cekiyorsak uzagi gorememe sorunu ile veya uzagi idrak edememe problemi ile karsi karsiyayizdir yapilmasi lazim gelen sey uzagi anlamak icin uzak asirlarin YAKIN TAKIPCISI kutlu kisilere biraz daha nazar etmek olacaktir.IMAM-I GAZALI-IMAM-I RABBANI USTAD SAID-I NURSI VE CAGIMIZDAKI ONLARI COK IYI OKUYAN MUHTEREM ZAT GIBI.

ama hic endisem yok. risale-i nur dairesinde samimi ve sadik olanlar ve suurlu olanlar KEVSER SIRRINA mazhar olup hem keyfiyet hem de kemmiyet planinda buyuyeceklerdir. EBTER SIRRINA mazhar olacak olanlar da bu dairenin ve ehl-isunnet dairesinin disinda soylari,adlari,isimleri,hareketleri,partileri cikardiklari patirtilari,darbeleri, 28subatcilari ve butun IZM leri ile yok olup gideceklerdir.

52Determinist bir esbabperestin bitevekkulane kelimat-i safsatiyeleri ve hezayanati, 11.03.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

tevekkulden uzak-rezzakiyeti hic bilmeyen-maddeci-determinist-esbabperest-demagog bir eski tufek lakin mardin tufegi gibi pas tutmaz bir siyasetcinin oylesine cahilane ve bitevekkulane beyanati :

''1 MİLYON KİŞİ ARTARSANIZ 500 BİN KİŞİ İŞSİZDİR''-

Cumhuriyet'in ilanından sonraki nüfus artışıyla ilgili gelişmelere de değinen Demirel, 1923'de Türkiye'nin 12 milyon nüfusu bulunduğunu, bugün bunun 5-6 kat artarak 70 milyona ulaştığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bir ülkede nüfusun artması iyi bir şey midir, değil midir? Yılda yüzde 3 nüfus artışını karşılayacak hiç bir ekonomi yoktur. 60 senelik tecrübemi söylüyorum. Mühendis, siyasetçi ve yönetici olarak söylüyorum. Yüzde 3 nüfus artışı, yüzde 5 kalkınma hızı yaparsanız ne olur? Yüzde 5 kalkınmanın 3'ünü nüfus alır, geriye 2 kalır. Bu 2'nin 1'ini hayatı düzeltmek için insanlar kullanır, geriye 1 kalır. Bu 1 ile ileriye götüremezsiniz bu ülkeyi. Başka birisi gelip sizin cebinizi dolduruverecek değil ki... Siz kendi kendinizi götüreceksiniz. Türkiye gibi bir ülkede yüzde 5 civarında bir kalkınma hızı yaparsanız bu kalkınma hızının sağlayabileceği iş istihdamı 500-600 bin kişidir. Eğer senede 1 milyon artarsanız 500 bin kişi işsizdir. Eğer siz nüfusu kalkınma hızıyla ayarlı götüremezseniz ne olur? İş veremediğiniz nüfus yoksul olur. Sonra ne olur? İş veremediğiniz nüfus sokaklarda kadınların çantasını kapar, istenmeyen kanunsuzluklar içine girer. Öyleyse nüfus artışıyla kalkınmanın, büyümenin çok yakın ilgisi var.''

islamkoylu kardesiniz !

51IBN-I SELULUN TARIHI IZDUSUMUNDE SIYASET MESLEGI, 11.03.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

1-Demirel, 'Menderes'in idamı coşkuyla karşılandı' sözüne cevap vermedi

2-Demirel, dün 'Türkiye'de Gençlerde Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlık Araştırması'na ilişkin programa katıldı.

(ne alakaysa bu anlamadim. siyasetin sohretperest ettiklerine bakarmisiniz. Dogum kontrolunu de anlatsin oldu olacak. hatta turban turkiyede baglanmamaliysa -ona gore- arabistanda nasil turban takilir isimli sempozyum duzenlesin. aa bir de ahmet cakar gibi bir sozu var mi demirelin? hani varsa hatirlatalim.)

3-Gazetecilerin, Başsavcı Çölaşan'ın kendisine yönelik "Morisson" ifadesi kullandığının hatırlatılması üzerine ise Demirel, kendisini savunacak durumda bulunmadığını kaydetti. Demirel, başörtüsüne yönelik soruya ise "Sözlerim gayet açıktır. Çok açıktır" karşılığını verdi.

( buyurun sozlerim cok aciktir diyor. kim ne derse desin caymam demek bu. evet demirel bir tarih yaziyor. IBN-I SELULUN TARIHI IZDUSUMLERINDE SIYASET MESLEGI olsun bu yazdigi tarih kitabinin.)

islamkoylu acz-i mutlak kemter kul kardesiniz demirel.

50YALANCI COBAN / SIRTTA BIR CIBAN , 10.03.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

A- Levent bey veciz ifadelerine :

"Demirel, AKP düşmanlığı ile, başörtüsü, gericilik ve (Kur’an’ın şu kadar ayeti çağdışıdır) söylemleri ile size bir fırsat vermiştir: 1. Zalimlere dua etmeyin

2. Atın artık sırtınızdan şu Demirel kamburunu…" diye son vererek en onemli seyi soylemis oluyor kanaatimce. ama ben 2. yazdigi maddeyi biraz degistirmek istiyorum. " ATIN ARTIK veya KURTULUN,SIKTIRIN ARTIK SIRTINIZDAN SU DMRL CIBANINI" veya " COBANINI "

B- Aile-i demirelin BDDK ya ve dolayisiyla devlete ve dolayisiyla millete ve dolayisiyla bana-sana-ona-buna attigi kazik ve goturduklerini gorunce basortusu ile alakali soylem lerine bile bakmaya gerek yoktu zaten. Cunku yillarca NIFAK ehlinin bassozunu yuzumuze baka baka soylememismiydi:

"DUN DUNDUR BUGUN BUGUN." Aslinda taaa oncelerden haber veriyordu " bakin ben birgun kelek yaparsam ki bana gore DUN ile BUGUN farklidir sasirmayin haa!"

C- Bakin Yeniasya gazetesinde haber olarak ne var: "Baykal’a Demirel ve TSK'dan mesaj. Baykal Cumhurbaşkanı Demirel'in kendisini arayarak, ’Çok iyi gidiyorsun, bir tek sen kaldın’ dediğini ve Genelkurmay'ın da üstü kapalı mesajlarla ’sizi kastetmedik’ dediğini iddia etti" http://www.sentezhaber.com/index.php?mode=detay&index_id=20388

D - SANLI SUVARI BAYKALA

DMRLDEN SIIR :

"birtek sen kaldin baykal !

birtek sen kaldin haa dayan hep sen kal!

ahh viski cektigim aksamlar.

hala yanibasimdasiniz.

lakin,cevseni kalkan yaptigim zamanlar.

sizler ne kadar uzaklarda kaldiniz!!!

dayan baykalim.cogu gitti azi kaldi.

sen ki 4.devrenin son atli suvarisi.

sen ki alnindan opulesi sanli muhalafet."

EL BAKI HUVEL BAKI

DUANIZA MUHTAC ISLAMKOYLU KARDESINIZ SLYMN DMRL

49EHVEN-I SERR degil S[EHVEN]-I SERR, 09.03.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

Demirel, ehven-i serr-i kesir idi. lakin simdi ehven-i serr-i kalil`ler var. Malum su an yapilmasi gereken sey HAYR-I KESIR icin SERR-I KALIL`E goz yummak. Esasinda ben Demirel`in anlasilageldigi gibi bir SEHVEN-I SERR oldugunu kabul etmemekle beraber onun her zaman ama bazen HAFI ve bazen CEHRI bir

S[EHVEN]-I SERR oldugunu dusunenler

denim. Yani EHVEN-I SERR degil

S[EHVEN]-I SERR dir ol kisi !

48O sahis o cemaatle anilir olmussa hatalari herkesi baglar !, 04.03.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

"....ve belki Demirel'e üstadın yüksek siyaset anlayışı öğretilmiştir." diyor Mehmet bey. Bu cok komik kacmadi mi? Ben size delilleriyle Vehbi Koc ile bu adamin 1971-72 de viski cekerek siyaseti degerlendirdiginden bahse diyorum.Siz ise Ustadin yuksek siyaset anlayisini ogrettiginizi ima ediyorsunuz. Yani siz "maksadimiz uzum yemekti" derken sanki " kopruyu gecene kadar ....... " gibi bir sey mi demek istiyor sunuz anlamadim. Eee peki o zaman bana soyleyebilirmisiniz Demirel`in olmadigi yani -uzumun yendigi- veya -guya -kopruyu gecmis bulundugunuz- en son secimde ne demeye onun artik ve kohne partisini ve basinda derin devlet mensubu bir adami desteklediniz? Yani secimler de ELAZIG sehrinin kendi adamini dahi secmemesi ve tokat gibi bir cevap vermesi kadar olsun siz bu isi idrak edemediniz mi? Bu mu ustadin yuksek siyaset anlayisindan sizin nasibinize dusen? Siz ne derseniz deyin bu yaziyi yazan Levent Bilge bey son derece mukteza-i hale mutabik bir baslik koymus yazisina:

"NURCULAR , YANLISI / DEMIREL`I DESTEKLEMEDIKLERINI DEKLARE ETMELIDIRLER" Su da aklima geldi ki zamaninda Erbakan guya " basortululere universitelerde selam durulacak" derken biz nur talebeleri onu hep hafife almadik mi? "Bir cok seyi mahvedecek demedik mi?" O guya basortusune destek verir ken onu elestiriyorduk VE ELESTIRDIK. Ama birisi " baslarini orteceklerse s.arabistana gitsinler ! " derken tutup onun aciklamalarini ise tevile tabi tutmadik mi? ve israrla ayni yerden bu adam ve onun gibilerin 100 defa bizi isirmasina sessiz kalmadik mi? YOK BABAM YOK ! Ben Erbakanin aciklamalarinin teviline belki inanirim da bu islamkoylu icin yapilan aka cikarmalara inanmam. SKOLASTIK MANADA 1960 LAR DAKI SIYASI DUNYA VE SIYASILER ILE O ZAMANIN USTUNDEN GECEN GUNLERI VE YILLARI VE GUNUMUZU COZMEYE CALISMAK , EHL-I RISALEDEN FERSAH FERSAH UZAK OLMASI GEREKIR. AMA MAALESEF 1950-1960 LAR DAKI USTADIN YUKSEK STRATEJI VE HIZMET ANLAYISINI AYNEN GUNUMUZE TATBIK ETMEYE CALISMAKLA ( ONU BARI YAPABILSELER DI ) RESMEN SKOLASTIK BIR BATAGA BATTIGINI GOREMEYENLER VAR. BU SKOLASTIK VIRUS YUZUNDEN MERHUM MENDERESTEN SONRA MERHUM OZALI FARKEDEMEMISTI DE VISKISIYLE CEVSEN OKUYANIN ARDINA GIDILMISTI.

47MEVLANAYI NASIL BILIRSINIZ?, 29.02.2008 | Mevlânâ’yı nasıl bilirdiniz?, Nuriye Çakmak

iyi biliriz !

46'Viskiler üçe çıkınca Demirel serbest konuşmaya başladı', 28.02.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

ISKOC VISKISINDEN MESELE ACILMISKEN "İskoçya’da konuşulan İngilizce farklı, ağır bir lehçe ama iki tek atınca hepsi aynı" DIYORLAR EHL-I DUNYA MABEYNINDE. NE ALAKASI MI VAR DEMIRELLE ? HABERIN BASLIGINI YAZIYORUM " 'Viskiler üçe çıkınca Demirel serbest konuşmaya başladı' :)))

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=657898

45SIZ HIC VISKI ICEREK CEVSEN OKUDUNUZ MU ? VEYA RISALE ?, 28.02.2008 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

SIZ HIC VISKI ICEREK CEVSEN OKUDUNUZ MU ? VEYA RISALE ?

DEMIREL`IN ICINDE BIR TITO MU VAR?

buyurun nasil oluyormus gorelim:

"Vehbi Koç, 12 Mart Muhtırası'ndan sonra 11 Mart 1972'de Demirel'i Ankara Güniz Sokak'taki evinde ziyaret etmiş. Koç, buluşmaların ayrıntılarını not defterine şöyle yazmış: "Bizi kapıda karşıladı. Oturduk, hatırımızı sordu. 'Birer viski içelim.' dedi. Birisi buz ve su getirdi, kendisi odanın bir tarafında bir dolaptan CHIVAS REGAL viskisi çıkardı. 'Ne var ne yok, piyasa nasıl gidiyor?' diye sordu. Ciroların, kârların iyi gittiğini söyledim, pek memnun kalmadı. (..) İkinci viski konuldu, o da içildi. Hep kendisi koyuyordu. Dehşet konuşuyor. Bir taraftan, 'Ben sizden bilgi alacaktım, bana fırsat vermediniz, beni konuşturdunuz' diyordu; diğer taraftan da konuşmayı çok seviyordu. Mezemiz patlamış mısırdı. Viskiler üçe çıktıktan sonra o da serbest konuşuyordu, ben de... Anlaşılan çok okuyor, bilhassa iktisadi işleri gayet iyi biliyor ve istikbalden emin görünüyordu."

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=657898

IHSAN SABRI CAGLAYANGIL`IN ANILARINDAN YAKALADIGIM BIR TITO VE DEMIREL BENZERLIGI:

"Tito, viski severdi. Sabahleyin saat onda da içmeye başlardı. Ve Chivas Regal viskisine düşkündü. Ben devlet başkanlarının ádetlerini öğrenir, ilişkilerde bunları cevaplamaya çalışırdım. Tito'nun odasına bol miktarda Chivas Regal viskisi koydururdum.

Bu viski iki çeşitti. On iki yıllık, yirmi dört yıllık. Yirmi dört yıllıklar pahalıdır. Kadife kılıflar içinde özel ambalajla satılırlar. Ben Tito'ya itina gösterdim ve bu viskilerden odasına koydurdum. Bana bir gün dedi ki: "Dünyanın en iyi viskisi Chivas Regal değildir. Sıralamada bu tür viskiler yedincidir. Fakat ben buna alışmışım. Bunu seviyorum. Siz de en iyisini koyuyorsunuz......." http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7197477&yazarid=4

ISLAMKOYLU HUSREV EFENDININ KUR`AN TALEBESI COBAN SULEYMANIN 1909 YAPIMI ISKOC VISKISI ILE TURKIYEYI IDARESININ YANINDA

SANA BANA

"GETIR CEVSENI GETIR RISALEYI !"

ONA BUNA

"GETIR CEREZI GETIR VISKIYI !" TARZI IKI YUZLULUGU....

NAZMIYE GETIR VISKIMI GETIR CEVSENIMI !

44NIZAMETTIN HOCA ile CAYCININ ORTAK HALI., 28.02.2008 | ‘O Çaycı’yı Arıyorum, Metin Karabaşoğlu

Su an Norvec`te esi ile birlikte hizmet etmek icin gelen ve rahmetli Gonenli Mehmet Efendi ile Sahin Hocaefendinin Manisa`daki Talebelerinden 60 yaslarinda Nizamettin hocamiz ile cayci kardesin benzerligi bir hayli fazla ve cok. Safiyeti-samimiyeti ve bunun yaninda da medrese tahsili birlesince dil bilmemesi onu hic etkilemiyor. Bir gun Norvecte bir mezarliga gitmis ve bir merasimi izlemis. Uzulmus haliyle ve gitmis mezardakinin yakinina ve baslamis el-kol hareketleriyle Ahireti ve yeniden dirilisi anlatmaya:) ama ne anlatis. Gulmekten herkes yikildi yani. Elleriyle bir tohumu alarak uzerine toprak koymus ve sonra da adami agaclara dogru baktirarak tohumun agac olusunu gostermis. Adam ne olup bittigini ve kim oldugunu da anlamadan tebessum etmeye baslamis. Kendisini tutamayan Nizamettin hocamiz Hasir dersini uygulamali gostermeye kararli vaziyette bu sefer mezarin yanina yativermis. Adam hepten saskin:) Uzerine de almis bir avuc topragi koyuvermis ve yavas yavas ayaga kalkarak agac gibi buyudugunu ve olmedigini gostermis. Sonra da mezarda ki olmus sahsa isaret ederek "uzulme -korkma-aglama ! " mimikleriyle onun da bir tohum oldugunu gostermis. ( ozelllikle anlatmis demiyorum :) sonra ikisi de gozyaslari icerisinde gozler nemli vaziyette mezarliktan kolkola ayrilmislar.

Bir seferin de de yolda beraber yururken uzun boylu ve yasli sayilan bir Norveclinin tam da bagrina bir yumruk vurdu ki hic sormayin. Ben " tamam yine basliyoruz eyvah " dedim:) Adam 1.80 boyunda , hoca 1.60. Adam ona kus bakisi bakiyor vaziyette. Adamin karsisina gecti yukariya dogru ona bakti ve gozlerine gozlerini dikti ve dedi ki

"Bu dedi Allaha inaniyor. Gozleri isildiyor bunun " dedi. Ve Adam isi cozemeden bir de koluna yumrugu indirdi. Zaten ya kol ya da dirsek. Bir sekilde yapar bunu. Neyse sonunda adama hocanin ne dedigi tercume edilince adam " evet inaniyorum" demesin mi? :)) sonra Adama sarildi ve biraz daha hirpaladi adami ve iki tarafin da mutebessim cehreleri ve etraftakilerin garip bakislari ile oradan ayrildik.

Allah o Cayci kardesleri ve Nizamettin hocalari icimizde cogaltsin. Nizamettin hocayi Akhisar Kuran kursundakiler, Bunyamin Duran ve her sene Korkutelinde ki kampa katilanlar cok iyi bilirler :)))) Ha unutmadan yanilmiyorsam ( yaniliyor olabilirim ) ustadin 4.sirada ki talebesi sayilan seyh-i geylani tarafindan haber verilmis KURT BEKIR AGA da CAYCI idi.

43dun nefret aracidir turban bugun ise degildir / dun dundur bugun bugun, 25.02.2008 | Başörtüsü meselesi nasıl çözülmez?, Metin Karabaşoğlu

(Katı laik Türkler, dindarlardan nefret eder ) IDDIASINA KARSI ERTUGRUL OZKOK`UN DEDIGI: "Buna şiddetle itiraz ediyorum. Bu ülkenin laik insanları, dindarlardan asla nefret etmiyor. Ne geçmişte etti, ne bugün ediyor, ne de yarın edecek. Tam aksine, laik insanlar dindarlara, bazı dindarların onlara gösterdiği saygıdan çok daha fazlasını gösteriyor."

23 Şubat 2008

HURRIYET

YAYIN YONETMENI

ERTUGRUL OZKOK

(Katı laik Türkler, dindarlardan nefret eder ) IDDIASINA KARSI ERTUGRUL OZKOK`UN DEDIGI:" "Son günlerde bu soru yakama yapıştı. 'Türban siyasal bir simge olmaktan çıkıp bir nefret simgesi haline mi dönüşüyor?' Bu siyasal sembol, Anayasa ile teminat altına alınmalı mıdır? Ben ısrarla 'Hayır alınmamalı' diyorum. Çünkü türban, siyasal bir nefretin ifadesi haline gelmiştir ve buna Anayasal teminat getirmek, 'mahalle ve arkadaş baskısını' meşrulaştırmak anlamına gelecektir. Bu da Türkiye'yi, çok uzun süre çözemeyeceği sosyal sorunlara, kavgalara götürecektir."

4 Aralık 2007

HURRIYET

YAYIN YONETMENI

ERTUGRUL OZKOK

dun dundur bugun bugun ekolunun bugunku koskoca utanmayan temsilcisi.

42ashab-i suffa misaller, 25.02.2008 | Okuma programlarına hiç katıldınız mı?, Halil Köprücüoğlu

masalallah

ashab-i suffa zillinde ki ahir zaman sahabe-misalleri bunlar olsa gerek !

vesselam veddua

41PECE , CARSAF = KEFEN / CAMIYI SEVMEYEN KISININ ELINDE PAMUKLA BEKLEYEN IMAMLA IMTIHANI. , 18.02.2008 | Başörtüsü meselesi nasıl çözülmez?, Metin Karabaşoğlu

Turkiye de Bayanlar kanadinda carsaf-turban-basortusu-ve eskiden dolayli yollardan islam dusmanligi yapan simdilerde ise aciktan gemi aziya alan neseb-i gayr-i sahih T.Saylanlar, N.Sertellerin temsil ettigi guruh ne yaparsa yapsin , ne ederse etsin ve salya ustune salya akitsinlar bir gun realite ile karsi karsiya gelecek ve adeta carsafin daha da kapalisi olan ve peceden daha da ortulu bulunan bir KEFENE girecekler. Ve erkekler kanadini temsil eden ayni guruhun T.Ozkanlar ve I.Selcuklari istedikleri kadar imam-din-islam dusmanligi yapsinlar birgun bir gariban cami imaminin onunde bizzat o imam tarafindan PAMUKLARLA karsilanacaklardir. Ben aklini kullanmalarini tavsiye edip hizli giderek pece-turban-carsaf-sakal-imam dusmanligi yapmamalarini tavsiye ederim. zira PAMUK , sevmedikleri imam efendi tarafindan ve KEFEN , bir nevi pece gibi kendi uzerlerinde istimal edilecek kacari yok. eger yurekleri var ise aziz nesin gibi 8 tane cukur kazdirirlar ve kimsenin bilinmedigi bir tanesini sallayiverin ve atin derdim. kendilerini kadavra olarak avsiye etmeye calisacaklar belki de ama tip fakulteleri bunlarinkini kullanilamaz diye kabul etmiyor maalesef. dusunsenize beton kafali bir din ve kitap dusmani soyle bir ruya goruyormus mesela ELINDE BIR PAKET PAMUK VE BIR PECE GIBI KEFENLE SAKALLI VE SARIKLI BIR IMAM ONU BEKLIYOR RUYASINDA. :))))))

KULLU ATIN KARIB - HAFIZENALLAH !

40sinek ve golet / elma -armut, 18.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

maalesef mesele izah edisimde ki incelikleri anlayamayan Ali Ylmaz yazimi tam incelemeden elma armut ile meseleyi gecistirmeye calismis. ustad bediuzzaman ve eserleri bir yayin organi degildir ama bir yol ve tarzdir. yayin organindan da farksiz olarak tum ulke ve dunyayi etkilemistir. malum medyanin betoncu gazeeleri ve yayin organlari zaten hocaefendiye havlayip durmusken ve hala havlamaya hazirlanirken kendi yayin organimizda bir elestiri bulmaya calismanin adi elma armut meselesidir tam olarak. siz asil dost grup gazetelerinde hocaefendiye neler soylendigini ve cevap olarak hocaefendiden direkt olarak onlara bir cevabi yazi olup olmadigini bana gosterin.

elma ve armuttan vazgecip risale-i nur dairesinde ustada bir elestiri yapilabilir mi bari bana onu soyleyin. ustadin ve buyuklerin elestiriye acik olmalari tabii ki mahfuz. siz hizmet dedigimiz gunumuzde ki hocaefendi tarzi bir yolu zaman gazetesi ve sadece bir yayin agina indirgediginizin farkina varabiliyormusunuz ? bence varamamissiniz. burada da sinek ve golet ornegi gider di ama ........

39Teveccuh-u nas elestiri ile de elde edilir pekala.- Ali Yilmaz`in cikmazi., 17.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

1- "Sizler bana sahip oldukları yayın organlarında eleştirilmeleri serbest olan üç tane kanaat önderi sayın,islami camiada.Sayamazsınız." diyor Ali bey.

ALI YILMAZ`a bir soru :

Siz bana risale-i nur kulliyati icerisinde ustadin kendisini elestirir ifadelerinin haricinde talebe-kardes-dostlari tarafindan yapilan bir tane elestiri gosterebilirmisiniz? ispat ederseniz ben sizin dediklerinizi aynen kabul edecegim.

2-Diger bir mesele ise Metin Bey`in kendi sitesinde kendi elestirisine izin veriyor olmasi illa ki teveccuhu nas imtihanindan gectigini mi gosterir? yoksa birisi simdi cikip dese "kendine yonelik elestiriyi yayinlamakla gundemde kalmayi amacliyor ve ters acidan kendi reklaminin yaptirilmasina izin veriyor" ne olacak? sizinkisi husn-uzanna dayali bir yorum alin bu da su-i zanna dayali bir baska yorum iste. Nitekim ismet inonunun Bediuzzaman ile alakali olarak basin mensuplarina " Said Nursi ile alakali haber yapmayin. Ne iyi ne de kotu haber yapin. Bu sayede o hep gundemde kalmis oluyor." demesine bakacak olursak su-i zann sahibi bir insan ELESTIRILMESINE IZIN VERILMEYI REKLAMINA KATKI OLARAK pekala gorebilir goremez mi? Bu yazdiklarimin bir ornek oldugunu hatirlatir sizleri Metin abi ile ilgili dusuncemi ifade eden yorumuma havale ederim.

3-Bir baska acidan mesela IMAM-I RABBANI DER KI : "BEN BIR ISLEKIM." sen de tutup desen " IMAM-I RABBANI -HASA- BIR ISLEKMIS" sen kendi islekligini ilan etmis olursun ( M.F.G)

HEY EFENDI ! MUHTEREM VE SAYGIYA LAYIK ZATLARA NE HAKLA ELESTIRIDE BULUNACAKSIN VE RUHSAT VERECEKSIN. 100 YILDIR ONLAR ZATEN HEP ASAGILANMADI MI? BU YETMEZ MI? NE HAKLA KENDI YAYININDA VE CAMIASINDA TEMSIL KONUMUNDA BIR KISIYI NAZARDAN DUSURMEYE CALISIYORSUN VE BUNA NE HAKKIN VAR? ZIRA EFENDIMIZ ALEYHISSELAM

" BEN ICERI GIRINCE AYAGA KALKMAYIN " DERDI EVET DOGRU AMA SANA DUSEN BIRAK AYAGA KALKMAYI , KALKTIKTAN SONRA BILE HIC OTURMAMALISIN. O VE ONLAR TESEKKUR BEKLEMEZ AMA SEN EDECEKSIN. REKLAMLARINA BIR DAVA VE HIZMETI VE BIR NURLU YOLU TERVIC ETMEK ICIN GOZ YUMARLAR VE SEN YAPACAKSIN. ZORUNDASIN. OLCU ZUBEYIR GUNDUZALP OLCUSUDUR KI ISPARTA TUGAY CAMIININ TEMEL ATMA TORENINI GOSTEREN FOTOGRAFTA USTADINA HARC`I NEREYE ATACAGINI ELIYLE GOSTERMESI KARSISINDA OLUNCEYE KADAR HAYIFLANMIS VE

"SEN NASIL USTADA NE YAPMASI GEREKTIGINI SOYLERSIN O ZAT ZATEN BILIR NE YAPACAGINI. BU NE HADSIZLIK " DERCESINE KENDISINI TEKDIR EDIP KENDISINE TUHH VE YUHH LAR CEKMISTIR.

4- ZANNIMCA PROBLEM METIN ABININ HOCAEFENDILER VE CEMAAT ONDERLERI ILE AYNI GRUBA DAHIL EDILMESINDE. ALI YILMAZ BEYIN ELESTIRISI YAZARLAR VE DUSUNURLER VE FIKIR ADAMLARI MABEYNINDE GECERLI OLABILIR ONA BIR SEY DIYEMEM.

38Soytari ve adilesmis bir zihniyetin orumcek baglamis BETON kafalilari ! , 13.02.2008 | Birkaç değini, Metin Karabaşoğlu

"Bir yanlış, eğer hiddetten ziyade mizahın konusu haline gelmişse, bu, sözkonusu yanlışın ecel terlerini dökmeye başladığı anlamına gelmektedir" diyorsunuz. Aklima ilk gelen sey su. Eger ki Ustad Hazretleri 5. suada bu gunumuze bakan devrenin cok adileseceginden bahsederken mizahi yonununde olacagini haber verseydi ona gore hazirlanirdik aslinda :))) Ben gunumuzde ki bu mizahi ortama bakip ta Kur`an`a kulak kesildigimde karsima bir ayet cikip ahirette apacik tecelli edecek bir hakikatin yansimasini daha bu dunyada hemde turkiyede ki beton kafali gericilerde bana gosteriyor sanki.

MUTAFFIFIN SURESI

34. AYET :

"İşte bugün de mü'minler kâfirlere gülerler."

35. AYET :

"Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.

36. AYET : ( bu ayeti yazmiyacagim moraller bozulmasin. oyle olanlar varsa derin bir yara alir filan... )

NOT :

VELHASILI BU MIZAHCI ZIHNIYET-I ACIZANEYE VE SEFILANEYE MUTAFFIFIN 36. AYETI AGIR GELIR AMA MUDESSIR 50-51 TAM MUVAFIKTIR BUNLARA.

"Onlar sanki arslandan kaçan yaban eşekleridirler." [50-51]

VELAKIN EKSEREN NASE LA YA`LEMUN DEGIL MI DOSTLAR ?

37Ustadin muhtesem kullukta ki esitlik ve esya ve kardeslik anlayisi ve tabii ki muktesitligi., 05.02.2008 | Hüsrev’in sakosu, Seyhan Demir

"Sikke-i Gaybiye’nin fiyatı olarak elli Rehber’i nâşirlerinden parasını verdim, aldım, size gönderiyorum.Hem o mübarek mecmuanın bir mübarek fiyatı olarak :

1-Bana hizmet eden ve

şimdilik pek lüzumu bulunmayan ve başkalarına da vermek istemediğim

iki tencere

ve

2- On beş sene giydiğim

pamuklu entari

ve

3- Gayet mübarek bir kitaba mukabil,

bir çaydanlık

ve

4-Yirmi dört seneden beri

tıraşa hizmet eden bir ustura

ve

5-Cok zamandan beri

bana hizmet eden bir çarşaf,

sonuc : hâzır Kılıç Ali’nin pederiyle Ahmed Rasih’in tahmin ve tensibiyle,

dokuz lira tencere,

dokuz lira da çaydanlık,

dokuz lira tıraş bıçağı,

pamuklu entari

ve

çarşaf ile

iki el havlusu

ve

bir iç donu

ile

bir pamuklu gömlek =

fiyatı yekûnu yüz yirmi beş lira ( 125 ) tahmin edilmiştir.

Hâzır olan zâtlar bu kıymeti takdir ettiler. Ben daha az fiyat verdim;

bu fiat çoktur derim.

Umuma selâm.Bediuzzaman Said Nursi

ozellikle 1-4-5. maddelerde ki ifadeler kapitalizmin aginda kapitalle ugrasan bizlere cok uzak gibi. Siz hic esyalari ile carsafi ile arkadas birisi gordunuz mu?

36yazar-yorumcu / yazmak-yorumlamak, 20.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

serdar bey takip ediyorum da yorumcular sizi baya terletiyor. ama bence sizin kemale yurumenize vesile oluyorlar. ugrasildikca misk kokulari cikacak insaallah. yazi yazmak ile yorum ne kadar da farkliymis boyle. siz sabahlara kadar kafa patlatiyorsunuz belki ve sunuyorsunuz. Biz ise bir yorum yaziyoruz " burada sunu kastetmissin, burada bunu ima ediyor, bu ornekle nereye cikmak istiyor , akli asil alip yoldan dall mi oluyor, yok efendim virgul orada olmasaydi mana farkli olurdu...." gibisinden. sonrasi gummm. hersey altust ve hersey karisiyor hemen.

O kadar karisiyor ki yazar bile yorum sayfasinda yorum yazarak cedellesiyor :)

omursunuz serdar bey !

kalemine saglik ( klavyene rahmet )

35arif-marifet-marieftullah, 15.01.2008 | Formül, Metin Karabaşoğlu

öteden beri Hazreti Zât-ı Vahid ü Ehad’e bilittifak “Âlim” denmiştir ama, “ârif” denmeden hep kaçınılmıştır.

marifet mertebelerinde ( ziyaiyyeden )

Bunda kâtip yok, yazmaz kalem dahi,

Bunda dil dönmez, beyan olmaz ahî..

Burada pervaz eyler murğ-i hayâl,

Buna olmaz misallerden bir misal...

Baş gözüyle olmaz asla bu şuhûd,

Böyle rü’yetten münezzehtir Vedûd.

Burada yoktur ilm u idrak-i beşer,

Acz u hayrettir bu vadide hüner.

34muhacirin vel ensar !, 15.01.2008 | Hicret edebilmeli insan ama nereye?, Hamdi Ekin

Hamdi kardes su an iskandinavya kitasinin arslani andiran buyuk heykelinin ( haritada ki seklinin ) tam da agiz kismindayim. Okyanus kiyisindayim. Karadenizde soci kiyilarinda ki dalgalara el uzatip deyen ve "bu dalgalar Turkiyeden-Anadoludan geliyor" diyerek gozyasi doken azeri-kafkas kardeslerimden daha kotu ve dalgalarin oradan gelmedigi bir garip beldedeyim. "Ekmek arslanin agzinda" denir ya onun gibi "Hicret arslanin agzinda" simdi buralarda.Ve gozumuzu kuzeyde ki samilere dikmisim. Muhacirmiyim-ensarmiyim veya kim onlar o kadar karisik ki hic anlatamam. Gozumu deli arkadaslarla beraber dunyanin dondugunun tam anlasildigi en kuzeye dikmisiz. En tepe noktada 13. asrin minaresinin basinda ki zatin cagrisini -ezanini- okumak uzere niyetlenmisiz.Ta ki muhacirler gelsin biz de ensar olalim diye.Esasinda ben edebiyat ve borazanligi birakayimda gercek muhacir ve ensar olan merhum Abdullah suslu amcayi anlatayim. Norvec memleketinde kuzey buz denizlerinden ovalara, deniz kiyilarindan en dip sehirlere ve dag tepelerine kadar gezmis ve her yerde ezan okumus, namaz kilmis ve muhacirini beklemis bir evlad-i resul abdullah suslu amca. Ve su an konyada abdulmecid nursi abinin yanibasinda medfun. buralarda hala abdullah suslu amcanin derinden ezani duyuluyor. ve bu insan tek basina o kadar muhlis ki muhterem hocaefendinin yaninda norvec dendiginde " Abdullah amca ve esi hacianne " akla geliyor. o mukaddes ruha fatiha !

33turner hakli !, 15.01.2008 | M. COLIN TURNER: “Mekke’yi inşa etmeden, Medine’yi yaşayamayız”, *

ekpekul kupeka olan ingiltere darul islam oldu. arap sehirleride darul islamliktan cikti iyi mi? iran ser`i yonetim iddiasinda iken darul islam olamadi ama TURKEY laikligi-cagdasligi (!) ile darul islam oldu iyi mi? aman bu turkiye hakkinda ki yorumu ham softa laikler duymasin.

"ankarada tavaf edin " derler iyi mi? muhdeti sakirt agabeyimizin yorumu cok guzel. cok hosuma gitti.

YANI HANGI ULKE-BELDE-SEHIR-BOLGE SILM VE BARIS VE HUZUR ORTAMINA SAHIPSE ORASI DARUL ISLAMDIR.

32DAUSSILA VE YAPAYALNIZLIK , 07.01.2008 | Yalnızlıkta yalpalamak, Hüseyin Eren

Ruhunu dinleyen cileli bir ruhun gurbetten usanmis ve otelere susamislikla cevresinde duydugu her ses bir gam bestesi adeta. Belirsiz duygularla yutkunarak ama umidini de yitirmeyerek Mecnun`un leylasini biraktigini hic gormemislige tam inanarak dolasir hep.

Onun dunyada ki dusuncelerinin doruk noktasi budur.Boyle bir ruhun gozunde hergun dogan gunes bir buz, gunduzler kabir karanligi,geceler coken bir kabus, cevresinde ki insanlar ufuksuz ve hayat tam anlamiyla bir bilmece ve iskence.

butun renkler bir darlığın ağında, hepsi de gri ve bir hiçe bağlı bu dunyada

doğanlar, ölenler. Izdırap icre ızdırap, melal renkli nese ve hazanla inim inim duyulan yaz-bahar. Vermez bencesini zevk u safanın hayat, fecre kapalı sanki gönuldeki tepeler;yok yaşamanın bu dunyada ölümden farkı, sisli ve dumanlı geçer inadına zaman;hiç duyulmuyor hayattan dinlediği şarkı. Butun bu yolculukta ice yonelerek kendini dinler ve gordugu manzaralar karsisinda YAPAYALNIZ kalmis gibidir efkari; bir mum macerası; yanar ve erir. ve der: "Olsaydı aydınlatmak bari yanarken karım." ( DAUSSILA siirinden cikardigim ders)

31yeni seyler soylemek lazim derken........., 07.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Bati düsünce ve bilimindeki kartezyen ve mekanistik metodun elestirilmesi gerekiyor. Malumunuz kartezyen temayül tüm dogal fenomenleri, biyololojik-fizikî-psikolojik ve kimyasal tüm olaylari nicelik ve matematiksel ilke ve yasalara göre açiklayacak genis ve kapsamli bir bilim kurma çabasi içine girmisti.Her seyde doga bilimlerinin genel-geçer, kesin ve degismez yöntemini temel alarak determinist ve mekanist nedenci bir açiklama getiriyordu veya getirmeye calisiyordu. Yine bilindigi gibi ilk modernler (15, 16 ve 17. yüzyil), parçacik ve mekânik felsefecileri, getirdikleri yeniliklerin, doga felsefesinin geleneksel yollarla olusturulmus degerlerinden radikal bir kopusu temsil ettigi üzerinde israrla duruyorlardi. Kopernik, Galileo, Kepler, Boyle, Pascal, O. V. Guericke, Bacon ve Descartes.. gibi ilk bu cigirin temsilcileri bu düsünceyi islediler. Onlar tüm geleneksel bilgi stoklarini ve bilgiyi üretmek/gelistirmek için kullandiklari geleneksel yöntemleri degersiz bulup asagiladilar. Bacon, «her seye yeniden baslayip, yeni bir bina kuracagiz « diyordu. Descartes daha da ileriye giderek; « eskiden felsefe olarak görülen seyin, degerli denebilecek hiçbir sey üretmis olmadigini » ilân etti ve okumus oldugu tüm eski kitaplari bir kenara atarak, kendisini bir odaya kapatti.

Buradan hareketle umuyorum ve inaniyorum ve oyle diliyorum ki Serdar Pehlivanoglu iki yazisinda da dile getirdigi : « Yeni şeyler söyleme iddiasında olmasam da, sizlerin duyduğunuz şeylerden farklı şeyler söylemeye çalışacağım.», « Bu manada yazılarımı kalıplaşmış ilmi yaklaşımlarımızı, ve hatta bilgilerimizi sorgulama ve daha açık bir zihnî tefekkür adına jimnastik niyetiyle okuyabilirsiniz.», «Evet, ‘Zero-knowledge proof’ şeklinde tesmiye edilen bir yöntemi ve Allah’ın zatı hakkında hiçbir bilgimiz olmaksızın kâinatın Allah’ın varlığının bir çeşit ispatı olarak okumamıza mümkün kılmasını işaret edeceğim.» , «Ve hatta varlık-dil arasındaki temel problemlere dokundurmayan çok basit ve fakat sağlıklı bir metodolojiyi bulmak zorundayız.» , « İnşallah ilerleyen haftalarda, zihni matematikle malûl devrin ilim adamının anlayacağı şekilde yani anladığını zannettiği şeylerden farksız bir şekilde Üstad’ın delail üzerine olan cümlelerinin matematiksel formulasyonunu yapmaya çalışacağım.» cumleleri ile umuyorum degisim-yenilenme-yeniden yorumlama ve okuma cagrilari ile yukaridaki moderncilerin cikislarindan ve isteklerinden degildir bu cumleler.Bu ucuruma yuvarlanmamanin yolu

«Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da, ulûm-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir.» i icsellestirmek ve yudumlamaktir.

30formulasyona filan sigmayan sir ve akil o dur ki..., 07.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Mevlânâ Hazretleri Mesnevî’sinde Efendimiz’in: “Kim akılsız ahmak ise o bizim düşmanımız ve yol kesen eşkıyamızdır.” şeklindeki bir sözünü nakleder.

“Akıllı insan bizim canımızdır. Ondan gelen serin meltem bize reyhân ve fesleğen kokusu getirir. Akıl kızıp bana sövse de, ben rıza gösterir ona ses çıkarmam... Aksine ahmak gelip ağzıma helva koysa, ben onun helvasından ateşlenip hastalanırım.” [mevlana]

“Akıl, nuranî ve iyiliğe talip bir hakikat arayıcısıdır.” [mevlana]

“İmanlı akıl, adil bir zabıta memuru gibidir; o, gönül şehrinin hem hâkimi, hem de muhafızıdır.” [mevlana]

“Eğer aklın hak yolunda sana ayak bağı oluyorsa, o akıl değil bir yılan ve akreptir.” [mevlana]

“İfsat eden bu aklı sat, elden çıkar, hayret ve hayranlığı satın al. Böyle akıl bir zan ve vehim kaynağıdır. Hayranlık ise farklı bir bakış ve görüştür. Aklı Hazreti Muhammed’e (Aleyhi’s-salâtü ve’t-teslîmât) kurban et. Sonra da “حَسْبِيَ الله ُ – Allah bana yeter.” de.” [mevlana]

Fuzûlî ise:

"Ben akıldan isterim delâlet

Aklım bana gösterir dalâlet.” der.

matematiksel formulasyonla cozulemeyecegini dusundugum sey ise kainat-insan-varlik ve hakikat-i muhammediyenin ne oldugudur.Bu vesile ile HAKIKAT-I MUHAMMEDIYE ( VEYA AHMEDIYYE ); ulûhiyet mertebesi de denen hilkat vetiresinin bu basamağında, esmâ ve sıfât-ı sübhânîye, tecellî alanları itibarıyla henüz tafsil edilmemişlerdir. İşte böyle bir ilk zuhûra “taayyün-ü evvel” mertebesi dendiği gibi,

“tecellî-i evvel”,

“kabiliyet-i evvel”,

“makam-ı ev ednâ”,

“berzah-ı kübrâ”,

“ruh-u a’zam”,

“zıll-i evvel”,

“hakikat-i Muhammediye” de denmiştir. Böyle düşünenlere göre Allah, “hüviyet-i mutlaka” veya “lâ taayyün” âleminden Zât’ının muktezası olarak sıfât-ı sübhâniyesiyle tenezzül buyurunca bundan kâinat ağacının esası olan hakikat-i Muhammediye taayyün etmiştir. ( FORMULASYONLA BU IZAH EDILEbilinir MI BILEMIYORUM ) Bazıları bu taayyüne “akl-ı küll”, “kelâm-ı evvel”, “nur-u evvel” de demişlerdir. Bunu böyle kabul edenler nazarında, bütün varlık ve hâdiseler bu mertebenin zuhûr ve inkişafından ibaret câmî bir aynadır.

Seyyid Şerif ise :

akl-ı evvel; hakikat-i Muhammediye, hakikat-i esmâ-i sübhâniyedir ve kâinat hakikatinin de özü, esası ve çekirdeği mesabesindedir, derler. Ona cevheriyeti itibarıyla “nefs-i vâhide” ve nuranîyeti açısından “akl-ı evvel” diyenler de olmuştur.

akl-ı evvele “beyz┠diyenler de olmuştur. Bu isim onun gaybî olan ilmî vücud mertebesinden taayyün-ü evvel zirvesinde zuhûruna bakması açısından uygun düştüğü gibi, eşya ve hâdiselerin, onun neşrettiği nur sayesinde okunan bir kitap, temâşâ edilen iç içe meşherler hâline gelmesi itibarıyla da ona beyzâ demek gayet muvafık olsa gerek.

nesimi :

“Cûş kıldı akl-ı küll geldi vücûda kâinat,

Kâf-nûn emrinden oldu bu cihan yekpâre mest.”

29fitrat kanunlarina gore olmasi gereken akil , 07.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

İslâm hükemâsı açısından akıl; özü itibarıyla ruhla irtibatlı, kalb ufkuna açık, dimağ yoluyla nurunu neşreden öyle bir lâtîfedir ki, insanoğlu hislerle algılanamayan şeyleri onunla avlar ve onunla kavrar. Sebeple sonuç, müessirle eser arasındaki münasebeti onun sayesinde idrak eder; bir sesten o sesi çıkaranın ne ve kim olduğunu, bir kokudan onun arkasında hangi çiçeğin bulunduğunu, bir izden oradan ne tür bir şeyin geçtiğini, bir sistemden o sistemin kurucusunu, bir nizamdan o nizamın nâzımını aklıyla bulur ve değerlendirir. Aynı zamanda akıl böyle zâhirî hâsselerin ihsas alanları çerçevesindeki şeyleri kavrayan bir lâtîfe olduğu gibi, hiçbir duyu organının vesâtetine ihtiyaç hissetmeden kendi kendine değişik düşünce ve mülâhazalar da üretebilen ruhun önemli bir elemanıdır. Bakar-okur; tahlil ve terkipte bulunur; böler-parçalar, derler-toparlar; parçadan bütüne yürür, bütünden parçalara iner; hiç olmazsa potansiyel olarak her zaman bunları yapmaya hazır bulunur. Onun cüz’îden cüz’îye, fertten yine ferde intikaline temsil veya kıyas denir. Cüz’îden küllîye, fertten bir nev’e, neviden bir cinse intikaline istikrâ (tek tek olanlardan genel hükümler çıkarma, tümevarım) denir ki, ilimlerdeki umumi kaidelerin büyük çoğunluğu bu yol ile tespit edilegelmiştir. Onun küllîden cüz’îye, herhangi bir cinsten onun içindeki nev’e veya bir neviden o nev’e dahil herhangi bir ferde intikal ve ulaşmasına ise istintâc (tümdengelim, istidlâlde bulunma) denir ki, bu da hem tekvinî emirlerde hem de teşriî esaslarda sonuç elde etme ve bir hükme varma adına önemli bir yoldur.

İlim dünyasında ehemmiyeti müsellem illiyet (kozalite) kanununun iyi kavranması sayesinde, yukarıda sözü edilen yollarla akıl, Allah’ın âyetlerinden, O’nun varlığına, birliğine ve rahmetinin enginliğine dünya kadar deliller, şahitler çıkarabileceği gibi, konumu, sorumluluğu ve âkıbeti hakkında da bir kısım ipuçları elde edebilir. Ancak aklın, bu metotlarla bir netice elde etmesinin önemli iki yolu vardır: Bunlardan birincisinde akıl tedrîcî hareket eder, biraz âheste davranır ve işi zamana yayarak götürür ki, buna tefekkür, tedebbür, tezekkür yolu diyebiliriz. İkincisinde ise, zamanı aşar, müddete ihtiyaç duymaz ve bir hamlede, bir nefhada matlûba, maksuda ve neticeye ulaşır ki, buna hads (sezgi-intuition) diyegelmişlerdir. Hadsin, mümarese ve tecrübeler sonucu elde edilenine kesbî, insanî istidatların seri inkişaf etmesi veya bir ilâhî mevhibe ile ulaşılanına da “kuvve-i kudsiye” mahsulü denir ki, herkes potansiyel olarak böyle bir vâridâta açık yaratılmıştır. Böyle bir vâridât ve ilham sağanağının merkez noktasını enbiyâ-yı izâm tutar; onların arkalarında da müstakim akıl, selim kalb ve nezih ruhlar yerlerini alırlar.

28HUDEYBIYE-FETH-NASR VE ISARETLER , 06.01.2008 | Doğum Sancısı – I, Aykut Tanrıkulu

"Birden ihtar edildi ki: O gaybî esrarı açacak olan meslekten yüz derece daha ehemmiyetli ve kıymetli ve umumî ihtiyaca medar ve herkes bu zamanda ona şiddetle muhtaç ve İslamiyetin temel taşları olan hakaik-i imaniye hazinesine hizmet etmeye ve istifadeye zarar gelecekti. En büyük ve en yüksek maksat olan hakaik-i imaniyeyi, ikinci derecede bırakacaktı. Onun için idi.

Sûre-i IZA CAE NASRULLAH remzinde, esrar-ı gaybiye gösterildi, birden kapandı, perde indi. Hem bu sır içindir ki, o yolda fazla istihdam edilmedik. Yalnız o meslek-i tevafukiyenin tereşşuhatından Risale-i Nur’un hakkaniyetine bir imza ve cezaletine bir ziynet ve huruf-u Kur’aniyenin intizamından ve vaziyetlerinden tezahür eden bir nevi i’câz çıktı. Daha o yolda çalıştırılmadık."

DIL ACISINDAN NASR SURESI :

1-Nasr sûresinin ilk âyeti IZA CAE NASRULLAHI VE`L-FETH.... Nahiv kuralları açısından ma'tufda muzafu'n-ileyh hazf edilir ve ondan bedel kelimenin başına belirlilik takısı olan lâm-ı tarif gelir. Dolayısıyla burada VE`L-FETH / VE FETHULLAHI demektir.

2- "en-Nasr", elde edilmek istenen şeyi, elde etmek için yapılan yardımı; "el-Feth" ise, muallakta olan neticeyi elde etmek ve gerçekleştirmek demektir. Şimdi, "nasr"ın, "feth"in bir sebebi gibi olduğu açıktır. İşte bu yüzden, Cenâb-ı Hak, önce "en-Nasr"ı zikretmiş, sonra da "feth"i ona atfetmiştir.

3-Ayetteki, "... ve fetih..." ifadesine gelince, bu hususta birkaç mesele vardır:

MEKKE FETHI-HAYBER FETHI-TAIF FETHI -SIRKE KARSI BUTUN FUTUHATLARDIR - EFENDIMIZ ALEYHISSELAA ACILAN ILIMLERDIR diye yorumlayanlar olmustur.

4- "İnsanlık mertebelerinin en sonuncusu (yani, en üst mertebesi), meleklik mertebelerinin başlangıcıdır. Sonra melekler, kendileri hakkında, "Biz sana hamdederek, noksan sıfatlardan seni tenzih ediyoruz" (Bakara, 31) demişlerdir. Bu sûredeki, iza cae Nasr, ifâdesi işte, (Bakara, 31) ayetinde geçmekte olan meleklere benzemeye bir işarettir.

5- Allah Teâlâ, "Rabbin sana verecek, sen de razı olacaksın" (Duhâ, 5) ve "Şüphesiz Biz sana Kevser´i verdik" (Kevser, 1) buyurmak suretiyle Hz. Muhammed (s.a.s)´e, üstün bir eğitim vadedince, pek yerinde olarak, Allah yardımını hergün biraz daha artırıyordu. Buna göre Hak Teâlâ sanki, "Ey Muhammed, niçin kalbin daralıyor, sen peygamber değilken, seni zayi etmedim (yalnız Risaletinin başlangıcında da işi ileriye götürdüm ve o sürü sürü kuşları meleklere çevirdim. "Rabbiniz, beş bin melek göndermek suretiyle size yetmez mi?"{Al-i imran, 125). Şimdi de Ben lütfumu ve nimetimi artırıyor, şöyle diyorum: "Ben bizzat Kendim sana yardım edeceğim. Çünkü Cenâb-ı Hak, "Allah´ın yardımı gelince..." buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Peygamber {s.a.s), "Allah´ım bana verdiğin nimet, ancak doğup-büyüdüğüm Mekke fethedildiği zaman tamam olur deyince, Cenâb-ı Hak, "ve fetih geldiğinde" buyurdu.

Derken Hz. Peygamber (s.a.s) "Allahım, kavmim oradan çıkarsa, bunun ne tadı kalırki?" deyince, "Sen de insanları, fevc fevc Allah´ın dinine gireceklerini görünce..." (Fetih, 2) buyurdu.

( sahsi dusuncem ve yorumum ) ELHASIL : ALLAHU A`LEM efendimiz aleyhisselama verilen bu fetih mujdesinin ahirzaman boyutunda ki bas aktorlerinden biri en-nasr ( saidennursi ) ve`l - feth ( fethullaf gulen ) dir. ve varsa 3. bir kisi olmak ihtimali vardir ki 3.donemde ki seriat devresinin muvazzafidir. VEYA kafirun suresinde ki sirk-kufr-putlar-kafirler-cebbariyet-zulm `e karsi dimdik durusun ve tavizsizligin ahir zamandaki isari temsilcisidir SAIDEN NURSI ki tarihci cemal kutay bile onun icin " asr-i saadette olsaydi efendimiz ona putlari kirma vazifesini verirdi" dedigi kisidir. ve KAFIRUN suresinde ki bu dimdik durustan sonra mukafaten EN NASR VE`L-FETH ihsan edilmistir. allahu a`lem.

27gazalinin iki ilah eselesi ve bediuzzamanin hassasiyeti 2, 06.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

1-"Allah'ın dilemesi ve İlâhi hikmetin gereği olarak ve Allah'ın isimlerinin tezahür etmek istemesiyle; ortaya çıkan şeyler, sebeplere bağlanmış. Herbir şey, hususî bir sebeple münasebetli kılınmış. Fakat 'Esbabda hakikî tesir-i icadî yok.' Sebepler içinde, ihtiyarı en geniş ve tasarrufatı en vasi', insandır. İnsanın dahi en açık iradî fiilleri içinde en zâhiri olanı; yemek, konuşmak ve düşünmektir. Yemek, söylemek ve düşünmek ise, gâyet muntâzam ve hayret uyaracak şekilde hikmetli birer silsiledir. O silsilenin yüz parçasından, insanın kendi eline verilen ancak bir parçasıdır. Meselâ yemekten, bedenin hücrelerinin beslenmesinden tut, çeşitli ürünlerin teşekkülüne kadar olan faaliyetler zinciri içinde, insanın kendi iradesine verilen yalnız ağızdaki dişlerden oluşan değirmeni tahrik edip onu çiğnemektir. Konuşmanın gerçekleşebilmesi için de, onun yaptığı sadece ağzını açıp kapatarak harflerin dışarıya çıkmasına vesile olmaktır. Halbuki kelime, ağızda bir çekirdek gibi iken, bir ağaç hükmündedir. Hava içinde milyonlar aynı kelime gibi meyveler verir. Milyonlarca dinleyicinin kulağına girer. Mâdem sebepler açısından en fazla seçme iradesine sahip olan insanın bile, hakikî icad için böyle eli bağlıysa, diğer mahlukat, nasıl hakikî mutasarrıf olabilir ki? Sebepler, birer zarftır ve Allah'ın eserlerine bir kılıftırlar ve Rahmâni hediyelere birer tablacıdırlar. Elbette bir padişahın hediyesinin sarıldığı paket veyahut hediyeyi getiren elçi, o padişahın saltanatına ortak olamazlar. Öyle ise, sebep ve araçların, Rubûbiyet-i İlâhiye'den hiçbir cihette hisseleri olamaz. Hizmet-i ubûdiyetten başka nasipleri yoktur."

2- "Sebepler gayet adi, aciz ve ona isnad edilen müsebbeb ise gayet sanatlı ve kıymetli olduğundan sebebi azleder."

3-SIRKE GIRMEDEN IFADE ETME SANATI :

"Karaciğer ve pankreas, karbonhidrat metabolizmasını düzenler."

"Karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesi, karaciğer ve pankreasta gerçekleştirilir."

"Karbonhidrat metabolizması, karaciğer ve pankreasa düzenlettirilir."

"Karbonhidrat metabolizması, karaciğer ve pankreas vasıtasıyla düzenlenir."

"Karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesinde, karaciğer ve pankreas rol oynar."

Aslında en iyisi, zaman ve zemin müsait olduğunda;

"Mükemmel surette, bir ilim ve kudretle yaratılmış olan karaciğer ve pankreas, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu enzim ve hormonlarla karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesi vazifesini yürütürler."

26gazalinin iki ilah meselesi ve bediuzzamanin hassasiyeti 1- , 06.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Gazâlî sudur nazariyesinin kendi içsel tutarsızlığını başka bir noktada da sergiler. Hatırlanacağı gibi Felâsife “akletme” olayına son derece önemli bir fonksiyon yüklemekte idiler. Allah kendi zatını akletmesiyle İlk Aklı yaratmıştı, İlk Aklın kendini ve Allah’ı akletmesiyle de İkinci Akılı yaratmıştı. Gazâlî “akletme” konusunu analiz masasına yatırır ve ilginç bir soru sorarak olayı zihinlere yaklaştırmaya çalışır: “Allah’ın kendini akletmesi varlığını ve kendi nefsini akletmesinin aynı mıdır, gayrı mıdır?” diye sorar. Eğer aynı ise, zatında çokluk yoktur, sadece zâtının ifâdesinde (çokluk) vardır. Eğer ğayrı ise, bu takdirde Evvel’in kendisinde çokluk vardır, çünkü o, hem zatını akleder, hem de zatının gayrini akleder. Eğer bu çokluk ise o çokluk Evvel’de de mevcûddur. Dolayısıyla ondan birbirinden farklı olan şeyler çıkabilir. Eğer bu tür çoklukla onun vahdaniyeti ondan kalkıyorsa, biz her yönden vahdaniyet tezini bırakalım” diyerek sonuçlandırır. ( iki ilahtan bahsettigini iddia ettiginiz yer bu vahdaniyeti o zaman birakalim bolumu mu ? )

Öte yandan filozoflara göre her madde en azından suret ve maddeden müteşekkildir. Mürekkep (bileşik) bir şey (bir cisim gibi) daha sonra nasıl varlığa çıkacaktır? Onun yalnızca bir tek sebebi mi vardır? Cevap şâyet olumluysa, birden yalnızca bir çıktığı iddiası batıl ve geçersiz hale gelir. Öte yandan eğer mürekkeb bir cisimin mürekkep bir sebebi varsa, bu durumda aynı soru bu defa bu sebebin durumu için tekrarlanacak ve bu bileşiğin zorunlu olarak basitle karşılaşacağı bir noktaya ulaşılıncaya kadar devam edecektir. Mürekkep etki (sonuç) ve tek sebep arasındaki bu temas nerede meydana gelirse gelsin, birden yalnız birin çıkacağı prensibini yanlışlayacaktır.

Gazâli şu kanaattedir: “İlk Prensip kâdir-i mutlak ve irade sahibi bir faildir; O dilediğini yapar ve arzu ettiğini emreder ve birbirine benzeyen veya benzemeyen şeyleri yaratır; [şu halde] O ne zaman ve hangi tarzda dilemektedir? Böyle bir akidenin imkansızlığı ne bedihî bir hakikattır, ne de istidlalî bir bilginin konusudur. Gazâli açıkça ve haklı olarak itiraf eder ki, Allah’ın âlemle münasebeti problemi son tahlilde daima insan idrakini aşan bir problemdir. Âlemin Allah’ın iradesiyle nasıl yaratıldığına dair bir araştırma, ona göre “boş ve faydasız bir çaba” dır. Allah’ın yaratıcı faaliyetinin nasıl çalıştığı dört başı mamur bir şekilde açıklanamaz ve bu açıklanamazlık kaçınılmaz bir şeydir; doğrusu eğer açıklanabilmiş olsaydı, o “yaratıcı” olmayacaktı. Bu faaliyetin çeşitli türlerine getirilen açıklamalar tecrübelerden yola çıkarak onların aralarında bir bağlantı veya benzerlik kurar; oysa Allah’ın yaratıcılığı bir faaliyettir ki, onun sayesinde tecrübe edenler ve onlarca tecrübe edilen şey meydana gelir. İnsan idrakinin kendisi bu fiilden yaratılmışsa, Allah’ın yaratma fiilinin mahiyetini nasıl kavrayabilir? (Gazâlî, 1981, s. 72)

25serdar bey ne anlatmak istiyor ?, 05.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

İspat ile delil farklı. Delil, bir şeyin doğruluğuna, varlığına işaret eden şey; ispat ise, onun varlığını, doğruluğunu sübut buldurma, yani kesinkes ortaya koyma. Fakat ispat da delille olur. Delilin çeşitleri vardır, bazısı zayıf bazısı kuvvetlidir. İspata götüren her şey delildir..

Delille ispatı karşılıklı koymak dogru degil. Delilin karşısına ispat konmaz, tesbit konur. Ayrıca, kendi dunyasinda mesele çözülmüş değil (gibi). Üstad'dan yaptığı iktibaslar da iddiasini açıklayıcı değil. Yazar, delili akli istidlaller (çıkarımlar) olarak alıyor, ispatı ise pozitif, beş duyuyla anlaşılan, laboratuvara giren husus olarak değerlendiriyor. Yani meseleye pozitivistçe yaklaşıyor. Ama gaybi meseleler konusunda pozitivst yaklaşım bir şey ifade etmez çünkü o gaybiyi şehadet alemine getiremezsiniz. Esas tuzağa düşülen nokta burası. Biz modern bilimin bilimsel ve sabit, yani ispat edilmiş doğru dediğini tek doğru kabul ediyoruz. Oysa doğruya ulaştıran kanallar bundan ibaret değildir. Aklın da kesin doğruları vardır ve buna hükmeder. Bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız olmaz akli bir doğru değil mi? Kendisinde irade, şuur olmayan bir şeyin mutlak ilim, irade ve şuur isteyen bir şeyi ortaya koyamayacağı açık doğru değil mi? Failsiz fiil, yaratıcısız yaratılmış olur mu? Ortada bir harf görseniz bunu muhakkak yazan biri vardır demez misiniz, yazanı görmeseniz bile.

selamlar

24Bediuzzamanin istedigi - necip fazilca - `sıkıştırılmış mümin' yani konsantre bir şeker küpü gibi olma hali !, 05.01.2008 | Kaptanımız kim?, Metin Karabaşoğlu

soru : "keyfiyet daha muhimdir" diyen ustad bunu ne zaman ve kime ve hangi sartlarda soyledi? ve biz risale-i nur talebeleri ve kuran hizmetkarlari bunu nasil anlamali ve hayatimiza nasil tatbik etmeliyiz ?

1- Üstad eserlerinde ısrarla keyfiyete vurgu yapar. Fakat bu demek değildir ki kemmiyetin önemi yok. Bence Üstad'ın keyfiyete yaptığı vurgudan dolayı kemmiyete bu nazarla bakanlar hata ediyorlar. Üstad bu vurgusu ile bir; olgunlaşamamış, kıvamına ulaşamamış insanlara karşı temkinli olmayı, meclisin nâdânlara açılmasını engellemeyi ve böylece çeşitli suistimal ve yorumlara kapı aralanmasına sebebiyet vermemek için hassas olunmasını istiyor.

2- İki; gösterilen onca gayret ve çaba, harcanan onca emek ve alın teri karşısında "İnsanlar niye gelmiyorlar, niye alaka göstermiyorlar, havanda su mu dövüyoruz?" gibi mülahazalara karşı tenbihte bulunuyor ve demek istiyor ki : "İnsanların dinlemesi, adetlerinin çok olması önemli değil; önemli olan Allah'ın rızasıdır. Allah indinde sadece bir insanın hidayete ermesi bile sizin kurtulmanıza vesile olmak için yeterlidir."

3- Üç; Üstad talebelerinin teker teker derin insan olma, halis, hasbi ve ehl-i ihsan olmaları üzerinde ısrarla durmuş. Necip Fazıl'ın tabiriyle ‘sıkıştırılmış mümin' yani konsantre bir şeker küpü gibi deryalara attığınızda onun suyunu içemeyeceğiniz kadar tatlı bir şerbet haline getirecek kıvamda olmalarını istemiş. Çünkü onun düşünce ve inancına göre manevi değerler açısından sıkıştırılmış mümin bütün dünyaya tek başına yetebilir. Rica ederim: "Bir yerde benim bir talebem varsa, orayı ben kendi hesabıma fethedilmiş sayarım" sözünü başka türlü nasıl anlayabilirsiniz? Dolayısıyla Üstad'ın kemmiyet ve keyfiyet hakkındakı düşünce ve mülahazalarını değerlendirirken arz etmeye çalıştığımız bu hususların bir bütün halinde gözetilmesi lazım. Aksi takdirde yanlış anlamalar olabilir.

4- Dört; Üstad'ın bu sözü bir şey yapamayan kişiler tarafından bir mazeret, bir bahane ya da bir teselli gibi kullanılıyor olabilir.

5-Üstad'ın o veciz üslubu ile söylediği "tanzimu'l-mesai, taksimu'l-a'mal ve teshilu't-teavun" formülünü hayatımıza tatbik etmek zorundayız. Bu olursa Allah'ın tevfik ve inayetiyle hem kemmiyete, hem kemmiyet içinde keyfiyete yürünür.

6-Kemmiyet ve keyfiyet meselesinin bir de psiko-sosyolojik yanı vardır. O da şu; kemmiyet keyfiyete, keyfiyet de kemmiyete rağmen gelişir. Keyfiyet dengeli gelişmemişse kemmiyeti yontar götürür, kemmiyet de anormal bir hızla ilerlerse keyfiyeti götürür. Öteden bu yana sahabe, sahabeyi sorgulama manasına gelebilecek mevzularda çok hassas davranmaya çalışırım ama bununla birlikte kapalı bir tek cümle söyleyeyim; sahabe döneminde dahi bunu görmek mümkündür. Hazreti Osman'ın şehit edilmesi gailesine sebebiyet verenler de Cemel, Sıffin ve Nehrevan'da Hazreti Ali'nin karşısına çıkanların çoğunluğu da hep çoluk çocuktur. Efendimiz'i görmemiş, hazır ve işleyen bir sistemin içine girmiş, o sistemin kurulması ve bu seviyeye gelmesi için ne göz nuru dökmüş, ne beyin sancısı yaşamış, ne de çeşitli ızdıraplara maruz kalmış insanlardır. Allah bizi affetsin, mirasyedilerdir bunlar. Tevarüs ettikleri şeyleri kullanırken suistimale giren insanlardır. Ama saff-ı evveli teşkil edenlere bakın; ne yalancı peygamberler onlardandır, ne de irtidat edenler.

7- Osmanlılar da farklı değil. Bidayette çok saf ve çok durudurlar. Amma, bir devlet haline gelince o keyfiyet ve saffet korunamamıştır. Küçücük su akıntıları koca deryalar haline gelince işin tadı tuzu kaçmıştır. Tat-tuz diye diretenlerse tekkelere, zaviyelere kapanmış, sokağı terketmişler ve denge bozulmuştur.

23innniiiiii derken USTAD !, 04.01.2008 | RİSALE-İ NURDAN ÖNEMLİ BİR PARÇA: 1.LEM’A, YUNUS AS. KISSASI, Halil Köprücüoğlu

Bu sozleri soyleyen nurani saiden-nursi`nin yunusvari her zaman boyle inlemesi bosuna degildir zira ahir zaman asr-i zulumattir. Ve bu kutlu insan da

ayetin isari manada " kendisine nur verip olu iken dirilttigimiz insandir " denilen kisinin ta kendisidir. ayrica aklima gelmisken barlada ustada sahit olanlar onun " LA ILAHE ILLA INNIIIIIII KUNTU MINEZZALIMIN " zikrini cekerken lerzeye gelen ahsap evden bahsederler. ozellikle INNNIIIII derken cigerleri sokulurcesine soyledigini duyanlardan birisi rahmetli hulusi agabeydir.(rh)

22alkollu tedavi-katki maddeleri / faruk beser-hayrettin karaman , 03.01.2008 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

"....... içince sarhoş edecek bir madde, içine başka maddeler katılarak kimyevî değişikliğe uğratılır ve sarhoş etme niteliğini kaybederse necis ve haram olmaktan çıkar.

Krem, parfüm, koruma maddeleri ve benzerlerinin içinde bulunan ve tek başlarına olduklarında necis ve haram olan nesneler, yukarıda açıklandığı şekilde fiziki veya kimyevi olarak karıştıkları ve değiştikleri için artık adları, tatları, etkileri ve hükümleri de değişir, helal olurlar." ( hayrettin karaman )

faruk beser ise :

"Haramlığında ve pis oluşunda ittifak edilen hamr (şarap)ın tedavi maksadıyla kullanılmasına gelince, bir grup Belhli İmamdan nakledildiğine göre, bakılır. Eğer fayda sağlayacağı kesin ise alması helâl olur (Fetâvây-ı Hindiyye V/254-55; Kasanî de aynı şeyi söyler bk. 1/61). Çünkü insanın zaruret halinde haram olan şeyleri, zaruret miktannca yemesi, boğulmakta olanın, helâl sıvı bulamazsa boğazını açacak kadar içki (hamr) içmesi caizdir.

İmam Muhammed'e göre insan ve domuz dışındaki canlıların kemiklerinden herhalükarda ilaç olarak yararlanılabilir. Bazılarına göre de eti yenmeyen hayvanlar ancak şer'î usûlde boğazlanmaları, kemikleri de kuru olması halinde onlardan ilaç yapılabilir .

Pis ve haram olduğunda ittifak edilen "hamr" (şarap) zaruret olmadıkça tedavide kullanılamayacağı gibi, saç parlatmada, gargarada ve şırınga olarak (enjektabl) da kullanılamaz (İbn-i abidinVI / 449).

Domuzdan vb. haram şeylerden maddeler ihtiva eden ilaçların terkibini iyi bilmek gerekir. Eğer başkalaşım (istihale=kimyasal tepkime) varsa pisliği gitmiş olacağından kullanılması haram olmaz. İstihale yoksa zaruret bulunmadıkça ya da bazılarına göre kesin çare olduğu , alternatifi de bulunmadığı adil mütehassisi tarafından söylenmedikçe kullanılması haram olur.

Fıkıh kitaplarımızda; hınzırın tuzlada kalıp tuzlaşması,. gübrenin toprağa karışıp topraklaşması, tezeğin yanıp kül olması, şarabın sirkeleşmesi, mis ahusunun kanının misk olması; pis olan zeytinyağının sabun yapılması gibi olgular istihaleye, örnek olarak gösterilir (bk. Tahtavî: Ayrıca bk. Mahluf, 11/121, 140; Kâdıhan, IH/403; İbn Kudâme,Muğnî, IH/605; Nemenkânî, el-Fethurrahmânî, 1/63; el-Hattâb, el-Menhel, II/206 Zuhayli, el-Fıkhu'1-İslâmî..) Ancak Ebu Yusuf istihaleyi bir temizlenme sebebi olarak görmez. Ama fetva onun görüşüne göre değildir.

Bu söylediklerimizle sorularınızı bir ölçüde cevapladığımızı sanıyoruz. Ancak mes'elenin ne kadar kompleks ve hassas olduğu da ortada. Bu itibarla ilaç alanların mes'eleyi bilinçli olarak soruşturması, ilaç yazanların da, alternatifi olmayan haram maddeli ilaçlara alternatif bulma, olanların da alternatifini ve varsa sentetiğini kullanma konularında çok titiz davranması gerekir. Ne derece doğru ve tıbba uygun bilmiyoruz ama Konyalı bir hocamız şöyle bir olay nakletmişti: Arkadaşımın annesine bir doktor mübtela olduğu bir göğüs hastalığı için ısıtıcı olarak bira içmesini, bunun yerini alacak başka bir şeyin olmadığını söylemiş, mes’ele bir Müslüman doktora aktarılınca o sulandırılmış pekmezin bu işi, çok daha tesirli olarak göreceğini anlatmıştı. Sonuçta çok iyi oldu."

faruk beser

( http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=show_qna&id=744 )

214 yol , 01.01.2008 | Delail’i Nasıl Okumalı?, Serdar Pehlivanoğlu

bu yazidan sonra tabiat risalesine yonelik sunu hissettim. bilmiyorum dogru mu dusunuyorum. tabiat risalesinde ki 4 yoldan ilkin 3 unun muhaliyeti ve gidilemezligi gozler onune seriliyor. sonrada 4.yolun makuliyeti akil ve kalp gozlerinin onune seriliyor. yani bir manada tabiat risalesi LA ILAHE ( 3 YOL ) ILLALLAH ( 4. YOL ) olarak takdim ediliyor.ve surekli bicimde " hic akil kabul edermi ki ..." gibi soru cumleleriyle aklin 4.yola yaklastirilmasi temin ediliyor.

20"sisir - buyut - patlat ve yok et ! " oyunu., 31.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

YIMPASa oynanan oyun ve JET-PA ya onun oncesinde IHLAS a oynanan ve KOMBASSANa oynanan ve dahi TGRT yi yok eden , MELTEM-MESAJ TV leri derin devletin melabagahi haline getiren "sisir-buyut-patlat ve yok et " oyununun son halkasi ULKER MI olacak ? simdi ULKERi harcayalim ondan sonrada oturur timsah gozyaslari dokeriz.

Metin beye dikkat cektigi dini ve ticari ahlak acilarindan dolayi tesekkurler.

meseleyi uzatmaya gerek yok. ULKERde insanlar tarafindan kurulmus ve her insan hata yapabilir. Sadece ve sadece demek istedigim bizden cikanlari harcamayalim. yukaridaki unlu isimlerin hicbiri kalmadi.

19ULKERIN DUNYEVILESMESI VEYA EHVENUSSERRIYYETI VE NURAY MERT-EYUP CAN-METIN KARABASOGLU BAKIS ACILARI VE YINE SUCLANAN BI, 29.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

" Gariptir, tersinden okununca ‘namaz’ı hatırlattığını hep duyduğumuz mevkutenin yazarının hiç değinmediği ‘şampanyalı, likörlü çikolata’ gerçeğini Radikal’de Nuray Mert’in ehl-i dinin son dönemde küresel kapitalizmle ‘kanka olma’ sürecini bu vesileyle bir kez daha haklı surette eleştirdiği yazısında okudum" derken metin bey ulkerin yaptigi hatalarin yanina birilerini de ortak etmeye mi calismak istiyor ?

2 ornek meseleye aciklik getiriyor :

1- o Z.A.M.A.N ( N.A.M.A.Z ) mevkutesinde deginilmedigi iddia olunan yazi da : "Atilla Kurama, likör ve likörlü çikolata üretilip üretilmeyeceğine ilişkin soru üzerine de, "Bunu Jim'e soracaksınız. Elbette bunlar yönetim kurulunda tartışılacaktır." VE " logonun degistirilip degistirilmeyecegine dair.... " soru ve cevaplar bulunmakta.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=630546

2- buradada malum gecen yillarda yasanan gazozlarda alkol bulunmasi haberi uzerine direkt ve ilk bastada ulkerin ismini vererek ve acikladigi listede de ulkerin en fazla alkol orani katanlar siralarinda yer aldigini tum okurlarina duyuran mevkute ZAMANdir.

iste o haber :

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=435380 ( resmede dikkat lutfen )

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=439241

ve gercek habercilik adina bu alkollu gazoz ureticilerinin yaptigi kasti birseyler var ise devam eden onemli bir haberde : " Alkolün azı da çoğu da haramdır

İslâm Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vecdi Akyüz: "Alkolün miktarı önemli değildir. İslam hukukuna göre sarhoşluk veren şeylerin azı da çoğu da aynı şekilde haramdır.

Üreticiler tüketicileri bilinçlendirmek zorundadır. Bir kimse içerisinde alkol yok diyerek bu içecekleri içmişse bilmeden içtiği için sorumluluğu yoktur. Ancak şüpheler göz önüne alınarak gereken titizliği göstermek zorundadır." diye okur uyarilmis ayni zamanda.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=434720

RADIKAL MEVKUTEDEN NURAY MERT e gelirsek mertce cikis yaparak "Yine dürüst olmak gerekirse, ben bu nargile-geyik avı, dün likörlü çikolata karşıtı-bugün şampanyalı çikolata firması sahipliği sentezinden hiç hazzetmiyorum. Hazzedenler, sorunlu görmeyenler kutlamalara devam edebilirler." "Neden düne kadar 'likörlü çikolata' üretmeyi düşünmezlermiş, neden bugün likörlü, konyaklı, şampanyalı çikolata üreten firmayı almakta ve faaliyetlerine devam etmekte tereddüt göstermiyorlarmış?" diye seslenmis ablamiz. peki kime ? REFERANS GAZETESINDEN EYUP CAN a.

referans mevkutesi kimin peki ? dogan grubunun degil mi? eyup beyin orada yazdiklari bir tahlilden oteye gecmez.

o yazida genel hatlarda baba Sabri ulkerin muhafazakar cizgisi ile ogul avrupa gormus liberal-muhafazakar Murat ulkerin farkli anlayislari ele aliniyor.

http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=86650&YZR_KOD=4

hem nuray mert hem eyup can ortak bir paydada FIRMANIN ulke ekonomisine katkisini-bizim olan bir seyin buyumesini- calisan istihdam alaninin genislemesini ele alabilmekte iken metin bey de buna ahlaki ve dini acidan onemli bir pencere acmis. Aslinda 3 kisinin yazisi bir ele alininca ULKER FIRMASINA HATASIYLA,HAYIR HIZMETLERIYLE -bizim olmasi hasebiyle - EHVENUSSER OLARAK BAKABILMEK GEREKTIGINI ANLIYORUM.

18NABZA GORE SERBET - SLAV IRKI - CECENLER - CAR VE HAN , 28.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

1-Sizin mantiginiza gore Kur`an neden 23 senede indi de bir kutle gibi hazir olarak mekke doneminde ayni anda inmedi ?

2-Namaz emri hicretin kacinci senesidir ?

3-Icki ne zaman birakilmistir?

4-Tesettur kacinci yilda emredilmistir?

5-Neden Peygamberimiz aleyhisselam ilkin KUL LA ILAHE ILLALLAH TUFLIHU ! dedi?

6-ADEM laeyhisselamdan PEYGAMBERIMIZ aleyhisselama kadar butun resul ve nebiler bir nevi o sah-i rusule ortam hazirlamamislarmidir?

7-Adem aleyhisselama neden bir kerede bu din teblig ettirilmedi?

8-Bediuzzaman hazretleri neden bazi mahpuslara " sen farzlari kil ben senin sunnetlerini kilacagim " dedi.

9- Turkcemizde ki "nabza gore serbet"i siz ne sekilde algiliyorsunuz?

10- imam-i gazalinin ihyasinin yazildigi tarihlerde slav-rus ve turk milletleri hicbir dine mensub olmayan ve ehl-i fetret olarak ele alinmakta idi. o zamanin slav-ruslarina icki ve domuzdan bahsedildigi gibi sahabe efendilerimize de ilk basta bunlarin yasak oldugundan bahsedilse idi durum ne olurdu ?

11- Husrev agabey hapishanede seri katillerden birinin " o kadar adam oldurdum soyle bakalim Allah beni affeder mi? " sualine karsi ibn-i abbas (ra) rivayeti olan " adam olduren kesinlikle cehennemden cikamaz. " veya " bir insani oldurdugun icin butun insanlari oldurmus gibisin " diye ayet mealini - DIN BIR BUTUN OLDUGU ICIN- yuzune samar gibi soylese idi ne olurdu ?

sonuc : Dedikleriniz dogru Din bir butundur. Ama cuzlerden mutesekkil bir butundur. O cuzlerin hic degistirilemeyecek olanlari oldugu gibi sonradan soylenmesi gerekenleride vardir.

komik ama gercek :

Kafkas halklari icerisinde en gec islamla muserref olan milletlerden biri CECENlerdir. Yanilmiyorsam 16.-17. yuzyilda musluman olmuslar. Islamdan once en sevdikleri sey soguk iklimlerinde tesiri ile FICI FICI SARAP VE DOMUZ ETIDIR. Ve daglarda ki magaralara bunlari yazdan istif edip kisa sakladiklari bir zamanda , yani tam kisa girerken ve stoklar dolu oldugunda ISLAMI teblig etmek uzere bir grup gelir. Guzelce anlatirlar. Cecenlerin hersey kafalarina uyar da ICKI VE DOMUZUda sorarlar. Gelen grup " kesinlikle haram ve yasak " deyince cecenler birbirlerine bakisir ve biraz zaafiyetin tesirinden " SIZ BIR SENE SONRA GELIN TAMAM !!!" derler.:))

ve o yil stoklar bitirilir ve hakikaten cecenler bir yil sonra islama girerler.

soru:

Ali yilmaz bey sizce cecenler teblig edilen seyi o anda yudumlamakta ve tatmakta zorlanmislarmidir ? Bebege ilk dogdugunda kemikli et verilir mi?

Bediuzzaman hz.leri bile bir sarhosa 3 kere ayri ayri gunlerde selam verip biraz yaklasma sagladiktan sonra " bu ickiyi birak " demiyor mu?

gercekte hidayete gelmemis insanlari muhtedi gostermeye kalkmak degil kufr-u mutlaktakileri kufr-u meskuka cekmek ISLAMIN KAPISINA YAKLASTIRMA vazifesidir. hidayeti Allaha kalmis.

O DONEMLERI IYI TAHLIL EDEBILSEK SLAV IRKININ BIR CAR VE CARICE`NIN SECTIGI DINE TAKLIDI VE BIR MANADA MECBURI GIRDIGINI , AYNEN O ZAMAN KI TURKLERIN BASINDA KI KAGAN VE HANLARIN ISLAMI SECTIKTEN SONRA 1000 LERCE CADIRIN ISLAMA GIRMESINI GORURDUK. LAKIN SIMDI DEVIR TAHKIK-NEDEN-NICIN-NASIL DEVRI. VE BU DEVRE GORE DE ESERLER IHSAN EDILMIS.

17turkski narod ( turki milletler ) ve kabirde sorulan sorular , 27.12.2007 | Orta Asya'nın Kendine Özgü Milliyetçiliği, Ahmet Nazlı

kazaklara TURKLUK bilincini asilamaya calisan namik kemal zeybek denilen ve adeta siyasi alemin yasar nurisi olan ve ne idugu oralarda anlasilan bir garip adamdir. ve onun konferanslarina katilan arkadaslarim vesilesiyle biliyorum ki turk okullarina karsi dusmanlik ve nefret tohumu ekmeye calismaktadir. kimlerle mi? turkiyeden ozellikle ulkucu cevreden secilen universite ogrencileri sayesinde. yazarin bahsettigi her yana yayilip irkci soylemlerle gezinenler iste o kurulan hayali kizilelmacilardir. halbuki oralarda hayali kizil elmaya bedel hakiki sogani tercih eden ve ozellikle turkcu ve irkciliga kacan soylemlerden - ozellikle kazaklar arsinda - hakiki vatanperver ve hicret ve gonul insanlarindan mutesekkil insanlarimiz bu panturkistciler tarafindan kotu tanitilmaktadir ki bu isin ardindan da turkiyede ki derin devletin olmayacagini dusunmek imkansiz gibi.

kazaklar zaten milliyetci olan bir millettirler. onlara kabul ettirebileceginiz sey ortak bir kelime olan ve oralarda kullanilan bir tabir olan rusca tabiriyle TURKSKI NAROD ( TURKI MILLETLER ) tabiridir. bunun disinda kazaklar rusca konustukalri halde ruslugu ve direkt bir turklugu kabul etmezler.

zaten osmanli ile irtibatlarinin cok saglam olamamasi ayri bir tarihsel kopukluk yeridir. bunu ifade sadedinde hocaefendi " keske osmanli sultanlari sarka-doguya yonelselerdi. ne olurdu keske oraya gitselerdi. kardeslerimizle ortak bir tarih birligimiz olsaydi"-manasinda demektedir. yani orada zamana ve ilgi ve alakaya muhtac bir surec yasanacak.

baskurtistanda , turkiyede yetistirilip oralara gonderilen ve turkcede bilen ulkucu baskurtlar yuzunden bazi okullarimiz ve ogrencilerimizin ciddi skntlar cektiklerini biliyorum.

onlari kendi tarih-kultur-adet ve toreleriyle ve hatta bize ters gelen timurlenk ile kabulenmek zorundayiz. yoksa hersey ters teper.

not :

kabirde

RABBIN KIM?

KITABIN NE ?

PEYGAMBERIN KIM? sorularinin disinda TURKMUSUN ? KURTMUSUN ? YOKSA KAZAKMISIN? sorusunun soruldugunu bir tane akl-i evvel turkcu veya her milletin asiri milliyetcisi bana isbat etsin !

16hz.ISA - hakikat-i ahmediyye , 27.12.2007 | Hz. İsa’ ya ne oldu?, Aykut Tanrıkulu

Menkibelerden olabilir tam bilemiyorum anlatildigi kadariyla RUHLAR ALEMINDE , PEYGAMBERLIK VAZIFESI vazifeli kisilere takdim edilince MERYEM OGLU ISA aleyhisselam huzunlenmis. Bunun uzerine - cenab-i hakkin her sey`i her aninda bilmesi ve gormesi ve en yakininda olmasi mahfuz - Cenab-i Hakk meleklere onun tasa ve huzun ve kederi nin sebeb-i hikmetini sordurdugunda Allah-u a`lem orada HAKIKAT-I AHMEDIYYE VE HAKIKAT-I MUHAMMEDIYYE`yi ( aleyhisselam ) bizzat Adem nebi gibi musahede etmis olacak ki verilen cevap cok manidardir. der ki :" Ben ol HABIB-I KIBRIYYA MUHAMMED ( aleyhisselam ) in ummeti olmak isterdim. dilerdim. " Bunun uzerine Zat-i sultan-i ezel ve ebed kendisine hem peygamberlik vazifesi verildigini ( lakin o vazife 30 yasinda baslayip 32-33 yasinda sona erdirildi ) hem de ahirzamanda O`nun ummeti olarak nuzul edilecegini mujdeledi.

Bana daha enteresan ve ilginc gelen ise Hakikat-i Ahmediyyesiyle Cebrail tarafindan Meryem annemize gelen sey`in Efendimizin ruhaniyeti oldugudur. ve bunu bir kisim alimler ele almislardir. ve cennette meryem annemizin Efendimizin esi olacaginida beyan eden rivayetler var.

Bu soylediklerim risale-i nur meslegine zit degil tam tersi. orada soyle anlatilir :

"ve Hakkın en münevver bürhanı

ve hakikatin en parlak sirâcı

ve tılsım-ı kâinatın miftahı

ve muammâ-yı hilkatin keşşafı

Emirdağ Lahikasındaki bir mektupta,

“Levlake...” hadis-i kutsisine dair yazılan

“Bu hitap zahiren Hz. Peygamber Aleyhissalatü Vesselama müteveccih ise de, zımnen hayata ve zevil hayata racidir” “Çünkü külli hakikat-ı Muhammediye (a.s.m.) - hem hayatın hayatı - hem kainatın hayatı - hem İsm-i Azam’ın tecelli-i azamının mazharı

ve bütün ziruhların nuru - ve kainatın çekirdek-i aslisi - ve gaye-i hilkati

ve meyve-i ekmeli olmasından,

o hitap, doğrudan doğruya ona bakar.

Sonra hayata ve şuura ve ubudiyete onun hesabına nazar eder.” der.

muhterem hocaefendi yukarida ki risalede gecen sozu anlatirken soyle der " Efendimiz’in temsil ettiği bir Hakikat-ı Ahmediye var, bir de Hakikat-ı Muhammediye var. Dünyayı teşriflerinden önce O, Hakikat-ı Ahmediyesi ile vardır ve Kâ’be hakikatı ile tev’emdir. Bu sebeple O, İncil’de Ahmed ismiyle anılmıştır; Kur’an’da da geçtiği üzere, Hz. İsa (as) O’nu, Ahmed ismiyle müjdelemiştir. O, dünyayı teşrifleri ve risaletleriyle birlikte Hakikat-ı Muhammediye’yi temsil etmiştir. Vefatından sonra da, yine Hakikat-ı Ahmediye’nin tecellisi söz konusudur."der.

tasavvufi anlayista ise :

"Rasül-i Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan, peygamberlerden,

hatta meleklerden önce var olduğundan

Peygamber insanlığın manevi babasıdır.

Hz. Adem insanların maddeten babası (ebul beşer) Hz. Peygamber ruhların babası” olduğu söylenir.

Mevlana Hazretleri ise :

“Cebrâîl leyhisselâm-, sadece bir kanadını açınca doğuyu da batıyı da kaplamıştı. Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, onu görünce, ona bu heybeti verenin büyüklük ve azametini düşünerek kendinden geçip bayıldı.” “Lâkin

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, eğer hakîkat-imuhmmediyye’nin

o akıl almaz kanadını açsa idi,

Cebrâîl ebedî olarak kendinden geçer,

bir daha kendine gelemezdi.” “Zîrâ Habîbullâh, Cebrâîl’le beraber sidretü’l-müntehâ’ya varınca Cebrâîl durmuş ve:

«Yâ Rasûlallâh! Sen buyur! Ben seninle müsâvî değilim. Buradan öteye bir kere kanat çırpsam, yanar kül olurum!» demiştir.”

velhasil ISA NEBIYULLAH kendisinde baskin KADIR ism-i serifinin gucuyle , ruhani yon ve kuvvetinin enginligiyle HAKIKAT-I RUH-HAKIKAT-I AHMEDIYYE olan EFENDIMIZe (aleyhisselam) neden ummet olmak istedigi bellidir ama "Hazret-i İsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u imanla onu tanır. Yoksa, bedâhet derecesinde herkes onu tanımayacaktır" sozunude aklimizin bir tarafinda tutuyoruz.

15hz.hizir aramizda dolasiyor da hz.isa (as) neden dolasmasin ki ?, 27.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

birincisi ismim gulcan degil bir yanlis anlasilma var ismim gurcan.

“Sus ey dîvâne! Durmaz kâinâtın seyr-i mû’tâdı,

Ne sandın? Fıtratın ahkâmı hiç dinler mi feryâdı?

Bugün, sen kendi kendinden ümid et ancak imdâdı;

Evet, sen kendi ikdâmınla kaldır git de bîdâdı

Cihan kanûn-i sa’yin, bak, nasıl bir hisle münkâdı!

Ne yaptın? “Leyse li’l-insâni illâ mâ se’â” vardı.”

bir kısım tembel ruhlar, miskin ve âciz fıtratlar gökten gelecek böyle bir Heraklit beklemektedirler." der gibi bana selahattin bey:) ve sahs-i manevi olarak beklemekte nuzul-u isa meselesini. velakin hocaefendi ve ustad bakin neler diyor :

" Hazreti Mesîh’in âhir zamanda tekrar dünyaya döneceğini ve bu nüzûl keyfiyetini bildiren yaklaşık yüz kadar hadis-i şerif vardır. Bu hadislerden en az kırk kadarı, hadis kriterleri açısından sahih sayılır, yani erbabınca itimat edilen hadislerdir. Yirmi kadarı da hasen kabul edilmektedir, yani, ondan bir derece düşük de olsa sıhhatine güven duyulan hadislerdir. Yirmi-otuz tane de zayıf hadis vardır. Meselâ, Kütüb-i Sitte’nin çoğunda rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem): “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, adaletli bir hükümdar (hâkim, hakem) olarak Meryem oğlu İsa’nın aranıza inmesi yakındır. Haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bolca mal dağıtacak. Mal o kadar çoğalacak ki, artık kimse onu sadaka olarak kabul etmeyecek.” buyurmaktadır. (Buhari, Büyû 102, Enbiya 49; Müslim, İman 242; Tirmizi, Fiten 54; Ebu Davud, Melâhim 14; İbn Mâce, Fiten 33) Yine Müslim ve Müsned’de rivayet edilen bir başka hadiste de: “İsa b. Meryem nâzil olunca Müslümanların emiri: ‘Buyurun bize namaz kıldırın.’ diyecek, Hazreti İsa da: ‘Hayır, siz birbirinizin emirisiniz. Bu Allah’ın İslâm ümmetine bir ikramıdır.’ diyecektir.” buyrulur. (Müslim, İman 247; Ahmed bin Hanbel, Müsned 3/384. Az farkla: İbn Mâce, Fiten 33; Müsned 3/368)"

yukarida ki hadis kaynaklarindan ozellikle kutub-i sitte ve ozellikle de BUHARI ismini gormussunuzdur. ustad hz.leri bir eserinde :

" BUHARIDEN OKUMAK SAHABEDEN DUYMAK GIBIDIR " buyuruyorlar.

selahattin bey butune bakmayarak 20-30 tane zayif hadisten bahsediyorsa onu bilemem lakin geriye saglam hadisler kaliyor ki izahat getirilmesi gereken nasil aciklayacagiz bunlari merak ediyorum.

bakin ustad mehdi ile alakali hadisleri ve isaretleri zayif olarak niteleyenlere ne cevap veriyor zannederim bu cevap mesih ile alakali ayni seyleri dusunenlere de gecerlidir : "Hangi mesele var ki, bazı kitaplarda ona ilişilmesin? Hattâ İbn-i Cevzî gibi büyük bir muhaddisin bazı sahih ehâdîse mevzu dediğini, âlimler taaccüple nakletmişler. Hem her zayıf veya mevzu hadîsin mânâsı yanlıştır demek değildir. Belki an’aneli sened ile hadîsiyeti kat’î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir.” buyurmuştur.

"Soru: Mesîh ve Mehdî’nin gelişine inanmamak insanı dinden çıkarır mı? Nüzul-ü İsa ve zuhur-u Mehdî’ye iman dinin esaslarından mıdır?

Cevap: Mesîh ve Mehdî ile alakalı hadis-i şerifler ve ümmetin kabulü esas alınınca nüzûl-ü İsa’ya ve zuhur-u Mehdî’ye inanmak Efendimiz’e îtimadın ve güvenin ifadesidir denilebilir." (m.f.g)

son olarak

hem size hem bana bakan bir cumle soyluyor ustad “Din–i mübin–i İslâm’ın yeniden dünyanın değişik yerlerinde kendisini ifade etmesi için ihtiyaç varsa Hazreti Mesîh, öteki âlemin ta öbür ucunda bile olsa böyle önemli bir fonksiyon için döner gelir!” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Fakat, genel yorumu itibarıyla nüzûl-ü İsa’yı şahs–ı mânevî olarak yorumluyor. Mesihiyetin, bir cemaat ya da bir zümre tarafından temsil edileceği şeklinde bir yorum getiriyor."

ben bir sahs-i manevi varsa basinda bir sahis olmasi gerektigini dusunenlerdenim!

14ne fanii amma degil mi?, 04.12.2007 | “Alternatif Yaşamın Denemeleri”, Hamdi Ekin

Cenneti mekarihle cehennemin etrafini da guzelliklerle suslemisler ki imtihanin zor cetin ama tatli yonu vuku bulsun. Bizler ehl-i dunyanin arasinda yasadigimizi iddia ettigimiz ehl-i din ehl-i ahiret olarak dunyanin butun cezaibine karsin butun o tatli gorunen seyleri - istekleri-arzulari bir kenara itiyor gibi gozuksek de ustadin tabiriyle bu kacisimizda bizi kurtaramiyacak maalesef. Neden mi? BIZ ONLARI ELDE EDEMEDIGIMIZDEN KISST DIYORUZ ONLARA. VE PIS ILAN EDIYORUZ HEPSINI. Asil huner kalbi arzu dahi duymadan ve dunyanin gerek mesru gerek namesru , gerek suri gerek nuri guzellik ve isteklerine ve kufre ve gunahlara girmek ve tatmak ve donmektense canimizin alinmasini isteyecek kadar bir gonle sahip olabilmektir.

iki arkadas konusuyorlarmis :

- uff su arabaya bak mukemmel supper!

-abi birak sunlari bunlar dunyanin fani esyalari. hepsi fani gecici bunlar.

- evet. haklisin ama ne faniii ! degil mi?

13ataturk ve inonu`nun bile imza attigi proje !, 29.11.2007 | Medresetü’z-Zehra’yı zihnimizde inşa etmek, Metin Karabaşoğlu

ne diyelim [ belli bir hikmete ve menfaate binaen veya genel kabulun onunde cok fazla siritmamak icin bir siyasi manevra geregi olarak da olsa ] ataturk ve inonu`nun bile imza attigi bu medresetuzzehra projesini deniz baykal onlardan 60-70 yil sonra ancak o da dolayli olarak anlayabildi.

veya algilayabildi. Bizlere gelince otokritigimizi yapmak gerekirse yapmamiz gerekenin %20 sini yapabildik mi bilemiyorum. hicbirsey yapilmadi da denilemez elbette. Metin abinin "binadan ziyade kisiye veya kemmiyetten ziyade keyfiyet " vurgusu cok hos. biz risale-i nur talebelerine - hangi fraksiyona mensubiyetimiz olursa olsun- muvazzaf gruplar olarak cok yukumuz var.

12nefis ! , 25.11.2007 | Acıda buluşmak, Metin Karabaşoğlu

ESMA`I SEBA nin nefse tesiri.

LA ILAHE ILLALLAH - EMMARE

ALLAH - LEVVAME

HU - MULHIME

HAKK - MUTMAINNE

HAYY - RADIYE

KAYYUM - MERDIYYE

KAHHAR - SAFIYE/ZEKIYE

11KEMALIZM ne kadar guclu ? / Atatürkçüler niçin tarih okumaz? , 18.11.2007 | Kemalizm ne kadar güçlü?, Metin Karabaşoğlu

Etyen mahcupyan`dan carpici aciklamalar

"Türkiye'nin gerçek anlamıyla tarihten, yani somut yaşanmışlıkların nedenlerinin anlaşılmaya çalışılmasından hazzetmemesinin nedenleri bir sır değil. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş açık bir süreklilik ima etmesine karşın, bunu bir 'kopuş' olarak resmetmek isteyen bir bakışın varlığı, nedenlerden biri. Dahası yeni yönetimin meşruiyeti yepyeni bir kimliği öne çıkardığı ölçüde, bu kimliğin içi zorunlu olarak tarih dışı bir ideolojik malzeme ile dolduruldu. Dolayısıyla Türkiye toplumu sanki tarihsel sürecin doğal uzantısı olarak değil de, bir anda zamanın ortasına düşmüş ama kadim geçmişle apaçık bağlantı içinde olan bir 'yeniden doğuş' olarak algılandı. Böylece tarih dışı bir kadim geçmişle yine tarih dışı bir 'yeniden doğuş' fikriyatı bir araya geldi ve tabii, olan gerçekten yaşanmış geçmişe oldu... Bu geçmişi unutmakla kalmadık, onu unutmanın meşru olduğuna kendimizi inandırdık."

"Tarihi bir yere kadar okuyup, sonrasında bir bölümü tümüyle atladığınızda, zihninizde olmaması gereken sorular belirebilir... Bu sıkışma Cumhuriyet'in tek parti yönetimini yepyeni bir tarih yaratmaya sevk etti. Yaşanmamış ama yaşanmışmış gibi yapılan bir tarih... Olmayan ama bize göre olması gereken bir tarih. Bunun anlamı geçmişin bugünün sorunları üzerinden bir kurmaca olarak yaratılmasıdır. Nasıl bir geçmişe ihtiyaç olduğu düşünülüyorsa, onun devlet eliyle üretilip eğitim yoluyla topluma servis edilmesidir. Türkiye bu yöntemi o denli benimsedi ve içselleştirdi ki, tarihin her yerde böyle yazıldığına dair bir algılama oluştu"

"Tarihin bir 'milli kurmaca' olarak tanımlanması, gerçek kurmacaların da tarihsel anlamı olduğunu ima etmekteydi. Nitekim edebi romanların ve sinema filmlerinin anlattığı kurmaca hikâyelere 'tarihsel olarak yanlış' savıyla karşı çıkıldı. Türkiye'nin insanları edebiyat ve sanat gibi kurmacanın esas alanlarını bir tür 'yaşanmış gerçeklik' olarak algıladılar; çünkü devlet 'yaşanmış gerçekliği' tam bir kurmaca gibi üretmekteydi... Öte yandan bu zihinsel karmaşa popüler düzlemde var olan büyük gerçeklik açlığını kapatmak bir yana, daha da azdırdı. Çünkü böylesine göreceli bir 'geçmiş' karşısında insanın içine sinen bir kimlik üretmek mümkün değildi. Dolayısıyla Türkiye toplumu son yıllarda giderek kendi temellerinden kuşkulanan, ancak bunu yüksek sesle dillendirmekten çekinen, onun yerine kendisini tatmin edecek 'deliller' peşinde koşan bir halk haline geldi. Yaşanmış bir gerçeklik olarak tarihten ürken, kendine anlatılmış olan tarihe inanmakta ise zorluk çeken bu toplumun gidebileceği iki yön vardı: Gerçek anlamıyla artık tarih okumak ve ister istemez Atatürkçü ideolojinin dışına düşmek; ya da tarih niyetine yazılmış 'çılgın Türk' kurmacalarıyla iman tazelemek..."

" 'Aydın' kategorisi içinde bulunanlar 'çılgın Türk' furyasının parçası olmayı kendilerine yediremiyorlar belki, ama gerçek bir yüzleşmeye de cesaretleri yok. Dolayısıyla kendilerine bakarken de gerçeği değil, kurmacayı hedef alıyorlar. Diğer bir deyişle Atatürkçülüğü yeniden bir kurmaca olarak üretmekten başka yol bulamıyorlar..."

"Atatürkçülük "liberalizmin ve sosyalizmin tarihsel koşullar içinde oluşan (bir) sentezi, 2000'li yıllara damgasını vuracak olan ideoloji" imiş. Böylece Atatürkçülüğün modernizme tutunmuş, ona bel bağlamış bir yaklaşım olduğu söylenmiş oluyor. Saylan, 20. yüzyılla birlikte modernliğin vatandaşlık, kimlik ve ahlak alanında yaşamış olduğu yenilginin belki de farkında olmadığı için, Atatürkçülüğü devam edeceğini umduğu modernist tasavvurun içine yerleştiriyor. Ne yazık ki bu bakış, Atatürkçülüğün Türkiye'nin geleceğine ilişkin hiçbir taşıyıcı işlev yapamayacağının da işareti..."

"Olması gereken üzerinden bir gerçekliğin üretilme çabası her ideolojinin düştüğü bir tuzaktır. Ancak Atatürkçülük bunu öyle bir noktaya çekmiş durumda ki, ortaya sadece büyük bir ideolojik boşluk çıkıyor. Bu boşluğun içini kurmaca ideoloji, kurmaca tarih ve kurmaca kimlikle doldurmaya çalışıyoruz. O nedenle de ideolojimizi sorgulamak, kimliğimizle yüzleşmek ve tabii ki tarih okumak pek işimize gelmiyor... Böylece elimizde 'çılgın' bir Türk, onu besleyen bir 'tarih' ve tüm bunlara uygun bir ideoloji, gelecek karşısında öylece apışıp kalakalıyoruz..

daha ilginc ve tam metin icin : http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=614581

10SULTANI IRZA ETMEK , 29.08.2007 | Hakikat şahitlik ister, hesap istemez!, Metin Karabaşoğlu

[AHIR ZAMANDA GOZLE GORULEN IMAN VE KUR`AN DAVASINDA KI ] ‘ihtida’ örnekleri, nefsü’l-emirde olana nefisleri de râm etmenin; yani bütün kâinatın şahidi olduğu objektif gerçekliğe kendi nefsiyle de şahit olmanın bazıları için ne kadar kolay, bazıları için ise nasıl da imkânsız olduğunu ortaya koyar.

UMUMUN KABULU ( SANKI UMUMI BIR DUA OLARAK ) SULTANI DA IRZA ETMIS ISE NE MUTLU !

UMUMDA VAHID-I SAHIH YOKSA

( UMUMI OLDUKCA ) NE KOTU !

BAZI AZ`LAR VARDIR COK`A BEDEL.

BU DEMEK DEGILDIR KI COK`LARIN HEPSI SULTANI IRZA EDEMEMIS.

ZIRA UMUMUN ( SUSUZLUK ICINDE BU NIMETE KOSMASI ) BIR DUA.

RABBENA TEKABBEL DUA !

9hudeybiye hakikati ve ifrat-tefrit, 11.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

Allah (celle celaluhu) indindeki kıymetli yerler ve büyükler mutlaka tazim edilip büyük kabul edilmeli, ama büyüklüklerine esas teşkil eden nisbeti görmezlikten gelerek bizzat bir takdis ve tazime de gidilmemelidir.

katran agaci ile ridvan agaci arasinda boyle bir irtibat oldugunu dusunuyorum.

ifrat ve tefritten euzubillah !

selam sirat-i mustakime !

8evet !, 03.08.2007 | “Saidleri Ararken”den birkaç tesbit, Metin Karabaşoğlu

insan ne tur bir yer isgal ediyor , ona bakmali. Her egri-bugru seye baskaldirirsaniz sizin de Dadaloglu ve Koroglulardan farkiniz kalmaz. (pg 472)

bir de aksulamel yapiyorsaniz.......

kitaplarinizin imani derinlesmeye bakan yonleri ile elestiri ve tenkide bakan yonlerini tartmanizi ve az -cok olsa da imani meselelerde - risale-i nurlardan- bize altin ve mucevherler sunmanizi siddetle bekliyoruz.

aciz !

7mazi-hal-istikbal, 01.08.2007 | Şimdiki zamanda yaşamak, Metin Karabaşoğlu

koku atide bir istikbal olabilmek daha iyi.

metin abi simdiki hal ve ahvalde bogulmakda var.

koku asr-i saadette bir ahir zaman yolcusu olmak en iyisi.

unutmayin hudeybiyede hz.omer r.a cok sabirsizlanmisti ama gelecek nelere gebe imis geldiginde gorulebildi. ama bunu o kutlu nebi aleyhisselam buyuk zafer olarak biliyordu. simdiki variside onu bildigi icindir sulhumuz - sukunumuz.

koku mazide bir ati !

6metin abiye katiliyorum, 31.07.2007 | Bitirmeyelim; konuşalım!, Metin Karabaşoğlu

yeni asya bir islah hareketine ihtiyac duymaktadir.

70-80 li yillari takip etmekle bir yerlere varilamaz pek fazla.

gazetenin ozellikle revizyona ihtiyaci var.

siyasetten ayristirilmis- yorum ve fikriyatin daha da one cikarildigi ve gazetenin kalitelilestirildigi daha guzel bir yeniasya istiyoruz.

dusman guldurur dost aglatirmis !

5kin kusan aytekin sadan bey , 25.07.2007 | Birkaç ‘siyasî’ hatıra..., Metin Karabaşoğlu

aytekin sadan bey kin kusanlar diye yorum yazmis ve kin kusmus

aci ama gercek ve yazik !

bir sahsin hakaret dolu mektubunu isim vermeden metin abi yayinladi.

siz sadece onu okusaniz kimin kin kustugunu anlayabilirsiniz.

o kavga edilen yillarda hani o basimevlerinin kapisilmaya calisildigi yillarada ki kavgalarda dile getirilen birsey vardi.

" ustadin talebeleride insandir ve ders arkadasimizdir. neden onlari buyuk bilmek ve saygida kusur etmemek gerekiyor. " diye onlarin ustune salinmisti gencler.

sonra da birisi gelip istisare bile yapmadan bir yerlerin basina geciverdi. bu yazdiklarimi o zamanin taniklarina sorabilirler.

simdi diyorum ki hic kimse gunahsiz degildir. ve o buyuklerimize saygisizlik eden ve ettiren kisi ve kisisler de men dakka dukka sirrinca aynisini gorecektir. ve su siralarada da gormeye baslamis.

efendim birisi demirelin agina takilmis ve bu nurani hareketi buytmemek ve felc etmek uzere hal ve hareket icerisindedir. hem de yillardir ve caktirmadan ....

buna dp nin su anki hal-i purmelali sahittir.

sakirtligi sadece yeri geldigi zaman cikip sertce ve yuzlerine vururcasina bir seyler soylemek olarak algiyanlar felc edenlerin ta kendileridir.

muminler tedbir ve ihtiyat ve taktik insanlaridir.

ebu zerr ler ise ( onun gibi olunsa can feda ) tekil yasar ve gezer ve olurler.

buna gazetenin tirajida sahit !

ama hemen cevap geliyor

"keyfiyet onemlidir !!! :)))"

bir gazete ve misyonu ve sahibi zamana ayak uyduramiyorsa ve mukteza-i hale muvafik hizmet edemiyorsa orada bir basarisizlik vardir ve o sahis degistirilmelidir.

zaten haksizca gelmistir.

4ne mutlu !, 15.05.2007 | İki Milliyetçilik Arasında Türkiye, Metin Karabaşoğlu

ne mutlu iman edene !

3okumak ve anlamak iki cesittir , 25.06.2006 | Bu nasıl okumaktır?, Metin Karabaşoğlu

anlamak iki cesittir.

1 - ibareyi anlamak.

2- hakikatini anlamak. uhuvvet risalesini okudugu halde munakasa eden , tartisan adam ibareyi anlamistir , hakikatini anlamamamistir. cunku hakikatini anlayan insan kardesiyle catismaz.

- kardesin seni tahkir ettigi halde , sen ona muhabbet gosterebiliyorsan ( bu kalpteki adavetin mecazi old. kaniti) iste o zaman sirr-i uhuvvet sende tezahur eder.

CEYLAN CALISKAN

not : ders-i nuriyede ustadinin yaninda aldigi derslerden ve notlardan.

2dinimi ogrenme ve ogretme, 19.06.2006 | İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak ya da Dördüncü Mesele, Mustafa Oral

samimi olani Allah gorur ve bilir elbet.

risale-i nurlari ne nerede cok guzel derecede biliyorsunuzdur ,

anliyor ve de anlatiyorsunuzdur ,

ama anlattiginiz hakikatleri cok fazla yasamiyorsunuzdur veya kendinize mal edememissinizdir,

kulturel sakirt statusundesinizdir ,

ve cevreniz de bu hizmet insani olmakligin apoletleri ile dolasiyor ve arz-i endam ediyorsunuzdur ,

gorenler sizi selamliyor veya size ogrenmek icin birseyler soruyordur ama

bir baska insan sizin mahallenizde , sizin ogrendiginiz hakikatlerden bigane yasiyordur ,

mahallede cok seviliyordur ,

herkesin yardimina kosuyordur ,

sadece camide 5 vakit namaza giden birisidir ama samimidir ,

her na kadar az birseyler bilse de o bildigi kadarini yasiyordur .

siz icsellestiremediginiz ve bir suru bildiginiz hakikatler ile kendinizi -disa vurmadan ve batini bir gurur ile - kurtarilmis ve hz. mehdinin talebesi psikolojisinde gorup oylece yasiyorsunuzdur fakat ne yazik ki o mahallenizde ki azicik bilgisiyle onlari yasayan samimi insan -gercekte- hz.mehdi nin talebesi olmaya daha elyaktir bunu da bilmiyorsunuzdur.

insani harcamamali ,

insana ise harcamali .

kulturel ve yuzeysel insani kurtarmali ,

samimi insani ve insanlari ise harcamamali .

1evet !, 13.06.2006 | İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak ya da Dördüncü Mesele, Mustafa Oral

sokak koselerinde her gece bira icerdi ,

bundan haz alirdi .

sigarayi cigerleri bronsit oldugu halde birakmamisti.

serseri idi.

ikaz edecek ve yonlendirecek bir cevreden mahrumdu

sevgilileri vardi ama sevmiyordu.

cunku sevmek nedir ki bilmiyordu.

mahallede yine kose beklerken mahallede oturan bir abisi onu ilk defa namaza cagirmisti.

istemeye istemeye gitmisti.

2inci 3 uncu derken arkasi geldi.

artik hala koseler bekleniyor ama bir vakitte olsa namaza gidiliyordu.

soyle bir degisiklik olmustu :artik koseler huzursuz , gidilen vakit namazi ise huzur verici idi.

bu kadar di yani. sadece bir kisinin namaza cagirmasi idi baslangic.

ve birden uyanis.

cevreyi bir de o gozle gorus.

zorla biten lisenin ardindan birden universite okuma istegi.

o da anlamiyordu ne oldugunu.

koselerden kacmalar.

sevgililerden kacmalar.

ve nurani bir cevreye kosmalar baslar .

gittigi ve abileri kanaliyla ucuza kaydoldugu universite hazirlik dersanesi hamurun pisirildigi yer gibi ona gorunur.

gulmeyi , aglamayi , vermeyi

ogrenir .

bir gun elini bir bicakla derinden 4 dikis atilacak derecede kestiginde hic unutmaz bir abisinin butun masraflari ile beraber yanindan hic ayrilmadigini. ve sasar kalir ama cok sevinir.

o dersane kanaliyla tanidigi orta asya ve sibiryayi ogrenir ve gider parasi az bir fakir ailenin cocugu oldugu halde.

zeki degildir.

parasi yoktur.

ama deli gibi gider bir sekilde.

derken maddiyat zorlar ve daralir.

annesini ozler aglar.

dedesi vefat eder sonra duyar

ve gunler gunleri kovalar.

parasi bitmistir. ve bunu farkeden bir abisi -ki o da ogrencidir - cikartir ve karsiligi olmayan 100 dolar verir.

bilmem ki bu lutf ile ihsan nedendir der !

-30 derece sogukta kislik ayakkabi alacak parasi yoktur ve guzel ve yine hediye olan spor ayakkabilarini giyerek " bunlarda sicak tutuyor gerek yok yeni bir seye " masalina inanmaya calisir. ama yine o nurani abilerinden birinin gozunden kacmamistir bu. guzel bir bot hediye edilmistir artik ona.

ilk gittigi gunlerde ihtiyaclarini karsilamak icin paraya ihtiyaci vardir ve bir sekilde duzenlenen risale yarismasinda birinci olur ve butun ihtiyaclarini cesitli magazalardan karsilmak sureti ile bir odul alir.

cok sey ogrenir ve gorur ve yasar.

akilli ve zeki ve birincilikleri olupta , en guzel universitelerde okutulan ve desteklenen ve masterlar yapan [ BAZI ] kardeslerinin dengeyi muhafaza edemeyerek , niyetin ne oldugunu kavrayamayarak , ulfete takilarak ve bulunduklari yabanci veya yerli ortam ve ozellikle de universitenin ( kizli ) ortamlarinda yaralar alarak en sonunda elestiri oklarini kendi nefislerine degil de abileri ve ablalarina ve guzide kurumlara yonelterek " beni harcadilar " diyenlerden degildir o.

liyakat degil sadakatin onemli oldugunu ,

sadece liyakatin belli yere kadar goturdugunu,

ama ikisinin de olmasinin nurun ala nur

oldugunu bilenlerdendir o !

ve de gorenlerdendir.

" eden kendine eder"

disaridan realiteleri kendilerine gore yorumlayip realitenin uzaginda duranlari gormekte ve yorumlarini okumaktadir o !




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut