Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.673 yazı içinden]

 bk : yorumlar 

4Televizyona teslim edilen çocuklar, 16.07.2008 | Ahir zamanda kız babasıyım, Ali Dedeoğlu

Televizyon izlemeyi bırakmak bir çare olarak kimsenin aklına gelmiyor nedense. Sebepler planında yapılması gerekenler yapılmadan (dua edilmeden!) sadece el kaldırarak yapılan duanın mühim bir yanı eksik kalıyor. Siz hem çocuğunuzu televizyona teslim edeceksiniz, hem de ne yapacağımı bilmiyorum diyeceksiniz. Aşağıda bir yorumcu televizyonla içimize giren dış dünya demiş. Peki neden engel olmuyorsunuz buna. Çocuk küçüklüğünden itibaren televizyon yerine kitap okuyan, güzel sohbetler yapılan bir aile ortamında bulursa kendini, televizyona alışkanlık kazanmaz. Evde çocuğunu televizyona teslim eden (kendisi de aynı durumda olan) anne babaların çocuğum için ne yapmalıyım şeklindeki serzenişleri çok komik geliyor bana.

3kendi doğduğu yer, 21.03.2008 | Duyguların dengesi, Metin Karabaşoğlu

Bir de şu: yazının ilk paragrafi hakkında.

Kendi doğduğu yerin insana başka yerlerden güzel gelmesi ancak doğduğu yerde Allah'ın isimlerini daha üst boyutlara tanıyabiliyor olması ile açıklanması lazım. Kendi çocuğu da hakeza. Yani kendi çocuğu ile Allah'ın Rauf ismini tanıyabilmesi..

Bu bağlamda karkalemdeki vatan sevgisi imandandır yazısı gösterilebilir.

http://www.karakalem.net/?article=837

Perygamber Efendimizin (SAV) "ey Mekke senden ayırmasalardı ben senden ayrılmazdım" sözünü bir toprak parçasına bağlılık olarak mı anlamalı? Yoksa Kendisine (sav) vahyin indiği, miraca çıktığı, Cenab-ı Hakkın mutlak isimlerine perdesiz muhatap olduğu bir yere olan bağlılık olarak mı anlamalı.

"Yahut, asabiyet üretirim korkusuyla bu fıtrî duyguyu örselemesek, zoraki ‘reddeder’ bir tavra girişmesek..." meselsinde: bir insan eğer kendi adına, benim çocuğum falan diye çocuğunu seviyorsa zaten orada şirk meselesi gündeme geliyor. Bu duygu fıtri olmadığı gibi, mutlaka rededeilmesi gerek bir tavır. Yani kendi Allah adına sevmemek..

Bir toprak parçasını sırf orda doğdu diye sevmenin anlamı ne olabilir ki? Hatta o toprak parçasını, Allah'ın koymadığı bir kriter kullanarak Allah'ın yarattığı, dünyadaki başka bir toprak parçasından üstün görmek, ya da kendini oraya daha yakın hissetmekte de şirk kokusu olabilir (mi?)

2sevginin fıtriliği üzerine, 20.03.2008 | Duyguların dengesi, Metin Karabaşoğlu

(bazı alıntılarla)

Allah adına olmadıktan sonra sevginin fıtriliği bir şey ifade etmiyor. Her insan kendi çocuğunu daha çok sever. Bunu başka hikmetleri mahfuz, Allah'ın her insana kendi Rauf, Rahim gibi isimlerini tanıtmak için özel olarak verilmiş hediyeler gibi görebiliriz. Mesela bir insan bir çiçeğe bakarak Allah'ın Rauf ismini belli bir boyutta tanıyabilir. Ama her insan bir çiçekten çok üst bir boyutta Rauf ismini tanıyamayacağı için, Allah, kendini tanıttırmak üzere, merhametinden insanlara çocuklarına karşı güçlü bir şefkat hissi koymuş. Dolayısıyla bu sevginin bir şey ifade etmesi için (heryerde olduğu gibi) bu sevginin Allah'tan geldiğini ve onun , mesela, Rauf isminin bir tecellisi olduğunu anlamak, hissetmek vs lazımdır. Fıtri olan budur.

Yukarıdaki yazıda "asabiyet üretirim korkusuyla bu fıtrî duyguyu örselemesek, zoraki ‘reddeder’ bir tavra girişmesek" tavsiyesi yerine şöyle demek lazım belki: "Bize verilen duygulaarı Allah adına kullansak".

Fitri olani yapmak, esyada tecelli eden Esma-yi Ilahiyi sevmektir. Esyanin ya da bir insanın bizzat kendisi sevilmez. Mesela yemek yemek fitridir, o halde yemek yiyen hak bir is yapmistir, duygularını dengelemiştir diyemeyiz. Yemegi, Rezzak'i tanimak icin yiyen hak bir ubudiyet yapar. Karnini doyurmak icin yiyen ubudiyet degil, canliliginin devami icin esbap dairesinde bir tesebbuste bulunur. (Yemek yemeyen bu dunyada yemenin mukafatini alamaz ve ac kalir, yani aclik ile cezalandirilir.) Nerede bir Ism-i Ilahinin daha cok tecellisine muhatap oldu isek, bütün SEVGİLER orada tecellisini gordugumuz İsme gitmeli. Dünyevi sevmekler, hayvaniyettir, insaniyet degil; hayvanlar da annelerini sever.

İnsan ruhu Rabbine ulastigi yerde, insandir. Allah icin dünyayi sevmek ancak, dünyada tecellisini gördüğümüz Allah'in Esmasini sevmektir. Annesini Allah'in Sefkatli oldugunu gormek icin sevmeyenler bir daha dusunmeli olayi. Sahabeden babasina kilic cekenler, gayr-i fitri bir tercih mi yaptilar?

Eger, ben Rabbimi tanimada Rasulullah'i (sav) daha cok faydali bir vesile goruyorsam, neden Rasulullah'i (sav) daha cok sevmeyecegim ki? "Beni anneniz-babanizdan daha cok sevmedikce mumin olamazsiniz" sozu bir kiskancligin ifadesi midir? Dünyaya böyle bakan bir tam bir mümin için Rasulullah'i (sav) sevmek, kendi çocuğunu sevmekten daha fıtridir. Sırat-ı Müstakim budur. Yukarıdaki yazıdaki Peygamber Efendimizin (sav) Hz. Ali'ye cevabını da bu bağlamda anlamak lazım herhalde.

1öze dönüş, 26.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Konu ile ilgili http://www.herkul.org/bamteli/index.php?view=archive sayfasından "Seni Kim Sözcü Seçti?.." başlıklı bamteline de bakılabilir.

Bildiğiniz gibi keyfiyet ve kemmiyet ters orantılı. Dolayısıyla kendisini cemaat mensubu olarak tanımlayan herkesin aynı derecede keyfiyet sahibi olması beklenemez.

Sayı arttıkça Hoca efendinin cemaat enaniyeti dediği ve bunun şirk olduğunu tekrar tekrar belirttiği olay ortaya çıkıyor. Kimi insanlar kendilerini sözcü olarak seçiyorlar ve hizmet düsturları ile ilgili olmayan "mesajlar" iletebiliyorlar.

Buna ilaveten Metin beyin yukarıdaki yazısını da faydasız bulduğumu belirtmeliyim. Serdar beyin aşağıdaki ilk yazısı meseleyi özetlemiş aslında. Ben de şahsen yukarıdaki yazı yerine "kuran, hadis,risale okumaları" tarzında dünyam ve ahiretim adına daha fazla yararlanacağım bir yazı okumayı tercih ederdim. Karakalem sayfasını Metin beyin "kuran, hadis,risale okumaları" tarzında yazılarını bulmak için düzenli olarak kontrol ediyorum ama maalesef son yazılarda bunu bulamıyorum.

Tekrar altını çizmek istiyorum. Muhterem Metin Bey. Mesele haklı veya haksız olmamanız değil. İmani meseleleri yazma/okuma fırsatını kaçırıyoruz bu gibi yazılarla. Ben HE cemaatinin içindeyim yıllardır. Ve bazı arkadaşların düşündüğü gibi işleyişin/metodun mükemmel olduğunu düşünmüyorum. Karakalem ile tanışınca, Risaleyi daha iyi anlayacak bir çok nokta öğrendim. Bir "vatan sevgisi imandandır" başlıklı yazı, "haya" ile ilgili yazı vs. Bu tip yazıları yeniden görmek en büyük arzum şahsen.

Çok şey mi istiyorum?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut