“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.622 yazı içinden]

 Yunus U. Eser : yorumlar 

14Hak nasil helal ettirilir?, 07.08.2008 | “Hakkını helal et”, Hamdi Ekin

Muhterem yazarimiz bir meseleyi gozden kacirmis:

---Böylesine önemli bir konuyu dillerine dolayanlar, bu isimlerle tv programları yapabiliyorlar. Acı ama gerçek… ”Hakkını helal et.” ---

STV'de aynen bu isimle bir dizi yayinlaniyor. Neredeyse her hafta izledigim bu dizinin toplum uzerinde, tam da yazarimizin ici bosaltildigini dusundugu "Hak helal ettirme" kavraminin icini doldurma hususunda cok ciddi bir tesiri olduguna inaniyorum.

Dizide kahramanimiz, hakkini helal ettirebilmenin ehemmiyetini vurgulamak icin isinden, malindan, gerekirse canindan dahi gecilebilecegini anlatiyor.

Belli ki birileri sizin tesbitinizin aynini yapmis. Hatta az bir tasarrufla sizin sozunuz: "boylesine onemli bir konuyu sinelerine dert edinenler, bu meseleyi cozmek icin bu isimlerle tv programları yapabiliyorlar. "

Rabbim bizlere de menfi tesbit uzerine musbet bir hamle yapmayi nasip etsin.

13Oyle olmayabilir!, 04.08.2008 | KARAR, YAŞAMA BERATI DEĞİL, ÖLÜM İLÂMIDIR..., Hüseyin Yılmaz

konjoktor cok seyin mahiyetini degistirir.

Muhim olan siyasal iktidari resmiyette elinde bulunduran grubun, hakikatte de muktedir olmaktan geri cekilmemesidir.

tertib-i mukaddemattaki basamaklari atlayarak aculiyet hatasina dustugu icin bulundugu yerden de dusen veya sarsinti yasayan hukumet, yoluna cok daha emin, saglam ama istikbal vaad ettigi gorulen adimlarla ilerlemelidir.

Evet belki zillet gibi gorulecek fakat bazan hudeybiye hakikati tecelli eder, hadisler ters yuz olur.

umariz ki bu karar, milletin kanini emen ceteler karsiliginda yapilmis bir pazarligin neticesi olmasin...

12Ozgur Irade kavrami, 02.08.2008 | İSLAMİYETTE İRADE ve GÜNÜMÜZ İNSANINDA HÜRRİYET, Lokman Tıraş

Ozgur irade tabirini cok kullanmissiniz. iradenin ozgur olmayani mi var? tercih bila mureccih iradenin se'nidir.

11bir sual, 02.08.2008 | Gökten İnen Sekîne veya Kelimelerle Yükselen Sükûnet, Serdar Pehlivanoğlu

Asil mesele biraz NLP'ye (neuro linguistic program) temas ediyor...

Ama oncelikle esyanin perde arkasini aralamayla alakali olarak demissiniz ki:

"Ulaşılmaz değil, sıra dışı değil, akıl dışı değil, anlaşılmaz değil, hele ki insana verilmiş latife ve duyulardan azade hiç değil."

ben esyanin perde arkasini aralamanin sira disi oldugunu dusunuyorum. Zira siradan olan ulfete mebnidir. Izah edeyim:

Nurlarda perde tabiri

1. dest-i kudretin perdedari olan "esbab" icin kullanilir. Sebepler ise esyanin kendisine degil, esyadaki tecelli eden fiile perdedarlik yapar.

Modern bilimlerin yapmaya calistiklari ise hadiselerdeki bu sebep-sonuc iliskisini kanunlastirmaktir. Yani esbaba bakip, tabiata mal etmek...

iste bu esyanin perde onudur, arkasina ise farkli bir " nazar" ile ulasilir. siradan bakisi kirmak gerektir.

2. ulfet icin kullanilir. Ulfet gunumuzde "asinalik" kelimesiyle yakin anlama sahiptir. bir seyin varligini o seyin sebeplerine baglamak ve daha genelde ise esyanin varligini tabiata baglamak gunumuz bilimlerinin yaptigi gibi "ulfeti ilim telakki etmek"ten kaynaklanir. halbuki "ilim zannettikleri sey cehildir". iste esyanin perde arkasini gormek ise bu ulfetten siyrilmakla gerceklesecektir.

10, 05.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Yazinin kompozisyonunu cok kavrayamadim gibi. ama sanirim soyle:

Ana tema: Cogu agnostizm hastaligina yakalanmis modern cagin insanina Allahi nasil anlatiriz?

Alt tema: Bunun icin akil nasil kullanilir?

daha da alt tema: bir misal olarak sebepler zinciri...

Bilmiyorum dogru mu anlamisim?

Soylenenler ezber bozma yonunde guzel ve yeni seyler. Ve elestiriyi hak edecek kadar da degerli ve akla muhatap sozler.

Oncelikle, sebepler zincirinin sonsuza gidebilmesi, herbirinin arasinda gecen sonlu zamanlarin terakum edip sonsuz bir zaman gecmesi manasina gelecek. Halbuki hadis olan zisuur mahlukat, esbabin yaratilmasi icin bir gerekcedir. Cunku esbabin perdedar-i dest-i Kurdet olacak bir akila ihtiyaci vardir.

Ikincisi, mesnevideki icad ve tecelli arasindaki fark da bu mevzuyu aciklar. Esbab silsilesi icad ile zaman icerisinde olurken, esbabin neticesinde ortaya cikan manalarin yaratilisi tecelli ile ani ve def'idir.

Maddeye bagli olan esbab silsilesi mananin kayyimi olamayacagindan teselsul yine muhaldir.

Ayrica Sayin Serdar bey, Gazzaliye atfettiginiz sebeplerin sonsuza kadar gitmesinin mumkun olmasi dusuncesine referans verebilirseniz cok sevinecegiz...

Zira Gazzali gibi kalp ve aklin sahikalarinda dolasan bir zattan boyle biseyi duymak bizi cok sasirtti.

9Dinamizm ve Taze kan, 01.01.2008 | Karakalem’de yeni yazarlar, Editör

Karakalemde yeni renkler, yeni melodiler, yeni tatlar gormek bizi de mutlu etti.

Hususan Serdar Pehlivanoglu beyin yazacak olmasina cok sevindim.

8Teklif objektif midir, yoksa imtiyaz mi soz konusu?, 01.01.2008 | Delail’i Nasıl Okumalı?, Serdar Pehlivanoğlu

Serdar abiye ve Ayhan beye orijinal fikirlerinden dolayi tesekkur ediyorum.

Agnostizme karsi kanaatimce en buyuk silahimizin da vicdan hakikati oldugunu dusunuyorum. Neden mi?

Dünya üzerinde bir çok düşünce ve inanç sistemi mevcuttur. Bunlardan birçoğu kendi aksiyomatiği içinde tutarlı da olabilir. Mutlak bir objektivitenin varlığını reddetmek ile İslamın da diğer düşünce ve inanç sistemleri gibi dışa karşı ispatlanamaz olduğu zehabına yol açabilecek kadar tehlikelidir. Halbuki İslam mutlak doğrudur, Allahın varlığı insanın kendi varlığından daha kesin ve kat'idir. Peki bunları neye dayandırıyorum? Bir putperestin kendi inancına akli gerekçeler getiremeyeceğini mi düşünüyoruz? Veya bir sofestainin edecek hiç mi kelamı yok?

Düşünce sistemleri vicdandaki nokta-yı istinadı tatmin, inanç sistemleri de vicdandaki nokta-yı istimdadı tatmin üzerine ortaya çıkmıştır. Çünkü bir insan var olma sebebine ve yaptığı işe dayanak aramak zorundadır. Ayrıca fıtraten aciz olan insan, yine bir merciden istimdad etmek, meded beklemek zorundadır. İşte herşeyin bir hakikatı olduğu gibi insandaki bu fıtratın dahi bir hakikatı vardır. O da nokta-yı istimdadı nokta-yı istinad ile birleştirmektir. Bu birleşimin yapılamadığı bütün sistemler batıldır. Böylelikle bir düşünce veya inanç sisteminin iç tutarlı olması onun hakikat olduğunun isbatına kafi gelmez. İç tutarlılık gerekli bir şart olduğu gibi, sistemin aynı zamanda insanın varoluş hakikatı olan ve insanı kainatın harmonisine dahil eden vicdan ile de rezonans yapabilmesi lazımdır. Kur'anın ve onun bir nevi tefsiri olan Risale-i Nurun getirdiği delillerin de sadece akla hitab edip insanı aklen yanıltabilecek bir hususiyete sahip olmayıp, kuşatıcı diye tabir edebileceğimiz ve “işte her açıdan tam da böyle olması gerekir” dedirtecek türden olması da insandaki bunu algılayacak vicdan mekanizmasının ehemmiyetini anlatmaya yeter zannedersem.

7Senkretizm iddiasina aciklama, 22.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

1. Herhangi bir mazeret olmaksızın “Muhammedürresullullah” demeden de kurtulunabileceğinin iddia edilmesi (bazı ilahiyatçılar tarafından savunulmaktadır)

Mazeret olmadan bunu iddia etmek -benim az ilmime gore- dalalettir. Mazeret meselesi iyi dusunulmeli.

2. Tevrat ve İncil’in tahrif edilmediğinin savunulması

Neyseki Fethullah Gulen Hocaefendin de icin de bulundugu diyalog hareketi boyle bir yanlisi savunmuyor.

3. Hıristiyan erkek-Müslüman kadının evlenebileceği izlenimi verilerek, dini ölçülerin aşındırılması

Mevzu furuattandir. Hatta furuatin ictihad sahasina giren kismindadir. Ahkam iki turludur. Biri seriat ona muessestir, digeri muaddildir. Bu mesele muaddil olan kisimda olup, ehvenusser hukmu altinda zaman ve zemine gore yasaklanmistir. Uygun sartlar altinda umuma olmasa da hususi durumlarda sahislara cevaz verilebilir.

Bu kisimdaki ahkam hikmete mebnidir. Hikmeti ise eskide erkegin aile icinde baskisi olabilecegi ve kadinin dinini yasamasini engelleyebilecegi durumudur.

Efendimizin Kerimesi Hazret-i Zeynebin kocasinin musrikler safinda olmasina ragmen Efendimizin onu bosatmadigina dikkat edelim.

Dedigim gibi umumi cevaz yine verilmez. Ama hususi olarak fetvasi verilebilir.

3. Kur’an-ı Kerim mealinde Tevrat ve İncil’e atıfta bulunulması

Allame huseyin-i cisrinin tahrif olunan Kutub-u sairedeki Efendimizle alakali yerleri tesbit etmesi ve onlara referans vermesi, onlari mesrulastirma olarak anlasilmamali. Bilakis ayni noktaya bakan iki rey birbirini destekler kaidesince, incil ve tevrattaki Kur'ana uygun yerlerin tesbiti ve Mu'minlerin Kur'ana olan itimadi hem kuvve-yi maneviyenin takviyesi ve ayrica ilim ve orijinal bir calisma ortaya konulmasi hem de referans bir kaynak olmasi bakimindan takdire sayan bir calismadir... Desteklenmesi lazim.

4. Misyonerlik faaliyetlerinin küçümsenmesi ve “bir pazarda herkes malını satabilir, iyi olan kazansın” gibi liberal/serbest piyasacı bir yaklaşımın zihinlerde yer etmesi

Davasinda suphe eden bundan korkabilir. Aksi takdirde onlar zaten fikirlerini beyan ediyorlar. Misyonerlik faaliyetlerini internet, televizyon, sinama sektoru gibi faktorleri ortadan kaldirmadikca engelleyemezsiniz. Asil derdini anlatamayan maalesef alem-i islamdir ki islami bilmeyen nice insanlar var. O halde bu yaklasim bir zarar getirmeyecek, aksine islamin anlatilmasina bir zemin olusacaktir.

Dinin teklifinde zorlama olmaz. Bu da insanlarin fikirlerini saygisizlik olmamak kaydiyla serbestce ifade edebilme ortaminda olur. Kimseye diyemezsiniz ki siz anlatmayin biz anlatacagiz.

5. İbrahimî dinler kavramının zihinleri ifsat etmesi

ibrahimi dinler kavraminin zihinleri nasil fesada verdigini merak etmekteyim... Ibrahimi dinler oldugu bir hakikattir. Mevcut hristiyanligin ve yahudiligin hak olmadigi da Kur'anin ifadesiyle bizim gorusumuzdur. Ama Ustad hazretlerinin bahsettigi kufre karsi ortak noktalardan birisi de budur.

Arapca ve Ibranice semitik diller denince, gunumuzdeki arapca ile gunumuzdeki ibranice boyle degildir denmez... Zira degismis bile olsa kokeni oraya dayaniyorsa kokeni ile ifade edilebilir.

tek problem, "ibrahimi dinlerin hepsi haktir" iddiasindadir. Bu iddia olmadikcada ortada ne fesat olur, ne de ifsat.

6Bir iki nukte daha, 18.12.2007 | Hz. İbrahim'den Sekizinci Söz'e, Hasan Güneş

8. sozde gecen agac incir agacidir. Peki neden incir agaci? Malum incir Kur'anda da zikredilen bir meyve. Insanin aklina Tin suresi gliyorsa, bu nukteyi cozebilmek icin sanirim dogru yol uzerinde sayilir. Zira o surenin ilk ayetine dikkat ettigimizde:

vetTini vezZeytuni ve tur-i sinine ve hazel beledul emin.

Yani 4 sey uzerine yemin ediliyor. Mufessirin-i izam, bu 4 seyin yer isimleri olduklarini ifade ediyorlar ve bu bilgiyi hz. ibn-i abbasa dayandiriyorlar. Tur-i sina'nin hazret-i Musa AS. a, ve emin beldenin Efendimiz Aleyhissalatu vesselama isaret ettigi az cok bariz gibi. Ama peki Zeytun ve Incir?

Barnabas incilini okudugumuzda Hz. Isa AS. ile zeytinin alakasini goruruz. Zira orada hz. Isa AS. in bulundugu bir beldeyi zeytinlikler ile tarif etmistir.

Geriye Incir kaliyor. Ayetin buyuk dinlerden bahsettigini anlamak icin surenin butunune bakiyoruz. Insanin ahsen-i takvimde yaratildigini soyluyor. Sonra da "O halde artık sana dini ne yalanlatabilir? " diye bir ayet geliyor.

Buradan uc buyuk semavi dini ve onlarin ortak bulustugu babalari olan Hz. Ibrahim Aleyhisselamin Incir beldesi ile iliskilendirilmis olabilecegi ihtimaline variyoruz.

Kaynak:

http://yeryuzumirascilari.org

5Tehlikeye karşı nasıl bir tavır?, 16.12.2007 | Füsus ve nüsus, Metin Karabaşoğlu

Metin abinin bahsini ettiği içi boşaltılmış, salt mistizm hedefli bir sufizm tehlikesi zahirdir ve hakikaten büyüktür.

Yalnız geçenlerde Berkeley üniversitesinde verilen Rumi konferansında bir amerikalı profesör Scott Alexander'a şu soruyu sordu:

Sizce de son zamanlarda Sufizm anlatılırken İslamdan bağımsız anlatılmıyor mu? Bu yanlışın sebebi nedir?

Scott ise:

Evet, bu yanlışın farkındayım. İşte biz de gittiğimiz yerlerde islamdan bağımsız bir sufizmin anlamsız olduğunu anlatıyoruz.

Bence hakikaten güzel bir gelişme. Hele ki bu farkındalık akademisyenler arasındaysa.

İşte tam da bu tehlikeye karşı, tasavvufu terk edip veya reddedip veya tezyif edip, Kur'an ve Sünnet cemaati kavramı üzerinde vurgu yapmaktansa, Üstad hazretleri gibi tasavvufun hakikatinin ve maksadının Kur'an ve Sünnet olduğu söylemi üzerinde durarak, tasavvuf kavramını bu yönde takviye etmeyi hem hak adına hem de tebliğ stratejisi adına çok ehemmiyetli görüyorum.

Fethullah Gülen hocaefendinin de Kalbin Zümrüt Tepelerini ve Key concepts in Sufism çevirisini bu konuda atılmış çok ama çok mühim bir adım olarak görüyorum.

Bu konudaki tavrımızın belirlenmesi hususunda güzel bir çalışmaya ihtiyaç var.

Muhabbetle,

Yunus

4Elestiri hakkinda, 16.12.2007 | Füsus ve nüsus, Metin Karabaşoğlu

Metin abinin avamin ve cuhelanin soylediklerini onemsemeyen "bana ne, cahilin ne dedigi cok da muhim degil" diyen munevverlerden degil de, tam da arzu ettigimiz ve eksikligini cektigimiz bir tarzda, insanligin topluca problemlerini ve eksikliklerini dert eden, ustelik bunu izale etmek icin ciddi gayret eden bir munevver olusunu ciddi takdir ile karsilanmali.

Bunun yaninda, elestiri veya daha yumusak bir manayla kritik kulturunun oturmasi icin de cumleten millet olarak bazi temel aksiyomlarda uzlasmamiz sart. O halde once herkesin kabul etmede zorlanmayacagi temel aksiyomlari belirlemeli.

Bana gore bunu da bir düstur olarak kasır fehmimle (ve vicdanımla)Üstad hazretlerinden anladıklarımdan biri olan şu hakikatten yola cikarak yapabiliriz. :

Herşeyde ama herşeyde en kötü ihtimalle bir dane-i hakikat vardır. Bütün düşünce sistemleri de dahil.

Bunun ifade ettiği yapı, çok boyutlu bir hakikatın varlığı ve her boyutta onun izdüşümleri olduğudur. Yani her filozof, her mutasavvıf, her nebi hakikattan bahseder. Ama birisi onu kendi renkleriyle ve belki de tek rengiyle verir, diğeri onu kendi istidadının darlığıyla ve çoğu hususiyetleri es geçerek ifade eder, bu taraftakiler de onu olduğu gibi göstermeye çalışırlar. Dilerseniz bunlara zühre katre ve reşha da diyebilirsiniz.

Burada bahsettikleri hakikatler elbette bahislerinin özüdür, hammaddesidir. Yoksa kelimelerle ve yapay kavramlarla işlenmiş son hali değildir. Son halinde çok yanılmalar, hatalar ve çok yanlış düşünceler de işin içine girebilir.

Beni talebeliğine kabul ederse, Üstadımın bu hususiyetini ondan nasıl ders aldığımı söylemek arzu ediyorum. Üstadım hazretleri tabiatperestlerin bile düşüncelerini külliyyen reddetmediğini söylesem, muhakkak okumuşsunuzdur ama bu şekilde diyince garip gelmiş olabilir. Halbuki Üstad mesnevide şöyle der:

Tabiiyyun, Cenab-ı Hakkın Kudret sıfatını görüyor ama İlim sıfatını göremiyorlar.

Başka bir yerde, tabiat nakkaş değil nakıştır, şari değil şeriattır vs.

Sonra daha başka bir yerde herşeyin hakikatı birer isme dayandığı gibi, ilimlerin dahi birer esmanın müntehasına veya birer ünvanına dayanır.

Şimdi bu bakış açısının doğruluğunu isbata çalışmayacağım. Ama bütün düşüncelerin hakikattan hissedar olduğunu kabul eden bu anlayışın vicdanımla rezonans yaptığını söyleyebilirim.

Gelelim bu anlayışın tahkik fiiline uygulanmasına... Elbette İbn-i Arabi hazretlerinin söyledikleri ile kastettikleri aynı değildir. Zira bu durum sadece ona has değil, kelam kullanan herkeste görülür. Ama şunu diyebiliriz:

Söyledikleri hakikat değildir ama doğru olabilir. Üstad hazretleri zaten vahdet-ül vücudun bir "hal gözlemlemesi" olduğunu söylerken hakikatın bir rengi olduğunu ima ediyor. Nedir peki vahdet-ül vucudun hakikatı?

Cenab-ı Vacib-ül Vücud Hazretlerinin Vücudunun yani Varlığının bütün mahlukatın varlığından aşkın olması ve mahlukatın varlık mertebesinin O'nun ki yanında çok sönük kalmasıdır. Gündüz vakti yıldızların görülmemesi gibi. Gündüzleyin yıldızın olmadığını söyleyen bir insana yalan söylüyorsun denmez. Ona denir ki, senin ifaden hal gözlemidir. Yani hale, gündüz vaktine bağlıdır. Halbuki nefsül emrde o yıldızlar var. Dediğin doğru ama hakikat değil. Zira "gündüz vakti" yıldızlar "görüntü aleminde" yoktur.

Mutezile...

Onun da müthiş hakikate bakan doğruları var.

Cebriye...

Müntehiler için çok parlak görünen doğruları var.

Şia'yı velayet...

12 imam ve ayetullah itikadlarında bile hakikatın bir gölgesi var.

Nihilizm...

Hakikatın bazı izdüşümleri mevcut.

Vehhabizm...

Çok doğruları var.

Konfiçyusizm... hu kezalik ..

Muhabbetle,

Yunus

3Yalnızlık, 16.12.2007 | Yalnızlıktan kalabalıklara, kalabalıklardan yalnızlığa, Abdurrahman Bulut

Yalnızlık bir ilaçtır O'nu arayana. En tatlı münacatlar onunla olur.

Bir kaç damla gözyaşı onunla kıymet kazanır. Teheccüdün ayrı bir buududur.

İç alemini keşfe çıkan insanın en muteber, kullanışlı aracıdır.

Herşey yalın ve saf halini yalnızlıkta gösterir. O da dünya ve insan kadar vehmî ve îtibarîdir en az.

Ben kavramının kirletemediği yerdir. Veya o en mukaddes hislerle dolup taştığımız 'zaman'dır yalnızlık.

Ehadî tecellilerin ruh ve kalb ile massedildiği, ayine-yi samed olan kalbin, sayesinde teveccüh ettiği vasattır yalnızlık.

Dünyamızı yansıtan ve önümüzde duran ayinenin varlığını bilmek ve görmektir yalnızlık.

Bir de yalnızlığın muzaafı vardır ki bu nevî yalnızlık herkese nasip ve müyesser olmaz.

Yalnızlığın muzaafı anlaşılamamak; düşünce, hâl, hareket ve hislerde tek kalmaktır.

Büyük insanların kaderinde olan bu nev yalnızlık, insanı potaya koyar eritir.

O'ndan başka melce olmadığını aynel yakîn göstererek nur-u tevhid içined sırr-ı Ehadiyeti inkişaf ettirir.

Ey yalnızlık! Seni anlayamadılar. Kıymetini takdir edemediler. Sendeki cevheri keşfedemediler.

Halbuki seni bulsaydı biri, kalbin ve ruhun derece-i hayatında, tevehhüm ettiği dünyadan çok daha geniş bir alem bulacaktı...

Ah yalnizlik ah!...

2Bu mesele daha derin incelenemeli, 14.12.2007 | Temâsül, Metin Karabaşoğlu

Yazida Ustad hazretlerinin bugunku psikoloji ilmi sahasindaki cok harika bir tesbiti dile getiriliyor.

Yalniz mesele sadece bir cumlenin icmali bir izahi olarak kalmamali.

Bir de ince ama muhim bir nokta atlanmis gibi. Temasul, hususi bir meselede olur.

Mesela ihlas risalesindeki

Eski arkadaşlarımızdan bir adamın, bir adama karşı adâveti vardı. O adamın yanında senâkârâne onun düşmanı amel-i salihle, hattâ velâyetle tavsif edildi. O adam kıskanmadı, sıkılmadı. Sonra birisi dedi:

"Senin o düşmanın cesurdur, kuvvetlidir."

Baktık ki, o adamda şiddetli bir kıskançlık ve bir rekabet damarı uyandı.

Bu mesele temasulun hususi bir noktada oldugunu acikliyor.

Iste tam da bu yuzden uhuvvetteki makamlar genistir, tarikatlerdeki gibi mahdut degildir deniliyor.

Muhabbetle,

Yunus

1, 13.12.2007 | Üç velâyet, Metin Karabaşoğlu

Muhterem Metin agabey,

Kanaat-i acizanemce, Sunnet-i seniyye velayet-i sugranin dahi yoludur. Velayet-i Kubra ile Velayet-i sugrayi ayirdeden bir tarik olmasa gerek.

yine zannimca, Sahabe velayeti de denilen veraset-i nubuvvetten gelen bu dostluk, Cenab-i Hakkin umum kainata tecelli eden esmasiyla kurulan munasebetten ileri gelmektedir. Bu sebeple sirr-i Ehadiyetin Vahidi tecelliler icinde inkisaf etmesidir.

Sunnet de, sair kavanin-i tabiat da, hep Cenab-i Hakkin umumi muamelesidir.

Padisahin fermani gibidir, herkesle beraber ama herkesin temsilcisi olarak bir muhatabiyettir. Butun kainati arkaya alip, "iste bunlarin biadetlerini sana sunuyorum Ya Rabbel Alemin" demektir, kubra olan velayet.

Sugra olan ise, Rabbi der, kalbi ile muhatab olur... yani esmanin cuz'iyattaki tecellilerine ehadi bir muhatap olur... "bu ibadetlerimi sana sunuyorum Rabbim der.." Ehadiyet merkezli ve kanunlardan ihrac seklinde, suzuzat yoluyla oldugundan dolayi harik-ul adet kerametler cok gorulur... Halbuki velayet-i kubradaki kerametler genelde kanunlar ve adetler icerisinde cereyan eder.

Vusta olan velayete gelince,

seyr-u sulukte (imam-i Rabbaninin de dedigi gibi) inzal hadisesi vardir. Inzal, bir salikin belli meratibi kat ettikten sonra, seyr minallah mertebesinde, artik baskalarinin ellerinden tutmak icin halk icine geri donmesidir... Artik bu makamda salik, mursiddir ve gittigi yolu acik secik gormektedir.

vusta olmasinin bir sebebi de, nubuvvet misyonunun bir kismini ustlenmesidir.

Muhabbetle

Yunus




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut