Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.665 yazı içinden]

 Serdar Pehlivanoglu : yorumlar 

71dogrudur, 18.08.2008 | HÜSEYİN GÜLERCE NEYİN PEŞİNDE?, Hüseyin Yılmaz

Huseyin Yilmaz abimize hak veriyorum...

Ekleyecek bir sey yok, Gulerce'nin tutumu kesinlikle kendini baglar, ve bence cok naif gereksiz seyler... Gulerce kesinlikle hukum erbabi degildir, fitrati da elvermez zaten... (bu da benim sahsi kanaatim, bir kere gormuslugum var, konusmasini dinlemisligim de oyle, ama kisiyi yazdiklari ve goruntusu ele verir)

Ama bundan isifade vurun abaliya gecenlerin daha bir makul seviyede yorum yapmalarini beklerim sahsen...

Mesela Gokhan Durgun kardesim, Hocaefendinin iki soyledigi arasinda tenakuz var zannediyor... Heyhat o tenakuz kendi dusunce atlasinda...

Enes Kara kardesim, bosuna birseylerin altini doldurmaya calisiyor... Bahsini ettigi konuyu yazmanin kimseye bir faydasi dokunmaz, bundan emin olabilirsiniz, aynen Huseyin Gulerce'nin yazisinin luzumsuzlugu kadar luzumsuz bir yazi olur...

Bu tur seylerde dogru olan yanlislari nokta vurus isaretleyip lafi gedigine koymaktir... Aynen Huseyin Yilmaz abinin yaptigi gibi...

Aksi takdirde meseleyi dallandirip budaklandirmak, sonrasinda naif zihinleri savunmaya cagirmak. Hatta tartismayi mesru bir tartisma haline getirmek dogru degildir...

Bazi seyler vesvese gibidir, konusursan sisirirsen buyurler... Yoksa soner giderler...

Selametle...

70hayirlisi, 18.08.2008 | Rüya (I), Editör

Abi, cok guzel olur... Allah(c.c) yardimciniz olsun, ruyalariniz Hz. Yusuf ruyalari gibi sahih olsun...

Gercekten de Risalelerin kavramlarinin/kelimelerinin herkesin gozunu alacagi sekilde ve dahi donusturucu etkisini hayat-i ictimaiyenin en kilcal damarlarina kadar hissettirebilmek icin ciddi bir calisma gerekiyor.

Akademik dili kucumsememek lazim..., sadece az sayida kisinin anlayacagi/tartisacagi entellektuel seyler dememek lazim...

Yarinlarin filmlerinde, cocuk programlarinda, universitelerinde, mimarisinde, hasili bir medeniyetin yeniden insaasinda eger ki Nurlar bir cekirdek ise, onun nesvu nema bulmasi, sanat erbabinca anlasilabilmesi, guzel bir agac gibi guzel meyveler vermesinin baska bir yolu yok, hele ki gunumuz dunyasinda yok...

Her ilim dali kolunu bir tarafa atmis, merkezden uzaklasmis, suyunu agacin koklerinden aliyor ama kokden uzak... Dolayisiyla, risalelerin atiyorum sanat eserlerini bile etkilemesini istiyorsaniz o kok eserlerin akademik calismalarla en uctaki meyvelere suyunu yetistirmesi gerekiyor... O calismalar olmadan o su kokten meyveye erismez...

Ne luzumsuz tekrar yaptim, herkes biliyordur zaten onemini... Ama ne bileyim heyecandan iste...

Allah(c.c) yardimciniz olsun...

Selametle...

69???, 07.08.2008 | “Hakkını helal et”, Hamdi Ekin

Bir cumleden dolayi bir yazinin mahkum olmasini istemem, dolayisiyla lakaydlik mevzuunda yazara katilmakla birlikte, maksadinin otesinde sarfedilmis tv programina dair cumlenin cok igreti ve yakisiksiz durdugunu ifade etmek istiyorum...

Herhangi bir diziyi, grubu savunma icgudusuyle hareket etmiyorum, (bunu soylemek zorundayim cunku Hakkin hatirini ali tutma gayretinde olmayi kimse kendi tekelinde gormemeli)

1. yazinin akisi icersinde mezkur cumlenin yeri yok, yani tv programina dair o cumleyi cikartsaniz yazi maksadina yine de erismis olacak... Hal oyle olunca cumleden geriye kalan sadece bir nefret teseffisi kaliyor... "Dillerine dolayanlar" ile ifadesi edilen bir zan ve o program icin caba sarfeden butun insanlarin gonul dunyalarina yonelik koskoca bir zan, yani yazarin helallik dilemesini mecbur kilan koskoca bir zan... Keske Hak'tan bahseden bu yazi boylesi bir hataya dusmeseydi...

2. Sahsen zaman zaman izledigim bir dizi Hakkini Helal Et, Yunus beyin tespitine katilmamak mumkun bile degil, kahramanin cabasini, uzuntusunu, pismanligini gormemek icin diziyi seyretmemis olmak gerekiyor ki muhtemelen yazar hic seyretmedi:(

Hamis: Benim gibi duygusal olmayan ve hatta kalbi tas baglamis bir insanin bile gozlerinden yas getirten bu dizinin hakki icin bu yorumu yazdim... Bir nevi vefa deyiniz isterseniz, Hakkin ne kadar onemli oldugunu hatirlatan bu program icin gayret eden insanlara gonul borcu... Sagolasinlar...

Hamdi Beye de tesekkur ediyorum, kul hakki gibi onemli bir konuda lakaydligin dogru olmadigini yeniden hatirlamamiza sebebiyet verdigi icin...

68dogrudur, 02.08.2008 | Gökten İnen Sekîne veya Kelimelerle Yükselen Sükûnet, Serdar Pehlivanoğlu

Yunus kardesim, dogru diyorsun... karsilastirmasini yaptigin seylere nazaran esyanin perde arkasini aralamak farkli bir bakis acisini gerektiriyor ve dolayisiyla siradan bir yaklasim degil..

Fakat, benim muradim, sadece mutasyon gecirmis(pozitif bir mutasyon:)) bireylerin perde arkasini gormedikleri idi, yani, her insana has, ve hatta kainat oyle bir okunmaya hazir siradan bir sey ve hatta ilmi sistematige tabi olmasi hasebiyle ulasilamaz degil...

Selametle...

67demek ki degilmis, 17.07.2008 | İnhisar, Metin Karabaşoğlu

Dergiyi kimin cikarttigini sorgulamakla beraber, KIM sorusu uzerinde durmamistim. Hatta google hazretlerinden(:)) bile sormamistim...(ki simdi arattim, tak diye cikiverdi)

Siz isterseniz buna meraksizlik deyin, isterseniz uzerine dusmeyen seyleri arastirmamak deyin...

Ne denirse densin, en azindan bir okur M. Kinikoglu'nun mesajina kadar bu dergiyi kimin cikarttiginin farkinda bile degildi... Ama yine de yazidan hissesine bir seyler almisti...

Hocam, demek ki, ortada bir haksizlik yok, demek ki Metin abi meramini o kadar net ve nezih bir sekilde ortaya koymus ki bir ilke/usul tartismasinin otesinde tek kelam etmemis... Kisilerle ilgili konusmuyorum yavesini yapanlar gibi degil amma hakkaten oyle yapabilmis...

Aksi takdirde ne bileyim, yaw kimmis bu dergiyi cikartanlar diye icimde merak olmaz miydi? Bence olurdu... Yada sizin deyiminizle 'ilgili kanaat' bende bir eksiklik hissi dogururdu, ama dogurmadi...

Hamis:

1. Simdi bir an kendimi sorguladim da, acaba merak etmemem normal degil mi? Merak ilmin hocasidir derler ya, o bakimdan:)

2. Ogrendigim iyi oldu, Islamoglu Hoca, Allah razi olsun, gercekten degerli bir insan.

66ironiktir, 19.06.2008 | Bir çağrı, mecburen..., Editör

Hocaefendi diyor ki: "Bazisi icin havadan nem kapiyor diyorlar, ona ruhum feda, ya yagmur altinda dahi islanmayanlara ne demeli?"

Bunu bizzat agzindan da duyma serefine sahip olmustum...

Metin abi, murekkebi kurumadan diyecegim ama eskide kalmis bu soz, yukardaki yazisinda asabiyetten bahsediyor.

Dertli dolap kardes ise soyle bir cumle kuruyor: "Cemaatinizinde bu yola daha önce başvurduğunu ispatladı"

Bu ne demek? Su demek ki Yasin esref bey Hocaefendi cemaatinden(bu ne demekse, her neyse analizi bu kadar detaylandirirsak isin icinden cikamayiz, zaten gerekte yok, o kadar savruk bir cumlenin analizini yapiyoruz ki, ilkokul cocugu bile anlar)...

Halbuki ben ozel bir emailinden anladigim kadariyla Yasin abinin sempatisinden ve duasindan ote bir yakinligi yok... kaldi ki olsa ne olur?

Yani dertli dolap'i halen "cemaatinizin" seklinde bir terkip kurmaya iten sebep ne olabilir ki? hem de dogru olmama ihtimaline binaen sadece bir zan olmasina ragmen... (ki dogru bile degil)

Bu da farkli bir asabiyet turu herhalde.

Ne demistik basta:

'Bazilari icin havadan nem kapiyor diyorlar, ona ruhumuz feda, ya yagmur altinda dahi islanmayanlar icin ne demeli?'

Hamis:

1. dertli dolap kardesim kusura kalma, ama uzatma pahasina yaptigin o kadar garip ve ironik ki dayanamadim..

2. dersen ki ben asabiyet yapmak maksadiyla degil ama mezkur cemaatin acik bir asabiyet belirtileri gosterdiginden oyle soyledim(ki dogrudur) ama yine de boylesi bir bahane ozur kabul edilemez... Cunku bu asabiyettir, cunku bu farkliliklari catisma sebebi yapar, cunku bu edebe aykiridir, cunku bu apacik bir zandir, cunku bu ustune olmayan bir vazifedir... Bu cunkuler cok arttirilabilir, ama gerek yok...

3. Benim cemaatimi merak edenler icin, acik ettim herhalde...:) Yok tahmininiz yanlis, Hocaefendi cemaati degil:

Kendimi Akl-i Selim cemaatinden ilan ediyorum... Boyle bir cemaat yok demeyin, var hem de uyeleri birbirlerini hemen tanirlar...:)

65Sadik ahmaklarla nasil ugrasirsin?, 17.06.2008 | Bir çağrı, mecburen..., Editör

Dusman vardir, safi bellidir, ne dedigi bellidir, buna dua edersin, yardim edersin sefkat gosterirsin...

Dost vardir, ahmaktir, ne zarardan anlar ne kardan, ne insafdan ne iz'andan... ne mantiktan ne hissiyattan... Boyle dostu Allah dusmanima vermesin...

Boylesi bir dostun bir de olmazsa olmazlari vardir... kendince dogrulari vardir... ve senin dogrularin ayni safta oldugun icin onunkileriyle ilgi-cakismasina ugrayabilir... Ve kulli zarardir bu dost...

Bu dostu nasil ikna edersin anlayacagi sekilde, baska seyden anlamaz...

Metin abi, cagrisini yapti, cok bilmis arkadas ses cikartti mi? Baska turlu anlamaz o, ANLAMAZ... bak simdi anladi anyayi konyayi...

Bence en iyisini yaptin Metin abi...

herkes haddini bilmeli, bilmeyenler de yarin soylediklerinden pisman olacagini dusunmeli...

Baki selam...

64, 04.05.2008 | Farklı Bilgi Âlemleri, Serdar Pehlivanoğlu

Hocam, geldi bir sey ama ne benim ne de sizin hosunuza giden formatta degil:)

Vakit ayiramiyorum, ama yazin bu manada verimli gecirmeyi umdugum uc aylik bir zaman dilimi var insallah.

Selametle...

63bilgi kaynaklari mi ilmin sebepleri mi, 30.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Hocaefendi'yi kendi sahsi nazarimda cok saglam bir tefekkur erbabi olarak gormemi yeniden teyid eden bir yaziyla karsilastim... Bilim Olmpiyatlari baslikli yazida referansini verdigim diger bir makalenin hemen ustunde bulunca bir heyecanla acip okudum yaziyi.

Tam da vahiy bilgi kaynagi midir yoksa bilginin kendisi midir, ilmin hakikati nedir tartismalari uzerine yogunlasmisken bu yazi ilac gibi geldi.

http://tr.fgulen.com/content/view/11561/3/ adresindeki yazinin her ne kadar basligi bilginin kaynaklarina dair olsa bile, Hocaefendi genel tanimlamanin inadina ilmin sebepleri olarak niteendiriyor bilgi kaynagi olarak adlandirilan seyleri.

Yazi bastan asagi soylemin yeniden insaasina yonelikt, ve ilmin hakikatine vakif bir insanin konusmasiyla muhatap oldugumuzu hissettirmektedir.

yazinin son cumlesini ise vurgulamak istiyorum:

"Halbuki bilginin temeline vahyin konulması, havass-ı selime ve akıl ile çerçeve altına alınması bu konuda yegâne ve yanıltmaz bir yoldur."

Benim yukardaki kendi yazida kullandigim cumleler ise:

"Dahası, bir metedoloji olarak vahyi bilgi kaynağı olarak görmenin hatalı olduğunu düşünüyorum. Oluşturacağımız söylemin belkemiğini vahyin bilmemizi mümkün kılan tek şey olduğu oluşturmalı, ki Kur'an'ın iddiası da bundan gayri bir şey değildir. Böylece hem imanın akla sorulmadığını teslim etmiş oluruz, hem vahye inanmayı iman etme olarak okumamız mümkün olur, hem de devrin insanının zihnine ulaşacak söylemi keşfetmiş oluruz."

Selametle...

62akil-delil-vicdan, 17.03.2008 | Yaratılış Karşısındaki Konumumuz ve İlmi Gerçeklik, Serdar Pehlivanoğlu

Isterseniz ilk once kendi sahsi/nispeten subjectif dusuncemi aktarayim:

Kucuklugumden beri herhalde bir kere bile aklimdan Allah'in yoklugu gecmemistir herhalde... Dolayisiyla ben hic bir zaman acaba var mi yok mu sorusunu sormadim... Tek bir defa bile kainatta delil arama ihtiyaci hissetmedim... Aklimdan baska da hicbir seyi olcu almadim, vahye ve nassa kendimi teslim etiysem onu dahi akilla yaptim... Ama aklimi Yaraticiya delil aramak icin kullanmadim...

Demek ki akil kullanildigi halde illa ki delil isteyecek diye bir sey yok...

Pekela ben mi anormalim, bence hayir akletmek'in kelime manasi dusunuldugu vakitte aklin delil istedigi gibi bir yanilgi ne yazik ki ateizm sonrasi modern zamanlara has bir hastalik...

Delil nedir? delil vehimler uzerindeki topragi supurur... Elbette bu anlamda insan vicdaninin elini kuvvetlendirecek delilleri ister... Vicdan'da delailin hukmu yazisini hatirlayiniz... Burhan yada delil bu haliyle aklin geregidir...

Ve fakat akletme eylemi baglamak demek oldugunu hatirlayiniz... Yani bir kisim olgulari baglar akil, ve bunu safsatayla yapmaz, burhanla, delil ile yapar...

Gelelim sorulariniza:

"akıl bir Yaratıcı varmı yokmu sorusunu sormamalı mı" sormamali diyemem, ama sordugu zaman pesinen de bu sorunun cevabini veremeyecegini kabul etmeli... Sozun Ozu baslikli yaziya Muhammed Enes Beyin getirdigi yorumu okursaniz, oradaki ulastirici akil ve bekci akil temsilini gorursunuz... Bunu sadece ben soylemiyorum, ben illa akil illa akil dedigim zaman akil herseyi kavrayamaz diye itiraz eden herkes aslinda bu seviyede akil elestirisi yapiyorlar...

Aklen dusundugunuz deliller ise zannetmeyin ki aklinizi ikna ediyor, hayir bilakis o delillerin hukmunun gectigi yer vicdandir, akil degil...

"bizde kainata o sekilde bakıyoruz ister istemezz" iste bu kisim cok hatali...

Akil Yaraticiya delil istedigi zehabiyla ehli dinin kainata delil aramak gozuyle baktigini cok iyi biliyorum, yukardaki yazida bunun hatalarini gostermeye calismistim, acik olmamis herhalde... Sadece bir kac noktayi yazayim, insallah acik olur:

1. Nasil ki Allah insani rizik pesinde kosmak icin yaratmamis, aynen oyle de kainatta didik didik delil arasin diye de yaratmamis... Kendisini sevsin ve tanisin diye kainati yaratmis... Delil aramakla ugrasilacagina kendini sevdirmek ve tanitmak isteyeni bilmekle ugrasmali... Ustad'in tum eserlerini bu gozle hizlica aklinizdan gecirin, hissedersiniz...

2. Sozun Ozu'nde Ducane Cundioglu'nun ifade ettigi gibi Kuran ile konusan Allah bir de konustugunu ispatlamaya mi calissin... Zaten konusuyor... Herseyin Delili olan bir de kendisine delil mi getirsin?

3. Bununla birlikte Tabiat risalesi gibi seylerde hatirlanirsa eger, Allah'in varligi ispatlanmiyor... Ilk yazilarimda bahsettigim uzere, diger secenekler iptal ediliyor... Ne ile? Akil ile... Yani aklin yaptigi delil bulmak degil, ama aklin yaptigi akilsizliklari gormek, gostermek ve engellemek...

Akletmek'in manalari hatirlanirsa: baglamak, menetmek, engellemek...

4. Deliller ise vehimleri supurmek icindir, yoksa o deliller oyle oldugu icin Allah vardir degildir... Sebepler Serisi Sonsuza Kadar gider mi yazisini hatirlayiniz...

5. Yaratilisi delile indirgeyince bu sefer ilmin gercekligini kaciriyoruz, ve ilmi uretemiyoruz, cunku yaratilisa sasi bir bakisla bakiyoruz... Kainattaki herseyin delili olana kainattan delil arayinca bu sefer yaratilisi dogru okuyamamak gibi bir cezaya captiriliyoruz(Allahu alem).

Selametle...

61cevap denemesi, 16.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Zehra hanim, yaptiginiz alinti zaten elestirisini yaptigim bir soylemdir. Dolayisiyla farkli seyleri soyluyor olmamiz normal.

Benim uzerini vurguladigim mesele sudur: Bilinemezligin asil tanimi Yasin Beyin alintisindaki halidir:

"Bilinmezcilik" olarak tanımlanması, aslında dinlerin öne sürdüğü Tanrı anlayışının gerçekliğinin bilinemezliği değildir. Bu akım, insanın bilme yetisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle, görülebilenin ardındaki hakikati yakalayamayacağını savunur."

Meseleyi sizin alintinizdaki gibi tanri inanciyla ilintili gostermek yanlistir... Pekala bu yanlis neden yapiliyor? Cunku Allah'in varligini ve birligini inkar eden modern insan agnostisizmin mantigini kullaniyor, agnostisizmi bir arac olarak kullaniyor...

Iste bu yuzden agnostisizmi kufre denk gormek yerine agnostisizmi bir dusunce sistemi olarak okumak gerekiyor, kufrunu onun uzerine temellendirenlerin ise agnostisizmi kullandiklarini fark etmek gerekiyor...

Misalen demissiniz ki "Ama agnostistler Varlığı bilmede bakış acıları bu değil onlar Allah yoktur demedikleri gibi var da demiyorlar aklı tembelleştirmek teklifi İlahiden kacmak istiyorlar." soylediginizi yapan agnostistler degil kafirlerdir... Kafir uzerine agnostisizm gomlegini gecirmis olabilir...

Yorumunuzun sonunda 8.sozden ilhamen dusundugunuz seyler ise kufrunu agnostisizm uzerine bina edene soylenebilecek guzel seylerdir, ki sizin de soylediginiz gibi agnostisizm uzerinden kufrunu tanimlayani ilzam etmek zor degildir... Ama bu tur bir metodoloji agnostisizmin kendisine, yani bir fikir sistemi olarak agnostisizme, soylenecek seyler degildir... Iki seyi ayni duzlemde tartismak olasi bile degildir..

Samimiyetle soyluyorum ki bu ince nuans eger ki soylemlerimize yansimaz ve dusunmemizi de yeniden sekillendirmez ise siz varin gorun 20 sene sonra burada yapacagimiz tartismalarin seyrini...

Son tahlilde amacimiz meselenin tum boyutlarini kavramak ise dogru kelimeleri/kavramlari secmek zorundayiz. Yaptigim buna yonelik bir calisma...

HAMIS: Akil hususundaki ilk yazilarimda irdeledigim farklarin ne kadar ehemmiyetli oldugunu simdi daha iyi anliyorum...

Yeri geliyor, akil herseyi kavrayamaz diyoruz, marifetullah akilla baslayip akilla bitmez diyoruz, ama ayni seyleri inanmayan biri soyleyince hoooop akil gayet tabii bir yol bulur inanmak icin diyoruz...

Zannediyorum karisiklik ulastirici akil ve bekci akil temsilinde sakli... Bekci olan akli dovuyor ama ulastirici akli yuceltiyoruz. Halbuki yapilmasi gereken sey tam tersi...

60konuyu mecrasindan ayirmadan, 12.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Olasi yanlis anlamalar icin tashih edeyim:

Yasin abi ben Allah'a inanmayan biri agnostist oldugu icin kufr etmemistir demiyorum... Sonucta kufrun tanimi belli, kimseyi kurtarmaya calistigim yok, beni de ilgilendirmez zaten..

"Kendini agnostik olarak tanımlayan bir kişinin dalalet içinde olmayacağı fikrini tevlid eden bir ifadeniz var ortada" boyle bir sey soylemedim, boyle yorumluyorsunuz siz...

Agnostisizm bir dusunce sistemidir...

Kufur bu dusunce sistemi uzerine bina edebilir kendisini ama bu dusunce sistemini kufre denk gormek hatalidir diyorum...

Yani diyorsunuz ki Maturidiye gore gorulebilenin ardindaki hakikat akilla yakalanabilir... Bu dogru oldu mu abi, alem-i sehadetin arkasinda alem-i gayb var ki ora hakkinda yani gayb hakkinda akil fikir yurutur demeye basliyorsunuz(ama zaten daha once benim boyle dedigim dusunulerek itiraz ediliyordu bana)... Diyeceksiniz ki naklin desteginde, amma nakil de alem-i gayb hakkinda bilinc kazandirma haricinde bir yontem sunmuyor insana(bakiniz Ali Bulac'in yazisi)

Pekala siz bana, bilinemezcilikle ilgili kendi yaptiginiz alintidaki cumleler ile 'sadece akilla hersey bilinemez/kavranamaz' onermesi arasindaki farki gosterir misiniz? Eger bir fark varsa bile ben goremiyorum, gosterilirse sevinirim... (Farki soylenis amaci olarak ortaya koymayin, bunda hemfikiriz zaten, ehli din vahyi yuceltmek icin ayni cumleyi kullaniyor, alintidaki sahis ise akli ahiret ve tanri inancindan soyutlamak icin) ama sonucta ayni cumleler...

Bu uzerinde dusunmemiz icin yeterince ilginc degil mi?

Ilk yazimda hatirlanirsa, zihnimizi tenbellige alistiran hukumlerin herbirine deginecegimi yazmistim...

Nuans farklarini gorebilmek umidiyle...

Selametle...

Hamis: Ben akla atilan tokatlardan bahsederken haksiz tokatlardan bahsediyordum, ehli dini akil hususunda korkak yetistiren tavirlara itiraz ediyordum... Yoksa bi vakit Muhammed Beyin ifade ettigi uzere ulastirici akla inanmiyorum zaten... Imam Gazzali'nin metodolojisi icersinde dusunuyorum...

59kucuk bir duzeltme, 11.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Imam Gazali ise filozoflara yeri gelmistir,

mumkinat acisindan iki ilahin varligi aklen mumkundur., demistir.

cumlesini tashih etmek gerekiyor; kastim su idi:

Aklen zorunluluk acisindan tek ilahin olmasi aklin karar verecegi bir sey degil gibisinden... Diger bir ifadeyle iki ilahin varligi aklen mumkundur derken; iki ilah olabilir demiyor Imam Gazzali. sadece bu aklin karar verecegi sey degil diyor... Daha dogru ifadesiyle akletmek'in inanmakla alakasi yoktur...

Bu yuzden Allah'in Vacibul Vucud oldugunu akil ile ispatlayan filozoflara karsi cikiyordu...

58alintilari bir daha okuyalim, 11.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin abi alintilari soyle yeniden bir daha okuyalim:

"Bilinmezcilik" olarak tanımlanması, aslında dinlerin öne sürdüğü Tanrı anlayışının gerçekliğinin bilinemezliği değildir. Bu akım, insanın bilme yetisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle, görülebilenin ardındaki hakikati yakalayamayacağını savunur. Thomas Henry Huxley, agnostisizm'i tanımlarken insanların ölüm sonrası ve tanrının varlığı konularında akıl yürütmekten kaçınmaları gerektiğini söylemekle kalmamış, bu bakış açısından değerlendirildiğinde değillenemeyecek hiçbir önerme ya da yanlışlanamayacak hiçbir bilgi olmadığını da eklemiştir."

yani bilinemezcilik gorulebilenin ardindaki hakikatin akilla yakalanamayacagini soyluyor... Bu haliyle kufur degil... Akil herseyi kavrayamaz, gayb var vahiy var diyen sizler degil miydiniz? Simdi neden buna kufur diyorsunuz... Ayni seyleri farkli amaclarla soyluyorsunuz:)

Demek ki ben bosuna ehli dinde biraz agnostisizm var dememisim:)

Kufur kendi mantigini agnostisizm uzerine bina edebilir, bunu demek agnostisizm=kufur demekten tamamen farklidir... Bence birinci sik dogrudur, ama ikinci sik dogru degildir...

Imam Maturidi'den alintilara gelince ise diyecek birseyim yok, alintilar farkli bir baglamda soylenmis sozlerdir... ve dogrudur... ama bilmeye matuf yukardaki yazida ilgilendigim kisimlara dair herhangi bir sey soylemiyor...

ama yine de not duseyim; Imam Esari ile Imam Maturidi arasindaki farklardan birisi yaptiginiz alintilardir desem yanlis olmaz... Imam Gazali ise filozoflara yeri gelmistir,

mumkinat acisindan iki ilahin varligi aklen mumkundur., demistir.

Yani diyecegim, yine farkli dilsel-bilgisel

alemleri karistirmaya baslamak uzereyiz... O bakimdan Imam Maturidi'den yaptiginiz alintilarin yerinin burasi olmadigini ifade edeyim...

Yeri bir onceki yazilardi, ama orada ise soylediklerimi dengeleme adina taban tabana zit seyler aktariliyordu:)

Ben illa akil illa akil derken yazdiklarim elestiriliyordu, simdi bilinebilir demek icin illa akil illa akil demek zorunda kaliyorsunuz:)

ben yine ifade ediyorum...

Ilmin hakikatini kavramazsak, ilmi yeniden uretmeye baslamazsak bu kafa karisikliklari hep olacak:)

Selametle...

57kesfi kadim, 11.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Iskender Mansur kardesin alintisini webte arastirdim, uslup Imam Rabbani uslubuna benziyor...

Kadimde bu meselelerin hangi kelimelerle izah edildigini bilmek lazim haddi zatinda.

Alintiyla yazi arasinda nasil bir iliski kuruldugunu hakkiyla kesfedebilmem icin kadimin diline asina olmak gerekiyor...

Amma,

az bucuk bir bilgim ve okuduklarimdan hissettiklerim zevk vermedi degil...

Selametle...

56uzunca oldu:), 11.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Fatih Bey, nazik mesajiniz icin tesekkur ediyorum... Ben bir talebeyim, kendimi bildim bileli bir hoca karsisinda ders goruyorum... Yazdiklarimi da bir talebe edasiyla sunuyorum... Nezaket dolu mesajiniz karsisinda kesinlikle herhangi bir rahatsizlik duymadim...

1. Evvela, calisma alanimin uzaktan yakindan yazdiklarimla alakali olmadigini pesinen belirtmistim ilk yazimda... Dolayisiyla yazdiklarim hususunda cok derin bilgilere sahip oldugumu iddia edersem yalan soylemis olurum. Amma okuyan birisiyim, bu mevzularda tamamen de nasipsiz degilimdir... Sosyolojide doktora yapan iki dostumla sabahladigimiz iki geceyi hatirliyorum, sosyoloji calisan coklarina tas cikarttigimi soylemistiler:)

2. Bununla birlikte kavramlarin arasindaki iliskileri bu meseleler uzerinde calisan insanlardan bile daha hizli hissedebilecek, iliskileri daha hizli cozumleyebilecek, mantiksal tutarliliklari gozlemleyebilecek derecede saglam diyebilecegim riyazi dusunme kabiliyetim var... Bu yuzden kavramsal bir topoloji dusunurseniz, buyuk resmi az bucuk gorebiliyorum. Elhak derseniz ki newton mekanigi nasil mikro alemi aciklayamaz, senin metodun da makro iliskileri aciklasa bile mikro iliskilerde islemez, hakli olabilirsiniz derim... Ama sirf bunu dahi tahmin ettigim icin kucuk detaylara bilerek girmiyorum... Ama yavas yavas girmeye baslayacagim...

3. Bilgi kaynagi olarak vahiy meselesini ise elbette ben tartismaya acmadim... Ali Bulac, ki cogu noktada kendisini buyuk bir ilgiyle takip etigim birisidir, bile Vahyi bilgi kaynagi olarak tesmiye ediyordu eski kitaplarinda... Amma o kitaplarinda bati ile karsilastirmali bir metodolojiye sahipti... Ihtimal simdi konussa zannediyorum farkli bir soylem kusanir, nerden cikariyorsun derseniz(buyuk resimden derim:)), inanmazsaniz sabredin bir vakit bu konu hakkinda yazar insallah, bizde okuruz...

yillardir yeni soylemler diye kivranan birisiyim kendi capimda, isin acikcasi benim bu sekilde ifade ettigim uzere dusunen birine rastladim diyemem, ama ben de zamanin ruhundan etkileniyorum, ilk ve tek oldugumu dusunmuyorum...

Agnostisizm'i kufre denk gormemeli(amma kufrun mantiginin agnostisizmin arkasina sigindigini kabul ediyorum) derken de siradisi bir cikis yaptigimin farkindayim... Ansiklopedik bir bilginin otesinde agnostisizm okumadim derken ise dusunduklerimin sathi oldugunu ima etmemistim... Olasi itirazlara karsi pesinen tek kaynagimin Kur'an ve Nurlar oldugunu vurgulamak istemistim...

Son tahlilde ise bu meseleler bu haliyle bana hic karisik degil, onu da pesinen ifade edeyim...

4. Aslinda bu kadar laf fazla idi... Mesajinizdan anlasiliyor ki sizin bu meselelere vukufiyetiniz var... Isterim ki benim problemli oldugumu dusundugunuz kisimlarda iddialarinizi destekleyecek somut seyler anlatiniz... Hem ben de kendimi tashih etme imkani bulurum, hem de muzakere edebilelim...

Ben hicbir sekilde kapali olan birisi degilim, AMMA burhan ehli, kirk kere test ettikten sonra kabul eden, dahasi muhatap oldugum yaziyi ilk once usulden test etmeye baslayan birisiyim...

5. Yorumumu bitirdikten sonra Ali Bulac'in bir gazete yazisini hatirliyordum, aradigimi bulamadim ama sunu ekleyeyim istedim:

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=159039

Ali Bulac Hocanin Kur'an daki bilgi kavramini nasil yorumladigina dikkat ediniz, benim soyledigim Yasin Esref Beyin yazidan cikardiklari seyler de cok farkli degildir...

Bir diger mesele ise Ali Bulac'in "Bu açıdan bilimsel buluşları Kur'an'da aramak yanlıştır." cumlesinin sinirlarinin bir onceki yazimda aktardigim Kuran'da Sebeplerin Sorgulanmasi'na kadar uzandigini hayal ederek okuyunuz...

Selametle...

55bilgi kaynagi meselesi, 09.03.2008 | İlmin Hakikatine Giriş, Serdar Pehlivanoğlu

Zehra Hanim, bilgi kaynagi olarak sunulan diger seyleri dusunelim; mesela bes duyu...

Simdi siz Kuran'a bilgi kaynagi derseniz, Kur'an ile bes duyuyu ayni kefeye koymus olursunuz... Benim isaretim o yonde idi...

Kaldi ki, vahyi bilebilmemizin tek mumkun yolu olarak soylemisim, yani vahyin salt bilgi kaynagi olmasindan daha ustun bir konumu oldugundan bahsediyorum... Son tahlilde ise Kur'an muarizlarina kendini anlatirken "beni de dinleyin" demez, "Beni dinleyin" der... siz Kur'an'a bilgi kaynagi derseniz Kur'an'in "beni de dinleyin" dedigini varsaymis olursunuz...

"çünkü onların baktığı noktada sadece elle tutulan gözle görülen somut şeyler esas alınıyor Var yok olmaz yok var olmaz gibi safsatalar esas alınıyor" demissiniz, amma bunlar pozitivist-materyalist bir bakis acisi, soylediginiz seviyede cokmus durumda, kimsenin oyle bir sey soyledigi yok artik...

Ilk paragrafinizdaki mesele ise:

"Aslında varılan nokta ikisinde de aynı olması gerek ama durum oyle olmuyor cunku ilim de yol katetmenin ilk aşaması iman bence Kur an da öyle söylemiyor mu 'bu Kitap ancak inanalar için bir öğüttür'" karisiklik var ama sanki kendiniz karistiyorsunuz gibi;

Evet, Kur'an oguttur ve kendisine inanmayanlar icin kapalidir. Amma demiyor ki "ilim de yol katetmenin ilk aşaması iman"... marifetullahta yol katetmenin ilk asamasi inanmak olabilir ama ilimde degil...

Zannediyorum, burada ilim ile marifetullah arasinda bir fark oldugunu gormek lazim... Matematik bir ilimdir ama en super matematikci inanmak zorundadir diyemezsiniz...

Hamis: Biliyorum cok karmasik ve derin meseleler, ama cozumlenmesi gereken farklardan konusuyoruz... Katilinmamasini anlayabilirim, sundugum seylerde hata da olabilir, amma emin olunsun ki mursidim sadece Kur'an ve Nurlardir...

Bakmayin habire agnostisizmin nasil bir sey oldugunu aciklamis olmama... samimiyetle soyluyorum ansiklepodik bilginin haricinde agnostisizmin dusunce sistemini okumamisim... Diyeceksiniz, o halde nasil bu kadar emin konusabiliyorsun...

Cunku ilmin hakikatine dair, ve ne olduguna dair, meselelerin kavramsal duzlemde birbirleriyle olan iliskilerine dair bir insight'im var. Artik meta-ilim mi dersiniz ne dersiniz bilmem:)

Eger onlari okuyor olsam size daha somut ornekler verebilirim... Bir vakit okumaya baslayacagim insallah.

Gecenlerde Epistemoloji okumaya baslamistim, super orneklerim var, ilerleyen haftalara insallah.

54bir ani, 01.03.2008 | Vacibül Vücud, Yaratılış Teorilerindeki Çağrışımları ve Bize Düşenler, Halil Köprücüoğlu

Halil Abinin, aslinda cok seyi biliyoruz mealindeki cumleleri bana Metin abinin Megalomani (http://www.karakalem.net/?article=2774) yazisini da hatirlatti. Bu gercekten bir vakadir, risaleler kendi basina cok seyi cozumleyebiliyor... Zannetmeyin ki ben de oturup diger kaynaklarla hemhal olan birisiyim, filozoflarin dusunce dunyalarina ansiklopedik seviyede bile muttali oldugumu soyleyemem, ama dusunceye ve ilmin gelisme keyfiyetine(hakikatine) dair fitri bir meyalanim var. Biraz da matematikci olmam hasebiyle meselelerin kavramsal topolojisine dair bir yaklasimim soz konusu...

Zamanini kendi kaynaklarina ayirmaktan cok filozoflari anlamakla ugrasan bir dostum vardi. Bana neden bati ilim dunyasini anlamaya ugrasmadigimi sordu, cunku meselelere yaklasimimda onlardan izler okuyabiliyordu... Nitekim, bazi sozlerinden anladigim kadariyla, Wittgenstein tam benim adamimdir(bir vakit kesinlikle okuyacagim bu ismi), Nietchze ise halen taslansa da bugun ehli dinin modernite ve rasyonelite elestirisinin fikir babasidir kendileri:) ve dahasi...

Halil abinin dediklerine benzer sekilde cevap vermistim. tas catlasa 70-80 yil, onu da baska kaynaklari anlamaya ugrasmakla geciremem, Nurlarin yaptigi gibi Kur'an'dan suzulmus bir ilmi gelenegin olusacagina dair inancim tam, onun hayallerinden gayrisini dusunmek istemiyorum demistim... Ve hatta benim gibi cok ehli imani acilen o yola cikarmak gerektigini ifade etmistim... Kur'an'i bile kendi capinda sorgulama girisimine sahipti dostlarim, hayir demistim, kelimeleri yeniden kesfetmeye gerek yok, tam bir teslimiyete sahibim, ve hamdolsun Kur'anin metodolojisi sizlerin anlamadiginiz seylerin anladiginiz seylerden farki olmadigini haykirmama sebebiyet verecek kadar gucludur, demistim...

Simdilerde o dostum, Nurlari okumaya baslamis, hatta bu kitabin kiymetini bilmelisiniz diyormus, o kadar filozoflari okudum, hepsini bu kitapta buldum diyormus... Yeniden hatirlatayim, Nurlarin fevkaladeligi onlarin 300 senelik ilmi farki bir cirpida yok etmesidir... Hem de zararlarindan ayiklanmis bir sekilde...

Diyeceksiniz ki iste Nurlar okunsa bitecek bu is, elhak oyle ama Kur'an dahi okunsa is biterdi, ama Nurlar Kur'ani okudu... Benzer sekilde Nurlardan ilhamen guclu bir yaklasim, metodoloji kurmak zorundayiz ki zamanin kilcal damarlarina kadar islesin nurlar, ve insan ebedi saadeti kazansin, o Rabbinden, Rabbi de ondan razi olsun...

Nurlari bu zamanin cocuklarina armagan eden Rabbime binlerce kez hamd olsun... Ustadimdan da ebediyyen razi osun, bizleri mahserde hep beraber hasreylesin insallah...

53bir uyari niteliginde algiladim, 01.03.2008 | Vacibül Vücud, Yaratılış Teorilerindeki Çağrışımları ve Bize Düşenler, Halil Köprücüoğlu

Halil abi, yazinizdan dersimi aldim, bir ikaz niteliginde soylediginiz seyleri algilayabiliyorum, hak dahi veriyorum...

Kendime acaba yanlis mi yapiyorum sorusunu cok sormusumdur. Yine de uslubumu biraz daha safilestirmeye calisacagim.

Bununla birlikte artik meselelerin kendisi zaten karmasiklasmis durumda...

Ismail Beyin kafasina takilmis seyler yeterince mesru seylerdir, bunlari tartismamak sadece bunlari konusmayi yarinlara birakmaya sebebiyet verir. Yarin ise konusan konusmus, hukmu veren hukmu vermis olur. Oyle olunca biz ne soylersek soyleyelim, Ismail Beyin ifade ettigi uzere "sonunda da adamlarin gelistirdigi teorilere karsi surekli refleksle cevap verme yoluna giriyoruz"... olur

Bunlari konusmanin yeri karakalem.net sitesi olmaz mi acaba? Ben karakalemi takip eden her tur seviyeden insanin oldugunu zannediyordum... Sahsen ben karakalemi senelerdir takip ediyorum, bunlarin konusulabilecegi bir mekan olarak goruyorum...

Ismail Beye cevaben bir kisim notlar:

Bir yazarin kendi yazilarina atifta bulunmasi dogru degil herhalde, ama benim nerem dogru ki dermisim:)(insallah insaf sahibi vicdanlar yaptigimi kerih gormezler, ozur dilerim terbiyesizligim icin)

Akli delilleri Allah'in varligina ispat olarak okumamamiz gerekliligini(Delaili Nasil Okumali ve Sebepler Serisi Sonsuza kadar gider mi) yazilarinda tartismistim... dahasi, Imam Gazali'ye gore iki ilahin varliginin aklen mumkun oldugunu bile soylemistim. Hatta, bu yuzden Ustad'in boylesi bir onermeyi hayallerine bile girdirmiyecek olusu sebebiyle bu farkliligi dogu anlamak zorunda olusumuzu vurgulamistim...

Bununla birlikte delailin hukmunu icra ettigi yeri Vicdan olarak okumustum(Vicdanda Delailin Hukmu), Ustadin ve Kur'an'in sahit gosterdigi kainati boyle okumak gerekiyor diye zannediyorum.

Ustad'in tabiat risalesindeki yontemini ise yine Ustad'in kelimeleriyle Kendi Dunyamizin Paradigmalari

nda ifrag eden fikri besere karsi yeni bir yol olarak okumustuk.

bu yolu daha ikinci yazimda soyle ozetlemeye calismistim: "Ve hatta varlık-dil arasındaki temel problemlere dokundurmayan çok basit ve fakat sağlıklı bir metodolojiyi bulmak zorundayız. Böylesi bir metodolojiyi tek bir cümlede özetlemek mümkün olacaksa, modern zihne anlamadığı şeyin anladığını zannettiği şeylerden, bulunduğu durumun bulunmaktan kaçındığı durumlardan çokta farklı olmadığını göstermek olarak ifade etmeyi tercih ederim. Gerçekten de karakalem okurlarının düşünsel açılımlarına yabancı olmayan iki örnek ışığında meseleyi inceleyelim: Bir tek kudret sahibi yaratanı tanımayıp, binler zerreyi o kudrette tasavvur etmek. Veyahut, özgürlük namına bir tek Zat’a kul olmayım diyen ama binler şeye secde etmek zorunda kalan modern insanın durumu."

Ismail Beyin bahsettigi uzere, refleksif cevaplarin haricinde kelam edebilmek icin, Yaratilis Karsisindaki Konumuzu yeniden ayarlayip, sahih bir Ilmi Gerceklik anlayisina sahip olmak ve ilmi uretmek zorunda olusumuzu soyleyebilirim...

Selametle...

52Dusunme evrensel bir dil, 19.02.2008 | Sözün Özü, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey, kusura bakmayin, gercekten bir kasitim yok, yazdiklarinizi gormezlikten gelmiyorum... Inanin bir haftadir yetistirmem gereken bir makale submission'im vardi, sabah namazini muteakip uyuyor, kusluk vaktinde hayata dahil oluyorum 10 gundur... Sadece bununla kalsa, Amerika'da insani en cok tuketen yollardir, misalen takip etmem gereken islerden oturu pazar gunu 5 saatim yollarda gecti, birazdan yine yola koyulacagim ve yine dort saate yakin yollarda olacagim... ve dahasi...

Karakalem zaten benim bir full gunumu aliyor, dusunme, yorum yapma, yazi yazma derken. Normalde yorum yaziyor olmam bile garipsenen birsey olsa gerek(zaten karakalem yuzunden hanimla kavga ediyoruz:))... Dolayisiyla kabul etmeseniz bile biraz daha odaklanmis bir anlayisla yorum yapiyor olmami anlayisla karsilamak zorundasiniz diye hissediyorum... Son tahlilde ise, gerceketn benim cizdigim cercevede gordugum itirazlari cevapsiz birakmamaya calisiyorum... Takdir edersiniz ki cok uzun yaziyorsunuz sizde ve dahasi cok fazla seyi birbirine karistirabiliyorsunuz, herseyi istediginiz sekilde moda-mod karsilamami beklemeyiniz...

Son tahllilde ise bahsini ettigim meseleler de benim calisma saham degil, yeni bir seyi sadece Cryptography alaninda soyluyorum.:)

Ama, zaten siz de yeni seyler ortaya koyuyor degilsiniz, yeni seyler ortaya koyan cok nadir insan vardir zaten...

O halde biz ne yapiyoruz?

Anlamaya calisiyoruz, iste yazdiklarimi nasil anlayabilirize dair okumanizi isterim... Ki lisede ogrenci iken, dusunmeden once dusuncenin dogruluguna dair dusunmus bir insanim, dolayisiyla dogru anlama benim icin tek maksat...

Bu manada dil-mantik-usul-epistemoloji-ontoloji-pozitivizm gibi kavramlarin derununa az-bucuk vakif olarak yazmaya calisiyorum... Sahsen, bu tur seylerde fikri beserin ortak bir zeminin olduguna inaniyorum, bu zeminin insaasina dair bir seyler karalamaya calisiyorum...

Itirazlarinizi dillendirmenizi, eger vaktiniz musaade ederse, yapmanizi istirham ederim, inanin siz de faydasini goreceksinizdir, ama herseye cevap beklemeyin...

Kaldi ki bazen farkli dillerde konustugumuzu farkettigim icin siz benim dedigimi anlamiyorsunuz, ben sizin dediginize karsi cikiyorum...

Ama dusunme ayni dusunme olduguna gore, nasil matematik evrensel bir dildir, dusunme de oyle...

Butun kavgalarin sebebi o dusunme dilinin gramer ve syntaxini evrensel yapamayisimiz degil mi zaten...

Sirf o yuzden anlamaya egilmisim...

51cok hosuma gitti, 18.02.2008 | Sözün Özü, Serdar Pehlivanoğlu

Muhammed Enes Bey,

Gercekten cok degerli bir analiz yapmissiniz...

Ulaştırıcı akıl ve bekçi akıl kavramlarını sevdim. Gerçekten de ortalama bir insanın ilme müteallik meselelerde (bir tanesinde olsa bile hepsinde olması) meselenin derinliklerine vakıf olması beklenemez...

Ulaştırıcı aklın eleştirisi işte o derinlerde bir yerde olduğu için, akla atılan taşlar, ben de dahil avam için, bekçi olan aklın kafasında patlıyor:)

Gerçekten de öyle ki yazılarımdaki paradoksal şeylerin sebebinin bu olduğuna iyice kanaat getirdim. Şöyle ki;

"aklı imanın istinadgâhı olarak görenlere karşı " veya benım yazımda söylediğim üzere inanmayı akıldan soranlara karşı İmam Gazali o kadar şiddetli bir tavır sergilemiş ki değil sadece İspat-ı Vacip teorilerini eleştirmek hatta "iki ilahın var olması aklen mümkündür" bile demiş...

Ulaştırıcı akla yapılan bu eleştiriyi algılayaman günümüz ortalama müslümanı ise bir yandan akıl herşeyi açıklayamaz derken bir yandan da delillere karşı olan mutlak bir algılayışı ile ulaştırıcı aklı(istemeden ve bilmeden) kabül etmiş...

Bununla birlikte, Bekçi olan aklı destekleyip, güvenmek gerekirken hatta sırtını sıvazlamak gerekirken, ulaştırıcı akla varmayan taşlar bekçi olan aklın kafasında patlamış. Halbuki kendi kelimelerimizin göcünü düşürmeyelim derken bu bekçiyi dövmeyelim diyordum...

Nitekim, gayb veya vahiy vb. yüceltmek için aklın yerilmesi bu zümreden sayılabilir...

Son tahlilde ise, akla tokatı gereksiz yere atıyoruz bunu bilesiniz... Diğer yandan da attığımız taşlar ulaştırıcı akla varmadığından ulaştırıcı aklın varlığını farkında olmadan kabul ediyoruz...

Muhammed Enes Bey, Cundıoglu'da zannediyorum meseleyi bu zaviyeden alıyor, bu yüzden katılamadığım bir nokta yok. Katılmadığınız noktaları duymak isterim...

50hikmet ve akil ile halledilmeyen bir mesele, 18.02.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Baska bir maksat ile mektubati karistiriyordum...

18. mektubun ucuncu meselesinde kalin harflerle Hikmet ve Akil ile Halledilmeyen bir Mesele-i Muhimme yazisini gorunce soyle bir donuklastim... Eh dedim, demek ki varmis menfi kullanim, ki nitekim daha once aksi ornek diye sunduklarinizda hep bir muspetiyet vardi ama bu baslikta goremedim...

Fesubhanallah, neymis bu mesele diye okumaya basladim:

"Sual: Kâinattaki mütemadiyen şu hayret-engiz faaliyetin sırrı ve hikmeti nedir? Neden şu durmayanlar durmuyor, daima dönüp tazeleniyorlar?

Elcevap: Şu hikmetin izahı bin sayfa ister. Öyleyse, izahını bırakıp, gayet muhtasar bir icmâlini iki sayfaya sığıştıracağız."

Heyecanim yine bir anda sondu, megersem Ustad su hikmetin izahi bin sayfa ister diyerek yine akil(meseleleri birbirine baglayarak) ve hikmetle halledilecegini ama gayet muhtasar icmalini yapacagi icin hikmet ve akilla halledilmeyen demis... Herhalde o bin sayfalik izahati da bize birakmis...

veya

Meselenin daha once akilla ve hikmetle halledilmedigini kastedmis Ustad(Allahu alem)...

Hangisini kabul ederseniz, edin, ilgili kisim soyle sonlaniyor:

"İşte, şu hikmet-i dakikayı felsefe ve fen ve hikmet bilmediği içindir ki ....ila ahir"

Hikmete karsi hikmet, akla karsi akil...

49tas tas ustune koymak bina dikmektir tekrar etmek degil, 18.02.2008 | Sözün Özü, Serdar Pehlivanoğlu

Ahmet Bey, rica ediyorum, sahabe Hak icin kilinclarini kinlarindan cekmisler, kelimelerimizin catismasi en temiz ve en tatli ve en nezih yontem Hakk'in rizasina erebilmemiz icin... Sadece, modernite hususunda kafasi karisik gibi lanse edilmek hosuma gitmiyor... Bilakis, modernite elestirisini yapanlari bir ust perdeden elestiriyorum diye zannediyorum...

Sert elestiri yapmaktan cekinmeyen birisi oldugum gibi hicbir sert elestiriden de gocunmuyorum. O kadar rahatim...

Eger dusuncemde bir hatam gosterilir ve ikna olursam(kendi dogrusunun sevgisiyle ikna olmayan biri degilim hamdolsun) tek bir saniye hatami itiraf etmekten geri durmam...

Sadece savruk okumalara tahammulum yok, hele bir de o okumalar insaf olcusunun disinda dillendirilirse... Ki size veya hatta Ayhan Beye oyle bir gozle itiraz etmedim...

Son tahlilde, farkli bir sekilde yeniden bir seyi dile getireyim:

Meselenin bir boyutunda akil-kalp imtizacinin nasil anlasilmasi gerektigi var... Bu noktada Risale-i Nur talebeleri meselenin hakkini veriyor, elestirim bu seviyedeki bir elestiri degil...

Bununla birlikte gercekler kelimelerde hayat bulurken, bir derya oluyor akmaya basliyor... Iste soylemlerimize yansiyan seylerde hatalar, cooook ciddi hatalar, var. Cunku iyi bir kelime meyve verirdi, bakiniz Ibrahim suresindeki temsil...

Simdi madem akil-kalp imtizacinin ne demek oldugunu anladik, bu durumda onumuzde iki yol var..

1. Akletmek'in ne olmadigi uzerine israrli bir soylem cizerek, akil ile sunlari aciklayamazsin bunlari aciklayamazsin, sunu yapamazsin bunu yapamazsin gibi bir soylem gelistirmek...

2. Akletmek'in sinirlarini ve ne demek oldugunu cok iyi bilerek, ve anlayarak muarizlarinizin aklini kullanamadigini gostermek...

Simdi birinci yol, hali hazirda ehli dinin soylemi ne yazik ki... Ve bu yuzden muarizlarimiza akledemediklerini gosteremiyoruz, cunku akletmek bir seyleri aciklayamaz diye biz sinir koymusuz, vahiy diyoruz iyi de vahyi anlayan yine akil, sen simdi akla sinir cizersen, biri de demez mi Ilahi Kelami akilla anlayamazsin... Yani cok kotu bir kisir dongu... Islam tefekkur dunyasi su an bu kisir donguye mahkum edilmis... Bu yolu kullanarak vahyi yuceltecegimizi zannediyoruz, veya aklin putlasmasini engelleyecegimizi. Bu yol ile kendi medeniyetinizi kuramazsiniz...

Ikinci yolda ise, akletmenin ne demek oldugunu cok iyi bilerek, ki bastan beri akletmenin ne demek oldugunu biliyorum demisim, akletmenin sinirlari icersinde sonuna kadar aklederek muarizlarimizi ilzam etmek...

Son tahlilde, bu meselenin herkesin meselesi olmadigini bildigimi de ifade etmistim... Amma, karakalem.net sitesi herhangi bir yer degil nazarimda...

Umuyorum, ki ehli tefekkur ve kalem bu noktada biraz daha dikkat edecektir...

Ben onlara bilmiyorsunuz demiyorum, akletmeye dair bildiginizi soylemlerinize hakkiyla yansitmiyorsunuz, muspet yanini nazara vermekten cok menfi yanini nazara veriyorsunuz diyorum...

Kendi Dunyamizi menfiiyet uzerine kuramayacagimiz icin, muspet bir cagri yapiyorum...

Dusuncenin Aktigi Mecra ve Oturdugu Zemin'de kelimelerimizi odunc aldigimiz arkaplana dair bir elestiri benimkisi... Yoksa yine, abilerim maksatlarini ifade de ustadirlar, ama satir aralarinda, uzerinde kontrolu olmadiklari sahaya dair bir elestiri benimkisi... Yeniden insaasi gereken bir soylem cagrisi...

48Amerika mi?, 17.02.2008 | Sözün Özü, Serdar Pehlivanoğlu

Amerika'nin ihtisamindan etkilenmek mi?

Yemin ediyorum yorumunuzu okudugumun ardindan saatler gecmesine ragmen gayretime cok dokundu o sozunuz, halen sindiremedim...

Ve yine uzerine yemin edebilecegim hersey uzerine yemin ediyorum ki; bes senelik Amerika seruvenim icersinde tek bir defa bile gozlerim kamasmamistir o ihtisam dediginiz seyden oturu...

Eger bu gurbeti belki bir omur boyu cekmeye riza gostereceksem, dunyanin dort kosesinde benzer gurbetleri cekenlerle beraber hasrolma arzumdur ve dahasi Rum diyarini Anadolu yapan bir medeniyetin cocugu olusumdur...

Amerika'da yasamayan Amerika'yi bilmez...

Amerika'da insanlarin bir hic ugruna yasayip bir hic ugruna olmeleri karsisinda yureklerin daglanmasi buralari dunyanin en hazin gurbet mekani yapiyor... Degil vatansizlik mekansizlik derdi cekiyor, ve topragin altini ustunden hayirli gormeye basliyorsun...

NOT: Kediden iman dersi alan bir medeniyetin cocuklari oldugumuz icin her ne kadar soylemek luzumsuz olsa da ben yine de ekleyeyim: Butun bunlar buralardan bir sey ogrenilmeyecegi anlamina gelmiyor, ki nitekim ogrendigim cok sey var...

47ekleme, 17.02.2008 | Sözün Özü, Serdar Pehlivanoğlu

Ahmet Bey, kusura bakmayin, aklima kimse laf atmasin derken, elestiri yapilmasin manasinda degildi... bu noktada bunu demeye kadar bu isin arkasindayim manasina idi... Yoksa degil aklina kimsenin imanina bile karismayan bir medeniyetin cocuguyuz... Onu derken de kendi aklimi kastedmemistim, genel manada dusunmustum... Hele ene uzerinden akla kesinlikle vurgu yapmiyorum... Kendimde ise hicbir sey vehmetmiyorum, yeni seyler soylemiyecek olusumu taaaa ilk yazida yazmisim... Heyecanima ve toyluguma verin...

Kimsenin niyetini bilemem, o yuzden kalp kirmamaya ozen gosteriyorum, sadece savruk okumaya(ve istihzai tavirlara) karsi biraz tepkili olabiliyorum...

Eger, uslubumun rahatsiz ettigi kardeslerim varsa, cok ozur dilerim, haklarini helal etsinler...

Konuyla ilgili ise:

Diyelim ki ben Amerika'nin ihtisamina kapilmisim, (ki bu dusuncelerimin temelleri Amerika'ya gelmeden once de vardi) Ducane Cundioglu'da mi Amerika'nin ihtisamina kapilmis...

Bir diger noktada, "Şimdi sizce inanmanın kendisine sorulmadığı aklımıza herşeyi anlayamaz diye yüklenmek hak mıdır?" cumlelerini kurmus birisine

"Hadi kaderi akılla telif edin.Sizin cinsiyetinizin Annenizin yaşadığınız ülkenin nedenini akılla izah edebilirmisiniz?Ya yaşadığınız zamn dilimlerinde sizle hiç teması olmadan hayatınıza figüran olarak girip sizin dikkatinizi çekmeyen insanları nasıl akılla izah edersiniz" sorularini sormak hak midir?

dahasi, aklin bu sorularla iliskisini kurmak, yazida yazdigim "Tüm kelimelerimize ipotek koyan bir yanılsamadır bu inhiraf aynı zamanda; dilsel-bilgisel düzlemlerin hepsini birbirine katan onulmaz bir hastalık." cumlelerine bir ornek olabilecek kadar hatali bir davranistir...

Diyelim ki neden hatali oldugunu goremiyorsunuz: bari sunu sorun kendinize :

Neden sorusunun cevabini aklin vermedigini(ben de, siz de, biz de, onlar da) bildigimiz halde bu sorulari sorarak neden akli yeriyorsunuz... Siz hic kucuk bir cocuga buyukler gibi hareket edemedigi icin tokat attiniz mi?

Iste ben de diyorum ki, bu tur yerme islemlerini birakalim...

Ama diyeceksiniz (ki yorumunuzda demissiniz), kimse "dusunmeyi yermiyor", iyi de zaten dusunmeyi yerene kimse iyi gozle bakmaz:), ama akletme yeriliyor, sebep ise putlastirmamak icin... ben de diyorum ki akletme bu topraklarda hic putlastirilmadi, dediginiz gibi antik yunandan kalma bir gelenek, batinin yedigi bir halt...

O halde biz kendi dunyamiz icinde akli yermeden hareket edelim diyorum...

NOT: her ne kadar mesele yine akla gelmis olsa da bence Ducane Cundioglu'nun soylediklerine odaklanmak faydali olabilir... Akletmeye bu kadar girmek istememistim, ama ne yazik ki su an en temel mesele haddi zatinda o... Akletmiyoruz(ben de dahil, samimiyim, sebebi benimle Rabbim arasinda kalsin)...

46zannimda hatali imisim, 16.02.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Cumle terkibi cercevesinde gerceklesen muzakerede zannediyorum ile ifade ettigim kisimda yanilmisim... Kendimin de ifade ettigi uzere sifatlarin ve isimlerin ezeliyeti ve ebediyetinin kullanildigini bilmekle beraber "Allah ezelidir" terkibini mana cihetinde makul bulmamistim... Ustad'in direkt o sekilde kelime istimalini de gordugumu hatirlayamamistim...

Velakin, 10. sozdeki "Evet, mâdem ezelî, ebedî bir Allah var" dendigini gordugume gore kelimelerim Ustad'in kelimelerine teslimdir, Zannimdan dolayi Allah(c.c) beni affetsin...

Merve Hanimin asil sorguladigi kisim ise yani sebepler silsilesinin sonsuza gitmesi ile ezeliyet iliskisine dair dusuncelerim ise ayni...

Selametle...

45son nokta, 15.02.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

1. Internette aradigim zaman hep Allah'in sifatlari ezeli seklinde gormustum kullanimi. Referans olarak alabilecegim kaynaklarda yoktu.

Halen daha cumle terkibi acisindan Allah Evvel'dir, yani herseyden(zamandan da) once vardir demek makul gelirken varliginin yaratilmis bir sey olarak zaman ile kiyaslanmasi, yeniden ifade edeyim cumle terkibi acisindan, makul gelmiyor...

Bununla birlikte, genellikle misalen sifatlarinin ezeliyeti veya ebediyeti tartisma konusu yapilir ki, bu konuda dedigim gibi farkli bir dusunceye sahip olmami beklemeyin zaten.

Hocaefendi kullanmis "Allah ezelidir" lafzini (Yasin Esref Beyin emaili sayesinde bulunmustur)(http://www.numune.org/haftanin-kirik-testinazariden-ameliye-ilahi-ahlak-mfethullah-gulen-hoca-efendi/)

Kelimelerim Ustad'in kelimelerine tamamen teslimdir. Ama Hocaefendi'ye olan itimadim da bir tashih yapmami gerektiriyor...

Ben yine de bir cumle kurmak istesem dahi "Allah ezelidir" cumlesini kurmam, fakat Hocaefendi'de kullandigina gore hatali demek bana dusmez...

Zaten "Rabbimizin ezeli ve ebedi olmasi hatali bir cumle terkibi zannediyorum"

demistim, bir zandi yani, Zannimda hata varsa Allah affetsin... (Cok tartismaya gerek yok, ama Rabbimiz Ezelidir cumlesi yine de garip duruyor degil mi? Sizce neden, Rab oraya uygun dustu mu? Ah su kamusa namus gozuyle baktigim icin boyle oluyor degil mi?)

2. Asil noktada ise sonsuzluk sadece zamanla ilgili bir sey midir?

bu halen tartisilir... Ki verdigim matematiksel ornegi bu gozle okuyabilirsiniz.

Hakeza, en bastaki probleme donulurse eger, sebepler silsilesinin sonsuza gidiyor olmasi, zamansal olarakta sebeplere ezeliyet vermeye denk midir?

burasi iste tam olarak anlayamadigimiz bir alan, daha zamanin varlikla nasil bir iliskiye sahip oldugunu bilemiyoruz ki, noktalarin birlesmesi seklinde mi, sureklilik mi arzediyor... Seyit NurFethi abinin, zaman'a dair yazi serisini ve hassaten ikincisi ve ucuncusunu okumanizi tavsiye ederim: (http://1111.karakalem.net/?article=1791)...

Nereden bakarsaniz bakin, gri bir alan, ve Imam Gazali'nin de elestirisini almis bir yanlis dusunce var ortalikta...

Imam, acikca filozoflarin "sebepler silsilesini sonsuza gidemez dolayisiyla Allah'in varligi katidir" dusuncelerini elestiriyor...

Ben gercekten bu konuda cok fazla bir sey diyebilecek durumda degilim, bilmiyorum cunku, soyleyecegim hersey sadece daha fazla kafa karisikligi verecek herhalde...

Ama zaten bu ve bir onceki yazida sadece bakin siz begenmediginiz filozoflar gibi dusunuyorsunuz... ve bunun farkinda bile degilsiniz mesaji vermeye calisiyordum... Iste kati olan bir sey varsa budur...

Bildigim asil sey ise sudur: Allah Evvel'dir, "“Allah vardı ve beraberinde hiçbir nesne yoktu.”

NOT: bir onceki yorumda belden asagi vurmaya gerek yok niye dedim ben de bilmiyorum... Ayhan Beye ufaktan ben de kizmisim demek ki, ozur dilerim... Gordugunuz gibi yazida maksat kelimelerin beraberligidir, o son cumlem cok alakasiz kaciyor her ne kadar ben istihzai bir sekilde beni filozoflara benzetisinizi kastetmis olsam bile.

44yazmak ve kelimeler, 15.02.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey sahabe Hak icin kilinclarini kinlarindan cikarmislar... Siz kelimelerle bana kizmissiniz cok mu?

Isterseniz vurun kafami, yine de Rabbim sizi ictihadinizda hata etmis olsaniz bile sevaplarina gark etsin...

Ama yine de celallenmeyiniz efendim... Kufrume sebebiyet verecek bir sey soylemedim ki...

Epistemolojiyi ontolojiyi gectim ben artik zaten, sadece dusunurken kelimeleri kullandigimizin farkina varmamiz bile yetecek herhalde....

Allah'in sifatlari ezeli yada ebedi degil demedim, Allah(c.c.) zamanla mukayyet demedim ki... Mahlukat yok olmayacak demedim ki... Neye kiziyorsunuz?

Sadece Rabbimizin ezeli olmasi gibi bir cumle terkibinin dogru olmadigini soyledim... Cumle terkibi ne demek? Yani misalen, birisinin "Allah(c.c) adalettir" sozunu elestiremiyecek miyiz?

Ben desem ki "Allah(c.c) adalettir" hatali bir cumle terkibi zannediyorum. siz hemen Allah(c.c)'in Adil olduguna dair deliller getirmeye mi baslayacaksiniz.

Saniyen, ezeliyet ve ebediyet kavramlari Zamandan once ve Zamandan sonra diye biliyorum... Eger oyle degilse, yanlis biliyorumdur, hicbir kitap sundan bundan cikarmaya gerek yok, kelimelerin anlamlari vardir... Yahu, hocam, kelimeleri neden bu kadar savruk kullanma merakindasiniz anlayamadim gitti bir turlu...

Salisen, sonsuzluk dendigi zaman illa zamansal manada sonsuzluk anlasilmaz...

Sonsuzlugun tanimi sudur:

Bir seyin sonunun olmamasidir... (hani zaman nerede burada?)

Yani bir seyin sonsuza gidiyor olmasi zamansal manada ebediyet yuklemez o seye... Verdigim ornege bu gozle bakin sadece...

Son olarak ise:

son dort paragrafinizi ise es geciyorum, yukarda soyledigim seyler yeterince acik diye umuyorum... Belden asagi vurmaya gerek yok...

Selametle...

43ezel ve ebed, 13.02.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Yazida meseleyi uzatmamak icin cok detaya girmemistim, ama evvela Allah(c.c) isimleri arasinda ezeli ve ebedi olmasi yok, eger yanilmiyorsam, Risale'de kullanislari da bir sifat veya temsilin basina eklenerek kullaniliyorlar...

Kudret-i Ezeli, Sems-i Ezeli gibi... Dolayisiyla zaten Rabbimizin ezeli ve ebedi olmasi hatali bir cumle terkibi zannediyorum... Bununla birlikte Ezeli ve ebedi dendigi zaman maksat zamandan munezzehiyet anlasilmasidir...

Ben size sonlu bir zamanin icersinde sonsuz bir zincir gosterebilirim... Nitekim sebepler zinciri denilen sey de yaratilmis olmalari sebebiyle zaman icersindeler(Allah-u alem), ezeli ve ebedi degiller, ama sonsuza gider yada gitmez, kim bilir...

Kaldi ki Halil Abi'nin http://1111.karakalem.net/?article=2909 yazisinda bahsettigi uzere sebepler zinciri adeta sonsuza gider, yani atom kucuk dersin, ondan kucugunu bulursun, ondan da kucugunu bulursun... Kanimca insan hicbir zaman varsa eger o ilk sebebe varamayacaktir, hep baska bir seyle karsilasacaktir...

Sonlu bir zaman icersinde sonsuz bir zincir ise:

1 + 1/2 + 1/4 + 1/8 + ..... sonsuz adet sayinin toplami sadece 2 ediyor...

42kendi yorumama bir tashih ve ekleme, 13.02.2008 | Akıl meselesinde gelin Risale-i Nur metinleriyle anlaşalım, Halil Köprücüoğlu

Yorumun sonunda "yazinizda bir "ama" olmadigi icin " demistim, fakat burada biraz haksizlik ediyorum herhalde. Cunku "Vahye teslim olmadan akıl feneriyle etrafına bakarken" demissiniz, yani bir ama var..

Bununla birlikte itirazim mesuiyetini koruyor, sadece yazdigimda hata olmasin diye bir duzeltme yapayim istedim...

Risale metnine sadik kalacaksak o fener akil degil enaniyet-i insan'dir... Dolayisiyla, her ne aciklama yapilacak olursa olsun, zaten yazinizin akisi icersinde yanlis bir kullanim var... Bu kullanim yazinizdaki enfes yorum ve mulahazalarin degerini dusurmuyor tabii ki, demistim zaten kucuk bir sey diye... Vurguladigim bir sey varsa, sadece akletmeye dair cok menfiiyet yukledigimiz icin bu tur kucuk seylerin cok fazla tekrarlaniyor olmasi...

Isin diger bir yonu, bana kalirsa , akil-vahiy iliskisi birinin digerine teslimi seklinde okumak sakincali, sakincanin da otesinde anlamlarini baz alarak dusunecek olacaksak anlamsiz oluyor. Ama zaten daha bu kadar detaya giremedik, o yuzden hic duymamis gibi davranabilirsiniz... Bu detay ise oyle bir detay ki akil-vahiy muammasini kansiz ve en temizinden cozmenin baska da yolu yoktur...

41kendi dunyamiza dair heykelin estetigi, 13.02.2008 | Akıl meselesinde gelin Risale-i Nur metinleriyle anlaşalım, Halil Köprücüoğlu

Begendigim bir soz vardi:

Tas tas ustune koyarsan tekrar etmis olmazsin bina dikmis olursun... Nerede duydum veya okudum hatirlamiyorum...

Akletmenin nasil kullanilmasi gerektigine dair yurutulen bu muzakerelerin bos birer hallesme olduguna, bir kisim kisir tekrarlar olduguna inanmiyorum...

Halil abi, yaziniz icin tesekkur ederim, temel manada ben Risale-i Nur talebelerinin akil-kalp imtizacinin ne demek oldugunu cok iyi bildiklerini kabul ediyorum... Buna itiraz dahi etmiyorum...

Yine, hakeza, akletmenin Kurani terminolijjideki anlamiyla kullanilmasi gerekiyor...

Buraya kadar hemfikiriz, hatta dusuncelerimle dusunceleriniz arasinda hicbir fark yok. Itiraz ettigim sey dusunceleriniz degil zaten... Meseleyle ilgili ilk yazi hatirlanirsa dusuncenin oturtuldugu zeminde kusur var demistim... Bu manada Murat Turker Beyin, akletmeye dair Risalelerdeki denge cagrisi da yerindeydi, ve hicbir itirazim yoktur...

Pekala, bu kadar ince bir detay, bu kadar israrli bir cabayi gerektiriyor mu?

Cok kimse icin hayir, ama unutmayiniz ki detaylar coooook onemlidir...

Fazla soze gerek yok, http://www.karakalem.net/default.asp?article=2207 sayfasindaki oyku herseyi dile getirecek... Bu ince detayin benim icin ne kadar onemli oldugunu anlatamiyorum, ama en azindan sizden bir sey isteyebilirim:

Zannediyorum, karisiklik biraz da benim hatamla oldu, ki detaya dair bir vurgumun oldugunu daha acik bir dille konusmaliydim...

Gelelim bu ince detaya:

1. Yasin Esref abinin bir itirafi oldu: demisti ki akil deyince Ibni sina, farabi anliyor, bir refleksif tutum aliyorum vb. idi... Bu cok kisi icin oyledir, Yasin abi sadece itiraf etme cesaretini gostermistir...

2. Batinin akletmeyi yuceltmesi sonunda toplumsal bilincimizde bir gelenek yerlesti... Oyle yada boyle aklin rutbesini tenzil ederek durumu kurtaracagimizi zannettik, ve durduk yere akli kotulemeye basladik.

Gelelim, bu ince detaya dikkat etmemenin zararlarina:

1. Metin Abinin yazisinda, yazinin akisi icersinde, bence cok acik bir sekilde, "marifetullahin akilla baslayip akilla bitmemesi" ifadesi apacik bir hata idi... Sadece yazinin akisina ve kelimelere odaklanin... akla dair dusundugunuz herseyi unutun, bir anda sifirlayin bilgilerinizi, ve her kelimeye dikkat ederek yeniden okuyun... Goreceksiniz bunu...

Simdi, bir yazar sunu diyemez, ben soyle soyle dusunuyordum, akil soyledir, boyledir, o yuzden o cumlem aslinda dogru... Hayir, efendim, yazida esas olan o akis, ve kelimelerin birbirleriyle irtibatidir...

Benim itirazi yazida dile getirdigim gibi, zaten ben de Metin abinin asil maksadina karsi cikmiyorum, o ilgili kisma odaklaniyorum, ve

boylesi bir hatanin neden oldugunu inceliyorum...

2. Ayni sekilde benzer hatayi, bir onceki yazinizdaki ilgili 7. maddenin akisi icersinde "akil feneri" ifadesinde goruyoruz...

Aklin, ilgili bahisle hicbir alakasinin olmamasina ragmen, akil feneri terkibinin mantigini aciklamak icin yeni bir yazi daha yazmak zorunda kaldiniz... Halbuki bir yazida yine esas olan o yazida kelimelerin birbirleriyle irtibatlaridir, ve akis icersinde dogru kullanilmasidir...

Ehemmiyetle ifade edeyim, yazidaki kelimelere ve akisa odaklanirsaniz ne demek istedigim anlasilir... Hakeza, ben "akil feneri" ifadesinin kullanilamaz oldugunu soylemiyorum(dolayisiyla Yasin Abinin yorumlara attigi baska bir alintisindaki akil feneri terkibi kendi icersinde anlamli olabilir)

Ama sizin yazinizin akisi icersinde "akil feneri" basbayagi yanlisti, cunku temsildeki fener enaniyet idi, akil degil Bu manada mutlak zikir kemaline masruf oldugu icin ve yazinizda bir "ama" olmadigi icin attiginiz tokat "akla" gitti, vahyi semaviyi dinlemeyen akla degil.

Cabam, sizler gibi ehli tefekkur ve kalemin bu tur ince detaylara dikkat etmesi, ki boylece kendi medeniyetimizi kuracak nesillere mukemmel bir taslak birakmis olalim.

Meseleyi muzakere ettikce, mesele daha acik olmaya basliyor zannediyorum.

40arastirma sevkinize hayranim, 09.02.2008 | Vicdanda Delailin Hükmü, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin Bey arastirma sevkiniz karsisinda gercekten sasiriyorum... Cok yonuyle beni de gayrete sevk ediyorsunuz. Allah razi olsun...

Bu yazi sonunda diyeceksiniz ki bu adam da hicbir seyi begenmiyor... :)

Alintiladiginiz sekliyle Zero-Konwledge Proof yanlis anlatilmis, reduction ile karistirilarak sunulmus, ne yazik ki tamamen olmasa da cok cok kotu bir tanim yapilmis...

Web'ten baktim, Ali Doganaksoy hocamlarin master-doktora ogrencilerine yazdirdigi Kriptoloji'ye giris notlarinda imis... (http://www3.iam.metu.edu.tr/iam/images/6/69/Kriptolojiyegiri%C5%9F-ersanali.pdf)

Kriptografi teorik alanda daha emekliyor Turkiye'de. Nitekim, 148 sayfalik dokumanin son 25 sayfasi bizim asil teorik kriptografi dedigimiz kisma dair. Ne yazik ki o kisim da cok guzel hazirlanmamis...

Ali Doganaksoy Hocam'a bir email yazip, hem uzun zamandir gorusmemistim, ilgili yerlerin tashihine dair en azindan elimden geldigi kadar bir duzeltme yapacagim... Gelisme olursa sizi haberdar edecegim...

Bununla birlikte muthis bir tespit dediginiz kisim yani

"gerçek probleme benzer eşyapıda birçok problemin çözümü bizim için gerçek problemin çözümünün delili olması (eğer yanlış anlamadımsa) müthiş bir tespit"

reduction namiyla aniliyor...

Reduction'a dair yazacaklarim da var tabii:)

Delaili Nasil Okumali yazisinda inanclarinizla-delilleriniz arasina sinir koymaniz gerekiyor dedigimi hatirlarsaniz teoremlerle genislemis bir inanc sisteminin dogru olmadigini soyledigimi de hatirlarsiniz zaten...

Selametle...

39ufak bir sey, 09.02.2008 | Risale-i Nur'da, İmandaki Hassasiyetler: Onuncu Nota - 2, Halil Köprücüoğlu

Halil abinin bu serideki ilk yazisini da memnuniyetle okumustum.

Biraz meseleyi derinlerde karistirirken asil olan seyleri unutmamamiz acisindan her iki yaziyi da degerli buluyor ve faydalaniyorum...

Yazinin akisi esnasinda ufak bir kelimeye takiliverdi gozlerim.

Bir yonuyle paradigmalar degismezse arkaplandan odunc aldigimiz renklerin desenimizi kirlettiginden bahsettigim hatirlanirsa, akletmek uzerinden bir ornek yakaladim iddiama...

Bu kesinlikle ufacik bir sey, hatta o kadar ufak ki, belki Halil abi dahi yahu takilma bir kelama diyebilirler...

Amma, ne yapayim Kamusa namus gozuyle bakanlardanim demisim bir kere...

Halil abinin ki kesinlikle bilincli bir tercih degil, nitekim, Metin abininki de bilincli bir tercih degildi, zaten arkaplandan odunc alinan dusunceler oturduklari zemin geregi, suuraltindan bir anda cikiverir, ve uzerinde kontrole sahip degilsinizdir...

Hatirlarsaniz, israrla uzerinde durdugum sey, akletmeye dair suuraltimizda menfi bir yanin bulundugu idi. Bunu elestiriyordum...

Nitekim, Halil abi

"Bediüzzaman Hazretleri, kendine güvenen insanın Vahye teslim olmadan akıl feneriyle etrafına bakarken, gerçeği göremediğini, aksine dehşet aldığını anlatır. Daha sonra ise: “Ondan kızdım, o cep fenerini yere çarptım, kırdım. Güya onun kırılması, dünyayı ışıklandıran büyük elektrik lâmbasının düğmesine dokundum gibi, birden o zulümat boşandı. Her taraf o lâmbanın nuruyla doldu, her şeyin hakikatini gösterdi.” diyerek, ene anlaşılınca meydana çıkan çok önemli farklılığı ortaya koyar."

paragrafinda temsildeki fenerin ne oldugunu gayet iyi bildigini gostermektedir, temsildeki fener ilgili soz dikkatlice okunursa eger "hodbin ve bildigine itimat eden ve vahyi semaviyi dinlemeyen enaniyet-i insandir". Halil abi de bunun farkindadir, ve yazisinda ene etrafinda aciklamalar yapar...

AMMA, orda bir kelime vardir, "akil feneri"...

Ne ilgili sozde Ustad'in akil ile ilgili bir bahsi vardir, ne de Halil abi yazisinda akla bir gonderme yapmaktadir... Ve fakat yine de akil bir tokat daha yemistir hem de haksiz bir sekilde... Sebebi yazar bile aciklayamaz...(ben ise buna epistemolojik yenilgi demisim)

Zannediyorum bu cok basit ornek, benim iki yazida(alttan dorduncu ve besinci) anlatmaya calistiklarimin en beyyin bir tefsiri olacaktir...

Yeniden ifade edeyim, bu bir hatadir ama bu hata salt Halil abiye ait degil, ama toplumsal bilincimize ait bir hatadir...

Selametle...

38kaybolmasina goz yumamayacagim bir yazi, 06.02.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

Ducane Cundioglu'nun Lavaboda Abdest Almak (http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?i=9036&y=DucaneCundioglu) yazisini hatirlatti bir dostum...

Benim maksadimi bir bayrak altina toplama arzusuyla kullandigim "Asrin Idraki" kavrami bile sair mubalagasina veriliyor yazida... Haklidir, nitekim benim en cok son iki paragrafi hosuma gitti...

""Lavabo"da abdest almak (ayakları da yıkamak) imkansız değildir ama güçtür. Kelimenin Türkçesi bile yoktur. "Lavabo" gerçekte papazların ellerini (parmaklarını) yıkamaları için yapılmıştır. Latince "yıkıyorum" demektir.

İslâm dünyasının Batı bilim ve teknolojisiyle ilişkisi, şimdilik lavaboda abdest almak düzeyindedir. Derinlikli yorumlara sıra gelmeyişinin nedeniyse, abdest alanların lavabo'nın yüksekliğine değil, porseleninin parlaklığına bakıyor olmalarıdır."

Ne diyelim, abdest alanlar lavaboda abdest almanin zorlugunu bilirler, ya akledenler kendimize ait olmayan kelimelerle akletmenin zorlugunu bilirler mi?

Ben Kur'an'in aklini baska medeniyetin aklina tercih ediyorum, baska turlu de kendi dunyamiza yurumenin mumkun olduguna inanmiyorum... Hele ki baskasinin aklini yerecegim diye kendi kelimelerime ihanet hic etmiyorum...

37buyuk konusmak, 02.02.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

Itiraf ediyorum, sucum buyuk konusmak idi... demek ki bazi seyler boyle ogreniliyormus...

Yani, simdi ne desem, tevil yapiyorum hukmune gececek...

Ben desem ki akil ve akletmenin kelime manasi itibariyle bile degisik anlam seviyeleri var... Bu anlam seviyelerini karistirmamak lazim, desem ki Ali Bey alintilarinizin hicbirisi benim Islam Ansiklopedisinden verdigim tanimin icersinde okunamaz, akil deyince sokaktaki adamin dahi algiladigi bir anlam seviyesi vardir, ve karistirmamak lazimdir...

Desem ki acikca engellemek ve alikoymak seklinde ifade edilen akletmenin baska dimaglar tarafindan konan senaryolari engelleyip yeniden ifade etmek demek oldugunu hem de iki yaziya koydum...

Ve desem ki Ustad'in yaptigi da budur, yine akilla akla dair baska dimaglarin senaryosunu bozmustur, bu kendi dunyamizdaki akletmeye dair degildir.. Bosuna...

Cunku, hatam buyuk bir iddia ortaya atmakti.. Halbuki bilmeliydim ki herkes farkli farklidir, olabildigince orta yol yolcusu olmak ehli sunnetin mesrebidir... Boyle buyuk konusunca isaret ettigime degil parmagima bakilacagini ummaliydim...

Ne desem tevile gececek:)

Neyse ben talebeyim demistim, ogreniyorum...

Ama yine de dunya donuyor:)

36Ustad en alasini yapmis..., 30.01.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin Bey, bu meseleler Ustad'in talebelerine kacinci dereceden yaptigi bir tavsiye diyorsunuz...

Halbuki, Ustad bu isin alasini yapmis,(yani yeni soylemler, iman devrimi ve benzeri) benim bahsini ettigim meseleler detay kisimlari... Detaylar onemsiz demeyin, cok onemlidir...

Ali Bey gormuyor musunuz ayetlerinden insanin mutlak manada herseyi gorebilecegi anlami cikmaz dediginiz gibi... Ama gormuyor musunuz seklinde bir hitabin gectigi yerlerde buyuk ihtimal neyin gorulmemekle nitelendirildigi de yaziyordur... Dolayisiyla gormuyor musunuz diyen ayetlerin herseyi gormeye cagirdigini dusunmemiz garip olurdu zaten...

Ikinci nokta, yine yanlis okuyorsunuz. Ben aklin mutlakligina hukmediyorum demedim, akletmeyi mutlak anlamda pozitif dusunemeyisimizi ilginc olarak niteledim... yani akletmeye mutlak pozitif yaklasmak, yani ama'siz yaklasabilmek, herhangi bir menfiiyet yuklememeksizin...

Evrim meselesinde ise gereksiz yere evrim konusunu acmisim, tartisilacak bir seyi yok, neyi tartismamiz gerektigini de halen anlayabilmis degilim...

35agzinizdan bal damlasin abi, 26.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin abi, sonunda nasil bir hisse sahip oldugunuzu itiraf ettiniz...

"yani akletmek sanki sabıkalıymış gibi bir duygu içindeyim..."

Agabey, bu sadece sizin degil ehli imanin cogunun dusuncesi, belli seviyelerde herkes oyle bir backgrounda sahip... hatta Metin abinin bile yazisina sirayet ediyor bu...

Ben iste bunu elestiriyorum, ve bunun adina Epistemolojik Yenilgi diyorum...

Agabey, inanin su koskacaman yazimin tam bir tefsiri oldu cumleleriniz:)

34yazidan malzeme gitmesin diye, 23.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin abi devam edebilirsiniz... Cumartesi gunku yazidan malzeme gitmesin diye hemen cevap yazmiyorum...:)

Hem anlasildi ki bu mesele daha acik bir dille yazilmali, o yuzden konuyla alakali bilgilerimi tazeliyorum su an, dersime hazirlaniyorum yani:)...

Yalniz iki kisa not:

Kuran-i terminolojiye gore akletmek kalbe ait bir fiil zaten... Dolayisiyla cogu mesajinizdaki aklin kalple ilintisi normal, ki daha once dedigim gibi kalbiyle akletmek nedir bilirim...

Ikincisi, fener ornegini duyunca bir an heyecanlandim, cunku konuyu direkt hatirlayamayinca gercekten Ustad orada fener ile akli ozdeslestirmis olabilir diye dusundum ... Hemen kontrol ettim, akletmek ile hicbir alaka gorulmuyor:

"O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine îtimad eden ve vahy-i semâvîyi dinlemeyen enaniyet-i insâniyedir."

33talebe hata yapmaktan korkmaz, 22.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Mudakkik okuyuculardan Allah razi olsun, ben kendi dersimi sunuyorum, ve ben bir talebeyim... Talebe ise hata yapmaktan korkmaz... Hatasini gosterenlere de tesekkur eder, gocunmaz...

Ayhan Bey soylediklerinizle ilgili bir problemim yok...

Farkli manalari ve farkli seyleri dusunuyoruz, kafa karisikligi bundan oluyor...

Dediginiz gibi fen ve felsefenin urettigi supheleri izale ediyor Ustad ama bunu yaparken modernist dusuncelere, isimlere direkt deginmenin otesinde onlarin dusuncesini iplemez bile... Hatta illa bir sey diyecekse kendi referans cercevemizde anlatirken onu da soyler...

Mesela ihtira delili der, bunun kendinden menkul bir degeri var derken onu kastediyorum...Nitekim, ihtira delilini anlattigi yazinin tum boyutlarini da hesaba katarsaniz , haddi zatinda ihtira delilini baska bir sebebe binaen anlattigini gorursunuz...

Bu durumda bunu halen Evrimi muhatap kabul etme seklinde yorumluyorsaniz, siz bilirsiniz...

Amma Ahmet Alisan Bey yukardaki anlamda isterseniz 100 kere karistirin kulliyati bir tane bile ornek bulamazsiniz iddiama...

Selametle...

32paradigma degisikligi, 22.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Okurlarin seslerini yukseltebilmeleri icin biraz benim susmam gerekiyor herhalde... Amma yazdigim meseleler Ustad'tan ilhamen paradigma degisiklikleri icerdigi icin zihinlerde bir cok soru isareti biraktigini biliyorum... Bu ikilem icersinde bocaladigim icin cok mecbur kalmadigim surece yorum yazma isini azaltmaya karar vermis bulunuyorum... bu yuzden bu son yorumlarimdan birisi olabilir...

Yasin abi sorulariniz cevapsiz kalmayacak... Her ilerleyen yazi zannediyorum anlamaya calisan okurlarin zihninde bir resim cizecektir...

Ama bununla birlikte gelecek yazi asagida sordugunuz sorulara daha spesifik olarak bir kisim cevaplar icerecek...

Sebepler serisi ile ilgili yazidaki yorumlarla alakali da Ayhan Beye verdigim sozu tutacagim...

31mutlak zikir kemaline masruftur, 21.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Kamusa namus gozuyle bakan, kelam butunuyle haysiyet diyenlerdenim... Dolayisiyla itirazlarda dillenen seylerin cevaplari yazinin satir aralarinda sakli...

Rasyonalist biri degilim, kalbiyle akletmenin ne demek oldugunu bilirim... Yazinin besinci paragrafinda akletmenin bir zemin uzerinde ve verilerle is yaptigini soylemisim, dolayisiyla baglamak demek olan akletme islemini iman platformunda yaptiktan sonra neden akletmeyi halen menfi yorumluyorsunuz? Bunu soyluyorum?

Yasin Bey sagolsun aktarmis Ustad'tan, kainatin tilsimini cozen, haydi sizin icin diyelim hakikati ifade eden, akil degil de nedir?

Pekala Yasin Beyin mes'um lafzini gormesi neden?

Cunku mutlak zikir kemaline masruf olmasina ragmen dilimize yansiyan epistemolojik yenilgi, ve dahi akla tokat vurma arzumuz...

Hasili ben diyorum ki, Ustad'tan tonlarca alinti bulacaksiniz, her seferinde gordun mu bak akli yermis diyeceksiniz... Halbuki siz sartlandiginiz icin oyle yorumluyorsunuz...

Yasin Bey ben ayni yerleri okudugum zaman ayni seyleri gormuyorum, bilakis kainat tilsimini acabilmek icin akletmek lazim, iste o akla yakinsamak lazimmis goruyorum... Cunku Ustad oyle demis, iste ey akil, oyle ol ki kainat anahtari seninle acilir...

Mutlak zikir kemaline masruftur, illa ki akil illa ki akil... Hem de ama'siz...

Yada Ustad'in amasi gibi yani,

"Fakat o akil, akil olsa gerektir", yani ki akila karsi yine akil...

30muhatap almak ne demek?, 20.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

ben dedim ki evrimi muhatap alipta konusmaz Ustad...

Sadece evrim degil hicbir modernist dusunceyi ve batili bir karakteri muhatap alip onlara cevap vermez Ustad...

Yoksa, evet yazdiginiz gibi ilgili kisim evrimle alakali, veyahut soyle ifade edelim:

Ustad bir seyler soyler, evrimciler dahi oradan cevap alirlar...

Iste Ustad'i ustad yapan budur...

Yanlis anlasilma icin kusura bakmayin ama ben muhatap almak ile bunu kastedmistim, ki nitekim ilk cumlemden beri muhatap almak diyorum...

29akli muhit addetmek?, 20.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Melahat Hanim ve diger okuyucularin detaylari sakliyan kelime ve cumlelere daha cok egilmelerini isterim..

1. "aklı muhit addeden bir yaklaşım üretmek" boyle bir sey yapmiyorum, delilim yazdiklarimdir.

2. akletmeyi dogru anlamak, akletmenin ne oldugunu soylemek, "akli pozitivist bir zaviyeden ele almak" degildir...

Buna delilim, yine yazida kendini gosteren, iki medeniyet arasindaki akletme'den algiladigimiz farklardir...

Daha da otesinde ingilizce'de Kuran-i Kerimde gecen sekliyle akletme'nin karsiligi yoktur... Dolayisiyla cagrim muminlere, akletmeyi siz neden Kuran'in anladigi sekilde anlamiyorsunuz?

3. din-akil iliskisi bakimindan Islam tarihinin son ucyuz yili koskoca bir yenilgidir, buna delilim ise hali pur melalimizdir... Sadece Ustad epistemolojik diline yenilginin hakim olmasina izin vermemistir, hani Ustad'ta var midir, benim cinayet olarak niteledigim cumleye benzer bir cumle? eger bir heyecanim varsa, bu heyecan buna yoneliktir... Yeni bir kesif yapmadim, oyle bir iddiam yok ama detaylarda sakli, gozlerden uzak bir mesele uzerine mercek tutuyorum, ister bakarsiniz, ister es gecersiniz...

4. Gurcan Bey, yola devam edecegiz, bu hamur cok su goturecek anlasilan:)

28neden demedigim seyleri anliyorsunuz?, 19.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Ali Yilmaz Bey,

Ben muzakereyi severim, ama israrla neden yanlis anlamaya devam ediyorsunuz beni anlayamiyorum... Muzakerenin sihhati birbirimizi dogru anlamaktan gecer, sonrasinda soyledigim seylerde hemfikir olamayabiliriz, gercekten dert etmem,

hem zaten herkes benim gibi dusunsun diye bir derdim de yok...

AMMA

Laf uzatmayacagim, Allah askina misalen, haydi diger maddeleri gectim...

Murat Beyin akilla ilgili yazisina getirdigim yorumdan "Orada aklı doğru kullandığımız takdirde herkesi imana erdirebileceğimizi söylüyordunuz." cumlesini nasil cikartabiliyorsunuz...

Sizden bu cumleyi okuyunca hemen bir merak kostum okudum kendi yorumumu, bu kadar tutarsiz olamam diye... Bir de ne goreyim uzaktan yakindan alakasi yok yazdiklarim ile sizin anladiklarinizin...

Ali Bey, bakiniz ayni seyleri dusunmuyor olabiliriz, hayata ayni pencereden bakmiyor da olabiliriz... Amma bu, bu kadar savruk bir sekilde okuma yapmaniza izin vermez...

Ben de Murat Beyi elestirdim, hem de cok agir elestiriler yaptim, ama yaparken Murat Beyi yanlis yorumlamiyordum ki, Murat Bey ile meselelere ayni perspektiften bakmiyorduk, ama en azindan ben neden ayni perspektiften bakmadigimizi ortaya koyabiliyordum... Sonrasinda kimin hakli kimin haksiz oldugu onemli degil ki...

Buyurun, elestirmeye devam edin, garipsemiyorum, ama unutmayin ki yazdiklarinizla siz kendi kendinizi mahkum ediyorsunuz, yazdiklarimi yanlis anlamanin otesinde bir sey koymuyorsunuz...

27bu da mi degil?, 19.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

Konusurken delil ile konustugum icin, yapilacak her itirazi cevaplandirmak istegim beni kendi yazima yorum eklemekten alikoyamiyor... Eger ki bu kerih karsilaniyorsa herkesten ozur dilerim, ama yapmaya devam edecegim... Cunku bir derdim var, ve bu derdimin yaman bir dert olmadigi gelen yorumlarla anlasiliyor...

3= 5 + 8

ifadesi dogru degildir, ama yukardaki satirin dogrulugu yada yanlisligi meseleye nereden baktiginiza gore degisir.

Misalen yukardaki satir hepimizin ortak anlayisi ile okursak 3 esittir 5 arti 8 eder, dolayisiyla toplam 13 olacagi icin bir yanlislik vardir deriz, ...

Fakat, birisi dese ki bu benim syntax'imdir, ki 3 oyle bir sayidir ki(=) 5 ile toplaninca(+) 8 eder... Bu durumda yukardaki satir bir anda dogru olur, ve hatta bundan sonra 9 = 2 + 11 bile dogru olmaya baslar...

Ama bununla birlikte matematigin ortak bir dili olmak zorundadir ki anlasabilelim...

Hakeza Turkce'de ozne-yuklem-nesne-tumlec gibi cumlenin ogelerinin dizilisi bellidir, ayni dizilis Ingilizce'de farklidir, yazdigi dile gore kendisini ayarlamak zorundadir insan...

Gelelim dusunmeye, siz zannediyor musunuz ki dusunmenin bir kurali yoktur, akilda sekillenen, dilden dokulen, yaziya sirayet eden her dusunce dusunce midir?

Ve aklima geliyor, urperiyorum:

Cemil Meriç’in tefekkürün ülke sınırlarına bulanık bir sel gibi aktığı çağları tasvir edişini hatırlıyorum. Beyni iğdiş edilen nesiller büyük bir susuzlukla kirli sulara eğilmiş diye devam ediyor Meric. Hani meşum sağ ve sol kavgalarına ve aynı toprağın insanlarının birbirini kırışını anlattığı yazısında. Benzer bir yaklaşımı insanların yazmasıyla başlayan sürece uygulayabiliriz. Düşünmek bir yana ama o düşüncelerin savrukça dile getirilişinden, beyanın sınırları tanımamasından ve daha kötüsü ilmi bir sistematik dahilince hareket edilmemesinden bahsediyorum. İşte binbir düşüncenin modern zamanlara has bir şekilde yazılarak tüketildiği bir devirde eğer ki bu işin ustaları tarafından düşünmenin ve düşündüğünü ifade etmenin teoriği kurulmazsa bizleri bekleyen günlerin çok hayırlı olmadığını düşünmekle haksızlık mı yapıyorum bilmiyorum. Ve bir gun bunu yapacaklar cikacagi icin en azindan kendime ve degerli karakalem okurlarina o gune hazir olmalari icin cagrida bulunuyorum...

Melahat Hanim, ne yazik ki 4 maddede topladiginiz elestirinizin merkezinde yer alan "gereksiz yere fazla soz soyluyor olusum" gereksiz degil...

Gercekten dusunuyorum diyen insanlarin ne kadar yuzdesi dusunmenin adabini ogrendi, dusunmenin kurallarindan haberdar, veyahut hic dusunmusmusy du acaba dusunmenin de belli bir syntax'inin olabilecegini, veya syntax de nedir ki acaba? Eskiden medreselerde ogretilen usul ve nahiv dersleri neyi ogretiyordu?

Pekiyi spesifik olarak bu yazida yaptigim yanlis mi?

Benim kafam karisik degil, olabildigince net bir sekilde haykiriyorum ki

"Aklın hakikati tek başına ihata edemeyeceği kaziyye-i muhkemedir ve bu yargıyı dillendirmenin 'akletmeye menfi anlam yüklemek'le uzaktan yakından alakası yoktur." cumlesi bir cinayettir, hani bizler Kuran'in kelimeleriyle dusunurduk, hani bizler Kuran'in bizi sevk ettigi dusunmenin yollarini arardik. Bu soz 3 = 5 + 8 den farkli degil, sizin veya sizin gibi dusunenler icin dogru olabilir.

Ali Bey, yazilarim tashihe ve elestiriye aciktir, hatta belki de biraz genc olusum hasebiyle dinamik bir sekilde herseye cevap vermeye calisiyorum, cunku fildisi kulemden konusmak istemiyorum...

Ali Bey sizin sordugunuz temel sorun neydi acabanin cevabini yine Ustad ayni cumlede veriyor... Dusunme eylemini kullanilan kelimelerden ve kelimelerin istimal seklinden farkli algiladiginiz icin o cevabi goremiyorsunuz... Kaldi ki benim su an tartistigim o degil...

Ben size cevap vereyim, akillarinin gozlerine inmesinin sebebi herseyi maddede aramalari... Ustad'in cumlesini bu kez daha dikkatli bir sekilde okuyun cevapla karsilasinca sasirmayin.

Herseyi maddede arayanlarin akillari gozlerine inmistir...

26bir acilim, 19.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey, oncelikle ilmi merak ve gayretinizi takdir ediyorum...

Bu vesile ile beni de daha bir derin dusundurmeye sevk ediyorsunuz,

Allah razi olsun... bu hususlarda kendimi talebe olarak gordugum icin

yazdiginiz seylerin ardindan dusuncelerimi tashih ediyor, kaynaklari

kontrol ediyorum...

Evvala, alintilariniz Ustad'in evrimi muhatap aldigina bir delil

sunmuyor, ihtira yani yoktan var etme genel bir konu, ve ehemmiyeti

kendinden menkul... Dolayisiyla ikinci kisim icin halen bir alintiniz yok...

Bununla birlikte alintilarin ikisinin de sebepler silsilesinin sonsuza uzaniyor olmasi meselesiyle ilgisi gayet muhtesem, bu vesileyle

ilgili yerlerin evvelini sonunu Risalelerden kontrol ederken ilginc

noktalari gordum... Hassaten, ikinci alintinizin Muhakemat ucuncu makalede, yani Unsur'u Akide'de gectigini hatirlatirim.

Hatta,

Uc yazidir cizmeye calistigim resmin Ustad tarafindan cok sade ve net bir sekilde cizildigini gordum, eger ki bana biraz zaman verirseniz, cizdigim metodolojinin nerdeyse aynisinin ustad tarafindan cizildigini gosterecegim, sahsen bunu cok garipsemedim, cunku Nur'lari okumalarimin sonucu olarak sunuyordum dusuncelerimi. Sayenizde direkt referans verebilecegim noktalar bulmus oldum... Eger ki ilgili yerin tamamini birbirleriyle olan iliskilerini gozeterek okursaniz ne demek istedigimi anlayacaksinizdir...

Bununla birlikte, sanmayiniz ki ben inadina bir dusunceyi savunuyorum,

bilakis sizin gibi anlamaya calisiyorum...

Selametle...

25Ustad farki, 17.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Bediuzzaman Hz.leri oyle bir kaynak ki, insan O'nun dehasi, usulu ve meseleleri sunusu karsisinda kucuk dilini yutuyor...

Elhak, ben insanin maymundan geldigine inaniyor degilim(bunu soylemek zorunda olusum ilginc), evrim hakkinda laf soyleyecek de degilim... Amma linkini verdigim yazida vurgulanan nokta salt evrimi karsiniza laf alip inancinizi evrimin olusuna yada olmayisina baglamayin idi...

Simdi siz bana soyleyin, Ustad risalelerin hicbir yerinde direkt evrimi muhatap alip bir seyler soylemis midir? Sahsen ben bilmiyorum...

Bu demek degil ki Ustad evrimin olabilecegini dusunuyordu... Bunu soyle okumak lazim, Ustad Hz.'leri koskoca meseleleri kucuk seylere baglamiyordu...

Yazidaki evrim tartismasini da bu gozle gormek lazim...

Alev Alatli'nin bir sozu vardi bir kitabinin basina koydugu, manidardir, cunku zaman zaman o hataya dusmek kabil olabiliyor. Yazar ile okurun ronazansi iyi kurmalari lazim...

"Parmagima degil isaret ettigime bakiniz"

Eliacik Beyin isaret ettigi yere bakiniz yani ki...

24iskalanmamasi gereken bir yazi, 16.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Nette dolasirken rastladigim bir yazi: Islam'in Yalnizlari

"http://www.haber10.com/makale/9878/"

Yazi cok yeni, 1 Ocak 2008 tarihli, isin acikcasi dusundugum seylerle tipatip ortusen bir yaziyi ilk defa goruyorum(hos, karakalem haricinde duzenli takip ettigim baska bir kaynak olmayinca normal karsilanabilir):

ozellikle son kismi ilginize sunulur:

23muzakere mevzuu ile alakali bir not, 16.01.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Her ne kadar onemi itibariyle bir yorumun otesinde sayfalar dolusu bir yazi olmayi haketse de baska zamana birakip simdilik kisaca fehimlerinizde bir tat birakmak ve kendim icin hatirimda kalsin maksadiyla:

Bir onceki yaziya gelen Salih Buyukyazici beyin sebepler ile ilgili alintilara bir not duserek baslayayim: Cogumuz zannediyoruz ki sebepler hususunda getirilen bu yaklasimlar cooook yeni, ve sadece biz musluman, daha ozelinde Risale-i nur talebeleri bu yaklasimlara asinayiz...

Ne yazik ki bu bir zandir, ilim dunyasinin son tahlilde geldigi nokta aynen Salih Buyukyazici beyin alintilarindaki gibidir, yani biz muminler zannediyoruz ki bunlar Kur'an'in isiginda okudugumuz sadece bizim okuyabildigimiz notlar... Hayir...(Elbette bunu delillendirmem gerekiyor, ama simdilik baska bir yaziya birakiyoruz)

Ki nitekim, Salih Beyin de soyledigi uzere materyalistlere karsi siralanmis o alintilar materyalizmin catir catir coktugu bir zaman diliminde ilim ehlinin de agzinda benzer bir sekilde dolasiyor benzeri sozler... Tek fark Allah'in varligini hesaba katmiyor onlarin soylemleri.

Pekala, bu kotu bir sey mi? Yahut burada yine bir yenilgimiz mi soz konusu?

Yine hayir, cunku bu Risale-i Nurlarin bir kerametidir, cunku bati ilim dunyasinin yuzyillar sonunda emekleye emekleye vardigi noktaya biz hamdolsun Risale'ler sayesinde bir cirpida ciktik... Evet, Risale'ler bu dunyaya aittir, ilim dunyasina konusmaktadir, bu manada soylediklerinde fevkaladelik yok, ve fakat rakiplerimizle aramizdaki en az 300 asirlik bir ilim farkini bir anda kapattigi icin, ve bunu her seviyeden muhatabina yaptirdigi icin bir fevkaladeligi soz konusudur...

Yeni bir sey soylemiyor olmamiz yine kotu degil, cunku biz anladigimiz seyler itibariyle Bati ilmini anlayabilir ve dahasi Batinin anlayamadiklarini da aciklayabiliriz... Cunku ilim dunyasi da benzeri seyleri soyluyor...

Tarihin hicbir diliminde, ki buna Imam Gazzali'lerin devri de dahil, bizler son noktayi soyleme hususunda meseleye bu kadar yaklasmamistik... Allah afakta ve enfuste ayetlerini gosterecek insallah...

Ayhan Bey, sebepler ile ilgili bir onceki yazidaki Salih Beyin alintilarinin manasi uzerine dusunelim:

Kisaca diyorsunuz ki "Geçmişte Ay'a çıkıldığına inanıyorum” veya çoğu insan “yerçekimi (kütleçekimi)' diye bir kuvvetin var olduğuna ve bu görünmez – depolanmaz kuvvetin kütlelerden kaynaklandığına inanır (çünkü “kütleçekimi”nin ispatı, taşların yere düşmesine bakılarak yapılamaz.)”"

Dolayisiyla bilimsel anlamda inanma fiili bilim adamlari tarafindan yapiliyor, benzer sekilde inanma eylemi dini meselelerde dahi mesrudur... Halbuki sebeplerle ilgili alintilarinda gosterdigi uzere Bilimsel anlamda inaniyoruz dediginiz seylere inanilmiyor, inanilsa bile gulup geciliyor, bir hakikat verilmiyor... Iste bu sebepten dolayi, sizin kurdugunuz iliskiye benzer bir iliskiyi kuran Agnostik tam da orada bilimsel inanmaya gulup gectigi gibi dinsel inanmaya da gulup geciyor... Yani sizin icin delil hukmunu alan bir mesele anlatmaya calistiginiz muhatabiniz icin hicbir sey ifade etmiyor... Dahasi tam da sizin durdugunuz nokta Agnostiklerin inanmaktan vazgectikleri nokta oluyor...

Yazilarim ve yorumlarimla agnostiklerin zihin yapilarina ve nasil dusunduklerine dair acilimlar yapmaya calisiyorum, insallah ben de yanlis dusunuyor ve yanlis soylemiyorumdur...

ONEMLI NOT: Vallahi su ana kadar yazdigim meselelerde ben de bir talebeyim, eger ki yazdiklarimda bir hata gorulurse tavzih ve tashihini rica ediyorum...

Selametle...

22kisisel bir yorum, 16.01.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey kardesim, Allah sa'yinizi meskur etsin, tefekkurunuzun sihhatini elestirmiyorum, ki haddime de degil zaten. Sayfanizi incelemistim, gercekten degerli bulmustum...

Bununla birlikte genel manada ehli tefekkurun soylemini yeniden insaa etmesi gerekiyor, bu noktada en ehil kalemlerin yazilarinda bile bu soylem insaasi ihtiyaci kendini gosteriyor. Ve madem bu ise profesyonel manada girismissiniz, bu noktada bilgi felsefesiyle ilgili literaturu karistirmanizi ve Amerika'yi bastan kesfetmeye calismamanizi tavsiye ederim.

Yazdigim meseleler kendi acimdan net olsa da bunu acik ve net ortaya koyabilmem ve okuyanlarin zihninde kabul gorebilmesi icin ornekler uzerinden gitmem gerekiyor... Herbir ornek/yazi sonunda meramimi anlatabilmeye bir adim daha yaklasmis olursam kendimi mutlu sayacagim...

Yorumda yazdiklarinizlaa ilgili ise bir tashih yapayim bir sonraki yorumda:

Zannediyorum, yazdiklarimi en iyi anlayan Muhammed Enes Bey. Bunu yaptigi takdirlerden degil su enfes cumlelerinden anliyorum:

"Ne denilirse denilsin, insan kendini, aklın kullanıldığı bir sahada (mesela konuşmalarında ve yazılarında) aşamaz. Aşamayacağı için de kuyruğunu kovalayan kedi misali her her ontoloji çabası bir epistemoloji olarak kalacaktır. İnsan kendi zihnine mahkumdur. "Kendini aşıp dışardan bakmak" mümkünse de bu iddianın bulunduğu zemini tasavvufta görürsünüz, şöyle meydan-ı akliyyat da değil. "

Herkes varligi ayni yerden seyretmek zorunda degildir, ama hamdolsun ki en azindan varliga benim baktigim yerden bakan bir baskasina rastlamis bulunuyorum. Nitekim yazdiklarimda bir parilti sezmesinin tek sebebi yazdiklarimin zaten onun icin bir anlam ifade ediyor olusu...

Eger ki bu cepheden varliga dair bir tefekkur acabilirsem karakalem okurlarina, ve ehli kalemin dilini yeniden insaa etmesi gerekliligini gosterebilirsem, pozitif bir faydamiz dokunmus olur...

Faydamiz dokunmasa dahi olur, hic degilse bizim zevkimizle zevklenen baskalari da varmis... O bile yeter:)

Son olarak Muhammed Enes bey merak etmis: "varoluşun bilgiye imkan veren şey olduğu tezi alan olarak neyin konusudur", Vallahi ben de tam olarak bilemiyorum, ama bildigim soyle bir sey var:

Eger ki birseyler biliniyorsa ve eger ki birseylerin bilinebilecegine dair bir umudum varsa bunun tek sebebi VAHIY'in insanlik alemini nurlandirmis olmasidir.

Ne ilginc degil mi yazdiklarimi halen "doğru matematik-dil mantığı kullanılsa herkes iman etmek zorunda kalır" seklinde okuyanlara ragmen ben vahyi bilgi kaynagi olarak okumanin otesinde bilmeye imkan veren tek sey olarak okuyorum... Salih Buyukyazici Beyin Delail'i Nasil Okumali yazisina getirdigi yorumdaki gibi yani...

Kisa bir not, baska bir yazi konusu:

Ehli tefekkur bilgiyi nasil bilebiliriz diye sorup, vahyi bilgi kaynagi olarak nitelendiriyor, bu dahi hatali bir yaklasim. Ki benim vahye yaklasimim bilmek mumkunse bunun vahiyle olacagi seklinde olmasina ragmen vahyi bilgi kaynagi olarak gormuyorum. Her neyse uzerinde tartisilmasi gereken cooook sey var...

21tesekkur, 12.01.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Eger yazdigim yazidan Ali Yilmaz Beyin alintiladiklari seylerin tersi anlasiliyorsa, kendisine tashihi icin tesekkur ediyorum...

Descartes ve Imam Gazzali'yi birebir karsilastirmadigim gibi yazida bunun imasi bile gecmemisti, sadece eger isim konacaksa diye baslayan bir cumlem var.

Ayrica kartezyen itikadin kendisini Imam Gazzali'ye vermedim, kendisini anlayamayan takipcilerine verdim.

Abdulhakim Murat'tan alintiladiginiz uzere ve kendisinin de ifadesiyle en genel karsilastirma: `Bu, genel bir karşılaştırmayla şu şekilde tasvir edilebilir: Müslüman düşünürler Varlıktan yola çıkmışlarken, Hıristiyan düşünürler işe Akılla başlamışlardı.` ben ise bunu basit olmasina ragmen soyle ifade ettim:

"İmam Gazzâlî vahiy için ayırdı, ...". ve "Descartes akıl için ayırdı...."

Son tahlilde benim maksadim kartezyen dusuncenin ve Imam'in fikirlerinin analizini yapmak degildi, yanlis olmadan basit analojiler yaptim evet... Yine de o derinlikleri basit cumlelerim kaldiramamis olabilir, cunku cok kolay degil kabul ediyorum... Ama yine de korktugunuz kadar vahim gorunmuyor, en azindan sunu soyleyebilirim alintiladiginiz herseyde hemfikirim, yazimi yazarken de farkli bir sey dusunerek yazmadim...

Dolayisiyla yazida incelenen asil konuya odaklanmakta fayda var...

Selametle...

20cok ACABA var ama biz farkinda miyiz?, 09.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey, izan ve anlayisiniz icin tesekkur ediyorum.

Gurcan Beyin sorgulamasinı ehli imanın çoğunun bir itirazı şeklinde okuduğum için cevap verme zorunluluğu hissediyorum. Vereceğim cevap İmam Gazali'nin metodolojisine dair de olacağı için konu bütünlüğünü korumuş olacağım.

Ayhan Beyin sorusunu da düşününce inşallah bu Cumartesi kapsamlı bir analiz yapma niyetindeyim.

Zero-Knowledge proof'u yine erteliyoruz, ama eminim ki duyduğunuz zaman çok seveceğiniz, zihnen çok zevk alacağınız bir şey olacak:)

19farkli gozle okumak, 07.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Ayhan Bey eger ki "Herşeyi Allah(c.c) yarattı ise Allah(c.c)’ı kim yarattı?” sorusunun mesruiyetine hukmetmis olsaydim, ve bu sorunun cevabini "sebepler silsilesinin sonsuza kadar gitmesiyle ilintilemis olsaydim" yorumlariniz uzere bir yerlerde yanlis yapiyor olabilirdim...

Ama soylediklerinizle hemfikirim, hem belki benim olusturdugum bir kafa karisikligini izale etmesi acisindan yorumlariniza da mutesekkirim.

Sadece bir kac kucuk nokta :

"Rabbimiz aynı zamanda “zihinsel bir gerçek, hakikattir”. " cumlesi biraz garip olmus, ilah kavraminin zihinsel bir gercekligi olabilir, ama mevcud olmasi itibariyle Allah'a zihinsel bir gerceklik izafe etmek mevcudati yok saymak demek bile olabilir... Allah'in varligini matematikteki gibi ispatlayabilirim demek icin bu sekilde terkipler kurmamali...

Bir de matematigi 1+1 =2 ye indirgemeniz matematigi kucumsemek oluyor... Kaldi ki 1+1 = 2 'yi formal egitim almamis bes yasindaki bir cocuk bile biliyor... Ilgilendiginiz metrikler cogaldikca matematik onlara da cevap vermeye calisir, mesela renk ve hacimi de isin icine katarsaniz matematik 1'i yeniden tanimlar:) Neyse garip bir ornek oldu, ama inanmiyorsaniz doktora tezlerine falan bakin, genellikle rakam bile goremezsiniz...

Web sayfanizi inceledim, Allah zihninizi acsin, guzel sorulara guzel cevap vermeye calisiyorsunuz...

Daha faydali olabilmek icin birbirlerimizin heybesindekileri tenkit odakli incelememek lazim, bilakis meseleleri daha iyi anlayabilmek icin birbirimizin meselelere nasil bir bakis acisina sahip oldugunu yakalamaliyiz.

Ki iki yazidir ehli tefekkurun ayni ortak zeminde iki farkli gerceklik duzlemine ait problemi tartismamasi gerektigine isaret etmeye calisiyorum... Belki de bu en cok sizin dikkat etmeniz gereken seydir, cunku derin konular hakkinda bir web sayfasi hazirliyorsunuz... mesela :

"Matematigin teorisi ile kainat birebir ortusmuyor" gibi bir cumle nereden bakarsaniz bakin yanlis bir cumle. Fizik-matematik kainati modellemeye calisir, eger bir modelden daha iyisini bulursa hemen onu kullanmaya baslar, ama genellikle mumkun olabilecek en iyi durumdadirlar. Birebir ortusmesini ise hicbir matematikci ve fizikci ummaz zaten...

18sebepler silsilesi, 06.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Yunus Eser kardesim:

"sebepler zincirinin sonsuza gidebilmesi, herbirinin arasinda gecen sonlu zamanlarin terakum edip sonsuz bir zaman gecmesi manasina gelecek "

cumlesine katilmiyorum. Bunu baskasi dese anlarim ama sen deyince isin acikcasi sasirdim. Sonsuz tane sonlu zaman terakum edip yine sonlu bir zaman gecmis olabilir, degil aklen matematiksel olarak bile mumkundur.

1 + 1/2 + 1/4 + 1/8 + ....

seklinde sonsuza giden seriyi dusununuz, sonsuz sayinin toplami sadece 2 ediyor...

Ikincisi, yorumunuz yazimda belirttigim hata ile malul: yani ki "Sebepler silsilesinin sonsuza gidip gitmemesi meselesini Allah(c.c) varligina olan inancinizla karistirmissiniz", hatta oyle ki sebeplerin sonsuza gidemeyecegini gostermek icin Allah(c.c)'in tek oldugu inancindan yola cikiyorsunuz. Iste bu ehli tefekkurun dusmemesi gereken bir vartadir...

"Maddeye bagli olan esbab silsilesi mananin kayyimi olamayacagindan teselsul yine muhaldir" cumlenizi anlayamadim... Ama anladigim kadariyla sadece bir zan olarak okuyorum yazdiginizi, neden muhal olsun?

Selametle.

17Gazali'nin metodolojisi, 06.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Evvela yazinin biraz muglak oldugunu, dusuk cumleler icerdigini ve cok seyi bir anda ifade etmeye calistigini ben de farkediyorum. Bu kadar kapsamli yazi yazmaya yeni baslamis birisi olarak herkesten ozur dilerim...

Genel hatlariyla Gurcan kardesin 6 nolu mesajinda belirttigi gibi, Imam Gazali bir cok yonden(ki Gurcan'in mesajindaki vahdaniyet ornegi sadece birisi, sebepler ornegi yine baska bir ornek) filozoflarin akletme'ye yukledikleri fonksiyonu yoketmeye cabaliyor. Ehli dine hakim olan aklin rutbesini tenzil etme gibi bir sakat anlayis Gazali'nin kendisinden degil ama ondan fazla kralcilik yapanlardan kalma bir anlayis.

Bugun bile Gazali'nin yazdigi koca eserlerden basit sonuclar cikarma hastaligina tutulmusuz. Kadimi kesfetmeye yoneldigimizde ise karsilastigimiz dusunceler karsisinda sasiriveriyoruz.

Gazali'den aktardigim bu ornek kime soylenmis, hangi kontekste soylenmis, bunlar yeterince acik zannediyorum. yeniden tekrarlamam gerekirse filozoflarin akil yurutmelerine karsi soylenmis, ve aklin herseyi aciklayamayacagi kontekstinde serdedilmis... Buna ragmen o devrin anlayisi degil bir makale onlarca makaleyle sunulsa yeridir, benim gucum ise ona yetmez zaten.

Referans vermem gerekirse eger:

Amerika'da kaynaklara yakin degilim, yakin olsam bile uzmanlik alanimla yakindan uzaktan alakasi yok bu mevzunun. Sadece extra vakit harcayarak okuduklarimdan matematiksel bir kavram topolojisi cizebiliyorum kafamda, sonra iliskileri birbiri cinsinden ifade etmeye calisiyorum.

Ilgili bahsi esas itibariyle Ahmed Arslan'in Ibn-i Haldun adli eserinde okumustum. Ahmed Arslan'in da kullandigi asil referans ise Mubahat Turker'in "Üç Tehafüt Bakımından Felsefe ve Din Münasebeti" adli eseri.

Bu eserin ciddiyeti hususunda ise http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2001/nisan/07/dcundioglu.html yazisini referans gosterebilirim.

Amma derseniz ki su aleme bir dalalim, cok basarili olamayabilirsiniz, Ducane Cundioglu'nun deyisiyle

"İmam'ın fikirlerinin muhtevasını ihata edemediğimiz, bu gidişle de edemeyeceğimiz muhakkak... Bari adam gibi eserlerinin bir listesini hazırlayabilsek!? "

16bir kac kucuk izah, 05.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Daha once yazarlarin kendi yazilarinin altina yorum yazdiklarini ben dahi gormemistim:) Ama maksat muzakere oldugu icin interaktif bir sohbetin daha yararli olacagina inaniyorum.

Ilk yazida da benzeri kaygilari gutsem de bu yaziyi yazarken daha fazla korkarak yazmistim, herhangi bir kafa karisikligina sebebiyet vermek istemiyorum. Herseyin en dogrusunu Allah(c.c) bilir, ama meseleleri camiiyetiyle kavramak istiyorsak, ilme taalluk eden konulari acik bir zihinle muzakere etmek zorundayiz...

Evvela "bir koy muhtarsiz olmaz" akli bir dogru degil. Kaldi ki oyle olsa akil insanlar tek bir ilah'a inanmaya baslarlardi... Ateizmin yerine agnostisizm yerlesmezdi.

Saniyen hem gaybi bir meseleyi sehadet alemine getiremezsiniz diyorsunuz, hem de sehadet alemine ait meselelerle inanc alfabesini olusturuyorsunuz...

Salisen ve en onemlisi:

Haydi bunlar salt benim dusuncem olsa bu kadar kesin konusmazdim. Yazida acikca yazmaktan cekinmistim ama Imam-i Gazali'nin kendisi filozoflari elestirdigi Tehafut'unde iki ilahin olmasini aklen mumkun olarak ifade ediyor..

Iste bu yuzden yazida israrla iki farkli gerceklik alemine ait olan problemleri ayni ortak zeminde tartismanin cok cihetlerle hatasini gostermeye calismistim...

Meselenin kendi dunyamda tam olarak cozuldugunu iddia edemem, velakin cok ehli iman gibi cozmem gereken meselelerin uzerini de ortmuyorum...

Son olarak bu meseleyi kaleme alirken Asrin Getirdigi Tereddutler'deki Sebepler sorusuna Hocaefendi'nin getirdigi cevabi okumustum. Hocaefendi'nin belki bir sayfa boyunca evvela bu tur sorularla suphe ekildiginden bahsettigini gordum. Yani bu soruya cevap verirken Hocaefendi sebepler serisi sonsuza kadar gitmez kesin yargisini vermiyor, ve fakat insanlarin zihinlerindeki vehimleri supurecek kesinlikte konusuyor... Iste bu ikisinin denge halini gozetebilen nadir insanlardan birisi Hocaefendi. ve yazilarinda, cevaplarinda, konusmalarinda bunu gorebiliyorum...

Benim yapmaya calistigim ise ilk yazimda bahsettigim uzere ilmen donuklasmis, duraganlasmis, kaliplasmis ve dolayisiyla hakikatlere kelepce hukmunu almis bilgilerimizi biraz yerinden oynatmak...

Selametle...

15mail grubu, 02.01.2008 | Delail’i Nasıl Okumalı?, Serdar Pehlivanoğlu

Grup herkese acik oldugu icin adresi eklemis olayim:

http://groups.yahoo.com/group/karakalem/

Selametle...

14hatirlatma icin tesekkurler, 08.12.2007 | Tecrübe ile hamiyeti buluşturmak, Metin Karabaşoğlu

Ustad'in bu enfes yaklasimini hatirlattiginiz icin tesekkurler...

Ne diyelim Rabbim, bu dortluye sahip olanlarimizin sayisini arttirsin, onlarinda kafa kafaya verip benim gibi eksikligi olanlari sevk edebilmelerine izin versin...

Belki de bir baska ihtiyacimiz olan sey budur, cunku ne yazik ki bircok sebebe binaen bu dortluyu birlestirebilenler hep az olacaktir... dolayisiyla onlarin kifayet edebilmelerinin bir sarti da kaynaklari(hele ki insanlari) maximum verim alabilecek sekilde kullanabilmek olsa gerek...

13nefsi sahit insanin, 29.08.2007 | İdam-ı ebedî, daimî haps-i münferid..., Metin Karabaşoğlu

Allah razi olsun...

O kismi okuyunca benzeri bir seyi hissetmekle beraber ismini bu sekilde koyamamistim...

Yas ilerledikce hak olduguna inandigim seylerle arama cesitli kisveler, namlar adi altinda perdeler girmeye basladikca bu hakikati hissediyordum....

Sonra kendi nefsimle beraber nefislere baktigimda, tam da zamanin ruhuna uygun yasayan insanlar mezkur yazidaki ucuncu sik cezaya en munasip gurup olarak cikiyorlar...

Belki de ucuncu sikkin sinirlarini sadece "aklı ve kalbi içten içe “Lâ ilâhe illallah” diyen, ama dilinden “Eşhedü en lâ ilâhe illallah” tasdiki ve şehadeti çıkmayan insanlar" olarak cizmektense, dilleriyle tasdik etse bile gurul gurul haykiramayanlari cennetin sakli guzelliklerine ulasamama gibi nisbi bir cezalari bile olsa gerek...

12sloganlar, sloganlar, 27.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Bakiniz fikirlerin yerlerini sloganlarin aldigina dair dusuncemi destekleyen argumanlar devam ediyor:

Asagida benim mesajlarim da dahil, Metin abi keske yapmasaniz boyle diyen hicbir arkadas taassupla yazmadi, cemaati kaygilarla hareket etmedi... Kendi fikirlerince yanlis gorduler, ictihatlari farkli yonde idi... Hakliyiz veya haksiziz, ama hicbirimizin uslubu yersiz degildi, hickimse taassupla yazmadi....

Amma velakin,

Yusuf emin Bey ve Hasan Toprak beyler, bir guruhu taassupla sucladi... Simdi fikir beyan ederek buraya yorum yazanlar taassup etmediyse suclanan burada yazanlarin haricinde... Mesela yine yorum yazmis olanlar olabilir baska yazi altina veya baska zaman diliminde... veya suclananlar bu siteyi takip etmeyenler arasinda... Onemli degil, onemli olan su an bayraklasmis bir 'taassup' kelimesi arkasindan yurutulen su ana dair, ve su anki muhataplara yoneltilen cumleler...

Hayir efendim, benim bildigim fikir adabina bu yakismaz, tartisma boyle olmaz... Bu sloganlarla fikredilmesidir...

Ehlinin dikkatine:

Halka acilmis bir dusuncenin sahipleri, kavramlastirdiklari kelimelerinin, islek bir yol haline getirdikleri teorilerinin yanlis kullanimlarindan dahi sorumludurlar...

11cok uzgunum, 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Gercekten cok uzgunum, cunku israrla kacindigim bir sey benim de basima geldi...

Fikri Beyden ozur diliyorum, burayi karsilikli atismalarin yerine getirmek istemem... Mesajimi o amacla dahi yazmamistim... Ama uc seyi tashih etmeliyim yanlis anlasilma olmamasi adina... ve bir mesaj da karakalem yazarlarina...

1. ismi harfi ile hata yaptigimi sonradan fark ettim, bilinc altinin bir hatasi, cunku zaman zaman o kavramlari dusunurken 'ismi harfiyle okumak' in ne demek oldugunu cabalarim ki nitekim mana'i ismi manayi harfi ayrimi tam da ismi harfiyle okumaktan geciyor...

2. karakalem'i astim cumlesini kullanmadim, iki secenekten birisi olarak ifade ettim... bunu yaparken illa ikisinden birinin secilmesi gerektigini hic dusunmemistim...

3. Amborgaya katilmak mi? Oyle bir sey aklimin ucundan bile gecmemisti... boykota destek vermek filan butun bunlar hayalinizde urettiginiz seyler... En hafif tabirle suizan yapmissiniz, hakkim helal olsun...

SON MESAJ, Metin abiye ve karakalem yazarlarina:

Son tahlilde Fikri Beyin samimiyetine inaniyorum, ama gordugunuz gibi bilincalti nasil doluyor, ve insanlar nasil kutuplasmalara ayriliyor... Halbuki Fikri Beyin mesajinda yazdigi seyler aklimin ucundan bile gecmemisti, yaptigi orneklemenin fikren degerinin olmadigini ifade sadedinde karsi cikmistim... Diyebilirsiniz ki hata yaptin, cok kaba idi mesajin. Oyleyse ozur dilerim... Ama soyledigim sozlerin bu kadar farkli sekilde anlasilacagini hic tahmin bile etmemistim...

Yani ki zanlar uzerine artik fikirlerin kurulmus oldugunu musahade etmekteyim, tartismalarin sekli karakalem yazarlarinin istemedigi noktalara varmis...

Metin Abi, isin buralara varmasinda sizin hic sucunuz yok mu?

ve dahasi aklima bir ornek geliyor, hani Ustad emniyet memurunun yaninda Zubeyr agabeye git surayi bombala desem bombalar misin demis. Zubeyr agabey de derhal demis... Ustad donmus memura, gordun mu bu adamlari ben tutuyorum, degil emniyete zarar vermek mealli ornek...

Aslinda bir hakikattir bu, eger ki Nurlarin desturlari olmaz ise bizler yikmaktan yapmaya vakit bulamazdik...

bu ornekten anladigim manayi karakalem ekolune tesmil edeyim: Velev ki tenkit edilecek, elestirilecek, akrepler gosterilecekse bu oyle yapilmalidir ki zaten yapacak olanlara yol gosterilmelidir... Yok yapanlarin zivaneden cikartiyor, bir de ustune ustluk fikirlerin yerine zanlar, kurgular, sloganlar, hayali senaryolar yerlestiriyorsa soylenenler... bu iste bir hata var derim... bakiniz ilgili mesaja, mesele hemen cok populer konulara giriyor 'hosgoru felsefesi, ambargo'... Yani sloganlarla fikrediliyor... hayir burada kesinlikle bir hata var, ve karakalemi takip edenleri bu hataya surukleyen bir sey olmali...

Bence karakalem ekolu simdi baska cemaatlerin yapilarinin muntesiplerini surukledigi hatalarin neler oldugunu dusunmeyi bir tarafa birakip, bu gune kadarki yaptiklarinin kendi okurlarini nasil etkiledigini dusunmeliler... yazmak hele bir de yazarak baskalarini etkilemek nasil bir sorumluluktur eminim ki yazmanin ustadlari biliyorlardir, ama madem kardesin kardese itirazidir bugune kadar dillendirdikleri... Bu da benim kardeslerime hatirlatmam olsun...

Bunlari da Metin agabeye dusunce planinda cok sey borclu birisi olarak yaziyorum, asmak ne kelime keske dizinin dibinde olsam da ders takip etsem...

10Fikri Beye, 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Fikri Bey demogoji denen seyle, hakikati isaret eden bir ornegi allayip budaklandirip farkli bir ornek haline getirmek arasinda bir fark yoktur...

Buyrun orneginizi biraktiginiz yerden ben devam edeyim...

NOT: fikren hicbir deger atfetmiyorum bu satirdan sonra kendi yazdiklarima, sadece ornegin kaldigi yerden devam edeyim... Demogoji yapayim biraz:) Biraz nukteyle karisik olmasi Fikri Beyi uzmez insallah...

Efendim siz herbir celmeyle yikilip, sonra su yangini sondurmekte gec kalmasa idiniz o somine oraya dikilmeden yangini sondururdunuz...

Ve fakat siz somineye anlasilan somineye takmissiniz, efendim anlasilan bu seferki celmeler somineyle lgili geliyor, hmmm kalpaklandiginiz yerden soyle bir kalkin da saga donunuz... Hah iste orada ki firin insaati.... yaaa hoppala nereye gidiyorsunuz firini yikmaya mi?

Efendim durun yahu yanginin asli surada duruyor idi...

Hasili diyecegim o ki kendisine 'hizmet' olarak somineleri, firinlari yikmayi secmis bir anlayis ilelebet yangindan bu sekliyle nemalanmasi mumkun olacaktir...

Cunku hercesit insan mevcuttur su dunya uzerinde... Yanginlari korukleyenlerde, sondurenlerde, somine kuranlarda, yikanlarda, firinlar insaa eden, faydalananlarda....

Yahu soyle kaderi bir bakis acisiyla herseyi gozlemleyip o hemhemeyi ismi harfi ile okumak ne zevkli olsa gerek:)

9celmeler, 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Abi belki de imkansiz bir seyi isteyecegim ama, butun bunlari siz karsida yanan evdekileri kurtarmak icin kosarken size celme takmaya calisanlar olarak yorumlasaniz...

Ve Ustad gibi yapsaniz, hic bahsini bile etmeseniz...

Zor oldugu muhakkak, ama bahsini ettiginiz cemaatin icinde olmak bile benzeri hamliklarla karsi karsiya kalmayi engellemeyebiliyor...

insan ayni insan, ve hepimiz insaniz. Ayni cahillikler olmasa bile bir benzerleri o kadar cok ki...

Dediginiz gibi ne imtihanlarla karsi karsiya kaliniyor... Cemaatin icinde kalip ufacik bir vazifenin ifasi bile bazen cok zor olabiliyor...

Ben isin acikcasi butun bunlarin uzerine karakalem ekolunun bu kadar egilmesini dogru bulmuyorum...

muhakkak bir bildiginiz vardir ve eminim bunlari yazarken bir maslahati gozetiyorsunuzdur.

Velakin, son zamanlardaki 'tenkit' odakli yazilarin cogalmasi karakalem ekolunu tepkisel bir cemaate dogru itiyor... Halbuki bu ekole mensup abilerimizden faydalanacagimiz seyler bunlar olmamali...

Tarih sizi kaydederken varligini ehli dinin hatalarini serdetmeye adamis insanlar olarak kaydetmemeli... Cok samimayene ifade ediyorum ki son zamanlarda yazilan yazilar buna Ekrem Dumanli'ya yapilan cagri da dahil bana bir sey kazandirmadi, varligindan haberdar olmadigim bir hatayi da yeni gormus olmadim... sahsen ben de Ekrem Dumanli'nin bu sekilde davranmissa elestirisini yapabilirim... Hak veriyorum Murat Turker Beye...

Ama bu yapilan cagrinin somut olarak hicbir degerinin olmadigini da bilmenizi isterim... Zaten hata olarak gorenler bir hata daha gordu, hah iste dedi...

Hata olarak gormeyenler bir suru itiraz etti...

Allah askina bir tek kul, bu sekildeki benzeri yazilardan bir tane muspet etki aldi mi?

Neden bu ekol kendini bu sekilde kapatti... Neden bu ekol artik yeni seyler uretemiyor? Evet ne yazik ki ben karakalem ekoluyle ilk tanistigim zamanki hazzi alamiyorum... Sebebi kesinlikle cemaatime laf atiliyor olmasi degil... Ya ben alacagimi aldim, bu ekolun kapasitesi bu kadarmis... veyahut bu ekol kisir seylerle kendisini oldurmeye baslamis... ne yazik ki elestirisini yaptigi cemaatlerin seklini almis, duraganlik oldurmeye baslamis..

Bu mesajimi da bu ekolu seven bir kardesinizden alinmis olarak gorurseniz sevinirim...

Intihar ettiginizin farkinda misiniz?

8neden olmadi acaba?, 29.06.2007 | Utandım, utanıyorum..., Metin Karabaşoğlu

Metin Abi velud kalemiyle hepimizin ilgiyle takip ettigi birisi... Kendisinden aldigimiz ilhamlarin hatirina yine kendisine bir itirazim olacak... Belki genel bir itiraz olarak baslayacak ve sonra yaziya dair sonlanacak.

Gercekten de "ev danasi okuz olmaz" atasozunu animsatacak derecede bu sekilde itirazlar, kurdugunuz cumleleri sekillendirecek kadar "ehli dinin dunyasinda bu yoktur" misali sentezler belki de yasi genc olan bizleri kiriyor, sevkimizi sakatliyor... dahasi sizlerin gecirdiginiz menfi ornekleri yasamadigi halde ister istemez kirici bir uslupla donaniyoruz... Evet, sizlerin yasadiginiz onca olumsuzluklar ki bir kismini burada aktardiniz, belki de bu uslubu gerektiryor, ama bizler cok zaman sizden ogrendigimiz ayni tavri dis kabugunu doldurmayacak kadar kucuk seylerde uygulayabiliyoruz...

Olaylara bakarken kaderi yanlarini gorme meselesini biz sizden ogrendik, halen hatirlarim, "Hava sartlarinin muhalefeti dolayisiyla seminerimizi erteliyoruz" cumlesi yerine "Rabbimizin hava sartlarina muhalefet etmemek icin" cumlesini koyusunuzu...

Simdi olaylari bir de soyle okuyalim, yazdiklarinizda hicbir hata yok... Sunusunuza itirazim var...

1. "Bediüzzaman’ın takipçisi olması gereken bizlerin nutku tutulmuştu işte", evet nutkumuz tutulmustu ama sebebi asagida yorum aktaranlarin zannettigi gibi korkakliktan dolayi degil, bilakis beceremeyisimizdendi, ve anladigim kadariyla siz dahi bunu demek istiyordunuz entellektuel zayifligimiza vurgunuzla... Pekiyi ortalama bir okuyucu yazidiginizdan sizce hangisini anlamistir, ve buna sebep olan sizin yazilariniza yansiyan uslubunuzdaki kirginlik ve kizginlik degil midir?

Pekiyi anlasilamamak sadece anlamayanlarin sucu mudur?

Insallah ozlediginiz entellektuel hareketlilik gerceklesecektir, karakalem ekolu bu yonde bir adimdir, dahasi gelecektir, bu yonde sevke ihtiyacimiz vardir, ve dahi hatalarimizi sefkatle onaran bir abi destegine...

2. Soylenecek cok sey var, ama kader bu sozleri ve dahi "psikolojik açıdan en kararlı ve entellektüel açıdan en sağlam direnci, TESEV gibi, Bilgi Üniv. gibi zeminlerde kök salmış solcu, liberal veya demokrat aydınlar" kalemiyle ifade ettirmis ki sizin dahi velud kaleminize ve dilinize ket vurulmus... Evet, bu en zor surecte dahi risale talebelerine sefkat yakisiyor, cunku o dediginiz direncleri sozleri herkes soyleyebilirken, ellerine siyaset topuzunu ve soylemlerini almaktan ictinap etmemiz gerekiyormus... Kimilerinin baska saiklerle nutku tutulmus, sizinki ise sizce farkli sebeplerden...

Selametle...

7Size bugun kinama yok, 25.04.2007 | Bitmeyen gerilim ne zaman bitecek?, Metin Karabaşoğlu

Uzunca oldu, affinizla...

Hocaefendi, ellerinden gelse haksizliklarinin dupeduz ortaya cikmayacaklarini bilseler Allah'a da peygamberine de kufredecekler demisti de sasirmistim...

Ama son yasananlar gerilimin sebebinin acikca Metin abinin anlattigi sekilde oldugunu soyluyor bir kisim zumre icin(ozellikle bu kisma dikkat)...

Bu dusunceyle biraz da universite mezun grubumuzun(Bilkent CS oldugu nazara alinirsa kozmopolit bir yapi oldugu anlasilir herhalde) dusunce dunyasini kesfetmeye calismistim mail grubunda...

Ve ne yazik bir kismin aciktan aciga yazdiklarindaki tutarsizliklari 2x2=4 katiyyetinde gosterilmesine ragmen sizi muhatap bile almayip "Ben kendim gibi dusunenlerle paylastim" diyebilisini hayretle karsiliyorsunuz, veya acikca basortusunu sindiremeyislerini ifade edisleri...

Bununla birlikte bir kisminin saskin oldugunu gozetledim. kavli leyyin ile anlatilan seyler karsisinda bir ozelestiri yapmanin zamani gelmedi mi sorusuna, bir de ustelik ayni siralari paylasmis basortulu sinif arkadasinin o yillarda yasadiklarini dinleyince, muspet cevap verip, megersem Bilkent demokratikmis ama agzini acincaya kadarmis cumlelerini kurabildiklerini gordum...

Bir kisminin keske daha once birbirimizi cokca tanisaymis ve konussaymis dediklerini de duydum...

Mail grubuna yazarken, yazilarin belkemigini meslegimizin esasi olan sefkati koymustum; ulkem insanin tertemiz mayasini ve ona olan sonsuz guvenimi ifade edisim baskalarini sasirtmisti... Hemen aksi ornekleri siralayana ise cehaletin, ihtilafin ve fakirligin belini buktugu ortalama insandan farkimizin sefkat olmadigi sorusunu sormustum...

SAhsen cok faydalandigim, neden meslegimizin esasinin sefkat oldugunu anladigim bir munazara gerceklesmiti...

Diyecegim o ki, artik kendimizi acikca ifade etmeye basladik zannediyorum, ama soylem tarzimiz korkutucu olabilir... Cunku herkes ayni degil, yillardir korkuyla uyutulan bir halk var... Cekinceleri olan, dahasi senelerdir guclu olup gucunu yitiren bir zumreye Efendimizin dedigi gibi demeliyiz...

Ve sefkati esas alip kusatici bir sekilde insani merkeze alan soylemler...

Vallahi boylesi bir tecrube sonunda Ustad'in ve Nurlarin ehemmiyeti, ve insanligin nasil muhtac olduklari hususundaki yakinim artti desem yalan olmaz...

Megersem o kaynaklardan uzak olanlar kendi ic dunyalarinda hapsolmus ne zulumler yasiyorlarmis... Bizim kaynaklarimiz acik, insan ve alem tasavvuruyla dokunduklari seyler canlaniyor, ihtimal zaten zikreden taslarin Efendimizin elinde asikar bir sekilde yapmasi gibi...

6vakialarin kaynaklari, 01.01.2007 | “Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.”, Levent Bilgi

Busra Hanim, yorumlarinizdaki ezvac-i tahirata dair olan hadiselerin kaynaklarini verebilir misiniz?

Ortalama bir musluman icin itiraz edilecek yanlari barindirdigi icin, bu tur hadiseleri kaynaklariyla sunmakta fayda var diye dusunuyorum...

5, 30.05.2006 | Yalnız adam'a rağmen, sürüden ayrılma zamanını daha çok seviyorum, Levent Bilgi

Ahmet Alisan in mesajini okuduktan sonra ilk cumlesinde ifade ettigi "fikir hurriyeti ile ajitasyonu birbirine karistirma" eyleminin kendi boynuna dolandigini gordum...

Allah askina bu nasil bir yorumdur, itirazini daha fikri bir boyutta surdurebilecekken dupeduz saldırıda bulunmus... Bu paragrafim Ahmet Alisan in mesajina denk oldu, aynen onun gibi fikri boyutta itiraz etmeden bir takim zihni kuruntularla birlikte hakaret ettim...

Ne yapalim nasil yazarsaniz oyle cevap alirsiniz, terbiyemizi takinalim oyle mesajlar yazalim, yoksa ayniyla cevap alirsiniz...

Hamis: Levent Bey in yazisina dair bir yorum yapmadim, katiliyorum katilmiyorum diye de Ahmet Beye itiraz etmiyorum, ama Ahmet Beyin bu kadar savruk ve safsata yuklu bir yorumuna da duyarsiz kalamadim...

4Farkli Seyler soyluyoruz, 16.05.2006 | ‘Siyaset-i Şer’iye’, Ahmet Nazlı

"O halde, Abdülhamid’in şahsını değil, istibdadı tartışmalıyız. Tartışmayı Abdülhamid’in şahsına indirgemek, kolaycılık olur" demissiniz, halbuki mesele bastan asagi Abdulhamit meselesidir, ve biz Murat Beyin de ifade ettigi uzere zaten o devri tartismaktayizdir veyahut farkli bir okuma ihtiyacina dem vurmaktayiz...

Halbuki istibdati tartismak kolayciligia kacmaktir, cunku bu durumda tartisilacak bir mesele kalmaz, Abdulhamit meselesini tartisirken bir anda fikren istibdatin savunulacak kismi yoktur demek bizim yazdiklarimizin altini bosaltmak demektir... Ama Murat Bey in de itirazini ettigi uzere belli bir doneme yonelik yazi yazmis bulunuyoruz.

Insallah yine uzun olacak ama neden farkli okuma ihtiyacimiz olduguna dair bir meseleyi sizin ve bizim cok iyi bildigimiz bir ornek uzerinden aciklamaya calisacagim...

uzun lafin kisasi

1. Abdulhamit devrini okumaktan kacmakla siz kolayciliga kaciyorsunuz, gormezlikten gelmek, Ustad in hata ettim lafini(ki ilk yaziniza itiraz ettigim yorumda Ustad in Kastamonu lahikasindaki ifadelerini hatirlayiniz) duymazliktan gelmek daha kolay geliyor.

2. Tartisilan mecrayi degistiriyorsunuz, yeniden ifade edeyim, eger fikri planda istibdati tartisiyorsak herkes sizinle ayni fikirde olur...

3Farkli Okuma Ihtiyaci, 25.04.2006 | İstibdad’ın Doğrusu Var mı?, Ahmet Nazlı

Belki bir yorumun sinirlarini asti ve fakat affiniza siginarak muzakereye bir katkisi olur umidiyle aktarmis olayim:

Oncelikle boylesi teorik bir tartismadan muhataplarin birbirlerini cok iyi anlamalari gerekiyor zannedersem, aksi takdirde birbirimizi itiraz etmedigimiz noktalarda itham etmis olabiliriz...

Ahmet Bey tartismanin sinirlarini cok sade ve temiz bir sekilde cizmis, taraflarin olasi dusuncelerine acik bir sekilde deginmis, bu durumda yorum yapacak insanlara dusen dikkatli bir nazarla cizilen sinirlar dahilinde dolasmak olmali... Sinir disi bir mudahele ise elbette yapilabilir ve fakat Ahmet beyin yaptigi gibi yeni bir yorum ile sinirlarin yeniden cizimiyle olmalidir, aksi takdirde kimin ne dedigi anlasilmaz.

Benim simdi yapacagim da Ahmet abinin koydugu sablonu destekler mahiyette olsa da bir turlu icime sindiremedigim bir kac noktaya izniyle mudahele edecegim...

1. Evvela asagiya aldigim paragrafa kadar olan kisma sorunsuz bir sekilde katiliyorum:

"S. Nursi kendisini elbette ki tashih edecek ve elbette fikri ve ameli değişimlerini ifade edecektir. Ancak, onda meydana gelen fikri değişimler, yine onun ifadelerinden mesnet bulmalıdır. Yoksa mesela, eğer bizim önce istibdadı meşru gösterme gibi bir önyargımız varsa, Said Nursi yi de bu kanaatimize mesned gösteriyorsak bir yanılgı kaçınılmaz hale gelir. "

Hele ki istibdadi mesru gosterme gibi bir cabanin ise tamamen karsisindayim... Abdulhamit Han Hz. lerinin(ikinci zumredenim demek ki, ama Ahmet beyin yaptigi ikinci zumrenin tanimina da uymayacagimi goreceksiniz) istibdatina dahi istbdat diyor ve hatta mesru gostermenin veya caiz oldugunu savunmanin mantigina inanmiyorum...

2. Hatta Ahmet Beyin "O halde devlet gibi bir kavram için ya da çoğunluğun selameti için istibdad yapılabilir mi yapılamaz mı tartışmasına geçebiliriz?" dedigi kisimda dahi adi her ne icin olursa olsun istibdat yapilamaz diyenler arasinda yer aliyorum... Hz. Omer in fitnecileri cok iyi bildigi halde kendi sehadetiyle sonuclanacak meselelerin onunu almamasi vb. vakialar bu dusuncemin sebepleri arasinda...

3. Ayrica cogunlugun selameti icin istibdat yapilir demenin mahzurlarina inaniyorum... Cunku boylesi bir durumda cogunlugun selameti ni tanimlamak gerekecek... Insani bir tanim yapildiktan sonra ise bu isin onu acilmis demektir, insani tanimlarin hepsi oynanmaya aciktir... Ilahi beyanlar dahi cok farkli sekillerde anlasilabildikten sonra bu tur cogunlugun selameti gibi bir tanim kiminin nazarinda A olur, kiminin nazarinda B ve ardindan cogunlugun selameti icin bas kesen, kafa koyan istibdatlarla karsilasiriz, ilk tanimi yapan ise cok ciddi bir cinayet islenmis olur diyorum..

4. Pekiyi Ahmet beyin yazisinda icime sindiremedigim kisim nedir? Evvela Ustad in fikri degisimlerinde onun ifadelerine bakmaliyiz dese de

"Peki M. Armağan’ı S. Nursinin hata ettiği şeklindeki kanaate sevkeden aşağıdaki ifadede S.Nursi, ne demek istiyordu? ‘II.Abdülhamid’in istibdat yapmadığı’nı mı demek istiyordu? Yoksa ‘O da istibdat yapmış ama, sonradan gelenler ondan beter’ mi yapmış demek istiyordu? " ifadeleri kendisinin soyledigi seyi tam olarak yansitmiyor. Cunku Kastomonu lahikasindan alintilanan yazinin iki paragraf oncesinde Ustad

"Telifinden otuz dört sene sonra, Münazarat namındaki esere baktım. Gördüm ki, Eski Said in o zamandaki inkılâptan ve o muhitten ve tesirat-ı hariciyeden neş et eden bir hâlet-i ruhiyeyle yazdığı bu gibi eserlerinde hatîat var. O kusurat ve hatîatımdan bütün kuvvetimle istiğfar ediyorum ve o hatîattan nedamet ediyorum.

Cenab-ı Hakkın rahmetinden niyazım odur ki, ehl-i imanın meyusiyetlerini izale niyetiyle ettiği hatîat hüsn-ü niyetine bağışlansın, affedilsin. Eski Said in bu gibi eserlerinde iki esas-ı mühim hükmediyor.

O iki esasın hakikatleri vardır. Fakat ehl-i velâyetin keşfiyatı tevilâta ve rüya-yı sadıkanın tevile muhtaç oldukları gibi, o hiss-i kablelvukuun dahi, daha ince tâbirlere lüzumu varken, Eski Said in o hiss-i kablelvukuyla hissettiği ve iki hakikatin tevilsiz,

tâbirsiz bir surette beyanı, kısmen kusurlu ve kısmen hilâf görünüyor." (Alintilanan kisim ikinci hakikat oluyor)

buyuruyorlar... Demek ki Ustad in kendi ifadeleriyle Ustad hata etmistir, ve bundan dolayi pismanlik duyuyor... Yani Ahmet bey hakikatin ustunu biraz ortmus gibi...

5. O halde burada asil sorun Ahmet beyin ifadeleriyle tartisilabilir dedigi "mesru istibdat" var mi sorusu degil, bilakis bu olayi bizim nasil okumamiz gerekliligidir... Veyahut tabiri digerle ustad neden dolayi hata ettim diyor sorusudur...

Ilk yaklasim Abdulhamid istibdat yapmamistir diyenleri sevindirebilir, bu zumre iste Ustad istibdat isnadinda hata etmisti diyebilir... Halbuki Ahmet Beyin hakli itirazlari cercevesinde Ustad boyle demiyor...

6. Muhakkak buradan cikaracagimiz okuma yontemleri ve dersler birden fazladir. Ilkini Mustafa Armagan yapmis, dogrudur yanlistir, Ustad in istibdat elestirisinde muhalefetini sahsiyete baglamamasi erdemi bizim bu olayi okurken cikaracagimiz ilk ders olmali... Ikinci ders ise:

7. "Mesru istibdat var mi" sorusunun yersiz bir soru olduguna inansam da ve hatta buna yonelik cogunlugun selameti kavramlarini tanimlama isini cinayetle ozdeslestirsem de bazi zamanlar vardir ki elhak gerektirebilir... Hatta bazi ozel durumlar vardir ki sizin davranislariniz farkli hal kesbedebilir, maruz gorulebilirsiniz... Yeniden ifade edeyim kesinlikle ve kesinlikle mesru istibdat olabilir diyerek boylesi seylerin tanimina yonelik bir harekete girismesem de nasil ki Peygamber Efendimiz Allah in emriyle Dirar mescidini yiktirmissa demek ki bazi durumlarin adi istibdat olmaktan cikabilir...

8. Bu durumlarin tanimi yapilamaz, ve yapilmamali, her yapma girisimine cok sert bir sekilde karsi cikarim, ama hakiki mumin eninde sonunda gercek istibdat ile istibdat denmemesi gereken durumun ayirdina varabilir... Evet Ustad im beni affetsin, o oyle dedigi icin diyorum yoksa bizim haddimize mi, O nun ifadelerine dayanarak ve gelen rivayetlerin sahih olmasi ihtimaline binaen ve benim kisir fehmimle idrakime binaen Ustad bu farki Yeni Said doneminde goruyor... Ihtimal Eski Said doneminde dahi olayin farkindadir, ama yine kendi ifadeleriyle "O müthiş istibdâdât-ı acîbeye karşı meşruta-i meşruayı bir vasıta-i necat görüyordu. Ve hürriyet-i şer iye, Kur ân ın ahkâmı dairesindeki meşveretle o müthiş musibeti def eder diye düşünüp öylece çalışmış." yani ictihadiyla o minvalde hareket etmis...

9. Ozetle, Hz. Ustad Abdulhamid istibdatini mesru olarak gostermese de 7. maddeye binaen Abdulhamid Han Hz. lerinin masumiyetine hukmetmis olabilir... Masum demese bile bir mumin olarak bir baska muminin mecburen yaptigi bir davranisi istibdat olarak nitelendirmekten pismanlik duymus olabilir, olabilir, olabilir... Ihtimallerin hepsi bir yana Ustad in kendi ifadeleri olayi daha farkli bir sekilde okumamizi gerektiriyordu...

Selametle...

2Kervan yolda duzulur, 24.02.2006 | Geleceğin sansürleri, Metin Karabaşoğlu

Elverir ki kervan sahipleri bilincli olsun, evet kervan yolda duzulur...

Yoksa genis dairede islah-i hal etmis bir cemiyete mi sahibiz yoksa halen islah edilecek bir cemiyetimiz mi var sorularinin cevabini aramaya bir omur yetmez...

Bunlarin sinirlarini kim neye gore ve nasil ciziyor?

Mekke donemi- medine donemi ayrimlarini yapabilecek istidata sahip kac kisi vardir?

Aksiyon ile dusunceyi atbasi goturmenin de her babayigidin harci olmadigini dusunursek bize dusen islah etmeye calismaktir, islah edilmis bir cemiyetin basinda kurumlar acmak degildir...

Hizmet adina veya hizmet icin sirket kurulur mu sorusu abestir, evvelen irsadin manasina zittir, saniyen kainattaki cari kanunlarin hilafina kulac atmaktir...

Dolayisiyla bize dusen var olani dogru yorumlayip, dogruyu isaretleyip ve hatta belki de acil davranma istegimizi gemleyip, tedrici gelismenin ne demek oldugunun da farkindaligiyla hep iyiligi emredip kotulukten sakindirmaktir...

Itirazim acilmasin zihniyetinedir, hele ki kurulur mu sorusunun abesiyetinedir...

Selametle...

1Yanlis anlamaya onlem, 10.10.2005 | Ömer Seyfettin’i affedemiyorum, Metin Karabaşoğlu

Herhangi bir yazida vurgulanan asil noktalar oldugu gibi tali mevzularda mevcut olabilir...

Asil mevzu itibariyle yazinin sonunda dahi rengini belli eden terbiye usulu ve benzeri mulahazalar dusunulurse Metin abinin yazisi ornegiyle beraber ufuk acici ozelligini koruyor...

Fakat tali mevzu itibariyle bir ekleme gelen itirazlar...

Bir onceki mesajima bir tashih niteligi tasisin mesajim. Daha acik olmak gerekirse

Omer Seyfettin acaba cocuk hikayecisi miydi?




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut