Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.655 yazı içinden]

 Mesut C : yorumlar 

22Muvazaa'yı galiba sizler hatırlamıyorsunuz!, 15.03.2008 | ‘Yeni haberler’e dair birkaç not, Editör

Anlaşılamadığım için tekrarlıyorum.

Metin ağabey 19/07/2007 tarihli Muvazaa yazısını ve şimdi ki yukarıda ki yazısını da Yayınevleri konusunda yazmıştır.

Benim şahsi düşüncem arada müthiş bir fikir ayrılığı vardır. Metin Ağabey Sekiz ay önce Yayınevleri konusunda demediğini bırakmadığı konularda şimdi bizim böyle avantajlarımız var diyor. Ve bu halin en acıklı yanı ise maddi sıkıntıların düşüncelerin, sözlerin ve üslubun değişmesine sebep olması. Belki maddi sıkıntılar sebebiyle karakalem'in kitaplarını başka bir yayınevinde bastırması makul karşılanır ama daha 8 ay önce söylediğiniz sözleri ve o ağır ithamları unutur ve bizim de böyle avantajlarımız var diye yazarsanız kusura bakmayın ama siz kusura bakılacak bir çelişkiye düşmüş olursunuz.

Karakalem'e kitaplarını Nesil de bastırması belki bişey kaybettirmeyecek ama asıl kaybettiğimiz dün söylediklerimizi unutup bu gün başka şeyler söylememiz. Yarın siz başka bir konuda gene gelir yine birşeyleri yerer ve çok ağır ithamları kullanırsanız ben şahsen samimiyetinize inanamayacağım. Daha Sekiz ay önce yazdığınız yazınızla ne kadar çelişiyorsunuz.

Ve yazımın yayımlanması, yani sansürlenmemesi için oldukçada sesim kısık yazıyorum. Dilerim bunu da sansürlersiniz !

21Mevsimlik İlkeli Duruşlar, Mevsimlik Duygular gibi midir ? Kendine Özgünüyetin Tarifimidir Bu Hal !?, 12.03.2008 | ‘Yeni haberler’e dair birkaç not, Editör

Aşağıda 19/07/2007 tarihli "Muavaza" isimli yazınızdan bir alıntı yaptım.

Keşke demek hiç ağıza yakışmıyor ama yayınevleri ile alakalı "değişen bakış açınız, üslubunuz ve düşünceleriniz" bir "maddi yetersizlik" sebebi ile değilde, daha iyi yayınevi olma yada kitapları daha çok satma isteği gibi yine daha önce söyledikleriniz ile çelişeceğiniz ama şu anda ki duruşunuza göre "sizi kötünün iyisi bir konumun" sahibi yapacak olan bir düşünüşün bir fikrin ürünü olsaydı keşke! Yada bir "maddi yetersizlik" bizim elimizi kolumuzu bağlıyor olsa bile bir ideoloji oluşumu içerisinde fiillerden vazgeçilirdi belki ama fiiller ile birlikte, fikirlerinden feragat etmek, bakış açınızdan feragat etmek, yada şimdiye kadar kendine özgü bir dik duruşu var dediğimiz karakalemin üslubundan feragat etmesinin Karakalem'in mahiyetiyle alakalı bizi nasıl bir hayal kırıkılığına uğratır ve kelâmın hangi sihri bizi artık avutur?

Ben/ce karakalem'in kitaplarını Nesil'de bastırmasının hiç bir mahsuru yoktur. Ama Karakalem için mahsurları vardı kaç yıldır ki bastırılmadı. Ve bu gün "maddi imkansızlıklar" sebebiyle böyle bir yola gidilmiş. Bu da nisbeten anlaşılır ve anlanır. Lakin kaç yıldır söylediğiniz şarkıyı bu gün değiştirirseniz, yani fiillerin çelişmesi belki imkansızlıklar noktasında nisbeten makul karşılanır ama Karakalem gibi bir yayınevinde söyledikleriniz, söyleyişleriniz ve en basiti aynı konuda bir maddi imkansızlık sebebiyle sadece üslubunuz dahi değişirse bu Karakalem'in kendine özgü olmadığını ve duruşununda artık hiç dik olmadığını gösterir ki yıllardır inandığımız bir düşünüşün aksiyle aynada karşılaşırız.

Çok değil daha sekiz ay önce "nemalanmak" diye tabir edilen hal, bize şimdi artık böyle avantajlarımız var diye anlatılırsa hiç kimse kusura bakmasın ama bu vaka sadece hayal kırıklığı diye nitelendirilmekten, hayal etmekten çekineceğimiz kadar fazlasını ister.

"Muavaza" yazınızdan alıntı;

"Haydi, daha da açık konuşalım: Bu ülkede yayıncılık, yayıncılıktan daha fazlasını da içerir halde yapılıyor. Meselâ, iyi bir roman, iyi olduğu için gazetelerin kültür-sanat sayfasında, televizyon ve radyoların kültür-sanat ve söyleşi programlarında ‘ilkesel’ olarak her hâlükârda tanıtılma imkânı buluyor değil. Bilakis, yazarın veya yayıncının ilişkileri kötü bir romanı çok meşhur hale getirirken, ‘ilişkiselliği’ göremediği için iyi bir roman öylece raflarda kalabiliyor!

Bu ülkede, kültür-sanat alanında bir ‘ideolojik arkadaşlık’tan, bir ‘eşcinseller dayanışması’ndan, bir ‘cemaatî onay mekanizması’ndan, bir ‘çeteleşme’den söz edilir durumda olması, boşuna değil.

Evet, birbirine zıt görünen bu kadar mecrada, garip bir şekilde, ‘ilkeselliği’ beraberce rafa kaldırmış bir ‘ilişkisellik’ kendisini ifşa ediyor.

Görüyoruz; pek çok yayıncı, durum bu deyip, kendisini akıntının içerisine bırakmış durumda. Bu yanlış tablonun düzeltilmesi için çalışılacak yerde, bu yanlıştan nemalanmanın hesapları yapılıyor.

O yüzden de, kesif bir ‘muvazaa’ kokusu ortalığı sarmış durumda. Bir dergi, bir film, bir kitap, bir yayınevi, bir yazar, bir beste, bir belgesel.. üzerine şu gazetede bir söyleşi, bu televizyon kanalında bir program, şu dergide bir tanıtım yazısı gördüğünüzde, “İyi bir eser olmalı ki, tanıtılıyor” diyemiyorsunuz. İdeolojik ortaklıktan etnik kökene, cinsel tercih ortaklığından cemaatî beraberliğe.. bir dizi unsurun bu tanıtımdaki etkisine dair kuşkular doluşuyor zihninize.

Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi. Hâlihazırda, küçük de bir yayınevi. Kitapları, başka birçoklarına göre, daha az yerde bulunabiliyor, daha az tanıtılıyor ve daha az satılıyor.

Bunun, yayıncılık alanında yeni yeni bir kurumsal işleyişe kavuşan genç bir yayınevi olmakla ilgili tarafları elbette var, ve günden güne bu noktada bir adım ilerlemeye gayret ediyoruz.

Ama yine bunun, işte yukarıda sözünü ettiğimiz ‘ilişkiler’ ile de bir ilgisi var. Karakalem, ‘ilkeli’ bir yayınevi olmanın zorunlu bir sonucu olarak, ideolojik yakınlıklar, cemaatî ilişkiler, muvazaalı sözde dostluklar üreterek kendisini ve kitaplarını tanıtma yolunu reddediyor. Doğru ama zor yolu, yanlış ama kolay yola tercih ediyor.

Bu, yayın câmiasında, tanıtım mecralarında dostlarımız olmadığı anlamına gelmiyor elbette.

Ama şükür ki, dostluklarımız içten pazarlıklı, hesabî ve sözde değil.

Şükür ki, “Bir kitap, iyi olduğu için tanıtılmalı; ‘bizim’ olduğu için değil” diyebiliyoruz..."

http://www.karakalem.net/?article=2679

bu yazınızın altında da yorumum vardır !?

20Eğri Yolun /Doğrusu..., 23.02.2008 | Karakalem’den yeni haberler, Editör

Metin ağabeyin yazısında bahsettiği, bu yapalım deyip de yapılamayanlar "karakalem" oluşumu üzerinde hiçte hoş durmuyordu. Misal değinilmemiş ama ramazandan sonra her ay düzenli olarak seminer yapacağız denmişti. Epeydir duyuru falan arıyorum ama Metin ağabeyin yaptığı bir seminerden sonra daha olmadı. Ve gerek dergi konusunda da "mevsimlik" olması konusuna da sevindim. Diğer türlü şimdiye kadar ki duyduklarımız ve yaşadıklarımız arasında ki o inkisara uğratıcı halet giderilmiş olur.

Nesil yayınlarıyla geçmesine sevindim. Nerde basıldığının bir ehemmiyeti yok. Ama tasarımları gene karakalem yaparsa çok sevinecem. Çünkü nesil bu konuda çok zayıf. Ve gene nesil yayınlarından çıkan kitaplar ile de ben şahsen pek ilgilenmiyordum. Bu vesile ilede nesil içerik konusunda da kendisine epey bir güç katmış olur. bu hem nesil hem de karakalem adına son derece hoş olmuş bence.

Ama Metin ağabey, karakalem'in bu zamana kadar kendi yağıyla kavrulduğu için kendine özgü bir duruşu ve yapısı vardı. Dilerim ve ümit ediyorum karakalem yayınlarını bu havuzun içinde kaybetmeyiz. Diğer türlü Nesil yayınları zaten yeterince kitap çıkarıyor ve ben gene ilgilenmiyorum. Dilerim anlanabilirim.

19Ülker Benim Neyim Olur, Sigarada Nesi ?, 31.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

Ticarete bir "din" ve "ideoloji" biçmediğim için açıkçası Metin Ağabey kadar şaşırmadım. Düne kadar "boykot" adı altında ancak ve ancak "ülker" ile avunabiliyorduk. Buyrun onu da kaybettik artık tüm ürünlerimizi kendi elimizde yaparız artık. Evet şimdi hadi "ülker" ide boykot edelim. Yıllarca bu adı geçen markayı ve bunlar gibi bir sürüsünü başka markaları boykot adı altında az zengin etmedik. İnsanların savunduklarının, bildiklerinin yanlış olmasıyla çarpışması elbette şaşkınlık verecektir. Tuhaf bir durum yok ortada...

Sigara mevzuuna dair bişeyler çarptı gözüme ve bende ondan da eksik kalmayayım diye yazıyorum. Sigara ile alakalı geçmişte yaşamış çok büyük zatlardan helal diyen olmuş haram diyen olmuş. Hatta bazıları haram derken bu gün ismini ağzımıza almaya bile layık olmadığımız zatlar sigara içmişler. Şimdi tutar ben Sigara haram dersem bu zatlara karşı nasıl bir edepsizlik etmiş olurum. Sigaraya geçmişte yaşamış zatlardan da haram diyen var şimdi yaşayan zatlardan da haram diyen var. Eskiden de vardı şimdi de var. Ama bu sigarayı haram yapmıyor. Çünkü ortada ortak bir görüş yok. Alimlerin ortak bir görüşü olsaydı olurdu yada zamanın alimleri toplanıp böyle bir hüküm verselerdi gene olurdu ama ne alimlerin ortak bir görüşü var ne de bu zamanda herkes tarafından kabullenen alimler var. Sigara ile ilgili kesin bir hüküm yok çünkü ortak bir görüş yok ama nedir sigara bana haramdır. Ben içmem bu benim için hususidir. Ama bir başkası içer. Ben haram diyemem...

18Zaman Tükenişleri Oynuyor, Sadece İzlemekle Olmuyor..., 21.12.2007 | Zaman değil geçen, Nuriye Çakmak

..bakılan pencereden yeşilin yanmasına 10- 15 sn kalmıştı. Yazar, yukarıdan baktığı pencereden hızlıca karşıya geçen insanları görünce bu koşuşturmaya mana veremiyordu. Elinde sıcak çayı varken, halet-i ruhiyesi ötelerden, bakiden bir ses bir soluk, bir yorum getirmeye çalışıyordu. Lakin bu manasızlığın cevabı karşıya o saniyeciklerde geçemeyen kahramanımızda(bende) saklıydı. Hayat, hayattan ibaret değildi ama kahramanımızın işine yetişmesi gerekiyordu. Zaten oraya gelmek için 3 vasıta değiştirmiş, trafikte afakanlardan çıkmış bir halde hala ayakta durabiliyordu. Durakta kalkmak üzere olan otobüsü kaçırması işine 10 dk geç kalması 1 yılına bedel olabilecek bir nitelikte bir neticeye gebeydi. Yazarımız elinde ki çayı içmiyor ve sadece izliyordu. Dünya keşmekeşi yazarımızın bulunduğu halet-i ruhiye içerisinde artık çok anlamsızlaşmıştı. O arada kahramanımız kalan saniyeleri iple çekiyordu. o kaybedeceği 1 sene, maddi kayıpları ve geçireceği bunalımlar o trafik ışıklarında saklıydı. Otobüs henüz kalkmamıştı. Cadde çok merkezi olduğu için çevrede oldukça çok bina ve yüzlerce "pencere" vardı. Herkes farklı bir pencereden bakıyordu... Yazarımız o aralar tefekkür ediyordu ve etmeliydi.. Başka bir pencereden de telefonla konuşan biri sarkıyordu. Sevgilisiyle konuşuyordu, yarın buluşacaklardı. Kahramanımızsa otobüsüne yetişmişti. Herkesin aklında bir düşünce, elinde bir iş, kendisini ve yaşamını "kendince" anlamlandırıyordu. Yaşamak bir eylemden ibaret değildi. Bir muammayı basit bir mantıkla ifade etmek güçtü ve edilemiyordu. Zamanın getirdiklerinin genelde bedeli zamanın kendisi olduğu için, götürdüklerine nispeten fani bir gözle hiçi teşkil ediyordu. Bakiye nazar eden bir gözle bakma ve yaşama insanın baştan aşağı değişmesini ve yenilenmesini gerektiriyordu. Bakış açısını değiştirmek işte bu kadarlık bir değişikliğin sonucunda olabilen bir şeydi. ..herkes kendi penceresinden bakıyordu. Kahramanımız otobüste ayaktaydı ve artık hayata otobüsün penceresinden bakıyordu…

(başka bir hikayeye geçiyoruz : )

..Seneler geçmişti üzerinden. Sanki bir araba geçmişti üzerinden. Arkasına bakmaya korkuyor, önünü dönünce de ileri bakamıyor ve başı eğik bir şekilde ezilip büzülüyordu. Gözlerinin gördüklerinin ne kadar uzakta ve ne kadar yakında olduğunu kestiremiyordu. Görüyordu ama artık yakın ve uzak kavramı zamanın neresinde olduğunu bilmeyen biri için oldukça muğlak kalmıştı. Ellerinde ki tüm serveti gitmişti. Bir kumar oynamıştı lakin sonucu bilmiyordu. Kazanan kimdi? Evi vardı, arabasıda, bankada birikimleri, yüzüne arada bir bakan bir eşi ve her ne kadar arayıp sormasada 2 tane aslan gibi oğlu ve bir tanede kızı vardı. Zamanın kendisi için geriye bıraktıkları bu kadar(cık)tı. Ve bu müthiş bir azap veriyordu. Çünkü zaman verdiği gibi alıyordu da. Saçları dökülmüştü. Mevsimler den hangisindeydi bilmiyordu ama aylardan eylüldü. Zaman tükenişleri oynuyordu...

17ilgi uyandırıcı, hoş ve bir o kadar da boş bir yazı., 09.12.2007 | “Dindar erkeklerin eşleri, onları “her bakımdan” garanti olarak gördüklerinden dolayı onlara insan gibi davranmıyorlar.”, Levent Bilgi

Aile hayatı'na dair büyük bir soruna el atılmış yazı da ama gerek suçun birilerinin işli/işsiz olmasına bırakılmasıyla, gerekse probleme çözüm sunulmadan konunun bitirilmesiyle de talihsiz bir yazı diyebilirim.

Mütedeyyin ailelerden bahsedilirken sorunun Onların islamı yaşamamaları olarak gösterilmesi bir bakıma doğru ama çözüm bu değil ve olamaz. Çözüm de burada aslında ama çözüm olarak sadece bu söyleniyorsa bu yazı bir edebiyat ürünü olmaktan ileri gidemez.

Kusura bakılmasın ama bu yazıyı okuyunca hani ilişkiler üzerine konuşulan konuşmalar olurya son derece ilgi uyandırıcıdırlar. Ama sadece muhabbeti yapılır ve çözüm olarak diğer tarafın rahatsız edici tavırlarından vazgeçmesi gerektiği sanısına varılır. İşte o kadar ilgi uyandırıcı, hoş ve bir o kadar da boş bir yazı.

16Geride Kalanlar ve Güzel Haberler.., 29.09.2007 | Karakalem’den iyi haberler..., Editör

Doğru ve yanlış, konuya göre ve yine kişiye göre değişebilen kavramlar. Kendi adımıza çok doğru olarak adlettiğimiz bir durum belki yanlışın ta kendisi olabiliyor. Sayın editörümün ilkesel olarak gördüğü duruş şekli benim doğru ve yanlış ikileminden karakalem adına yapacağım tercihte geçtiğimiz dönem için 'yanlış' olan oluyor.

Herşeye rağmen zor bir dönemi atlattık.

Karakalemden çok güzel haberler aldık. Gerek dergi gerek kitaplar ve gerek seminerler... Allah bizi muvaffak kılsın. Selam ve Dua ile..

15SERDAR PEHLİVANOĞLU'NA DAİR.., 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Her cümlenin altına imzamı atıyorum.

14Ne Diyorsunuz Gülelim mi Ağlayalım mı ?, 16.08.2007 | İşimiz gerçekten zor, Metin Karabaşoğlu

Bir insanın takım tutar gibi bir "kutsal" a taraftar olması yada "ölmeye, ölmeye, öldürmeye geldik" gibi bir sloganla bir taraftarlık yapması zaten söze hacet bırakmıyor..

Şahsi konuşmaktan ziyade; eğer bir fikri ve ideojiyi savunmayı düşünüyorsanız önce o seviyede bir ahlak ve edep sahibi olmalısınız ki söyleyecek bişeyleriniz olsun. Ki bahsi mevzu olan cemaate mensub olmak bu kadar ucuz değil.

Savunurken söylediklerinizin savunduklarınıza ait olması lazım. Niye ? Savunma gerekçelerinizin ve cümlelerinizin savunduğunuz fikre ait olması lazım ki o düşünceyi temsil edebilsin. Yoksa halihazırdaki halet kadar bayağı bir hal nasıl olur da tüm cemaatlerden ziyade islamı temsil edebilir...

13HAYDİ BİTİRELİM, 06.08.2007 | Bitirmeyelim; konuşalım!, Metin Karabaşoğlu

İnsan olmanın yakınlarında, hemen kıyılarında doğru ve yanlış insana aynı uzaklıkta bulunur. Seçmek ve zaman zaman doğrulara ve yanlışlara uğramakta biraz insan olmanın kendisindendir. Bizde kimse "mutlak doğru yada mutlak yanlış" tır diyemiyoruz bundan dolayı. Her söyleneni ve her yazılanı bir mihenge vuruyoruz. Vurduğumuz mihenkler de hep bakış açısı gerektirdiği için bir muammanın ortasında kalakalıyoruz. Dinleyenlerden çok, söyleyenler ve yazanlar içinde geçerli bir hal bu. Misal yüz tane tehlikeli makaleler ele alan bir yazarın bir yerlerde yanlış ve hata yapması ve "kusursuz" olamaması insan olmasının bir getirisidir. Yani "kusursuz" ve "yanlışsız" insanlar aramanın anlamsızlığı kadar, bir insanı bir hatasında idama mahkum etmek de, hata yapmanın zaten ta kendisidir.

Bu herkes için böyle Mehmet Kutlular abi için, Metin ağabey için yada benim ve bizim için...

Yukarıda yazanlar her ne kadar doğru olsa da "bence" söylenme şekli, söylenme sayısı ve duyguların bu yazıların içine karışması doğru olma hakkını elinden alabilir.

Daha önce ki yazdıklarım bu konu için bana göre geçerliliği olan eleştrilerdir. Ama haklı bulduğumuz konuda desteklediğimiz gibi, haksız bulduğumuzda da yine söylüyoruz doğru bildiklerimizi..

Benim Metin Ağabeye olan muhabbetimde bir zedelenme olmamıştır. Metin ağabey bu konuda haklı dahi olsa kimse kusursuz değil sonuçta. Kusur banada ait olabilir.

12BİTİRMİYORUZ.. BİTİRMEK MÜMKÜN MÜ ?, 04.08.2007 | Bitirmeyelim; konuşalım!, Metin Karabaşoğlu

"Ne de olsa insanlar susa susa ayrışır, konuşa konuşa anlaşırlar."

değil mi ? Ne kadar masum bir ifade. Bu ifade yazının son cümlesini oluşturuyor. Ama keşke sadece son cümlesini okusaydık bu yazının. Yada sadece son cümlesini yazılsaydı..

Peki neyi konuşmada biz bu kadar ısrarcıyız. Neyi konuşunca buluşacağımızı iddia ediyoruz.Neler konuşuyoruz bi bakalım neymiş bizi buluşturacak olanlar..

Yeni Asya Grubunun siyasi tavrı ardından siyasi başka bir bildiri... Sonra bu grupla aralarında bir haklılık tartışması. Sonra Metin Ağabeyin bu cemaatle ilgili mazisi. Başka, Metin Ağabeyin bu cemaatte gördüğü eksikleri pervasızca ve YERDEN YERE VURAN BİR ÜSLUPLA dile getirmesi..

Hadi buluşalım. Nerde buluşacaksak.

Bir dövüş meydanında mı buluşacaz. Yada siyasi bir partinin altında mı ? Bediüzamanın yolundan ve izini takip ettiğini söyleyen ve her fırsatta Nurcuların nasıl bu hale geldiği hakkında ahkam kesmekten çekinmeyen Sayın Ehl-i Risale nin şu asil duruşunu görebiliyor musunuz ?

Birileri "hain, kendini bilmez.. vs vs" ithamlarında bulundu diye; O cemaati yerden yere vurmak için ve "hain" olmaktan kurtulmak için kaç tane yazı yayınlandı, kaçtane bir bıçak misali cümle savruldu acaba. Risale-i Nurda sebebi böyle dünyevi mevzular olan yada birisinin mazisinde o cemaatle iyi şeyler geçmemesinin O CEMAATİ KARŞISINA BİR DÜŞMAN GİBİ ALIP, EN AĞIR SÖZLERİ SÖYLEYEBİLECEK bir konuma oturtabileceği mi yazıyor ki Ehli Risale Ağabeyimiz böyle bir tutum sergiliyor.

EĞER ÜSTAD KENDİSİNE YAPILAN İFTİRALARI RİSALE-İ NURDA KONU EDİNSEYDİ YADA BÖYLE SİYASİ VE DÜNYEVİ MESELELERİ YAZSAYDI RİSALE-İ NUR BELKİ ALTI BİNSAYFA DEĞİL, ALTIYÜZBİN SAYFA OLURDU VE SADECE KARŞI TARAFLA DÜNYEVİ VE SİYASİ TARTIŞMALARI YAZARDI O NUR ADINI VERDİĞİMİZ ESERLERDE...

Metin Ağabey gibi bir alimin ve hocanın ve risale ehlinin böyle siyasi bir mevzuda, karşı tarafa en ağır eleştrileri söylerken ve bu denli ısrarlı ve ağır sözleri sarfederken bu "dünyevi ve siyasi" tartışmanın bizi bir yerlerde "buluşturacağını" söylemesine ben kendisinin bile inanmadığına inanıyorum. Çünkü Risale-i Nuru çok az okuyan bir insan bile bir cemaate ard arda yayınlanan yazılarla saldırı vari bir üslüp ve yazılarla onları yerden yere vurmayı kabullenemez. Ve ben sırf burdaki bu büyük çelişkiden ve kendi kanaatim samimiyetsizlikten ötürü çok soğudum ve hayal kırıklığına uğradım..

Yine aynı konu. Konuşarak bir yerlerde buluşacağız. Bir defa bu konuşma değil. Herhangi birisiyle bu tarz konuşur ve eleştrirseniz en az neticesi kavga çıkar. Bunlar konuşma deyip, kendisine "hain" falan dendiğini söyleyip, direkt söylemeden asıl hainin, kendini bilmezin ve ne idüğü belirsiz olanların, asıl onlar olduğunu bu yazılarda haykıran sayın Ehli Risale nin konuşarak buluşma iddiası bir kelime oyunundan ve yazınını edebi bir tarzda yazmaktan başka bir amaç taşımadığı kanaatindeyim.

Son dönem ki bu popüler konulara pek ilgi alaka göstermemiştim. Sonuçta Yeni Asya nın yaptığıda yanlıştı. DP ye oy verecez gibi bir edayla açıklama yapmak bir çok açıdan zaten mahsurluydu. Metin ağabey ve diğerleri bu konuda zaten gerekeni fazlasıyla yaptılar. Bende kısmen katılıyordum. En azından yeni asyanın yaptığı yanlışın önüne çok büyük bir sed çekmişlerdi.

Ama sonradan bu konu o kadar uzadı ki ve bu konu hakkında yazılanlar öyle bir ebat ve tema değiştirdiki.. Konu Yeni Asya Grubu yani düşmanımız olan cemaati EN AĞIR İFADELERLE yaralamak ve belki öldürmek olmuştu. Ve beni çileden çıkaran birilerini haklı yada haksız aşağılarken ve aşağıladıktan sonrada biz bir yerlerde buluşacağız herhalde gibi gayri samimi ve yazıların ve şahısların bulundukları konum açısından da çok ahlaki olmayan bir dalga geçişti sanki...

Metin ağabeyin ısrarı üzerine bu konuyu ben bitirmek istemiyorum. Konuşalım, olurya belki denk düşer bir yerlede buluşuruz o grupla. Gerçi buluşursak ne yapacağımızda bir muamma değil aslında. Yazılarla yaptıklarımızı herhalde yumruklarımızla yaparız..

11Konuşacak Konu Kalmadı Değil Mi ?, 03.08.2007 | Bitirmeyelim; konuşalım!, Metin Karabaşoğlu

Şu an sadece hayretler içerisindeyim, başka bişey değil!

Metin ağabey konuşmadaki ısrarınızı anlamak mümkün ama konuşmak için seçtiğiniz konular artık size duyduğum muhabbetin zevali ile netice olacak diye endişe duymuyorumda değil hani..

Yani sanki Risale-i Nur gökten inmişte biz nasıl yorumlayacağımızı bilmiyoruz herkes istediği gibi konuşuyor. Böyle bir hava var anlamak mümkün değil.

Bediüzzaman Hazretlerinin sizin şu anki sergilediğiniz tutum gibi küçük bir davranışı olmuş mudur? Herşey konuşuldu bitti de "sizin başka cemaatlerle olan sorunlarınız" mı kaldı ? Artık müslümanlar imanlı ve günah işlemiyorlar ve sadece sorun olarak sizin bildirinizin sebebi olan cemaat mi kaldı? Hadi konuşalım ama bir cemaatin siyasi bir duruş sergilemesine ZATEN KAÇ DEFA cevap verdiniz. Bu ısrarınız neden? anlamak mümkün değil.

Tamam abi bitirmiyoruz konuşuyoruz. Şu cemaatinde şöyle bir noksanı var onu konuşalım birazda. Biriside şöyle bir hata yapmış onu yazalım onlarca sayfaya.. Evet bitirmiyoruz ve bitirmekde mümkün değil! Başkalarının hatalarını konuşmaksa mevzu zaten artık sadece bu konuyu konuşuruz. Zaten boşuna yazılmış Risale-i Nur bu kadar tenkid edecek mevzu varken ne diye onu okuyalım yada ondan yazalım değil mi ?

Evet BİTİRMİYORUZ ! Yapılan hatalar bitmiyor ve bizde müslüman kardeşlerimizin yaptıkları hataları onların başlarına EN AĞIR kelimelerle vuruyoruz. Böyle de bir dava sahibiyiz işte.

MADEM BİTİRMİYORUZ O ZAMAN DİNLEYİN !

- Bir mevzu anlatılırken bir den bine kadar farklı anlatma şekli vardır. Hem nazik bir tarzda incitmeden söyleyebilirsiniz söyleyeceklerinizi veyahut küçük bir hatada rezil rüsva edebilecek bir nispette ifade edersiniz içinizdekileri. Sizde hiç "kol kırılıp yen içinde kaldı" ğını görmedik zaten sizinde söylediğiniz gibi. Bu da bir erdem olarak telakki ediliyor tarafınızdan. Oysa Üstad siyasi mevzuları konuşup tartışarak bir araya geleceğimizi yazmıyor kitaplarında ve öyle bir hayatta yaşamadı. O daha çok ortak "imani" noktalarda buluşalım dedi ama... Siz siyasi ayrımın doruk noktalara ulaştığı bir mevzuda konuşarak, tartışarak sizin yada bir başkasının ağır ifadeler kullanarak ortak bir noktada buluşacağımızı söylüyorsunuz. Oysaki gerekçelerinizi kaç defa yazmışken hala bu konuda "tartışarak" bir yerlerde buluşacağımızı söylüyorsunuz. Bunu kabullenmek mümkün mü? Biz bu konuları tartışarak bir yerde buluşacaksak bu asla Risale-i Nur ve Kuran değil. Ancak siyasi bir partinin altında buluşuruz. Çünkü ne konu, ne de bu kadar uzatmanızda ki gerekçe Risale-i Nur değil. Lütfen bu tutumunuzu Risale-i Nura vermeyiniz. Kabullenmek mümkün değil !

- Size özgü olan üslubunuzu bir çok yazınızda görebiliyoruz. Bir mevzu birden bine kadar farklı şekilde anlatılabilecekken SİZDEN DİĞER GRUPLARIN VEYA İNSANLARIN HATALARINI EN AĞIR CÜMLELERLE ELEŞTİRMENİZİ OKUYORUZ. Böyle bir yapıcılık ve böyle bir hizmet şekli.. Hataları ve yanlışları söylemek güzel. Ama söylenenler kadar söylenme şeklide önemli sonuçta. BİRİLERİNİN HATALARINI ONLARI REZİL RÜSVA ETMEK İSTER GİBİ BİR ÜSLUPLA YAZMANIZ VE BAZEN O DENLİ ABARTMANIZ ALIŞTIRDI BİZİ ŞU ÜSTTEKİ YAZDIKLARINIZA.

- Üstad zamanında sanki İslami gruplar arasında hiç sorun olmamıştı. Üstada birileri hiç "kendini bilmez’ olduk, ‘ne idüğü belirsiz’ olduk, ‘hain’ olduk, ‘mahşer günü yakamıza yapışılması’nı hakettik," gibi ifadeleri hiç duymamıştı sanki.. Hayır o daha ağır ifadeleri duymuştu. Üstad onlara cevap olarak ne söylemişti. Nasıl söylemişti. Nasıl bir üslup kullanmıştı. Ve söylediklerini "bitirmeyelim" diye ne kadar uzatmıştı. Hayır onun kolu kırılıp yeni içerde çok kalmıştı. O davasını büyük bir başarıyla temsil etmişti. söyledikleriyle, söylemedikleriyle.. ÜSTADIN İZİNDEN GİDEN Kİ BENİM DE ÇOK SEVDİĞİM METİN AĞABEYİN BÖYLE İTHAMLARI DUYUNCA NEDEN BEDİÜZZAMANI YİNE TAKİP ETMEZ BU DA BİR SORU OLARAK KALSIN CEVAPLANAMAMIŞLARDA..

10Okumadım Yazını Abi !, 25.07.2007 | Bir ‘bildiri’nin perde arkası, Metin Karabaşoğlu

Bilmiyorum ama..

Abi Üstad 2. dünya savaşında ve o kısım risalenin yazılmasından 7 sene geçtikten sonra bile o savaşla ilgilenmemesi, merak etmemesi, yazacak ve konuşacak daha önemli şeylerinin olması benim şu son zamanlarda sürekli siyasetle alakalı yayınladığın yazılarla alakalı eleştiri yapmama hak verdiği kanısını taşıyorum. Bilmiyorum çok mu abartıyorum ya da son günlerde "dünya" yı ilgilendiren yazılar mı çok abartılı. Üstad hiç ehemmiyet vermemişken bu kadar ehemmiyet vermek çok fazla değil mi?

Hani bu konularda yazı yayınlamana bişey diyemiyorum. O nispette bir bilgiye ve birikime sahipte değilim. Ama sürekli bu konulara dair bir şeyler söylemek ihtiyacı "büyük dairenin câzibedarlığı" , "küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmet" ifadelerinin bize hatırlattığı ve üstadın dünya savaşı için kullandığı hitabın "mâlâyani ve âfâkî işlerle" kelime grubunun olması bu konuda benim kanaatim biraz abartıya ve gereğinden fazlaya kaçtığımızı söylüyor.

Benim kanaatim böyle, saygıda kusur etmek istemem. Bir yanlışımız yada yanlış anlamamız olduysa kusura bakılmasın.

Muhabbetle..

9Birileri bir yerlerde bir yanlış yapıyor..., 25.07.2007 | Birkaç ‘siyasî’ hatıra..., Metin Karabaşoğlu

Üstadın siyasete karşı olduğunu ama üstadın karşı olduğu siyasetin başka bir siyaset olduğunu ve dinin içinde siyasetin olmassa olmaz olduğunu her fırsatta söylüyoruz.

Şimdi biraz aynaya bakalım. Biz hangi siyasetin meyveleri olan bir tartışmaya giriyoruz. Ya da haklı haksız önemli değil, cemaat içinde ki şu kutuplaşmanın sebebi hangi siyasettir.

Nurcular böyle sebeplerden ötürü parça parça olmuşken ve bizde bunu biliyor ve her fırsatta söylüyorken neden hala körüklüyoruz bu ateşi ?

Yeni Asya grubunun yaptığı bu siyasetin neresine düşüyor. Halk tarafından müsbet olarak bilinen partiler bir tane değilken neden bir tanesini seçiyorda böyle bir kutuplaşmayı başlatıyor. Belki siz sevmeyebilirsiniz belki bende sevmeyebilirim ama Akp de müsbet bir parti olarak biliniyor. DP yi seçmenin sebebi nedir? Hangi İslam şiarını vaadetti size? Niye biz hala bunları konuşuyoruz.

Yıllardır Risale-i Nur okuyoruz. O ağabeylerimizde okuyor ve hepimizde. Ama anlamak mümkün değil o kadar imani hakikat dururken sanki Risale-i Nur bir muhabbet deryası değilmiş gibi, maddi çıkarlar için açılmış bir şirketin çalışanları gibi bir birimize "menfaat" eksenli bir bakış açısıyla bakıyoruz. Çelme takacağımız, arkasından iteceğimiz zamanı bekliyoruz.

Buyrun bir kardeşimden alıntı yaptığım bir cümle ile bitireyim bu sitemimi;

NURCULAR DAVALARINI ANLATMAKTAN, DAVALARINDA Kİ MUHABBETİ UNUTMUŞLAR..

8...nerem düzgün ki ?, 20.07.2007 | Muvazaa, Editör

Hani Metin ağabeyin anlattığı gibi devletin en yüksek kademesinden, yayıncılığa ve daha da aşağı inmek mümkün.. Her tarafta bir eğrilik var. Nerem düzgün diyen devenin misali. Eğriyi düzeltmek, eğrilmekle olmuyor.

Karakalem'le tanışmama internetle çok meşgul olmam sebep oldu. Önce karakalem.net sonra kitapları ve dergiler.. Hani çok sevdiğim yazarların ve kitapların bulunduğu bu yayınevinin şu an bende ayrı bir yeri var.

Bu düzenin kenarına ittiği karakalem'e de "gerçek ücretini" Allah versin. Ümidimiz ve temennimiz bu yönde..

7Ezberi Bozan Bir Yazı, , 20.07.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Nur cemaatlerinin siyasi bir yanı olmamakla birlikte, elbette risale-i nur talebelerininde vatandaşlık hakları olan oy kullanmaya hakları vardır. Metin Abi alacağı tepkileri göze alarak, ülkenin huzur ve sukuneti için kaleme aldığı bu yazı bence büyük bir cesaret ve vatan, millet aşkı gerektirir. Doğru bildiğini çekinmeden söylemesiyle ve "KÖTÜNÜN İYİSİ" tabiriyle adlettiği seçimindede çok haksız değil.

Birşey daha varki o da oyların banko DP ye gitmediğini göstermeniz.. Bence gerek basın açıklamasında ve gerek şu yazınızda son derece ezberi bozan sözler söylediniz. Ve söylenmesi gereken şeylerdi..

6İdeolojilerin Fanatik Mensubları, 25.06.2007 | Yorumlara dair, Editör

Bir ideolojinin mensubu olmakla, bir takım fanatiği gibi taraftar olmak arasında ki farka kurban gidiyor çoğu zaman yazılar... Bir tarafın sloganı atılıyor ve diğer tarafa kalansa sadece hakaret. Fanatikliğin gereği olarak.

Bizi en çok üzen yorumlarsa hiç bir şey okumamış, öğrenmemiş ama herşeyi bilen, vehminde tüm ilimleri tahsil etmiş müslüman kardeşler. Öze inememiş, öğrenerek taraftarlık değil, fanatik olarak mensub olan kişiler..

5Laf dönüp dolaşıp "AŞK" a geliyor., 30.04.2007 | Bitmeyecek Olan, Rabia Nazik Kaya

Aşkı çok farklı yerlede duyuyoruz. Şarkılar anlatıyor bazen aşkı bize, sonra aşkı metada bulmuş olanlarda izliyoruz canlı varlıklardan ziyade, yada sohbette abimiz anlatıyor asıl olması gereken maşuku, kimi zamansa gönülde bir arzu oluyor neyi seveceğini bilmeden pervasızca.. Bazende böyle karakalem'de Rabia Ablamızın yazısında karşılaşıyoruz kendileriyle...

İnsan aşk yaşamaya mahkum ve o nispette yaratılmış.. İçindeki sevgiyi ve adanmışlığı bir 'şey' e vermesi lazım.. 'Şey' çok farklı karşılıklar bulabiliyor gönüllerde.. Kimine göre Para kimine göre Leyla kimine göreyse Mevla..

Hani hep söylüyoruzya insan baki olana aşık olmalı.. Baki olana adamalı hayatını.. Olayın düğümü bence burda! Başka metalara aşık olanların gözü görmüyor, kendi fani aşklarından aşk-ı hakikiyi.. Belki görüyor ama gönül ferman dinlemiyor. Anlatıyorsun anlamıyor yada anlıyorda gönül anlamamazlıktan geliyor.. Sonuçta onlarda aşık değil mi?

Bazen anlıyorlar ve anlıyoruz değersiz bişeye aşık olmuşuz ve adamışız kendimizi.. Yada hidayet kısmet oluyor gönlümüze ve bakiye yöneliyoruz hatamızdan tövbe edercesine..

Hayat yoğun bir sevgiyi bişeylere adama üzerine kurulu.. Bu aşkın seçimine dair bir sınavdayız bizde.. Allah kalbimizi O'nda sabit tutar inş..

4Teoride kolay !, 29.04.2007 | Bitmeyen gerilim ne zaman bitecek?, Metin Karabaşoğlu

Şu aşamadan itibaren düşünecek olursak bu insanlar yada bizim bu insanlara uyan taraflarımız ve sıfatlarımız, bahsi mevzu olan şahıs istediğimiz konumda olsa dahi acaba bu insanlar daha mı farklı olacaklar... Kendisine vehmi bir ilah arayanlar başka bir kılıf bulamayacaklar mı yaptıklarına.. Görünenin arkasında, istemedikleri yaşamı başka bir bahaneyle perdeleyemeyecekler mi?

İnsanların inanmadıkları şeylere tahammül edememesi herhalde fıtri bişey. Çünkü nerdeyse her insanda bu halin bir nevini görüyoruz. Bu hal karşılıklı her iki taraftada var!

Peki bu gerilime çok şey sebepken, islamı siyasi bir oluşum gibi başkalarına gösteriş tarzında yaşayanların hiç mi payı yok... Biz gerçekten vicdani duygulardan ibaret yaşasayadık ve öyle yapsaydık ibadetlerimizi ve teferruatlara bu nazarla baksaydık bu derece ve bu denli bir gerilimle karşı karşıya kalır mıydık acaba?

3yine sınıfta kaldık !, 28.04.2007 | Metin Karabaşoğlu Yazısına Zeyl, Mustafa Oral

Mustafa Bey, benim kanaatim bir öncekinden daha gereksiz bir yazı yazmış. Belki gereksiz denemez ama en azından yapılan yanlışlar giderek büyümüştür..

.. bir yazısında bir şahsı överken bu yazısındada siteye yorum yazanları yermiştir. Kişilere takılı kalmışız.

Bir yazısında bir şahsın nasıl güzel bir Nur Talebesi olduğunu övmüştür ve maalesef şu yazısında da diğer şahısların Nur Talebesi olması konusunda şüphe duymuştur..

Bir yazarın başkalarından şüphe ederek kendini haklı çıkarması ki hak ve hakikat, kime ve neye göreyse artık bu kadar kolay insanları ölçüp biçebilir olmuş..

Bir başkasının ne kadar Nur Talebesi olduğunun bir ölçeri yok elimizde.. İhlastan ziyade ölçer mi var.. Peki biz bunu bilebiliyormuyuz.. E o zaman Metin Ağabeyin yada diğer kardeşlerin hakkında biraz fazla ileri gitmedik mi acaba ?

2Ciddi Hata!, 15.03.2007 | Başka Karakalem var mı?, Editör

O cümlenin üzerine yıkılmayacak kadar ağır bir yükten bahsedenler galiba sadece o cümleyi okumuşlar ki Editöre atıfta bulunarak büyük bir hata yaptığını iddia ediyorlar. Tabii Editöründe ve bizimde bildiğimiz gibi o yazın bir paragraf başlığından ibaret değil.

Dergi aboneliğinin bir imani hizmet olduğu söylendikten bir kaç cümle sonunda bahsi mevzu olan cümlenin konulması bence Editörün bu yazıyı yazma sebebidir. Editörün bu yazıyı başlığa bakarak yazdığını sananlar sadece başlığa bakarak yorum göndermesinler derim. Çünkü haksız yere birilerini haksız etmek kadar vebali vardır mevzuya hakim olmadan yorum yapmanın.Vebal yükleyecem derken vebal altına girmemek için.

Vesselam..

1Oyun aynı Sahne farklı.., 11.03.2007 | Başka Karakalem var mı?, Editör

Ne kadar çok çiçek var demi? Çiçeklerin yetiştiği ne çok bahçe... Editör'ün de dediği gibi varsın çiçek yetişsinde hangi bahçede yetişirse, yeter ki bir çiçek koklayında artık hangi çiçek olursa, elinizde bir çiçek olsunda hangisi hoşunuza giderse...

Kapak rengi farklı bir mecmuada okumak aynı şeyleri yada farklı bir sahnede aynı oyuna seyirci..

Bu ve buna benzer tutumları sergilemek çok zor olsa gerek, çok az gördüğümüz için böyle şeyleri...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut