Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Mezhep Karşıtlığı Problemi
–Abdülhakim Murad

[*4.669 yazı içinden]

 Hasan Demir : yorumlar 

19İbretlik!, 21.12.2006 | Peygamberle görüşmek, Metin Karabaşoğlu

Peygamberimizle istişare ettiğini iddia eden nurcu olmadığını umuyorum.Şayet"Şeyh uçmaz,mürid uçurur" kabilinden liderimiz peygamberimizle görüşüyor bahanesi ile islam dışı işleri meşrulaştıranlar varsa bu yazıda onlar için alınması geren önemli bir ders var.

Ama ben yinede böylesi sözlerin üçüncü şahısların uydurması olmasını umuyorum.

18Bildiğini Okumak, 19.12.2006 | Risâle-i Nur ve tasavvuf: Hak yolda iki şerit, Metin Karabaşoğlu

Yazıyı eleştiren arkadaşlar bazı ezberlerini devam ettirmek istiyorlar.Bunu yaparkende yazıya kaynaklık eden paragrafı gözden kaçırıyorlar.O paragrafın ne anlama geldiğini açıklamadan yapılacak bir itirazın manası olmasa gerek.Çünkü Emirdağ Lahikasından alınan bu paragraf "Zaman tarikat zamanı değildir." ifadesinin niçin söylendiğini,hükmünün sürüp sürmediğini gayet güzel ifade ediyor.İtiraz edecekseniz önce şu paragrafı bir tahlil edin lütfen:

"“... Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatını düşünüp ‘Tarikat zamanı değil, bid’alar mani oluyor’ dedim. Fakat şimdi, sünnet-i Peygamberî dairesinde bütün on iki büyük tarikatın hülâsası olan ve tariklerin en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine, her tarikat ehli kendi tarikatı dairesi gibi görüp girmek lâzım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehl-i tarikatın en günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor; kalbi mağlup olamıyor...”

1.Niçin "Fakat şimdi" diyor?

2.Tarikatınızı bırakın anlamı çıkıyor mu?

3.Risale-i Nur imansızlık cereyanı ile uğraşıyorsa ve tarikat mensupları çabuk dinsizliğe giremiyorsa neden illa tarikatinizi terkedin demeye getiriyorsunuz?

4.Tarikat dairesini terkedin deniyor mu,gerçekten?

5.Başka risalelerde tarikatınızı terkedin mi deniyor,yoksa tarikatinizi ikmal mi edin deniyor?

17Dezenformasyon Süreci, 09.12.2006 | “Onuncu Söz” ile “Beşinci Şua” arasında, Metin Karabaşoğlu

Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız bu konuya temas ediyor ve nurcuların bu konudaki hassasiyetlerini kaybettiklerini söylüyordu.Çalıştığı yerde kasım ayındaki malum günde konuşma yapmak istememiş.Ama bu yüzden nurcu bir arkadaşı kendisine darılmış.Bu örnekten anlaşılıyor ki beşinci şuayı pek ciddiye almıyoruz.

Tabii bunda Cemal Kutay'ın yazdığı kitapla başlayan dezenformasyon sürecinin büyük bir etkisi var.Maalesef bu süreç devam ediyor.Sözümona Bediüzzaman'ı öven bir kısım aydınlar(!) sinsice nurculuğa şekil verme çalışmalarını sürdürüyorlar.

16Eşitlik-Küfüvv müdür?, 29.11.2006 | Aşk ve İktidar, Mustafa Oral

"Aşkın özellikle de evliliğin bir “denklik (küfüv) meselesi olduğunu, “eşitlik” meselesi olmadığını fark edemeyen hemen her kişi aşk üzerinden bir iktidar mücadelesine giriyor."

"Gerek aşkta, gerekse de evlilikte asıl olan iktidar ve eşitlikten ziyade denkliktir. Buna İslam literatüründe küfüv deniliyor. Küfüv (denklik) ise hiçbir zaman günümüzdeki anlamıyla “eşitlik” kavramını karşılamıyor. Eşitlik somut bir durumu ifade ederken, denklik ise eşitlikten öte somut ve soyut durumları dikkate alır. "

Cümlelerinden yazarın kadın ile erkek eşitliğini benimsediği sonucunu çıkarabilmek için iki şeyin bir arada olması lazım:

1.Yazarı çok sevmek

2.Yazarın illa kendi kendi gibi düşünüyor olmasını istemek..

Zaten risale-i nur'un anlaşılmasının önündeki iki büyük engelde bunlar.Demek ki bu engeller sadece risalelerin anlaşılması için geçerli değilmiş.

15Enesini Yanlış İstimal Eden Veli!, 23.10.2006 | Enenin yanlış istimalinin bir sonucu olarak ‘Günümüz Abdülhamitçiliği’, Levent Bilgi

Sultan abdulhamit'in anlattığınız olaydaki fiili gerçekleştirdiği bizce meçhul.Bir bilim adamı olduğunuz için böyle bir olayı anlatırken kaynak göstermenizi beklerdim."miş" ve "mış"ın kaynağı olur mu o da ayrı bir mesele.Kaynak göstermenizi istediğim için kusura bakmayın.Dinimiz haberlerin doğruluğunu sınamamızı emrediyor.Enesini doğru istimal etmeye azmetmiş bir insan olarak zaten aksini yapmaz ve bir sonraki yazınızda kaynağını belirtirsiniz.Buna can_ı gönülden inanıyorum.

Abdulhamit'in veli olmasıyla şu enaniyetin yanlış istimali iddianızı nasıl kaynaştırabiliyorsunuz,onu da anlamak mümkün değil.

Abdulhamit'in istibdadının keyfi bir tutum mu yoksa şartların bir zorlaması mı olduğu meselesini bir aydın olarak düşünmenizi beklerdim.

"Aman kardeşim benim amacım tarih dersi vermek değildi,okuduğunu anlamıyor musun" diyebilirsiniz.Ama doğru şeyleri anlatmak için doğru malzeme kullanmak lazım.Yoksa şartların bazı yanlışlara sürüklediği Abdülhamit'ten farkımız kalmaz.

14Durum Ne Kadar Kötü, 13.10.2006 | TESETTÜRLE İLGİLİ, TESETTÜRSÜZ FİKİRLER, Halil Köprücüoğlu

Durumu kötü olarak algılayışımız gerçekten durumun sandığımız kadar kötü olmasından mı kaynaklanıyor.Yoksa mutlak gerekli olmayan şeyleri mutlaklaştırmamızdan mı kaynaklanıyor?

Mesala ilim farzdır deyip ilim öğrenmek istiyoruz.Peki okula gidip diploma sahibi olmak farz mıdır?Diploma sahibi olup çalışmak mutlaka gerekiyor mu?Kul olduğumuzu hissedebilmemiz elimizdeki belgeye mi bağlı?

Çalışmak farz mı ki çalıştırmıyorlar diye şikayet ediyoruz?

Eğer bunlar mutlaka gerekli şeyler diyorsanız 15 asırdır bu dini kimse anlamamıştır demektir.

Mutlak gerekli olmayan şeyden vazgeçebilmektir mümin olmak..

Mümin hayatından bile mutlak gerekli olmadığı için vazgebilmeli değil mi?Ne yazık ki nice insanın hayatını mutlaklaştırmayıp şehadet şerbetini içerek geçtiği bu dünyada rahatımızın zerresinden bile vazgeçemiyoruz.

Nefsimize ne büyük zulmediyoruz bir bilsek..

13Fiili dua ve Dünyevi maksad, 23.09.2006 | Bediüzzamanın yeni yolunu anlamaya çalışalım, Halil Köprücüoğlu

Kavl-i dua için üstad dünyevi bir amaç kabul etmiyor.Dünyavi ihtiyaçlar duanin maksadi degil,zamani olabilir diyor.

Bu veriden hareketle yazarimiza-gazoz kapagi kadar beyinli biri olarak suçlanmak pahasina- basit bir soru sormak isterim.

Kavl-i duaya yasamak için gerekli olan en temel ihtiyaçlar bile maksat olamazken,fiili duanin ihtiyaçlari dörtten bine çikarmak gibi amaci olabilecegi nasil söylenebilir?

Fiili duaya dünyevi amaçlar koymak onlari hedef alarak çalismak naciz beynime göre dünyevilesmedir.

12Yazarlarimiz okumali, 21.09.2006 | Bir Başka Açıdan Mealcilik, İshak Arslan

Bazi kitaplarin modern zamanlara kadar tercüme edilmemis olmasina içerleyen bazi yazar arkadaslarimizin bu yaziyi okumalari gerekiyor.

11Gölgenin gölgesiyle müteselli olmak, 12.09.2006 | Var olmak, Metin Karabaşoğlu

" Acaba yazilan Sözler kâfi midir, noksani var mi? Yani: Vazifem bitmis midir? Tâ ki rahat-i kalble kendimi nurlu, zevkli hakikî bir gurbete atip, dünyayi unutup, Mevlâna Celaleddin in dedigi gibi

دَانِى سَمَاعِ ِه بُوَدْ نِى خُودْ شُدَنْ زِهَسْتِى

اَنْدَرْ فَنَاىِ مُطْلَقْ ذَوْقِ بَقَا َشِيدَنْ

deyip, ulvî bir gurbeti arayabilir miyim? diye sizi o sualler ile tasdi etmistim."

Ifadesini nasil anliyorsunuz?Burada dünya hayati gurbet olarak nitelenmiyor mu?Bediüzzaman neden vatan_i Asli diye bir kavram kullaniyor?Asil özlenen yer "ney"in anlattigi asli vatan degil midir?Gurbette olmak özlem duymayi gerektirir.Bence Bediüzzaman in bahsettigin yerdeki ifadesi o andaki bir duygudan ibaret..O da dünyayi gurbet görüyor.Esmanin gölgesinin gölgesinin dünyada tecelli ettigini söyleyen bir insan neden gölgenin gölgesiyle vuslat duygusu yasasin?

Hangi habib,mahbubunun gölgesinin gölgesiyle müteselli olabilir?Arti esmanin tecellisi anlayisi da literatüre tasavvufi metinlerden girmistir.

Dolayisiyla kimin kimin zamaninda gelseydi ne yazacagi ile ilgili sözü yalanlamanin pek bir anlami yok.

10Kamusala Ayarli Saatler , 11.09.2006 | ‘Özel Alan’a Övgü, Ahmet Nazlı

"Geceyi saatlerine bakarak anliyorlar" diyor sair.Saatlere bakmaktan Allah in yarattigi ayetlere bakamadigimiz sürece kendimizi kamusal alan baskisindan kurtaramayiz.Alafranga saate mahkum oldugumuz sürece özel bir alanimizda,kendimize ait bir özelligimizde olmayacak.

Kendimizi mekanik saate baglamaya ne kadar meyyalsek bir o kadar da gönüllü tutsagiyiz kamusalin...

9Yanlislar -Yorumlar-sorular, 11.09.2006 | Mevlana bu zamanda gelseydi Risale-i Nur’u, Bediüzzaman onun zamanında gelseydi yine Risale-i Nur’u yazardı, Levent Bilgi

1.Günümüzün insaninin sorgulama gibi bir egilimi olsaydi, önce modayi,reklamlari sorgulardi.Modern insan sadece nefsine getirilen sinirlamalari sorgular.Ama nefsine niçin tabi olmasi gerektigini sorgulamaz.

2.Oryantilistlerin çizdigi bir tabloyu sunup Osmanliyi karalamak midir sorgulama.Gerçek sorgulama oryantalistlerin böyle bir tablo çizerek bizi ne hale getirmeye çalistiklarini anlanmaya çalismaktir.Insanlar günümüzde gönüllü köle olmuslardir.Inanmayan T.v. lerdeki star yarismalarina bakabilir.Daha olmadi,istedigi gibi giyinme özgürlügü oldugunu söyleyipte ayni sekilde giyinen insanlara göz atabilir.

3.Mesnevi nin Osmanli döneminde degil,Selçuklu döneminde yazilmistir.

4.Eski dönemlerde saydiginiz kitaplar Türkçeye çevrilse de halkin çogu okuyayamacakti.Çünkü toplumun %95 i okuma bilmiyordu.Dolayisiyla tercüme edilmemelerine hayiflanmak anokranizmden baska birsey degildir.

5.Toplumun okuma bilen %5 i alim insanlardi.Bugün herkes okuma biliyor ama binde biri bile 54 farzi bilmiyor.On binde birimiz bile mizrakli ilmihalden sinif geçemez.En temel dini bilgileri bilmeyen -daha korkuncu ögrenme ihtiyaci duymayan- insan Derin kitaplarin tercümelerini okusa sadece bogulur. Tasavvuf düskünü olan(?) alni ömründe hiç secdeye varmamis ne kadar çok aydin var ülkemizde.

6.Seyhim bilir demekle; abim bilir,üstadim bilir demenin anlam farki var mi?Ikisi de birilerine teslim olmuyor mu?Üstad söylüyorsa anlamasamda dogrudur demek midir tahkik?

7.Müzakereli derslerin ilmi seviyesi o kadar yüksekse sempozyumlarda Risale-i Nurun nasl bir kitap oldugunu anlatacak Nurcular hani?

8.Bedüzzaman tercüme konusunda sizin gibi düsünüyor olsaydi Risale-i Nuru niçin günümüz türkçesi ile yazmaz miydi?Risale-i Nur un aslinda neden ayet tercümeleri yok?Bazi risaleleri niçin arapça yazdigini hiç düsündünüz mü?Neden Farsça,kürtçe ibareler var?Tercümeye hos bakan bir insanin davranislari mi bunlar?Yoksa Arapça,farsça,türkçe ve türkçe bilen bir elit zümre olusmasini mi istiyor?Bu dillerin hepsine vakif olmadan Risaleler ne kadar anlasilabilir?Risale-i Nur dan niçin anahtar diye bahsediyor?Neyin anahtari mi?Insanin temel sorularina cevap veremediklerini iddia ettiginiz kitaplarin anahtari diye bahsediyor.Hazine demiyor, hazinenin anahtari diyor.Hazine ne ise yarar,altin anahtar ne ise yarar düsünmek gerekmez mi?

9.Bin sene önceki toplumu taniyan ve o zamanlar yazilan kitaplari okuyan bir insan o son paragrafi yazabilir mi?

8radikaller ve liberalizm, 25.07.2006 | Aşk Bir İhtilalse, Evlilik Bir İnkılap, Mustafa Oral

Radikallerin liberallestigini söylüyorsunuz.Elhak dogrudur.Ancak radikal olmadiklarini söyleyenlerde radikal bir sekilde liberalesmiyor mu?Liberal Islam anlayisi ilk olarak devrime,ictihada,vehhabilige en sert tepki verenler arasinda çikmadi mi?

Halen liberal anlayisin sampiyonlugu ile bu anlayista olanlara ait degil mi?Birilerinin ictihat kapisini açarak basarmaya(!) çalistiklari seyleri birileri ehl-i sünnet anlayisindan taviz vermeden(?)basarmadilar mi?Kimler borsa da?

kimler bankasi olduguna sükrediyor?"Para" isimli kitabi kim yazdi?

Yazdiklarimdan süpheniz varsa liberalizmi en atesli sekilde savunan müslimanlarin geçmislerine bir bakin lütfen..

7Hem Şakir Hem Müsrif olunabilir mi?, 21.06.2006 | TERKETMEDEN TERKETMENİN YENİ YOLU !, Halil Köprücüoğlu

Şükür için istemenin ölçüsü nedir?Şükür için istemek tükettikten sonra elhamdülillah demekten mi ibarettir?

Şükür için istemenin ölçüsü iktisatlı olarak kullanmaktır.İktisad kıymetini bildiği nimeti har vurup harman savurmamak,yaratılış kasdına uygun kullanmaktır.

Mesala bebeği için hazır bez kullanan ağaçların bol miktarda kesilmesine neden olan bir insan,beze şükürler olsun dese ne anlam ifade eder?Ağacın kıymetini bilmeyen,kesilmesine aldırış etmeyen,ameikan bezini tekrar tekrar yıkamaya üşenen, bez yıkamaktan kurtulduğuna sevinen bir anne ehl-i şükür sayılabilir mi?

Dünya nimetini şükür için istiyorum demek kolaydır,ama şükretmek zordur.Çünkü israf varsa şükür yoktur,şükür varsa israf yoktur.

6Ruhun Cinselliği Yoktur, 15.06.2006 | Aşığım Evet!!!, Öznur Çolakoğlu Cam

Aşkın şiddeti içinde barındırdığı sevilme ihtiyacından kaynaklanır.Aşkın şiddeti denilen şey sevilme ihtiyacının derecesidir.Yani ne bir insana ne kadar şiddetli bir şekilde bağlanıp onun yolunda her şeyi unutuyorsanız o ölçüde gerçek sevgiden uzaksınız demektir.

Bir insanın bir insana duyduğu sevgi onu insanlara bağlar,insanlardan koparmaz.Bu anlamda peygamberimizin sahabeleri Allah Resulunu canlarından fazla seviyorlardı.Ama bu sevgi onların akıllarını kaybetmelerine ne de insanlardan kopmalarına neden oluyordu.Hiç biri iki kişilik divanelik-kuralsızlık-yaşamıyorlardı.

Biz kadınla erkek arasındaki aşktan bahsediyoruz karıştıyorsun diyenlere bir tek cevabım var:"Ruhun cinselliği yoktur."

5Beyaz Türkler İmana Erince.., 08.06.2006 | Hangi genç dinsiz olmuş?, Metin Karabaşoğlu

"Geçmiş aylarda Afrika da bir köy tamamiyle müslüman olmuştu.Bu haber ne kadar ilgimizi çekti bilemem.Lakin aklıma şu da gelmedi değil:Ünlü bir şahıs İslam a girse daha fazla mı etkilenirdik acaba?"Yorumunu yazan arkadaşımız meselenin can damarını yakalamış.

Afrika daki bir köyün İslam la şereflenmesi bizi Avrupa daki sıradan bir insan kadar bile ilgilendiyor mu.Hiç sanmıyorum.Kendi nefsime sorduğumda da bir Avrupalının müsliman olmasının yanında bir Afrikalınınkine aynı önemi atfedemiyorum.

Velhasılı kelam insanları değerlendirirken hepsini aynı kefeye koyamıyoruz.Birilerine WASP lık atfedip herşeyin en güzelini onlara atfediyoruz.Kendi ülkemizinde beyaz türklerine imanı daha bir yakıştırıyoruz.Çünkü adeta onlar herşeyin en güzeline layık üstün insanlar.Kendimizi değerlendirirkende onlarla ortak olan özelliklerimizi üstün özelliklerimiz olaraksayıyoruz:eğitimimiz,kariyerimiz,gittiğimiz filmler,kulandığımız markalar.İnanç konusunda beyaz türklerden farklı olmak ise havamızı bozuyor.Havamızın bozulmaması için hizmetimizi onlara teksif ediyoruz...

Bu hamur çok su götürür.

4Hoş Geldiniz., 28.05.2006 | Şiir ve İnsan, İsmail Süphandağı

İsmail Bey in yazılarını tekrar bu sitede okuyabilmek ne kadar güzel.Karakalemin böyle derin düşünebilen,hadiselere gündelik hay huyun dışından bakabilen insanlara ihtiyacı var.

3İslam ve modernizm birleşirse.., 10.05.2006 | Arkadaş arıyorum, Halil Köprücüoğlu

"Aslında modern radikal bir değişmeden sonra ortaya çıkanı adlandırır ve insana olduğu kadar insanın ürettiği her türlü yapay çevreye de uygulanır. Yani modernite önce insanı sonra ise insanın üretimini değiştirir. Modern olmak artık düne ait olmayan ve başka yöntemlerle ele alınması gereken bir dünyada yaşamak demektir."http://www.kentli.org/makale/modernizm.htm

“Modern dönemlerde aşama aşama her alan kurumsallaştırıldı. Bilim, ahlak ve sanat yaşam dünyasından kopmuş, özerk otoriter alanlar durumuna getirildi. Ortaçağda Tanrının, dinin kulluğunda olan insan, bu sefer de modern çağın yücelttiği olguların, otoritelerin kulluğuna soyunmuş oldu”.

http://www.ilkadimdergisi.com/194/kapak-seyitmehmetsen.htm

Modernlik tercihine saygı gösterebilirim.Ancak modernlik denilen şeyin islamla yanyana getirilmesini anlamam mümkün değil.

Modernizmin yanlışları anlaşıldığı için yerini postmodernizme bıraktığı bir dünyada hala modernizmi dindarlık ile özdeşleştirmek olacak iş değil.Böyle bir tavır dünyayı okuyamadığımızı gösterir.Dünya dünyayı okuyamayanları yutar.

Çare modernizmde ne de postmodernizmde...

2kibritleri cogaltmak, 18.03.2006 | Said Nursi’den Fethullah Gülen’e Gözyaşı Medeniyeti, Levent Bilgi

Ebu Bekir’in (r.a.) sıdkını anlatarak insanlara İslâm’ı anlatıyor; ama o sıdkı kendi hayatımıza taşımaktan uzak duruyoruz. Ömer’in (r.a.) adaletini tebliğ konusu yapıyor; ama o adaleti kendi işlerimizde uygulamaktan kaçınıyoruz. Kudüs yolunda deveye kölesiyle nöbetleşe binen Ömer’i anlatıyor; ama geçelim nöbetleşmeyi, işçimizi aramıza ve arabamıza almaktan haya ediyoruz. Kırk yamalı halife Ömer dilimizden geçiyor; ama hayatımızdan ve bilhassa elbise dolabımızdan geçemiyor. Osman’ın (r.a.) kulluğa pek de güzel yakışan hilmi de, Ali’nin (r.a.) yüzü ilahî marifete dönük ilmi de ağzımızda dolanıyor, ama dünyevî şeylere tahsis edilmiş kalb hanelerimizde onlara verecek bir yer kalmamış bulunuyor. Muhacirîn’in ‘Allah’ın arzındaki en sevgili yer’den hicretini, bu hicretin ne derece zor bir tercih olduğunu biliyor; ama, ‘televizyonlu oda’dan ‘televizyonsuz oda’ya, ‘üç çeşit yemek’ten ‘tek çeşit’e hicreti dahi beceremiyoruz. Ensâr’ın neyi varsa yarısını Muhacirîn’e vermesindeki îsar ve fedakârlık derecesini takdir ediyor; ama yirmidört saatin iki saatini olsun imanî bir bahsin talimine tahsis edemiyor, keza Ensâr’ın yaptığının yarısının yarısının yarısını dahi feda etmeye razı olamıyoruz. Ne Abdurrahman b. Avf misali zenginleriz, ne de Ebu Zer-i Gıfarî misali fakirler...

Onlar, Erkam’ın evinde toplandığı günlerde, kırk kişiydiler. Kelimenin tam anlamıyla yandılar. Rablerinin rızası yolunda nefsin taleplerinden, toplumun ve çağın baskısından, iktidar sahiplerinin korkusundan yılarak nem almadılar. Hak Olan’ın hak yolunda hakkıyla yandılar; yanlarında olanı da muhabbetullah kıvılcımıyla tutuşturdular. Erkam’ın evindeki kırk kişi, on sene içinde, hakkın en azılı düşmanlarından bir kısmının dahi hakka teslim olduğunu gördü. Yandılar; yakabildiler.

Bizler ise, üstlerinde "Vasati 40 çöp" yazan kibrit kutularını biriktirerek, sonra da "Şu kadar kibritimiz oldu" diye övünerek Rabbimizden ‘fütuhat’ bekliyoruz.

Bilmiyoruz ki, yanmayı göze almayan bir milyar kibrit çöpü, yanmaya razı olan tek bir kibrit çöpünün ulaştığı fütuhata ulaşamayacaktır. Yanmayan, yakamayacaktır.

karabasoglu Metind

1Herşey mümkün, 21.02.2006 | Başörtüsü meselesi nasıl çözülmez?, Metin Karabaşoğlu

Türkiye de erkekler islami giyim konusunu yetmiş küsür yıl önce rafa kaldırdılar.İstenen her yere devletlulerin istediği kıyafetlerle girdiler çıktılar.Sonuç ne oldu?Gayri islami giyim tarzı meşrulaştı,sadece.Bugün hiç bir erkek giydiği laik kıyafetten gocunmuyor.Farklı bir giyimi düşünmüyor.Çünkü gayri meşru olan meşru(!)laştı.

Başımızı açalım kamusal hayata girelim diyen kadınlarda bu duruma gelecekler,trent devam ederse.Bugün örtüsüzlüğünden gocunanların yerini bunu yadırgamayanlar alacak ve

Örtüsüzlük meşru(!)laşacak.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut