Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.673 yazı içinden]

 GURCAN : yorumlar 

81taif'te ki taslar tukurukten daha mi hafif ?, 27.07.2008 | Büyük cemaat, küçük cemaat... (II), Metin Karabaşoğlu

Risale-i nur talebelerini cesitlendirmeyi birakin muslumanlari bile siniflandirabiliriz ki Kur'ana atf-i nazar edildiginde mesela su ayeti gorursunuz. "ey iman edenler iman edin !!! " bu ayet ne demek sizce ?

ne abicilik ne de hocacilik yapmiyorum. yaptigim Kur'an ve sunnet ve Risale'i nurun elmas dusturlarindan olusan bir sablonu takip edecegim bir buyuk var ise onun uzerine oturtup uyup uymadigina bakmak. Bundan gayri kilu kal bos seyler......

MUVAZENE LAZIM diyen Eymen Erdem bey'e gonulden destek. Cok guzel bir sekilde ifade etmisler katiliyorum.

Muhsin Aykut bey siz kardes olarak gordugunuz birisinden bile gelen tukuruge misk-u anber gibi degilde tukuruk cinsinden bakmaya devam edebilirsiniz. Ben ise TAIF'te kardeside gecerek ehl-i kufurden gelen tukurukten cok ote tas geldiginde nasil dusunmem gerektigine dair dersimi almisim. Zubeyir abi orada sadece bir ornek idi. Ustad neden zehirleyenleri bile affediyor? Bir de yazinizin en sonunda "Rehberimiz her zaman Kur’an ve sünnetin sarsılmaz ölçüleri olmalı.." demissiniz ki

"RUHAMAAU BEYNEHUM" ayetini Fetih suresinde hergun okuyan bir sakirdin o ayetin manasina inememis olup da misk-u anber yorumuna takilmasi hayret otesi.

Gorunen o ki sizin bu dusunceniz sadece sizi bagliyor. Ama zaten siz eksik oldugunuzu cumle aleme ilan etmissiniz ben bosuna yaziyorum.

80gercekler, 27.07.2008 | Büyük cemaat, küçük cemaat... (son), Metin Karabaşoğlu

Meseleyi günümüz açısından ele alacak olursak, bugün de Müslümanlar arasında çok ciddî ayrılıklar, çekememezlikler, nefretler ve hatta birbirlerini yıkacak şekilde davranışlar ve hazımsızlıklar var.

Bunlar birbirini tanımadığı için belki Cenâb-ı Hak bu tür ayrılıkları mazur görebilir.

Bence, Allah rızası için gayret gösteren kimselerin hizmetlerinin bütün bütün heba olacağını düşünmek yanlış olur.

Hizmet ehli insanlar bir tarafa, biz, avam-ı mü'minin davranışlarını dahi hüsnüzan ile iyiye hamletme mecburiyetindeyiz.

Öyleyse meselenin içinde değişik bir nokta daha var. O da, günümüzde Müslümanların birbirlerini bilmemeleri, tanımamaları ve içtihat edip hizmetin hayırlısı böyle olacak zan ve zehabına kapılmalarıdır.

Bazıları, "Biz, ümmet-i Muhammed'i ancak gönül heyecanı ve aşkla kurtarabiliriz."

bazıları "Bunun yanında milleti ancak akla uyarmakla ve tenbihle kurtarabiliriz."

bazıları "Günümüzün insanını ancak eğitimle kurtarabiliriz." bazıları da bunların hepsini cem ederek, "Ümmet-i Muhammed'in kurtarılışı, dirilişi, tenbihi, uyarılması ancak aklın yanında kalbin, kalbin yanında da hissin ve letâifin uyarılmasına bağlıdır;

zira insanın aklında, ruhunda, kalbinde, hissinde, duygularında bir boşluk olduğu sürece, o insanın gerçek mü'min olmasına imkân yoktur." diyeceklerdir; diyecek ve kendi içtihadına göre hareket edecektir.

Belki bunların içinde bir tanesi en doğrudur ve en güzeldir. Fakat diğerleri de çirkin değildir.

Böyle durumlarda doğru olan şey de şudur: "Herkes 'Benim mesleğim en güzel ve en doğrudur.' demeli ama 'Güzel ve doğru sadece benim mesleğimdir.' dememeli ve başkalarının mesleğinin butlanını iddia etmemelidir."

Ashab efendilerimiz de böyle hareket ederek, zuhuru çok daha korkunç olabilecek muhtemel bir kısım vak'aları önlemişlerdir.

İnşâallah, inanan insanlar topluluğu, kendi içinde olgunlaştıkça, iftiraka götürücü sebepler ve vesileler de kuvvetini kaybedecek ve hiç olmazsa akıl ve mantık planında bir kısım anlaşmalara gidilecektir.

Ancak bir cemaat, hak ve hakikat namına da olsa hakkın hatırı için bu farklılıkları bağışlamalı, bunların üzerinde durmamalı ve bunlarla mü'min fertleri mahkûm etmemelidir.

Tarih, tekerrürden ibarettir. Dünkü ihtilaf bugün de aynıyla cereyan ediyor, bugünkü de, olduğu gibi yarın cereyan edecektir.

İnsanların bütününü bir çizgi üzerinde düşünmek safdillik olur.

Bu işe ashab-ı kiram muvaffak olamadığı gibi, ondan sonra eimme-i müçtehidîn ve eimme-i din dahi muvaffak olamadılar.

Ebû Hanife'nin yetiştiği devirde Havaric, Nevasıb, Mutezile, Cebriye ve Mürcie gibi cereyanlar vardı. Her gece kıldığı iki rekâtta Kur'ân'ı bir defa hatmeden müstesna dimağlar, bu korkunç fitne ve fesadın önüne geçemeyip bunu önleyememişlerse, bunu bizim önlememiz de çok zordur.

Yalnız, hakkın hatırını âli tutarak; dövene elsiz, sövene dilsiz ve kırarlarsa gönülsüz davranabilirsek, fitnenin büyümemesine vesile olabiliriz.

asagida ki adreste ise konunun bir baska vechesi var:

http://gurcansevkican.blogspot.com/2008/07/ve-insan-aldandi-ama-cemaatin-aldanmasi.html

79Metin bey'in gordugu hayal mi hakikat mi ?, 27.07.2008 | Büyük cemaat, küçük cemaat... (son), Metin Karabaşoğlu

"Şahsî enaniyeti aşsa da bu kez ‘cemaatî enaniyet’e takılıp kalmış; dünyayı kendi dar anlam yüklenmiş ‘cemaat’ini merkeze alarak gören; kendi cemaatine ‘kurtarıcılık’ atfederken başkalarına ‘kurtarılması gereken ötekiler’ konumunu biçen bir inhisarcılık.

Yahut şöyle mi demeliydim: ‘kurtarılıp tâbi olması gereken ötekiler..."

yukarida ki ifadelere bakarak iddia edilen yanlis dusunce eger bir cemaatte ve ozellikle bir risale fraksiyonunda ki - ben rahmet oldugunu dusunuyorum - 100 kisi ciksa , hadi diyelim 1000 kisi cikti , cok rahatlikla soyleyebilrim ki bu yazinin yazari cemaatin gerisi hakkinda hukum vermistir. Adeta kendi dusuncesini oyle imis gibi nazarlara vermeye calismaktadir. Haydi tamam 2000 kisi olsun...... Daha Milyonlar var ve milyonlar size sanki "O SOZLER SIZI BAGLAR VE TAMAMEN SIZIN SU-I KURUNTUNUZ " der gibi.

78ve insan aldandi ama cemaatin aldanmasi zordur., 23.07.2008 | Büyük cemaat, küçük cemaat... (II), Metin Karabaşoğlu

akil ile nakil catisirsa akil esas alinir o akil akil olsa gerektir'den yola cikarsam eger cemaat ile hakikatler catisirsa hakikat esas alinir lakin o hakikat o zamanin kaldirabilecegi bir hakikatmi ona bakarim. ornek: ebuzerr r.a

ikinci ornek : Hz.omer r.a Efendimizin hikmet dolu hallerini tam bilemeden yaptigi keskin cikislari....

iddia edilen yanlisliklar dar dairede ve kisileri baglar. ben aksini iddia ederek husn-u zannida yanimda tutarak siddikiyetin geregi baglandigim yolda ki hem hakikatlere ve hem de zatlara ittiba ediyorum ama zat-i muhteremler ne kadar mukemmel olursa olsun bu isin Allah isi oldugunuda biliyorum ve kavrayamadigim ve sonra aydinlanacak meselelerde hemen kusupte biryerlere gitmiyorum. ahuvahh etmiyorum. ne olmus yani bir takvim ile ilgili bir sey soylemisse. zubeyir abi zamaninda yuze tukurenler varmis. buyurun. misk-u anber gozuyle bakamiyorsan eksiksin iste. abilerini hamlikla suclayanlari ayni konuma getirsen baska tur bir hamlikla karsilasacagimiz buyuk ihtimal.

risale-i nur talebesi 3 cesittir

1- sadik sakirt (bilir-yasar-dertlenir)

2- sakirt ( bilir-yasamaya calisir )

3- kultur sakirdi ( bildigini zanneder , konusur )

buyuk ve kucuk cemaat yok. buyuk olan Allahin rizasi. kucuk olan dar goruslulugumuz. sadece BENIM HIZMETIM DAHA GUZEL. seninkisi de guzel.

77LATIF BIR TEVAFUK BU YAZI !, 02.02.2008 | Tarih sıfır, Metin Karabaşoğlu

1- Metin Karabasoglu`nun "tarih sifir" yazisi : 31-01-08

.....Ümit Meriç’in veya ondan bir sonraki kuşağın niye tesettürlü olduğu değil; bir önceki kuşağın niye tesettürsüz olduğu. Bu topraklarda bir ‘kırılma anı’ndan söz edilecekse, bunu bugünün mesture genç kızları temsil etmiyor; iki kuşak öncesinin tesettürsüz genç kızları temsil ediyor zira. Bugünün mesture genç kızları ise,....... bir toplumun kollektif hâfızasına avdet edişinin, kuşaklar boyu yaşanmış bir inancın ‘tarih sıfır’ mantığıyla silinip sökülemeyeceği gerçeğinin somut birer ifadesini sunuyorlar.

2-Celal Sengor`un mektubunu yayinlayan Ismet Berkan`in "vahim bir mektup" yazisi :31-01-08

...Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir.....Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşı

sında bu şekilde çöpe gitmiştir.... Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvene

bileceğiz?....Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez....Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur. Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir.... ( sengor(!)emeyen bu belhum adall bu sekilde devam edip gidiyor)

sonuc : ayni gunde yayinlanan iki yazi ne kadar latif bir tevafuk. Metin abi gercekleri ve sureci ve surec icinde ki 2 yuzyillik deccalane boslugu nazara verirken, bu insan da deccalane boslugun borazanligini yapiyor ve adilestikce adilesiyor. Hem de bildigini iddia ettigi seyleri bilmez ama bilir zanneder tam bir karacahillik ile...

76IHLAS RISALESI -KEYFIYETLI KEYFIYETSIZ HADEME, 04.01.2008 | Kaptanımız kim?, Metin Karabaşoğlu

Bir de " KEMMIYETIN ONEMINDEN ZIYADE KEYFIYETIN ESAS OLDUGUNU " anlatan ihlas risalesi cumlesinin az ve dar dairede olunduklari iddia olunanlardan ziyade kemmiyet olarak cok genis kitlelere ulasan ve acilim saglayan HADEMELERE has bir cumle oldugunu dusunuyorum. Tam tersi yapiliyor halbuki. Az ve dar dairede oldugunu dusunen ( halbuki oyle degil ) kisi veya gruplar acilim saglayan HADEMELERI keyfiyetsizlikle ithama goturebiliyorlar isi. Bilakis bina ustune bina diken , heryere giren ve cikan , islami her alanda temsile calisirken- maalesef - on planda gozukmus duruma gelen kisi-grup ve kitleler, diger hademe kardeslerine karsi " sizlerde biliyorsunuz ki Allah indinde esas olan keyfiyettir. bizler ayni gemide OL SULTAN-I KAINATIN KAPTAN-I AZIZi RESULULLAH ALEYHISSELAM yonetiminde gorev alan hademeleriz. bir de bakmissiniz ki bizim hidayetine vesile oldugumuz 1000 kisiye bedel ve ayni degerde sizin vesile oldugunuz 1 kisi vardir. Uzulmeyin. Tasalanmayin. Gemimiz ayni. Kaptanimiz ayni.Gorevimiz ayni." demelidirler.

Ihlas risalesinde ki o bahsi gecen cumleyi anlattigimin tam tersi sekilde ele alanlar su-i zann-su-i tevil-giybet ve uhuvvetsizlikten kurtulamazlar.

Bir baska acidan keyfiyyet ve kemmiyet yaklasimina ornek : " Evvelâ, kemmiyet olmayınca, keyfiyeti düşünmek mümkün değildir. Zamanın mekâna nisbeti ne ise, keyfiyetin kemmiyete nisbeti de odur. Keyfiyet, kemmiyet plânında var olan bir şeyin bir buudu, bir derinliği ve ayrı bir yanıdır. Kemmiyetin tasavvur edilmediği bir yerde, keyfiyetten bahsetmek muhaldir. Ortada hiçbir insan yoksa insanla alâkalı keyfiyet nasıl tasavvur edilecek ki? Mesela ihlâs, mü'minin sıfatıdır; ortada mü'min yoksa, o sıfat nasıl olacak ki?

O halde kemmiyet ve keyfiyet birlikte aranmalı; keyfiyet kemmiyete ya da kemmiyet keyfiyete feda edilmemelidir. Efendimiz (s.a.s.)'in tebliğ ve irşat adına cepheden cepheye, panayırdan panayıra koşması, karşılaştığı hemen her insana 'Lâilâhe illallah deyin kurtulun.' demesi keyfiyet eksenli bir kemmiyet arayışı değil midir? Allah Resûlü (s.a.s..) karşısına iki insan alır, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Kur'ân okur, onları eğiterek keyfiyet insanı haline getirirdi. İşte böylece o -O'nun için söz konusu olmasa da- kemmiyet hatası içine düşmekten kurtulma yolunu gösterirdi.

İhlâs ise sistemde apayrı ve başlı başına bir yer işgal eder. İhlâs olmadan bir yere varılabilmesi imkânsızdır.

Hüsrev Efendi'nin mâlâyânî şeylerle meşgul olmayıp, risaleleri yazayım diye, on beş sene kapısını ördürerek odasını hücre haline getirdiğini anlatırlar. Kaldı ki o esnada çok ciddi takip de söz konusudur. Mesela, o mübarek zat, yazdığı risaleleri rulo yapıp banyodan dışarıya, suyu boşaltmak için kullanılan küçük bir borucuk içine bırakır, birileri de ara sıra gelip, boru içinden ruloları alır, altı saat uzaklıktaki köylere giderek risaleleri yerlerine ulaştırırlarmış. Sonra taş baskılar yapılıp, benzer tabyelerle dağıtım yapılırmış. İşte bu ihlâs ve bu sistem sayesinde Üstad, bir avuç talebesiyle Türkiye'nin her tarafına risaleleri dağıtmıştır...

Evet, bütün bu misalleri niçin arz ettim? Aşk ve aksiyona bakın ki, o dönemde Üstad, yirmi talebesi ile Türkiye'de ulaşmadığı yer kalmıyor. O, iman, ilim, irfan, muhabbet ve ihlâsta çok derin olmanın yanında bir o kadar da aksiyon insanı. Şimdi eğer bu insan, başkalarına anlatayım diye ciddi bir gayret içinde bulunmakla kemmiyeti keyfiyete tercih ediyor, ihlâsından feragatta bulunuyorsa geliniz Allah aşkına bu yanlışlığı hepimiz yapalım, Bediüzzaman gibi kemmiyet hastalığına düşelim!.

Hâsılı, ihlâs, ısrar ve kemmiyet ile keyfiyet dengesinin birlikte gözetilmesi irşat ve tebliğ vazifesinde çok önemli bir unsurdur."

"KEMMIYETIN KEYFIYETE YUKARIDA KI YAZIYA BAKILARAK TERCIH EDILMESI

( NIYETE DIKKAT ) VE Kemmiyetin tasavvur edilmediği bir yerde, keyfiyetten bahsetmek muhaldir." SOZLERINI ESAS ALARAK KOSTURMALI BIR HADEME !

75TURKIYE DE TEPKI[siz]SINIZ ! VE EHVEN-I SERR, 30.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

Ulkerin altrnatiflerinin kimler tarafindan desteklendigini biliyor ve onun mamullerinin nerelere sokulmadigina sahit birisi olarak ehven-i serr tabirini kullanirken bunu -sirf itiraz- kisvesi adi altinda elestirmeyi anlamak zor. Varsan baksan sadece ulker urunleri aliyordur halbuki yillardir.

Eyup can`in yazisinda ki baba Sabri ulker ile ogul Murat ulkerin farkini okumak gerekiyor. ee ne de olsa genctir yeni jenerosyondur ve olcusuz hareket edebilir. Dunya masonik orgutlenmeleri Ulkeri aglari icine almaya calisiyor olabilir. Babasinin -allah gecinden versin- olumu ile belkide hic beklemedigimiz seyler gorebiliriz.Insaallah gormeyiz. Ama dedigim gibi ehven-i ser tabirini BABASININ CIZGISI ve OGLUNUN GENC AKLI BASINDA OLMAYAN LIBERAL POZISYONU itibariyle ele almak ve yillarca duydugumuz yaptigi hayirlari

( gizlilerine de vakif degiliz -ki onlarin neler oldugunu az cok biliyoruz. Zaten sirf o yuzden malum yerlere sokmuyorlar urunlerini ) goz onunde bulundurarak ve alternatifsizlik ve ademe mahkum etmeyelim cagrisi olarak ehven-i serr diyorum. Ama kime soyluyorum ..............

teklif : ne yapilmaliya gelince mesela ULKERIN INTERNET SITESI VAR. mesaj bolumune sikayet edilmeli. yukarida ki yazi gonderilmeli. telefon acilmali. hicbiri yapilmiyorda uyusuk uyusuk yazi-yorum derdine dusuyorsak ( bende dahil ) bizim aslinda rahatsiz oldugumuz birsey yok demektir.

TURKIYE DE TEPKI[siz]SINIZ !

vesselam.

74hz.isa gelecek mi? , 26.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

*1-“Nasrâniyet ya intifâ ya ıstıfâ bulacak. İslâm’a karşı teslim olup terk-i silâh edecek.

{"eger bir seye-askere silahinizi terk ediyorsaniz siz onun esiri olmussunuzdur ve tam olarak onlardan degilsinizdir

o esnada ve ilerleyen vakitlerde." diye dusunuyorum. }

{Hristiyanlik acilimsal - fikirsel-sosyal gelisiminde zorlanacagi ve TEVHIDE teslime razi olmasi kacinilmaz. Kliseler ve hristiyanlar hep olacaktir ama TAHRIBE ugramadan TAMIR gorecektir ve ilk basamak olarak TEK TANRI inanci ile tevhid basamaklarinda adim atmaya baslayacaktir. }

{Tarihi bir aci sayfadir ve bize direkt rusyada okudugumuz tarih derslerinde okuttuklari rusya tarihinde koskoca SLAV irkinin 980 li tarihlerde, islami teblig icin o gunun kralina giden bir grup muslim

(orada soylenmemesi gereken dogru bir seyi ) icki ve domuz etinin yasak oldugunu da teblig etmesi yuzunden hristiyan oldugunu , hristiyanligi sectigini ogretmislerdi. Hala uzulurum bu niyette halis ama stratejik olarak yanlis oldugunu dusundugum teblig hareketlerine. Bunlari nazara alirsak MUHAMMEDURRESULULLAH`siz MUVAHHID olunamayacagi ama

sadece LA ILAHE ILLALLAH ile NASRANIYETIN, ISLAMIN veya TEVHIDIN kapisini calacagi hakikatina inancim tam.

O yuzden "sadece LA ILAHE ILLALLAH yeterlidir" sozu ulemaus-su sifatina layik bazi teolog gecinen ilahiyatcilarin uydurmalari olsa da bizim dunyamizdan bakildiginda LA ILAHE ILLALLAH ile islamin kapisina basvurma fiili olarak gorunur.Yani hemen sonrasinda muhammederresulullaha adim atacaktir. zira islam kapisindan iceriye girmek istediginde ilk sart budur.}

*2- "Mükerreren yırtıldı, purutluğa (Protestanlığa) tâ geldi, purutlukta görmedi ona salâh verecek."

{Bugun protestanligin dunya uzerinde 1000 cesidi oldugu soyleniyor ki bu daginiklikla hala TEVHIDI - BIRLIGI aradigini goruyoruz }

*3- "Perde yine yırtıldı, mutlak dalâle düştü."

{ burada mutlak dalale saplananlar kominizm-ateizm ve en tehlikelisi kapitalizm veya nam-i diger la-dini

avro-amerikanizm olabilir mi? yani hristiyanliktan da iyice uzaklasmislar.}

*4- Bir kısmı lâkin, bâzı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek.

{ -Tevhide yakinlasmak- tabirine dikkat edilirse - ozellikle ustadin isaret buyurdugu iskandinavya ve ingiltere ve amerika taraflarinda - kademeli olarak tek tanri inancindan sonra efendimizi rahat-i kalple kabul edeceklerini anliyorum. veya soyle soyliyeyim

inanamadiginiz bir ideayi , fikri ve inanci ne kadar kalbi bir huzurla anlatabilirsiniz? Bu durumda ikiye ayrilir bu kisiler. Ya menfaati icabi inanmasada o isi ve inanci surdurur. Veya celiskili bulup kendisini FELAHA kavusturacak bir inanc arar. Kendisini ademe mahkum etmeden kabullenen tevhid anlayisini gorunce de teslim olur.}

*5- Hazırlanır şimdiden yırtılmaya başlıyor.

{ Burada globallesme ile baglantili ve kacinilmaz ve onulmaz kilise ve papaligin cikmazlarina ve YIRTINIP durmalarina ve taviz ustune tavizlerine ima var allah-u a`lem.}

*6- Sönmezse, safvet bulup İslâm’a mal olacak.

{ Sonmeye mahkum hristiyanlik inanc atesinin kullenmis ve koru azalmis hal-i purmelaline islamin nefesi yetistiginde o kor parlayacak ve alev alacak ve FEVT ederek SAFVET bulacak. Nasil FEVT ettirilecek? derseniz Hz.Isaya " seni Kendime REF ettirecegim (rafiuke) " buyuran cenab-i Allah, REF ettirdigini vakt-i merhununda INDIRIP , sonmekte olan nasraniyeti FEVT ettirip SAFVET`E kavusturarak ISLAM`a MAL EDECEK ki bu da ancak HATEMU`L-ENBIYA aleyhisselamin zillinde HATEMU`L EVLIYA HZ.MEHDI (bdzzmn) nin baslattigi ve tum dunyada yayilmaya devam eden NUR`A teslimiyetle mumkun olacak.}

Butun bunlara inanmayanlara - selahattin karakok gibi kisilere - gelince ustad son soz olarak ne diyor bakin cumlenin devaminda :

"Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işaret; Fahr-i Rusül demiştir: ‘İsâ, Şer’im ile amel edip ümmetimden olacak.’”

{Velakin NUR-U IMAN ile o gorulecek.

NUR-U IMAN ile deccal anlasildigi gibi.

vesselam.}

73HZ.ISA NEREDE ? PEKI GELIRMI ?, 24.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir... (Zümer Suresi, 42)

Bu haliyle insan bildiğimiz manada ölmüş olmaz. Yalnızca geçici bir süre için ruhu bedeninden ayrılmış farklı bir boyuta girmiş olur. Allah uyanacağı zaman insanın ruhunu bedenine iade eder.

Prof. Dr. Süleyman Ateş de tefsirinde "teveffa" kelimesini şu şekilde açıklamıştır:

" Teveffinin, uyku manasında kullanıldığını söyleyenlere göre -ki çoğunluk bu görüştedir- ayetin takdiri "Seni uyutacağım" şeklindedir. Sonuç olarak Hz. İsa'nın uykudakine benzer bir duruma sokularak Allah Katına yükseltildiğini, olayın bildiğimiz ölüm olmadığını, sadece bu boyuttan bir ayrılış olduğunu söyleyebiliriz. (En doğrusunu Allah bilir.)"

"Hayır; Allah onu Kendine yükseltti (refea)........... (Nisa Suresi, 158)

"Ona selam olsun; doğduğu gün, öleceği gün (yemutu) ve diri olarak yeniden-kaldırılacağı gün de. (Meryem Suresi, 15)

[ OLECEGI DENIYOR OLDUGU DEGIL ]

"Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında (el mevte) orada şahidler miydiniz?.. (Bakara Suresi, 133)

"Böylece onun (Süleyman'ın) ölümüne (el mevte) karar verdiğimiz zaman, ölümünü (mevtihi), onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi... (Sebe Suresi, 14)

DIKKATLICE BAKILIRSA SULEYMAN VE YAKUP ALEYHIMUSSELAM ICIN MEVT TABIRI KULLANILIRKEN ISA ALEYHISSELAM ICIN KULLANILMAMAKTA.

72yazar monolog istiyorsa dedikleri dogru., 22.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

"Misyonerlik faaliyetlerinin küçümsenmesi ve “bir pazarda herkes malını satabilir, iyi olan kazansın” gibi liberal/serbest piyasacı bir yaklaşımın zihinlerde yer etmesi (Halbuki Müslüman celb-i nef’a için çalışırken, def-i mefasid için de var gücüyle çalışması lazımdır)" diyor yazar lakin sunu sormak istiyorum. avrupanin her kosesinde istedigimiz dernegi-vakfi-dergahi-inziva yerlerini ve dini ve kulturel herseyi cok rahat acabiliyorken - ben onlara izin verilsin demiyorum- kontrolu elde tutarak turkiyede hicbirseylerine izin vermezseniz ne kadar islami savunmus veya ne kadar samimi gozukmus olursunuz DIYOLOG derken ?

MONOLOG denilseydi bu sizin cumlenize uygun olabilirdi.

IBRAHIMI DINLER tanimida bizim-bizlerin-kontrolu saglam ve ne yaptigini bilen gruplarin- kontrolunde oldugu muddetce ve yine bizim organize ettigimiz sekilde yapildiginda zihinlerde hicbir sey uyanmaz. Ama bu tanimi ademe mahkum edersek tarihi bir firsati baslatacak hareketleri engellemis ve geciktirmis olmazmiyiz? bence ictinab edilmeli bu tarz korku ifadelerinden. zira bizim dinimize ait bir eksik yanimiz yok. yakinlasmadan hicbir zararimiz olmaz.

(habesistana hicret edenlerden CAHS OGLU ABDULLAH gibi hristiyan olacaklar 1000/1 cikiyor. oda kendi problemi zaten.)

Vicdanlara havale edecegim bir organizasyonumuzu size kisaca bahsedeyim. sizlerde yanlis mi degil mi degerlendirin. 10 gun once NORVEC BIMISSION KILISESINDE radyo ve basininda bulundugu bir kucuk ama samimi ortamda DINLER VE KULTURLERARASI DIYALOG VE ISA (AS) IN DOGUMU konulu anma programi duzenlendi. yer kilise idi. bir masanin uzerinde incil ve kuran bulunuyordu. bizler MERYEM SURESINDEN ilgili ayetleri o ayetleri anlatan meryem filminden goruntulerle klipli bir bicimde arz ettik. bir hafiz arkadasimiz okudu ve ilgili film alttan norvecce sekilde ayet manalari verilerek kilise cemaatine takdim edildi. Biz kendi kur `animizin bakis acisini okuduk. Onlarda duz okuma seklinde incilden o ilgili pasaji okudu ve bir iki tasavvufi muzigin ardindan bu tarz programlarin en doyulmaz ve hazzi tukenmez bolumune gelindi. Iki cemaatten herkes karsilikli - yine onceden belirlenen - yiyecek ve iceceklerle 2 saati bulan sohbete basladilar.

Bir papaza programdan sonra goruslerini sordugumuzda " meselelere bakis acilarimiz farkli aslinda ayni seyleri soyluyoruz. bakis yerlerimiz farkli " demisti. ( onun bu ifadesinden herhalde sunu farkettiniz , islamin kusaticiligini ve her taraftan bakisini , tamamen ilahi oldugunu bu papaz efendi idrak edememisti henuz ama size dogru bir adim atarak "ayni seyleri soyluyor ve inaniyoruz " diyebilmisti. )

yaziyi genel hatlari guzel ama inceledikce eksik ve onyargili buldum.

71petek petek marifet balini bulan ve malim yagma olsun edali harun bey, 18.12.2007 | Sonsuzu delilleyen olarak izafiyet, Harun Pirim

tek kelimeyle enfes bir yorum ve yazi. okurken hissettigim sey harun beyin risale-i nurlardan aldigi sualarin ve lema donelerinin beyin unitelerinde hatta daha otede oturaklasmis bir iman seklinde kalbinde nasilda maya tuttugunu ve oradan gunumuzun anlayisina ve anlamina ve felsefesine ve idrakine nasil giydirildigini hissettim. bu nokta-i nazardan ustad hz.lerinin muhlisane sundugu petek petek marifet ballarini harun beyin sabah aksam zevkle yedigini musahede ettim.

evet butun aynamisal kabarciklar -sekiller-insanlar-sefkatliler-cicekler ve kulli sey o GUZELLER GUZELI ZAT-I CEMIL-I BAKI`nin guzelligini gosterip akmaktadirlar dogruca ilm-i ilahiye. yokluk yok.adem yok. GELEN GIDER GIDEN GELMEZ ama yokluk yok.

70metin bey ve yunus beye katiliyorum. cok guzel ifade etmissiniz., 17.12.2007 | Füsus ve nüsus, Metin Karabaşoğlu

yanilmiyorsam ali bulac sufizmin avrupa ve amerikada farkli mecralara kasitli kasitsiz cekilmek istendigini yazan bir yazi yazmisti. mustesrikler tarafindan 1960 lardan itibaren MEVLANA HZ.leri icin turkiye ve dunyada planlanan oyun : MEVLANA TURKLERIN PEYGAMBERIDIR `i yutturmakti. ona bu tarz bakanlar oldugunu duyuyorum. ama birileri bu oyunuda bozdu ve bozmaya devam edecek allahin izniyle. GEL GEL NE OLURSAN OL YINE GEL SOZU bile artik tartismali ve baskasina ait oldugu iddilalari var ama kimse ses cikartamiyor. cikarmayada hayra kullanildikca gerek yok gibi sanki..

yunus bey kalbin zumrut tepelerine gondermede bulunmus lakin metin beyin o esere yunus bey gibi bakmadigi kulagima geldi. eger yaniliyorsam hakkini helal etsin. yani demek istedigim bakis acisi meselesi sizin onda buldugunuz seyi baskasi onda bulamadigini iddia edebilir. beni asil dusunduren bazi sofilerin mistiklerin halveti takilip iyice ruhbanlastiklari gibi risale-i nur dairesinde boyle bir seyin vuku bulup bulamayacagi meselesi.

ornek vereyim mi?

bir zaman birisi :

" risale-i nur, O iki derse inanirim " demisti.

agzimi kapadim ....................

69şimdi anladım.., 13.12.2007 | Üç velâyet, Metin Karabaşoğlu

" Şu da unutulmamalıdır ki, bu şeyler (esmada seyr-i suluk) genelde Cenâb-ı Hakk'ın esmâsının tecellîleri ile alâkalıdır. Bunlar her şeyin dış yüzündeki renkler, güzellikler, armoni, nizam, intizam ve âhenktir. Bu yönüyle bakınca, insan istidlâllerde bulunarak güzelliklerden Güzel'e, nizamdan Nâzım'a, âhenkten âhengi vaz'edene, tenasüpten tenasübü koyana yürür... Fakat bütün bunlar, eğer bir bâtınî beslenmeye açık değilse ve vicdan da o ölçüde işletilmiyorsa, insan sadece kitabın yapraklarıyla meşgul olur ki, bu da insanı ancak kitabın yazılarının gösterdiği bilgi ve nisbî mârifete ulaştırabilir. Bu mârifet ise, bizim anladığımız tasavvufî mânâda ve İslâm'ın ruhî hayatını ihtiva eden ve muhabbeti netice veren mârifet değildir. Muhabbeti netice veren mârifet, Allah'la münasebetten işe başlayarak, bir yönüyle O'nun güzelliğinin, vaz'ettiği nizam ve âhengin ruhunu ifade eden mârifettir.

Evet, aşağıdan yukarıya giderek, nizamdan Nâzım'a gitme yolu başka, yine temelde Allah'ı kabul ederek o nizamı Nâzım hesabına değerlendirme ve meselenin üzerine böyle gitme başkadır. İkinci yol, kişinin seyr u sülûk-i ruhanîsinde her zaman yolunu aydınlatır ve onu ışığından faydalandırır.

Bu açıdan insan, sadece esbabı değerlendirerek Allah'ı bulacağını zannetmemelidir. Risaleler'de, temelde Allah'a iman ele alınıyor, daha sonra Allah'a götüren deliller sıralanıyor. Eğer delillerden yola çıkılacak olursa, bazen yanlış anlama da söz konusu olabilir. Bu itibarla "Ben aklımla, pozitif neticelerle, vasatı değerlendirerek Allah'ı bulacağım." gibi sözler gerçeği yansıtmasa gerek. Böyle düşünen biri kâinat ve hâdiseler içinde dolaşır durur da bir arpa boyu yol alamaz. Oysa iman, Allah'ın insan içinde yakacağı bir meşaledir. O meşale yanmadığı müddetçe insan her şeye hep "min verâ-i hicab" bakar; sürekli eşya arasında dolaşır ama ikilikten kurtulamaz. Düalizmden kurtulmanın yolu; Allah'ı eşyadan daha ayân görüp, "Hak'tan ayân bir nesne yok / Gözsüzlere pinhân imiş." ufkunda dolaşmaktır.

Allah'ı eşyadan daha ayân görme, baştaki iki gözle olacak gibi değildir. İşin esası, insanın basiret ve vicdanı ile görüp hissetmesidir. Çünkü bu şekilde insan, görme adına kendine tanınan hak dairesinde, kendisine ne kadar müşâhede imkânı bahşedilmişse o çerçeve içinde görür. Oysaki Allah, zamanlara ve mekânlara sığmaz. O ancak kenzen kalbte bilinebilir. Bilme yolunda olanlarca bilinince de öyle bir bilinir ki, o kimse "Vallahi hissediyorum!" diye yemin edebilir ve "Şu gördüğüm eşya ve insanlar yalan olabilirler, fakat ben Seni öyle bir duyuyorum ki, bunda kat'iyen yalan olmaz." diye haykırabilir. İşte bu, vicdanın mârifetidir ve insan bu mertebeyi sadece amel ederek anlayabilir.

Evet, esbap nazara alınmaz ve vicdan mârifeti ile meseleye yaklaşılırsa, işte o zaman hem eşya bir kitap gibi çok iyi değerlendirilebilir, hem de Allah'a da şirk koşulmamış olur. Aksi takdirde eşya bir tabu olur ve Allah yolunda seyr u sülûk yapıldığı zannedilebilir, ama hiç de öyle olmayabilir.

...........

Evet, hakikate ulaşılacağı ana kadar eşya denen tabuya takılıp kalma her zaman mukadderdir. Ancak, ism-i Zâhir'in gereklerini, ister tefekkür cihetiyle, isterse bizim amel ve muamelelerimize esas teşkil etmesi açısından, bütün bütün bırakıp "Sadece Allah'a uyanacağım ve O'nu duyacağım." diye varlığı ve onun ifade ettiğini görmezlikten gelmek de doğru değildir. Zira o zaman da, yine muvazene korunamamış olur. İhtimal böyleleri, bazen monist, bazen de panteist olabilir veya vahdet-i vücuda girebilirler. Bu itibarla da dinin ruhundaki denge korunamamış olur ki, bu da diğeri kadar tehlikelidir. Sırat-ı müstakîm erbabı, bu ikisini de dengeli götürmüşlerdir. Diğer bir tabirle, ikisini birden dengeli götürmeye sırat-ı müstakîm erbabı muvaffak olmuştur.

Netice itibarıyla ne sadece o, ne de beriki; ikisi birden bir vâhidin iki yüzü olarak değerlendirilmelidir ki, doğru olan da budur. Yoksa, ifrata girip hep "Delil, delil!" demek, delillerin delisi olmaktır ki, böyleleri sonuçta bazen asla medlûle ulaşamayabilirler. Bu, namaz, zekât ve hac gibi ibadet ü taatle medlûla ulaşılmaz mânâsına gelmez. Bunları değerlendirmeye almayan insan muvazeneyi yine bozar. "İşlerin en hayırlısı orta olanıdır." fehvâsınca ifrat ve tefrite girilmeden orta yolu bulmak en doğru olanıdır.

68tevafuk !!!, 10.12.2007 | Temâsül, Metin Karabaşoğlu

tam da Halil Simsek hocamizin ihlas risalesine dair kaleme aldigi ve aciklamali -serhli -dipnotlu -orneklerle dolu ve cok mustefid oldugum ihlas risalesini okudugum gunlere boyle bir yazinin denk gelmesi cidden bir tevafuk oldu benim icin.

kisaca ve ozetle :

" ihlasi ferdi ve ictimai ihlas olarak ikiye ayirabiliriz. ve ferdi ihlasa ait kilit cumle :" bu hizmette dogrudan dogruya cenab-i hakkin rizasinin esas maksat yapmak lazimdir" cumlesidir. ICTIMAI IHLASA gelince ustadin onemle uzerinde durdugu bu hususun ilk dusturu :" bu hizmet-i kur`aniyede bulunan kardeslerinizi tenkit etmemek ve onlarin ustunde fazilet furusluk nev`inden gibta damarini tahrik etmemektir. "

" ferdi ihlasi yakalayanlar ictimai ihlasi da yakalayamazlarsa ihlas-i tam olusmaz"

" fenafirrisale olmanin yolu fenafil ihvan olmadan gecer. fenafil ihvan olmayanlar fenafirrisale olamazlar. risaleleri ve dolayisiyla asr-i saadeti ve sahabeyi ve dolayisiyla allah ve resulunun yolunu anlamanin yolu fenafilihvan dusturunda yatmaktadir."

( buna en bariz ornek kur`anda ki ISAR HASLETI ayeti ve Efendimiz aleyhisselama "seyyidina" dendiginde veya "allahin dostu" dendiginde ikisinde de nazarlari " o ibrahimdir " e cevirmistir.

Ve dahi cesitli zamanlarda hz.isa ve hz.musa ve hz.yunus ve hz.yusuf aleyhisslatuvesselama nazarlari cevirmesi bize almamiz gereken bir dusturu veya ihlas-i tam ve etemm yolunu gostermektedir.

“Temâsül tezadın sebebidir; "

emsallere takilmadan o emsallerde fani olup yok olunup isar hasleti ile makamda serefte hatta guzel bir cumlecigi muhtac olanlara bildirmede dahi emsaline birakacak kadar fena bulabilmisse temasul ihlas-i tammin yoludur.

ayni zamanda peygamber yoludur.

ve ayet ile sabit bir kur`an emridir.

HILLET in ussulesasini anlatirken de ustad " takdir edici yoldas " degil " en guzel takdir edici yolas " tabiri ile bize birseyler anlatiyor. yani bazen olur ki kardesinizi allah-u teala bir guzel amele erdirip , onu adeta SIVRI BIR KURSUN KALEM UCUNU ANIMSATAN IHLAS DAGININ EN UC NOKTASINDA , AYAK PARMAGI UCUNDA ARZ-I ENDAM ETME GUZELLIGINE MAZHAR KILABILIR. iste bu gibi durumlarda onu ovmek , o nazik durumdaki kardesinize siddetli bir ruzgar estirmek manasina gelebilir.

67mevdudinin kader-irade-sorumluluk anlayisi, 26.11.2007 | Tercih Bilâ Müreccih, Metin Karabaşoğlu

Çelişkinin Analizi

Bu temel ilkeyi gözünüzün önünde bulundurarak gelin şimdi şu soruyu cevaplamaya çalışalım Kur'an-ı Kerimin asıl kader meselesinden bahsetmeden önce diğer konularla da, bu konuyla ilgili olarak yaptığı bazı işaretler ve tesbitlerde gerçekten çelişkiler var mıdır?

Eğer bir şeyin çeşitli nedenlere bağlı olduğu söyleniyorsa, çelişki, ancak sadece tek bir nedeni gösterildiği zaman söz konusu olur. Eğer o şeyin gerçekten çeşitli nedenleri ve gerekçeleri varsa, onu bazen bir nedene bazen de başka bir nedene bağlamak çelişki doğurmaz. Şimdi, meselâ, diyelim ki, biz bazen bir kâğıt parçasının suyla ıslandığını, bazen ateşle ve bazende toprakla ıslandığını söylüyoruz; böyle bir durumda ifademiz çelişkili olur. Çünkü bir kâğıdın ıslanmasının sadece bir tek nedeni olabilir. Ama diyelim ki, biz bir ülkenin zaptedilmesinden bahsediyoruz. O zaman biz diyebiliriz ki, o ülkeyi filanca kral fethetti yahut falan general veya komutan fethetti; aynı zamanda, o ülkenin fethini ilgili orduya, devlete ve hatta ordudaki her askere mâl edebiliriz. Şimdi bu değişik ifadeler için tenakuz veya çelişki hükmü verilmez, zira fetih olayı bu nedenlerden hepsine veya tek birine bağlanabilir.

Sonra eğer bir şeyde değişik illet veya nedenlerin etkileri öylesine birbirine karışmış ise, muhatabın aklı o nedenlerin her birinin etkisini ayrı ayrı belirleyemez veyahut böyle bir analiz veya hesabı anlayamazsa bu durumda mütekellim (konuşan) için en iyi yol genel olarak onu her nedene bağlamak olacaktır ve eğer muhatap herhangi bir yanlış anlama nedeniyle o şeyi sadece bir illete veya nedene bağlıyorsa, onu düzeltecektir örneğin, bu fetih olayını ele alalım. Bunda kral, başkomutan, ordu, devlet ve bireysel olarak her askerin güçleri bir araya gelmiştir, ama bunlar birbirine öylesine karışmıştır ki, biz herhangi bir analiz, hesap veya değerlendirme ile bu olayda her birinin ne kadar payı olduğunu sap-tayamayız. Dolayısıyla, en doğrusu, bu olayı genelde hepsine mal etmek ve eğer bir kişi bunu sadece tek bir unsura maletmeye çalışıyorsa, onun bu hareketini düzeltmek ve yalanlamak olacaktır.

Aynı durum insanın fiilleri için de geçerlidir. Bir insandan sadır olan her fiilin çeşitli nedenleri olur ve bunun ortaya çıkması veya gerçekleşmesinde her nedenin bir payı olur. Örneğin, şu anda ben bir şeyler yazıyorum. Benim bu yazma fiilimin analiz edilmesi halinde bunda bir dizi nedenlerin bulunduğu görülecektir, örneğin, yazmak için benim iradem ve özgürlüğüm, bu iradeye göre zihnim ve bedenimin tüm güçlerinin çalışması ve sınırsız ve hesapsız olan dış aüçlerin, ki bunların bir çoğunu ben de bilmiyorum, bana yardımcı olmaları.

Sonra bu nedenleri ayrı ayrı analiz edin. Şu anda bu fiilimin yardımcısı olan bu sayısız dış güçlerden hiçbirini ne ben yarattım ne sağladım ve ne de onları bana yardımcı olmaları için mecbur kılacak gücüm vardır. Bunları yaratan Yüce Allah'tır ve onları öyle sağlamıştır ki, ben yazmaya niyetlendiğim zaman bütün bu güçler bana yardım etmeye başlar ve bana yardımcı olmadıkları zaman da ben bir şey yazamam.

Aynı şekilde kendime baktığım ve kendimi incelediğim zaman da şu gerçekleri, görüyorum: Benim varolmam, benim yaşamam, benim "ahsen-i takvim" üzerinde olmam, yazma işine katılan bedenimin organlarının sapasağlam olmaları, bende bu fiili yapmam için kullandığım doğal güçlerin bulunması ve kafamda hafıza, tefekkür, ilim ve diğer bazı özelliklerin bulunması, bunların hiçbiri ne ustalığımın bir sonucudur ne de yetkilerimin içindedir,

Bunların hepsini Allahü Teala öyle yaratmıştır ki, ben yazmaya kalkışınca bütün bu şeyler bana yardımcı olur ve eğer bunlardan herhangi bir şey bana yardımcı olmazsa ben yazma işlerinde başarılı olamam.

Benim beğeni, irade ve yetkime gelince, bunun gerçekten ne olduğunu da bilmiyorum. Benim önce sadece bazı dış etkenler ve bazı iç etkenlerle yazma isteğim doğuyor. Sonra, bunu kayda geçirip geçirmeyeceğirni düşünüyorum. Sonra iki yönünü ölçtükten sonra yazma seçimini yapıyorum. Yazma işi kuvveden fiile geçerken organlarımı hareketlendiriyorum. Kısacası, yazma isteğimden başlayarak fiilen yazmaya başladığım an arasında geçen hiçbir şeyin yaratıcısı ben değilim. Hatta ben istek ve fiile başlama arasında kaç adet iç gücün bulunduğunu ve bu işte onların ne kadar paylan olduğunu da bilmiyorum. Ancak vicdanen kendimde şu hususu buluyorum ki, istek ile fiile başlama arasında benim fiili gerçekleştirme veya o fiili terketme arasında bir şeyi özgürce benimseyeceğim bir nokta kesinlikle vardır. Ve ben bir yönünü özgürce benimsedikten sonra kendimde, benimsediğim işe göre kendi iç imkânlarımı ve kaynaklarını ve dış nedenlerini kullanma gücünü hissediyorum. Ben bu yetki ve irade özgürlüğümü herhangi bir delile ispatiayamam. Ancak hiçbir delil benim veya herhangi bir insanın zihninden bu vicdanî duyguyu silemez, hatta aşırı cebirci olan kendi felsefi görüşü nedeniyle bunu ne kadar inkâr ederse etsin, bir kişinin vicdanı bile bu duygudan yoksun değildir.

Bu bahsimizden anlaşılıyor ki, yazma fiilinde yer alan neden ve etkenler üç ayrı noktada toplanabilir:

1) Benim yazmaya niyetlenmemden önce oluşmaları gerekli olan iç ve dış nedenler dizisi.

2) Yazma kararını vermemle ilgili iradem.

3) Yazma fiilimin gerçekleşmesini mümkün kılan iç ve dış nedenler dizisi.

Bu üç dizi ile ilgili olarak yukarıda belirttiğimiz gibi, birinci ve üçüncü dizide yer alan nedenleri Ailahü Teala sağlamıştır ve bunlardan hiçbiri üzerinde tasarrufum yoktur. Bu 'açıdan, benim yazma fiilim, bu hususta "inayetine" nail olduğum Allah'a malolacaktır. Ortadaki zincir halkasına gelince, bu bana malolacaktır, çünkü ben bir çeşit özgür irade ve yetkimi kullandım ve bir açıdan da, Allah'a malolacaktır, çünkü O kendi belirlediği sınırların içinde bende irade gücü yarattı ve benim özgürce yetkimi kullanmama imkân verdi.

Kendi başına bir hareketten başka bir şey olmayan mücerret veya soyut bir fiilin özü budur. Ancak insan fiilleri bazı izafî ve itibarî yönleriyle kendi içlerinde iki yöne sahiptir. Biri hayır ve diğeri şer yönü. Soyut fiile ne hayır ne de şer damgası vurulabilir. Ancak insanın niyeti onu iyi de yapabilir, kötü de. Örneğin, ben yolda yürürken bir altın sikke buluyorum ve alıyorum. Benim onu almam salt bir harekettir ve bu iyilik veya kötülükten yoksundur. Ama bunu kaldırırken niyetim, başka birinin malından haksız kazanç sağlamak ise bu serdir ve eğer niyetim, sahibini bulup ona geri vermek ise bu hayırdır. İlk durumda niyetime başka bir gücün tahriki de katılmıştır ki buna "şeytan" adı verilebilir. Benim bu fiilim üç nedene bağlanabilir: (1) Allah'a, (2) Şeytana ve (3) Kendime. İkinci durumda bu fiil iki nedene bağlanabilir: (1) Allah'a, (2) Kendime.

Bu gösteriyor ki, biz her insanî hareketi iki veya üç illete bağlayabiliriz, ama bu harekette bu illetlerin etkilerinin hangi oranda olduğunu biz hiçbir şekilde anlayamayız, özellikle, bu hesap bu bakımdan daha da karışık hale gelir: Bu etkilerin oranı tüm insanların fiillerinde aynı değil, aksine her insanın fiilinde farklıdır. Zira her insanın içinde onun özgür yetkisi ve çaresizliklerinin oranları değişik olur. Bazıları Allah'tan müthiş bir fark etme gücü, daha doğru karar yeteneği, melekliğe doğru daha çok meyil ve şeytanî vesveselere karşı daha çok dirençle verilmiş ve bazılarında bu özellikler daha az miktardadır. Her insanda değişik oranda olan bu çok ve az özellikler, fiillerindeki kişisel sorumluluğun az veya çok olmasına neden olur. Böyle bir durumda fiillerde, genellikle tüm insanî fiillerde insan, Allah ve Şeytanın etkilerinin aynı oranda olduğunu söylemek mümkün değildir.

O halde, yukarıda işaret edildiği gibi, insanî fiillerin bu nedenlere bağlı olduğunu söylemenin en iyi şekli, onları aynı zamanda genellikle tüm nedenlere bağlamak yahut, bazen birine bazende diğerine bağlamaktan başka bir çare yoktur ve eğer bir kişi yanlışlıkla onları sadece bir nedene bağlayıp diğer nedenleri görmezlikten geliyorsa, düzeltilmeli

66ibrahim beyin yorumuna aciklik getirelim ve mureccihin kullanim ve tanim alani -2-, 26.11.2007 | Tercih Bilâ Müreccih, Metin Karabaşoğlu

2- Kader Risâlesinde, kader ile cüz’î irâdenin, bir kulun irâdî fiillerinde nasıl birleştikleri sorusuna yedi vecihle cevap verilir. Bu vecihlerden altıncısında, îtikâdî mezheplerin cüz’î irâdeye bakışı ele alınır. Buna göre, cüz’î irâdenin özü “meyelân”dan ibarettir. Yani cüz’î irâde, fiillerimiz öncesinde bilincimizde meydana gelen bir ön meyildir. Biz bir şeye meylederiz; bizim meylimizden, niyet ve yönelişimizden hemen sonra Cenâb-ı Hak yöneldiğimiz fiili yaratır. Ancak meyil ve yöneliş bize ait olduğundan sorumluluk bize aittir; Yaratıcı sorumlu değildir.

Bu konuda Ehl-i Sünnet akaidinde ihtilâf yoktur. Fakat Mâtüridî ve Eş’ârîler kulun yönelişinin özünde yatan “meyelân”ın, yani ön meylin statüsünü ve kime ait olduğunu tartışmışlardır. Mâtüridîlere göre meyelân îtibârî bir emirdir, yani farazî bir varsayımdan ibârettir; kula verilebilir. Fakat bu meyelân Eş’ârî’lere göre farazî değil, mevcuttur. Dolayısıyla kula ait değildir. Bu meyelânı yaratan Cenâb-ı Hak’tır. Eş’ârî mezhebine göre farazî olduğu için kula ait olan ise, bu meyelandaki “tasarruf”tur.

Bedîüzzaman Hazretleri burada her iki mezhebi birleştirir. O’na göre ister meyelan olsun, ister meyelandaki tasarruf olsun; her ikisi de nisbî bir emirdir, yani farazî bir semboldür, yani varsayılan bir hattır; hakîkî bir vücudu yoktur. Yani bu meyelan veya bu meyelandaki tasarruf bir varsayımdan ibârettir. Varsayım ise, tam bir illet istemez. Dolayısıyla küllî irâde, yani Cenâb-ı Hakk’ın irâdesi kulun ihtiyârını ve irâdesini ortadan kaldırmaz.

Öyleyse, o farazî emir nasıl bir hareket yapar ki, hemen arkasından dilediği şey İlâhî kudret tarafından yaratılır ve sorumluluk kula ait olur?

Saîd Nursî Hazretlerine göre, meyelan denilen bu farazî emir içimizde binlerce tercihler içinden bir tercih olarak doğsa ve diğer tercihlere nazaran üstünlük kazansa, onu fiiliyâta geçirebiliriz. O anda onu terk edebilir veya yapabiliriz.

Tercih bilâ müreccih, sebepsiz tercih demektir ki, Üstad Bedîüzzaman Hazretlerine göre câiz ve vâkidir; her zaman uygulaya geldiğimiz bir tercih biçimidir. Yani irâdemiz iki şey arasında tercih yaparken illâ da bir sebep aramaz. Her tercihini sebebe bağlı yapmaz. Sebepsiz tercihler de yapar.

Şüphesiz irâdemiz genelde bir sebebe dayalı tercih yapar; fakat bu zorunlu bir tercih şekli değildir. Yani irâdemiz “sebep ve üstünlük” olmasa da tercih yapabilme gücüne, yetkisine ve ehliyetine sahiptir. Ve irâdemiz her gün, her dakika, her saniye—biz farkında olmasak da—birden çok şıkları bulunan değişik alternatifler arasından defalarca sebepsiz tercihler yapmaktadır. Daha doğrusu irâdemizin işi budur; sebepli veya sebepsiz, tüm tercihleri düzenlemek ve yapmaktır.

Tereccüh bilâ müreccih ise, sebepsiz üstünlük demektir ki, Üstad Hazretlerine göre muhâl olan, imkânsız olan, hiç vâki olmayan, olması da imkân dışı olan şey budur. Burada “tercih” masdarı, tef’îl babından tefe’uul babına geçmiş ve mânâ değiştirmiştir. Yani “rüchâniyet ve üstünlük” mânâsını kazanmıştır. Rüchaniyetin ve üstünlüğün ise sebepsiz olması imkân dışıdır.

Demek, sebepsiz tercih olur, fakat sebepsiz üstünlük olmaz.

İşte tercih ettiğimiz şey kötü bir fiilse, yani meylettiğimiz ve yöneldiğimiz şey çirkin bir iş ise, Kur’ân o anda insana diyor ki: “Yapma! Şerdir! Haramdır!” Mu’tezile’nin dediği gibi eğer kul fiillerinin yaratıcısı olsaydı ve îcada iktidarı bulunsaydı, o vakit ihtiyârı ve irâdesi ortadan kalkardı. Çünkü bir şey vâcip olmazsa vücuda gelmez. Yani tam bir illet olmalı ki, bir şey vücuda gelebilsin. Tam illet ise, illet ile elde edilen şeyi zorunlu ve vâcip olarak gerektiriyor. Bu defa da beşerin ihtiyâr ve irâdesi kalmıyor. Oysa irâdemiz her saniye başı defalarca tercihler yapıyor ve hepsinde de bağımsız hareket ediyor. Öyleyse irâdemiz, yaptığı tercihlerden ve tasarrufta bulunduğu meyillerden sorumludur.

65ibrahim beyin yorumuna aciklik getirelim ve mureccihin kullanim ve tanim alani -1-, 26.11.2007 | Tercih Bilâ Müreccih, Metin Karabaşoğlu

1- Tercih bilâ müreccih

Tercih bilâ müreccih, itibarî emirlerde câiz, sabit emirlerde muhaldir. İtibarî emirler için kullanılan, tercih bilâ müreccih câizdir, ifâdesindeki müreccih kelimesi, tercih ettiren sebep, vasıf, özellik, kısaca üstün sıfat mânâsında kullanılmıştır. Meselâ altından yapılmış bir kalemin gümüş kalemden üstün ciheti, râcih sıfatı varsa da, altından yapılmış aynı marka ve özellikteki diğer bir kalemden hiçbir üstünlüğü yoktur. Eğer tercih bilâ müreccih muhal olsa, bizim bu iki altın kalemden birini tercih edemememiz gerekir. Hâlbuki aynı değer ve özellikteki bu iki kalemden birisini cüz’î irademizle seçebiliyor ve alabiliyoruz. O halde, müreccihsiz tercih câizdir ve daima tatbik edilmektedir.

Sabit emirlerde, yâni yapılmış, meydana gelmiş şeylerde, tercih bilâ müreccih muhaldir. Buradaki müreccih kelimesi, tercih edici sebep veya zât, mânâsındadır. Mevcut bir eser, kendisinin var olmasını yoklukta kalmasına tercih eden bir müreccihi gösterir. O müreccih olmaksızın eserin meydana gelmesi muhaldir.

İşte ilm-i kelâmdaki: Tercih bilâ müreccih muhaldir, ifâdesi bu kısım içindir. Bu hâl, Tereccüh bilâ müreccih muhaldir, şeklinde de ifâde edilmektedir.

Bir şeyin veya şıkkın diğerine tercih edilmesi hâlinde, tercih edilen şeyin veya şıkkın tereccüh ettiğinden, meydana geldiğinden söz edilir. İşte bu tereccüh, müreccihsiz, yâni tercih edici bir sebep veya zât olmaksızın olamaz.

Herhangi bir şey yapıp yapmama hususunda bir karara varmamızdan önce, söz konusu şeyin yapılması ile yapılmaması müsavidir. Yapmayı tercih ettiğimizde, işin yapılması tereccüh etmiş olur. Meselâ, bir cümleyi yazdığımız takdirde cümlenin yazılması yazılmamasına tereccüh etmiştir. İşte bu tereccüh, bir müreccihe yâni tercih yapan bir kâtibe delâlet eder ve onsuz olamaz.

Aynen öyle de, bu kâinatın varlığı gösteriyor ki, onun yaratılması, yoklukta kalmasına tereccüh etmiştir. Bu tereccühün müreccihsiz olması muhaldir. Kâinatın yaratılmasını tercih eden müreccih ise ancak ve ancak Kadîr-i Mürîd olan Allahü Azîmüşşân’dır

64osman tirasci ve ebu muslim horasani cahilligi ve de ustune ustluk metin bey ile benzestirmesi, 15.11.2007 | Bizi herkes sevsin mi?, Metin Karabaşoğlu

ilk basta EBU MUSLIM HORASANI NASIL BIRISIYMIS ?

Mansûr tarafından hîle ve yalan vâdlerle Irak’a çağrıldı ve 13 Şubat 755 (H.24 Şâban 137) yılında katledildi.

Ebû Müslim’in katli, bilhassa onun ulûhiyetine inanan İran Mecûsîleri arasında pek fenâ akisler uyandırmış ve ayaklanma çıkmıştı. Sonraları zuhûr eden Ehl-i sünnet dışı fırkalar, Bâbekiler ile Hurremîler ve Bâtınîler (İsmâilîler) kendi îtikatlarının menşei ve tarîkatlerinin kurucusu olarak Ebû Müslim’i göstermişlerdi. Ayrıca Şiîliğin az-çok yayıldığı bölgeler ahâlisi arasında da büyük kahraman olarak tanınmış ve onun adına aslı olmayan romanlar ve destanlar yazılmıştır.

Abbâsî Hânedânının kuruluşuna vesîle olan Ebû Müslim, kendi şahsî düşmanlarına olduğu kadar, Abbâsîlerin düşmanlarına karşı da şiddetli hareket etmekten geri durmamıştır. Târihçiler kendisini çok soğuk kanlı, ketûm, hasûd ve kindâr, aynı zamanda insâfsız ve merhâmetsiz bir kişi olarak zikretmişlerdir. Aslında Ebû Müslim Horasânî yaptığı işlerin netîcesini göremediği gibi, cehâletiyle pekçok Müslüman kanının dökülmesine de sebeb olmuştur.

not :

yani osman kardes bir benzetme yapmis yemede yaninda yat. hic tanimadigida belli ebu muslim horasaniyi. iste oylesine baska bir sey degil. olcmeden tartmadan.

63GUNDEMI BELIRLEMEYEN RISALE-I NUR`UN BIZ BAGLILARI NE HALDEYIZ ?, 12.11.2007 | Bir Durum Tesbiti, Metin Karabaşoğlu

Risaleler meftuniyet olcusunde dengeli bir merbutiyete layik bir cemal-i pak sahibi saheser. Lakin risalelere , rabiatu`l adeviyyenin cemil-i zulcemale meftuniyeti olcusunde bir vurukluk hali gitgide zorlasan dunya sartlarinda bizlerde giderek azalmakta diyebilirmiyiz diye soruyorum kendime ve sizlere ?

ulfet ve yeknesaklik devresine maruz kaliyor zira sakirtler gundelik hayatin acimasiz dislileri arasinda.

" Bu iş, daire içindekilere düşüyor. " diyor yazar ama ben daire icinde ki usullere yillarca uygulanagele gele ve alisilan ve ulfet bagliyan ve zamanin degiskenligine ve yeniliklerine ve konjonkturu okumada yetersiz kalindigina inananlardanim.

Bizim camianin derdinin NURUN ICINDE NURU farkedememek ve o NURU tam gosterememek ve denizin icinde ki acziyetini mudrik BALIKLAR misali denizden bihaber yasamak olduguna inaniyorum. dolayisiyla yazarin soyleminin tersine CAMIANIN DISINDA , DAIRENIN DISINDA VEYA DAIREYE DOST cevrelerin - ihtiyac olculeri ve muhtaciyetleri sebebiyle - o NURU ve o NUR denizini daha iyi idrak edip daha iyi seslendireceklerini dusunuyorum.

mesela dairenin daha da bir DISINDA olan avrupa-amerika vesair kitalarda yasayan ve OL NURA MUSTAK VE MUHTAC GONULLER bu dava ve hareket ve TATLI SU KAYNAGINI daha iyi ve objektif degerlendiriyorlar.

TURKIYE tatli su kaynagi olan RISALE-I NURLARIN MECRASI VE KAYNAGI. ama malumunuz SUyun ciktigi yerde SU cok durmaz hep cevreye ( dunyaya ) akar. SUyun cikis yerinde ise genellikle cakiltaslari ve vesair tas cesitleri bulunur. yani SU orda cok durmaz.

not : KUR`AN ASRI VE NURU`nun indigi ceziretul arapta da ayni SU durmuyarak akti ve KUR`ANda tebsir edilmis - isaret edilmis bir MILLETE gelmis ve o MILLET

o SU`yu 1000 yil muhtac gonullere goturmustur. ILAHI RAHMET O SU`yu ahir zamanda daha baska ellere goturme vazifesinide bu MILLETE verdi ELHAMDULILLLAH !

62NEBEVI MUNEVVER - DUNYEVI ENTELLEKTUEL / batilinin gozyaslari - sakirdin derste ki uykusu !!!, 10.11.2007 | Megalomani, Metin Karabaşoğlu

"Yakınında bulunduğu 'tatlı su kaynağı'nın değerini çok iyi bilen ve kanımca, günümüzde Risale-i Nur'u en iyi okuyanlardan biri olan Ali Ünal, Kur'an'a vukufiyetiyle, modern hayat/din sorunsalına vahiy temelli yaklaşıyor.

( yani durusu iyi ayarliyor ) Özellikle bir kitabınin ilk iki bölümünde bilimsellik zırhıyla İslam'a ve onun mesajına cahilce yaklaşanlara, dinî tecrübeden uzak bir sistem zanneden teologlara, “ellerindekiyle sevinip gidenler”e gereken cevabı veriyor. Bunu yaparken de Freud'dan İbn Arâbî'ye, Descartes'tan Bediüzzaman'a kadar geniş bir zihin coğrafyasının içinde dolaştırıyor okuru. Denebilir ki, Ali Ünal dinler tarihini titizlikle incelemiş (Hıristiyanlık ve Yahudilik üzerine yazdıklarında bunu fark edebiliyorsunuz), Kur'an'ı ve olayların iç yüzünü iyi okuyan bir Müslüman aydın modeli ortaya koyuyor. Onun entelektüel çizgisini nitelemek için modern sosyal bilimlerin terimlerini değil de yalnızca “Nebevî” sıfatını tercih ederdim.

Modern çağda dinin ihyası için bayrağı taşıyan [iman ve kuran ] bu hareket, elbette kendi entelektüel modelini de üretecektir. Ali Ünal, bunun iyi bir örneği olarak önümüzde duruyor. Batı, şimdilerde sol-liberal entelektüellerin niçin gittikçe azaldığını tartışıyor. Önde gelen Batılı aydınlar, yazarlar arasında Pentagon'un politikalarına hayranlık duyan birçok isim saymak mümkün. Yoksa Batıda kapitalizmin alternatifinin açıkça çöküşü karşısında, modern çağda kuşatıcı aydın prototipi İslam dünyasından mı çıkacak? Bilmiyorum.

Bildiğim yalnız şu: Bir düzine Ali Ünal olsa, dünyada çok şey değişirdi. "

[muslumanin bir entllktuel olarak portresi]

metin karabasoglunu bu

NEBEVI MUNEVVER durusundan dolayi seviyorum.

not: heideger veya bir bilim adamindan alinti yapilacagi yapilmasi gerektigi zaman o bilgileri ansiklopedik olarak

( genel hatlariyla ) bilmemizde azim faide goruyorum. kendi meselemize ve metafizige cekmek icin basamak ve arac olarak bunu yapmaz isek tebligin bir tarafini eksik birakmis oluruz.

not2: risale okurlarinin kendilerine ait benzerlikleri oldugu gibi bir takim benzer arizalari da olduguna inaniyorum. mesela ilmi-fikri-deruni muzakereler yapa yapa biraz ilmi ama yuzeysel ve kulturel duzeyde bir ilme sahip ama hayret ufkundan ve his acligina giriftar ve biraz pasif gorunumlu ve ustadin tesbih-zikir-evrad bagliligini kavrayamamis ve daha acisi ILMI BIR SEKILDE VUKUFIYETI OLSA DA HERHALDE KALBI VE HISSI YANIN BIRAZ BOSLUGUNDAN MUTEVELLID GOZYASI EKSIKLIGInin ortak sorun oldugunu - hic bir grup ayirdetmeden- ifade etmek istiyorum.

ornek : merhum SAHIN HOCAEFENDININ talebelerinden 50 yillik bir kur`an kursu hocasi NIZAMEDDIN HOCA , SAHIN hocanin daha risale-i nurlari tanimadigi devirlerde I. GAZALININ KALPLERIN KESFI adli eserinden vaazlar verip agladigini ve aglattigini , daha sonra RISALE-I NURLARI tanimasiyla vaazlarinda aglamadigini ve cemaati hislendirip , hasyetle aglattigini gormedigini soyledi.

en basitinden bir vefat-olum-ote dunya gibi bir haberde bile bir sakirt - sahabe gibi benzi atmasi gerekirken- son derece rahat ve guvende imis gibi ilmi tahlillerle meseleyi izah etmeye calisiyor.

soru: NEBEVI MUNEVVER`ler nasil nebevi cizgiyi insanlara anlatmalilar ?

teklif : KALP-KAFA IZDIVACI OLSUN VE BU IZDIVACIN SAHITLERI HIS-VICDAN-RUH OLSUN !!!

gokyuzune teleskop ile bakip da gozyaslarina hakim olamayan bir batili bilim adami - diger yanda

" sapantasi gibi kureleri kudretiyle ceviren ..... gibi teleskopvari risale cumlelerini okuya okuya ulfet tutmus, derste uykusu gelen sakirt ve cevresinde kilerin " bu uykudan onun ruhunun istifade ettigini " soyliyen bir zihniyet.

dinde hassas muhakeme-i akliyede KAVI oldugu husn-u zannina - ki bu husn-u zanninda dua yerine gecmesini diliyerek ALI UNAL HOCAMI VE METIN BEY`i istisna tutuyorum.

61enfess !, 08.11.2007 | Nekrofili, Metin Karabaşoğlu

1- " Hayatlarına değer biçilmeyen insanlara, ‘ölü olarak’ ilgi gösteriliyor."

bu soz bana dunya medyasinda bir kelp adami isirirsa haber degeri yoktur ama adam kelbi isrirsa bu haber degeri tasiri animsatti.

2- "Onbeş yıldır, anlamsız bir savaş hali yaşanıyor şu ülkede."

- savas hali - tabiri hos karsilanan bir tabir degil ozellikle de devlet kademelerinde.

3- " Gariptir, ölümler arttıkça, ‘ölüm’süz bir yol arayışı yerine, insanlar daha bir bileniyor. Daha bir kan isteniyor."

bugun Turkiye`yi bazi guclerin

- kesinlikle capulcu eskiyanin degil -

15-20 sehit askerlere ve 10-15 masum halktan sehitlere saldirilari neticesinde kuzey iraka cekmek istemeleri gibi. yani atesin tam ortasina.

4-" İşin garibi, oğlu askerde ölen ‘Cuma anaları’ bile..... "

bu olmek tabiri bizim musbet basinimizda daha cok din iman ile alakasi olmayan kisiler icin kullaniliyor.

-vefat eden- veya -sehit- olan denilse daha guzel olmazmiydi?

5-" Ölümler artıyor, acılar artıyor; kimi asker olarak, kimi karşı tarafta olarak ölen insanların analarının yüreği dağlanıyor."

nuriye akmanin hem sehit hem de eskiya anneleri ile yaptigi roportajlar yurekleri dagladi.

6-" Nekrofili de güçlenerek devam ediyor."

bugun irakta binlerce cansiz bedene o kadar alistik ki artik ulfet olmadi mi?

7- "Laik bir devletin yaşanan ölümleri kudsî şehadet kavramının gölgesine sığınarak haklılaştırmaya hakkı olup olmadığı sorulmuyor."

husn-u zann geregi vefat edenlerin sehit oldugundan kuskumuz yok. yukarida ki cumle enfes otesi ve siyasilerin basina tas gibi dusuyor. siyasilerin basinda bas var ise tabii.

8- "Bu anlamsız mücadelenin iki tarafında değilim. Nekrofil de değilim."

keskin bir ifade. - iki tarafinda degilim- derken metin karabasoglu`nun dagdaki eskiya ile laik devlet yapilanmasi icerisinde ki `asya`nin munafiklari`

hitabina layik olanlari kastettigini anliyorum. yaniliyormuyum?

9-" Uğruna hayatın en güzel yirmi yılının feda edildiği yeni bir hayatın bu kadar değersiz görülmesi ilgilendiriyor beni. "

iceride karisik bir durumdan dolayi boyle diyorsunuz herhalde.

canakkale-istiklal harbi vesaireler icin de ayni dusunmediginize inaniyorum.

not : tamer korkmaz`in SEHIT ANALARI ICIN IKNA ODALARI KURULMALI yazisi bu aci durumumuzu anlatmaya yetiyor.

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=447690

cozum onerisi :

" ..... Müslüman görünen dünyada

-ki bir İslam dünyası olduğunu kabul etmediğimi beyan etmiştim. Müslümanların yaşadığı ülkeler vardır- müslümanların problemlerini çözmesidir. Kendilerini idare edecek insanları seçerken daha farklı şeyler mi düşünürler? Reformlar mı yaparlar? İyi nesillerin yetişmesi için Müslümanlar problemlerini çözmeli. Sadece terör mevzuunda değil, o Allah'ın bir belası. Uyuşturucu da, sigara da Allah'ın başka bir belası. Tefrika bir başka belası. Milletin birbirini yemesi başka bir belası. Fakirlikten kurtulamama ayrı bir belası. Başkaları tarafından hep zillet içinde idare edilme, idare edilmeye katlanma, hep ezilme başka bir belası. Akif'in ifade ettiği gibi her yerde tegallübler, tehakkümler, esaretler, mezelletler, türlü illetler, türlü ibtilalar... Bunların hepsi hususiyle başta milletimize musallat olmuş Allah'ın belasıdır. Bunlardan sıyrılmanın yolu da bence doğru dürüst insan olmaya bağlıdır. Doğru dürüst insan olma da Allah'a kulluktan geçer."

m.f.gulen

dusmanimiz dagdaki eskiyamidir ? dusmanimiz fakirlik-teror-iftiraktir.

dostumuz ise egitimdir.

egitim oyle bir dost ki hastane ve saglik ve hayrat gibi salihattan bile once gelir.

dusman `asya munafiklari yetistiren`lerdir.

dost `asya ve dunyada mesveret ve surayi esas alan tahkiki iman sahibi kulturlu ve suurlu ve ozellikle de

kalb-i selim ve akl-i selim sahibi ` insanlardir. ve bu insanlarin irkinin ne oldugu hicbir oneme sahip degildir.

zira DAMARLARIMIZDA KI ASIL KANDA MEVCUD OLUNDUGU SOYLENEN KUDRET VE GUC bir millete degil de hakiki iman sahibi kim var ise ancak ona soylenmeli !

60serif(!) mardin olayi hakkinda ali unal ile olan paralelliginiz., 30.09.2007 | Şerif Mardin Olayı, Metin Karabaşoğlu

Mahalle yaygaralarının önemli bir boyutunu oluşturan ve Şerif Mardin üzerinden dile getirilen korkunun, aslında üzerinde durulması ve asla göz ardı edilmemesi gereken önemli bir sebebi var. O da, Türkiye'de hem söz konusu yaygarayı koparan malûm medya ve beynelmilel üne sahip önemli bir sosyolog da olsa Şerif Mardin'in de dahil bulunduğu "aydın" kesimin İslâm'ı, Müslümanları ve dolayısıyla Türk halkının büyük çoğunluğunu asla tanımaması ve tamamen Batı üzerinden okumasıdır. Bütün dünyaya bütünüyle kendi dünyasından bakan Batı ise kendi problemlerini İslâm'ın ve Müslümanların da problemleri gibi görmektedir. Yıllar önce Zaman'da 7 gün süren bir tefrika ile Şerif Mardin'in meşhur Din ve İdeoloji kitabının eleştirisini yapmıştım. Adeta her cümlesine bir kaynak düşmekle "bilimselliği" ortaya konulan (!), fakat neredeyse Kur'an, hadis, İslâm tarihi dahil, temel İslâmî hiçbir esere atıfta bulunmayan Şerif Mardin, bu çalışmasında Gazalî'yi M. Watt'a, Rafizilîk ve Bektaşîlik'le özdeşleştirdiği tasavvuf'u H. A. R. Gibb'e, Osmanlı tarihiyle ilgili hükmünü P. Wittek'e, İslâm'ın temel mesajı itibarıyla anlaşılmasını Margoliuth'a ve Santillana'ya, İslâmî şahsiyeti Erikson'a ve gaza ile cihadı P. Wittek'e havale ediyordu. Nasıl beynelmilel şöhretine rağmen Şerif Mardin, İslâm'ı da Müslümanları da içinden tanımıyorsa, "mahalle" yaygarası koparan medya hiç tanımamakta, daha kötüsü, İslâm'a, Müslümanlara ve Türk halkına Batı'nın ve kendi dünyalarının penceresinden bakmaktadır. Dolayısıyla, hayat tarzı, başkalarına müdahale, savaş, terör, bütün boyutlarıyla kadın, dinî fundamentalizm ve radikalizm gibi İslam ve Müslümanlar üzerinden ürettikleri korkular, yaptıkları tenkitler, ileri sürdükleri şüpheler, asıl temelini, mahiyetini ve rengini temelde kendi dünyalarından almakta ve oradan İslâm'a ve Müslümanlara yansıtılmaktadır. Müslümanlara düşen ise İslâm'ı her zaman aslî çizgisinde temsil etmek ve yansıtmaktır.

ALI UNAL 01 Ekim 2007, Pazartesi

59davasi ugruna olenler ve evine televizyonlu JAKUZI taktiranlar !, 26.08.2007 | Milletvekilliğini dört dönem reddeden bu zihniyeti seviyorum, Levent Bilgi

ya hayrettin ka[h]raman hocamizin buyugu ve Ustadi Bediuzzaman hz.lerinin sark umumi vaizligini ve ona yapilan mesken teklifini ve o zamana gore dolgun maas teklifini reddedisine ne dersiniz ?

veya ustad hazretlerinin ustad-i azam`i aleyhisselam efendimizin mekkenin reisligini , mekkenin efendiligi ve hesapsiz diger teklifleri reddedisine ne diyecegiz ? " bir elime ay ve bir elime gunesi verseniz ben yine davamdan donmem ! " deyisine ne dersiniz ?

muhterem hocaefendinin dedigi gibi

" cumhurreisligi teklifi bana rabbime kullugun ve rabbimin rizasini tahsilin yaninda hakaret gibi geliyor. Allaha kullugun ve rizasini tahsilinin disinda bir makam ve mansip cumhurreislikte olsa cok cok asagida bir makamdir "

( manaca) demesine ne dersiniz ?

bunun paralelinde metin bey ustaddan alintiladigi ve "kime oy vermeli" yazisinda aktardigi bu konuda ki soz ise hakikati oz bir sekilde ifade ediyor:

" Bediüzzaman’ın “Güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım sahabiler ve onlara benzeyen mücahidînden, selef-i sâlihînden başka; siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar müttaki olanlar, siyasetçi olmazlar” tahlili, siyasete ve siyasetçiye bakışımızda temel noktalardan birini teşkil etmelidir. Siyasette ve siyasetçide ‘hayr-ı mahz’ aramayıp, bilakis ‘ehven-i şer’ mantığıyla bakmamız bu sebeptendir.

demek ki yol bu !

o yola kurban olayim !

yanlis yolda ama o yanlis yolun samimi yolcusu olarak olen orhan dogan ise yalnis kulvarda ama dogru bir ders veriyor.

kendi bos davasi yolunda bos bir kuheylanin catlayip olmesi olebilmesi karsisinda benim tanidigim bir abi ise su siralar evine 3 kisilik jakuzi taktirmakla mesgul ! hem de televizyon seyretme imkanida varmis banyonun icinde !?

rabbim kazanma kusaginda kaybettirmesin ve bir lahza rizasindan ayirmasin ve encamimizi hayr eylesin! amin.

58casus kulaklar tikansin !, 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

abiler - kardesler !

casus kulaklar istifade ediyor.

tam manasiyla yag suruyoruz,

kizar(til)mis ekmeklerine.

ayriliklarimizi

ve yorumsal suclamalarimizi degerlendirenler var.

kim kime ne yazmis ona gore hareket edenler var.

duydugumuz seyler var.

bazilarinin bazi niyetleri var abilerr !

HZ.PIR-I MUGAN ne diyordu :

"Aziz, sıddık kardeşlerim,

Sakın, sakın münakaşa etmeyiniz; CASUS KULAKLAR istifade ederler. Haklı olsa, haksız olsa bu halimizde münakaşa eden haksızdır. Bir dirhem hakkı varsa, münakaşa ile bin dirhem bizlere zararı dokunabilir."

"Aziz, sıddık kardeşlerim,

Sizdeki ihlâs ve sadakat ve metanet, şimdiki ağır sıkıntılarda birbirinizin kusuruna bakmamaya

ve SETRETMEYE kâfi bir sebeptir.

Risale-i Nur zinciriyle kuvvetli uhuvvet öyle bir hasenedir ki, BIN SEYYIEYI AFFETTIRIR.

Haşirde, adalet-i İlâhiye, hasenelerin seyyielere râcih gelmesiyle affettiğine binaen, siz de hasenelerin rüçhanına göre muhabbet ve af muamelesini yapmak lâzımdır.

Yoksa bir seyyie ile

hiddet etmek,

sıkıntıdan gelen bir titizlik,

bir asabîlikle zararlı bir hiddet,

IKI CIHETLE ZULUM OLUR.

İnşaallah, birbirinize sürurda ve tesellide yardım edip, sıkıntıyı hiçe indirirsiniz."

“Din dahilde menfi bir tarzda istimal edilmez.”

"Sakın sakın münâkaşa etmeyiniz, casus kulaklar istifade ederler."

son olarak :

TEHDIDI YAPAN NUR TALEBESI OLAMAZ. BIZ HEP HUSN-U ZANN EDERIZ.

BUNU YAPSA YAPSA BURADA KI TARTISMALARIMIZDAN VE MUNAKASALARIMIZDAN ISTIFADE EDEN (internet-telefon-gazete ve her yerde ki ) CASUSLAR OLABILIR.

DIKKAT DIKKAT DIKKAT !

57durbunun tersinden bakilan hadiseler, 13.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

"...İslâmiyet’e hizmet etmekten daha öncelikli olarak, hizmetlere mâni olmamayı daha önemli gören ve İslâmiyet’i (haşa!) kurtarmaktan ziyade, İslâmiyet’le kendini kurtarmaya çalışan bir kardeşiniz olarak diyorum ki..."

diyen ayhan kufluoglu farkinda olmadan hizmetlere mani olmayi dustur haline getirmis ve bununlada yetinmeyerek tutup en sonunda ilahlik ve peygamberlik kissasi gondermis. efendim o kissayi siz deniz baykala yollayin belki anlar. daha muvafik cunku. ama sizin benzetmeniz yukaridaki sozlerinizle birebir celisir vaziyette.

mufritane muhabbet besleyenlerin fazlaca damarlari tahrik etmesinden mutevellid bir hizmete karsi cephe alma tavri yuzunden ifrata tefritle cevap verme vaziyet-i hazinanesi goruluyor artik.

eger "ilk basta kim ifrat yapiyorsa o sucludur " deniyorsa ben de derim ki :

" ilk basta sitede kim acik-kapali birseyler yazip gondermelerde bulunuyorsa vebali onundur " diyorum.

"insan cok okusada hadiselere durbunun tersiyle bakiyorsa gorecekleri bellidir."

kendini bilmeden ve kendi konumunu idrakten yoksun kimseler hocaefendiye normal bir insan gozu ile baka dursunlar asil o ne diyor buna hic bakilmiyor.

sadece bir cumlesi hepimize yazilmis

( ifrat ve tefrit ehline de ) :

" her hezimet icimizde bir umitsizlik ruzgari estirir; her zaferin sarhosluk verdigi gibi. Gercek muminler her iki halde dengededir "

o ne diyor ? asil buna bakmali. tabii durbunun tersinden degil...

56muhsin bey evet katiliyorum, 12.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

"Ortada bir hazımsızlık problemi olduğu aşikar.. Anlıyorum" demissiniz

evet katiliyorum. murat beyin bir hazimsizligi onceden beri bahis mevzuu .

cunku takdir yerine tekdir ona yakisiyor sanki ama bana gore yakismiyor.

55haklisiniz ama haksizsiniz da, 07.08.2007 | Bediüzzaman Münazarat’ı niye yazdı?, Metin Karabaşoğlu

risale-i nurun tahkik yolunda mustakimane sonuna kadar yol almak ve yapilanlari az ve yetersiz gormekte haklisiniz. zaten bu yapilan veya yapildigini iddia ettigimiz seyler bizlerin ve hepimizin sa`y imizle olan seyler disinda bir ihsan bir ikram ve lutf-u ilahi.

haksizsiniz cunku su cumle de :

"Ben şişeyi taşa çalmış biriyim. Risale-i Nur’un izzetini muhafaza ve hakikatinden ifaza için gerekirse Nurculara da dokunur sözüm."

ki ifadeleriniz biraz hissi ve acelece yazilmis izlenimi veriyor ve sanki sizi bu cumle risale-i nurlarin sanki tek ve sasmaz takipcisi konumuna itiyor.

bence bu cumleye benzer diger cumlelerinizde bunlari ismam ediyor.

ustad talebe oldugunu soyluyor ise siz de talebesiniz. bizde talebeyiz.

tam ihlasi yakalayamadan soylemis iseniz bu sozleriniz -risale diliyle - AKSUL AMEL yapar.

evet simdi munazarati okumaya baslayabiliriz buyurun !

54, 02.08.2007 | Şimdiki zamanda yaşamak, Metin Karabaşoğlu

metin abi ben izninizle dimdik durus dediginiz durusu

HOCAEFENDININ yaninda alinan konusmalari sirasinda soyledigi su sozleriyle sizin durumunuzu izah etmeye

calisayim :

1-"niceleri vardir ki yilanlarla savasarak akreplere yer aciyorlar. boyle bir cehdin ne faydasi var ?"

2-"dogruya yorumlanabilir bir meseleyi yanlisa yorumlamak bir vefasizlik degil de nedir ?... "

3-" parcalar , bogusmayi ve ardindan da yutulmayi hazirlar " ( birlik ve bir hareket esas )

4- " BIRININ GOLGESI UZERIME DUSSE UYANIRIM "

uyudugunu iddia ettiginiz kisiyi okumadiginizi ( tetkik ve derk edemediginizi ) goruyorum ve buna hep uzuluyorum.

sizin gibi bir abimiz mesaisini sadece ve sadece iman hakikatlerine ve insanlari manen beslemeye teksif etse cok altin madenleri ve damarlari bulacagi inancindayim. hicbir cemaatin bir elestiri yazisi veya bildiri ile yorungesini degistirecegini sanmiyorum.

ozellikle de hak ve guzel bir yolda yuruyorlarsa.

ICTEN MUHABBETLERIMLE

dost aglatir dusman guldurur !

53dinde hassas oba kardes !, 02.07.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

kardes sen yorulma be ! oyunun burada tutmayacak. buradaki insanlar sagduyulu. yani senin gibi solduyulu ve soltepkili degil.

hani bir turku var.

kandiramazsin beni !

"Unsuriyet ve milliyet esasları, adaleti ve hakkı takip etmediğinden, zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünkü, unsuriyetperver bir hakim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez."

yukariya bakinca senin izlerini goruyorum kardes.

allah askina vatan neresidir ?

biz hangi milletteniz ?

cevabi ben vereyim : " vatan kuran ve sunnetin yasandigi yerdir veya yasanmaya calisildigi yerdir .

ve biz islam milliyetine mensubuz. "

bak oba kardes islam milliyeti tabirini kabullenebiliyormusun ilkin onu soyle.

tekrar ediyorum turkluge takilanlar ,

kurtluge takilanlar ,

arapliga takilanlar kaybetti !

arapliga endulus takildi dustu yere.

eski turk devletleri hep bolunduler.

ve bugun petrol kuyularinin ustunda israilin oynattigi safi kurt kardeslerim bolunurse emin olun burnu ustu yere dusecekler.

iste irak !

iste filistin.

52metin abi !, 01.07.2007 | Yorumlara dair, Editör

risale-i nur daire-i nuranisi icinde degeri idrak edilememis degerlerimiz arasinda on siralarda yer alan bir kisidir metin abi.

mutefekkir yonu ,

mudakkikligi ,

kendisini satmaktan kacinmasi ,

dile vukufiyeti ,

dine ( kulliyyen ) bagliligi ,

kulturel ve edebi yonu ,

cevresinde halelenen saygin fikir insanlari ,

guzide yayinevi ve eserleri ve cikartilan hassas ve nazik kitaplar ,

belki bazi buyuklerimize olan kirginligi ve anlasilmama veya ( anlatamama ) eksikligini hissetmesi ,

gazetede yasadiklari ve taviz vermemesi ,

onemli bir ozelligi de sirat-i mustakim bir orta yol yolcusu gibi durusu ile metin abi ve diger bu tarz degerlerimiz bizim dairemizin ( ozelde nur dairesinin - genelde alem-i islamin ) gulleri-cicekleridirler. ( birakin bu degerlere ilismeyi bizim olcumuz bir insanin Allah ve resulunu sevip sevmemesidir. seviyorsa kardesimizdir )

ve bunca etrafta diken-cali-cirpi-cop-les ve pislik varken ciceklere el atmak ve koparmak ve gulleri soldurmak ne Allahin emridir ne resulunun yoludur ne sahabenin ne tabiinin ne de ustadin ogretisidir.

gulleri soldurmayin !

son sozum :

BETONlasmaya hayir ,

YESILi ve gulu koruyalim !

DAIREMIZIN GEREK OKYANUS OTESINDE BULUNAN GULUNU GEREKSE FARKLI FARKLI BU GULLERINI SEVELIM.

51seyhenzade kimdir ?, 01.07.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

metin abiye bir mail attim bu nesriyattakilerin niyetleirnin ne olduguna dair. ve bu tahrifat iddiasi konusunda bir yazi kaleme almasini umuyorum ve bekliyorum.

tahrifat dedigi bazi yerlere baktigimda haklilik paylarinin olmadigini gordum.

bir arkadasim " bunlar neden simdi gunyuzune cikarildi ? bugune kadar neden bekletildi o zaman ? acaba bir tezgah mi var ? hem de tam kurt-turk diye millet-i islamiye bolunmeye calisildigi bir doneme denk gelmis olmasi insani bir hayli dusunduruyor . evet sanki birileri baska alanlarda da dugmelere basmaya devam ediyor ve edecek te...

ustad demiyor mu dusmanin hucumu aninda dahili adavetler-kusmekler-problemler bir kenara birakilmali. ve birlik olunmali demiyormu ?

e birileri bunun ziddini yapiyorsa ve medya ile de tamim ediyorsa bir art niyet ve birilerinin dumeninde - guzergahinda ehl-i islama ve talebe-i nura oyun kuruyorlar demektir. baska aciklamasi var mi ?

50neydi o cozulecek sir ?, 24.06.2007 | Bediüzzaman’ın büyük yalnızlığı, Metin Karabaşoğlu

"Benim için saklı duran düğüm ise, Eski Said’in o büyük yalnızlığından Yeni Said’in büyük ünsiyetine; Eski Said’in gerginliğinden Yeni Said’in sükûnet ve dinginliğine geçişin dinamikleri...

Bunun sırrını çözebildiğim gün, inanın çok rahatlayacağım." diyor Metin abi.

ben bunun sirrini ali unal beyin son yazisinda buldum gibi sanki.

diyor ki :

"İslâm'ı, onun bütünlüğü içinde anlamını bulan parçalarıyla, İlâhî İsimlerin tecelli dengeleriyle kavramak ve ona göre tebliğ etmek elzemdir. İslâm'ın, evrensel Muhammedî ruhun bütünlüğü içinde, değişmez ana esaslar mahfuz, yere, zamana, şartlara ve kişilere göre bazen Musevî, bazen İsevî, bazen İbrahimî, bazen Nuhî, bazen Yunusî, bazen Eyyubî, bazen Davudî, bazen Süleymanî vb. olmak gerekir. Bunu tesbit ve tayin edecek olan ise, Peygamber'e tam vâris bir kutbu'l-irşad, bir insan-ı kâmildir."

ustadin eski -yeni ve galiba 3. donem diye ayirdigi hayat safhalarini yukarida ki yazida ki peygamberler donemleri ile ilskilendirecek olursak daha iyi anlayabiliyoruz.

ustad musevi-ibrahimi

isevi-ibrahimi

muhammedi-isevi

diye safhalari sevk-i ilahi ile gecirmistir zannimca.

az bir insanla en buyuk zalimlere kiyam etmesi , cok dengeli bir sekilde sefkat ve merhametle hizmetini goturmesi ve

en basindan son anina kadar iman hakikatlarindan ve davasindan bir an vazgecmemesi ( MUHAMMEDI -isevi-musevi-ibrahimi aleyhimusselam ) yonlerini daha iyi gorebiliyoruz.

49katiliyorum-katil[a]miyorum :), 24.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

katiliyorum :

1. eğer ırkçılık yaparsam Allah'ın beni affetmeyeceğini biliyorum.

1a. önce kendi evinin önünü temizlersin sonra başka yere el atarsın.. ( evet bu herkes icin gecerli dogru yazmissiniz agziniza saglik )

2. Müminler kardeştir...

3.Allah bu imtihanı elbirliğiyle geçmeyi bizlere nasip etsin.

4.Selam ve Dua ile...Gökhan

katil[a]miyorum:

1.Meselenin adı Kürt sorunudur.

2.'Ne mutlu Türküm diyene' demeyen herkesin düşman kabul edildiği bir ortamda inanan Türk kardeşlerimin de meselenin ismini doğru koyamamaları üzücü..

3.Ayrıca kendi yanıbaşındaki inanan Kürt kardeşlerini bırakıpta bilmem nerelerde 'Emri bil maruf nehyi anil münker' yapmak(!) nasıl oluyor?

( su an 100.000 talebeye toplam o bolgede burs veriliyor. el insaffff )

4. ayrıca yorum yapan arkadaşlarımızın isimleriyle dalga geçen bir zihniyetinde....... ( kesinlikle boyle bir sey yok. o ismi kullanmak istemem internette o kadar.)

5..hakkımda 'Kürt milliyetçisi' diye düşünenler olabilir; ( aslinda aklima gelmiyor degil galiba biraz bir iki damar var gibi.. )

6.ancak milliyetçiliğin ırkçılıkla aynı anlamı ifade ettiğini bilen bir insan olarak.. ( hayir irkcilik ile ayni sey degildir. o zaman ustad musbet milliyetcilikten bahsetmezdi. )

yorum :

Arkadaşlarımın Cuma hutbelerinin bile ırkçı söylemler içerdiğini görebilmeleri için biraz kendilerini Kürt kardeşlerinin yerini koymalarını tavsiye ediyorum.

( bende empatinin ve karsi taraf gibi dusunmenin iki tarafca yapilmasini savunanlardanim )

trabzondan kurt kardeslerimize boyle bir destek gelmesi guzel. ( artik kardes diyemeyecegiz galiba. baksaniza o da tepki toplar oldu. )

son soz : etrak ve ekrad kardestir !

48yorumlara dair yorum yaziniza yorum yazanlar..., 23.06.2007 | Yorumlara dair, Editör

yorumlara dair yaptiginiz yorum yaziniza yorum yazanlar birhayli az olmasi bir iki ihtimali akla getirdi.

1- kimse bu yaziyi okumak istemedi.

2- kimse bu yaziya yorum yazip da " yarasi var ki gocundugundan yorum yazmis " demesinler diye yazmak istemedi.

her ne ise dedikleriniz guzel seyler.

benim de yaram varsa gocunayim ne olacak. kardesin kardese soyledigi makbuldur.

hatalarim var ise affola.

ben biliyor ve inaniyorum ki KARDESLER CARSISINDA TUKURUK ( bile ) MISK-U AMBER dir .

ayrica yazinizda ki yazim kurallari ve ve dil bilgisi estetigi mukemmel. tamam biraz da yaziya yuzeysel baktim yani disina nazar ettim.

o da affola.

ama yazamadan edemedim guzel bir estetik var ne yapayim.

" kardesinize onu sevdiginizi soyleyin " diyor ben de oradan kendime fetva alarak " yaziniz cok guzel " diyorum.

( bir de benim yazdigima bakin :)

selam ve dua ile..... akkalem !

47ali unal beyi unutmamak , 23.06.2007 | Utandım, utanıyorum..., Metin Karabaşoğlu

metin abi ALI UNAL beyi aslinda dahil etmenizi beklerdim. orjinalligini herzaman muhafaza eden ozgur yazarlardan birisi.

asagidakilerde konu basliklari.

zten sizin onunla tanisma istegim hep bu yuzdendi.

22.06.2007 - Bir medeniyet inşacısı olarak namaz

11.06.2007 - Terör-sınır ötesi harekât-seçimler

04.06.2007 - 'Dil' inşacılarının sırrı

28.05.2007 - Kâbe'nin tavaf ettiği bir topluluk olmak

21.05.2007 - Olup bitenleri anlamak

14.05.2007 - Meselenin özü

07.05.2007 - Tuzak

30.04.2007 - Arş'ın taşıyıcıları

23.04.2007 - Resmin tamamını görebilmek

16.04.2007 - Küresel sistem, Malawi ve..

46gerilmeye calisilan yer : guneydogu , 22.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

salih kardesin bahsettigi iki milletin de adlarinin ayni harflerden olustugu hakikati [ T U R K - KU R T ] birilerinin gozunden kaciyor maalesef.

malazgirte girerken beraber olan iki milletten bahsediyorum. ( 1000 yillik beraberlik )

hz.adem ortak noktamiz oldugu gibi her seylerimiz de bir. hatta dusmanlarimizda bir ama anlasilamiyor.

birileri o dusmanlari aziz biliyor. kuzey irakin amerikaya kucak acmasi tarihte osmanliya karsi ingilize kucak acan filistinin aci durumlarina ducar olacaklarini ve kadere zorla fetva verdirecekleri endisesini uyandiriyor bende.

"nurcular bir sey yapmiyor" diyen kisilerin - guya yorumlari - hicbir sey yapmayarak oturan kisilerin uzaktan sadece yorum yapmalarini andiriyor.

( chp nin bu tarz soylemleri zaten mevcut ve bikmisiz. siz bari yapmayin )

cagdas yasami destekleme bilmem ne derneginin KARDELEN projesi vardi yakin zamanda dogu ve guneydoguda. neler oldugunu ve dondurduklerini herkes biliyor. doguda ki kiz cocuklarini alip istanbullarda her turlu rezaletin icine soktular ve buna cagdaslasma dediler. hatirlarsiniz klibi bile vardi sezen aksu koylerden kiz topluyordu. oldukca sinsice ve ustaca oyunlarini oynadilar.

simdi sen kalkip bunlara bir sey deme ondan sonra da oturdugun yerden bir kast-i mahsusa ile asil hizmet eden ve halkla ilgilenen ve okullar acanlari ve nur talebelerini karalamaya calis.

bir tane seyh bozuntusu her turlu iliski ile ve bilmem kac tane esleri ile islami karalasin ve guveni sarssin sen onlari gorme ama safi niyetli olanlara takil.

bunda ya art niyet var.

ya da damara basilmisligin intikam arzusu.

ama ben o yanlis cevirdikleri ( aslinda bunu kasitli yaptiklari ) cumleyi tekrar edeyim.

BIZ MUSLUMANIZ ALDANIRIZ AMA ALDATMAYIZ.

45oba ! ( hoppa ! ), 20.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

ismini zikretmekten cekindigim kardesim.

ismin gibi sen de biraz uc ve biraz da ortaligi karistirici ozelligi istihar etmek emelinde isen bosuna. hic ugrasma.

neden bu kadar farklilik var diyorsan nur talebeleri arasinda sana derim ki FARKLILIK - KAVGA VE FITNEYE GIRILMIYORSA - RAHMETTIR. hadisinden haberin yok demektir.

ikinci olarak sen asagida yorumlarda yazilanlari hic okumamis bir kisisin gibi geliyor.

ucuncu olarak birak hocaefendiyi ustad bile bu meseleye kurt meselesi dememistir. senin gibilerin istedigi bu olsa da bunu hic kimse soylemeyecektir.

dorduncu olarak sizin bir damariniz sanki depresiyor da o yuzden bu tarz yorumlar yaziyorsunuz gibi geliyor.

besinci olarak ilk yorum yazan kisiyim diyorsunuz ama zahmet edipde asagida kimin ilk basta neler yazdigini goremeyecek kadar yorumlara uzaksiniz.

ve de iddia ettiginiz sosyal meseleleri birak anlamayi idrak etmekten de acizsiniz diye az daha su-i zan edecektim. ama............

kurtculuk damarina takilanlarda bu davada kaybetti.

tek milliyetimiz vardir o da islamiyyet milliyetidir. ( bu sizin cok hosunuza gitmesede )

hala merak ediyorum ustadin kurt teali cemiyyetine verdigi cevabi okuyup okumadiginizi.

“Said-i Nursi’nin düşüncesinde bağımsız bir Kürdistan (fikri) yer almıyordu. (A.g.e, s.33)” “O döneme damgasını vuran İslamlık, ideolojik olarak Said-i Kürdi’ye egemen olduğundan “Ben, milliyetimizi (yalnız) İslamiyet bilirim.” der. (A.g.e, s.32)”

ustad derki : “Benim menfi cereyanlarla alakam olmamıştır. İspat edilememiştir. İftiradır. Risale-i Nur 650 milyon ( simdi 1,5 milyar ) Müslüman’ın uhuvvet-i İslamiyesini, hürriyetini müdafaa etmiştir.” (Son Şahitler, cilt 4, c.157)

bu da siz oba kardesime bir numune-i ders ustaddan :

Bediüzzaman, başından geçen hakikatli bir misali şöyle anlatır: “Eskiden (Birinci Dünya Harbinden evvel), Türk olmayan bir talebem vardı(Müküslü Hamza Efendi). Eski medresemde (Van’daki Horhor Medresesi), hamiyetli ve gayet zeki o talebem, ulum-u diniyeden aldığı hamiyet dersi ile her vakit derdi: “Salih bir Türk, elbette fasık kardeşimden ve babamdan, bana daha ziyade kardeştir ve akrabadır.” Sonra aynı talebe, talihsizliğinden, sırf maddi fünun-u cedide okumuş. Sonra, ben, dört sene sonra esaretten gelince onunla konuştum. Hamiyet-i Milliye baksi oldu. O dedi: “Ben şimdi, rafizi bir Kürdü, Salih bir Türk hocasına tercih ederim.” Ben de: “Eyvah!” dedim. “Ne kadar bozulmuşsun?” Bir hafta çalıştım, onu kurtardım, eski hakikatli haline çevirdim.” (Tarihçe-i Hayat, s.128)

vesselam

44recetetul ekrad ( kurtler icin recete ), 19.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

Fakat Şeyh İdris-i Bitlisi'nin kim olduğunu dahi bilmeyenler Barzani'yle hangi dil üzerinden ilişki kuracaklarını bilmiyorlar. Maalesef refleksler körelmiş durumda. Batı'dan ithal edilen paketler açıldıkça içlerinden husumet, nefret ve çatışma modelleri çıkıyor.

ALI BULAC

( bu sekilde bir yorum getiriyor )

seyh idris-i bitlisi yavuz zamaninda meshur bir insan. hocaefendi kurt - turk meselelerini belki bu seyh zamanina kadar goturebilirsiniz diyor.

hocaefendiyi turkcu diye elestirenler dogu ve guneydoguda mardinin kilcallarina kadar dersane-yurt-okuma odalari ve kimse yok mu ? dernegi vasitasiyla yaptigi yardimlari gormemezlikten gelmek gunese sirtini donmektir.

simdi asagida ki adresteki GUNEYDOGU MESELESI VE BIR RECETE adli sohbeti dinliyorum. ve siddetle tavsiye ediyorum.

ozellikle ali ferit kardesim icin tavsiye ederim.

http://herkul.org/bamteli/index.php?view=mplayer&article_id=2843

43unutmayalim ki ..............., 18.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

kurt teali cemiyeti denen osmanlinin icinde ki bir ayirimci grup ustada direkt olarak cagrida bulunur ve ustadin onlara verdigi cevap ne kadar da takdire sayandir. ( bu cevabi okumayanlar sakin burada kalkip da yorum yazmaya kalkmasin )

ustada ister kurt deyin ister arap ne fark eder ?

yahudilerin bir anlayisi var derler ki :

" vatan vatan-i tevrattir "

yani kendi seriatlari dunyanin neresinde yasaniyorsa orasi yahudinin memleketidir.

allah askina vatan neresidir ?

biz hangi milletteniz ?

cevabi ben vereyim : " vatan kuran ve sunnetin yasandigi yerdir veya yasanmaya calisildigi yerdir . ve biz islam milliyetine mensubuz. "

tekrar ediyorum turkluge takilanlar ,

kurtluge takilanlar ,

arapliga takilanlar kaybetti !

nasil ki endulus arapciligin da etkisi ile ne kadar yil sonra yikildi. 700 yillik bir medeniyetti halbuki. 700 yillik bir medeniyet yikilmissa siz bugun istanbulun elinizde garanti oldugunu iddia edemezsiniz. milliyetcilige kafalarini sokanlar onun sarhosluk verici etkisi sebebiyle oradan baslarini cikartamazlar. ve cahilliyye batakliginda bogulur giderler.

artik yeni bir risale-i nur talebesi tanimi yapmak gerekiyor.

nur talebesi nedir ve kimdir bunun taniminin yapilmasi gerekiyor.

su an dunyanin dort bir yaninda ki hizmetlerle bu is turkiye merkezli olsa bile farkli irk-kultur ve dinlerden insanlarin meselesi olmustur.

biz de hala ustad kurt mu ? arap mi ? seyyid mi ? tartismasindayiz. nur talebeleri yenilenemiyor. ve ustadin skolastik zihniyet dedigi seye gomulenler var ama farkinda degiller. yeni bir fikir ve acilim ureten yok. ustadin fikirlerini bu asra yorumlayabilecek bir kafa sayisi cok az.

bu noktadan metin abiye muhabbetim var.

su an keske bir re`fet barutcu - zubeyir agabey ve hasan feyzi agabeyler yasasa idiler.

42TURK-KURT, 15.06.2007 | Gerilimi kim çözmeli?, Metin Karabaşoğlu

efendimiz aleyhisselam arapti.

butun herkes icin onun arap olusu bir imtihan unsuru idi. ( takdir-i ilahi )

ustadimiz da - aslinda seyyid olmasi mahfuz - kurtlerin icinde ilahi takdir acisindan dunyaya gelmisti ve gonderilmisti.

turk milleti icin ustadin kurtlerin icinden cikmasi ayri bir imtihan unsuru idi.

ustadin takipcisi olan talebelerinin ekserisinin ve hocaefendinin turk olmasi ise , kurt kardeslerimiz icin ayri bir imtihan ve sinama.

efendimizin aleyhisselam arapligina takilanlar kaybetti.

ustadin kurtlugunu one surenler kaybetti.

takipcilerinin turk olusuna takilanlar da kaybetti.

bir soz var anlamli : " insan tezege bile baka baka bazi guzellikleri gorur "

kim cahiliye batakligina batacak ?

kim bunlari asip temiz su irmagini bulacak ?

41zafer arslan beye ..., 22.04.2007 | ‘Sarıklı genç’ kim ola?, Metin Karabaşoğlu

zafer arslan beye katiliyorum.

ozellikle sahs-i manevi bir temsilcisiz olmaz demesi her zaman savundugum bir fikirdir.

tamam seyhlik yok pederlik yok ama saygi duyulan ve sunnete ittibasi olcusunde tarttigimiz ve kendisini bir sekilde ( allahin ) gosterdigi buyuklerimiz var.

demir hasiyetlilerin yaninda Allah bu dairede miknatis ozelliklileri de gondermis. dun bu zubeyir agabeydir bugunde bir fethullah gulen hocaefendidir yarinda ve yarinlarda da kim olur onu Allah bilir ama bizim bildigimiz Allah bu davayi sahipsiz birakmiyacagidir. vesselam

40manevi sahis , 21.04.2007 | ‘Sarıklı genç’ kim ola?, Metin Karabaşoğlu

bu manevi sahis yani bir topluluga gonderme olabilecegi hesaba katarak ama sahs-i manevinin de bir veya bir takim sahislarla temsil edilmeden o toplulugun dagilabilecegini dusunuyorum. sarik takan ,

kuvve-i velayet sahibi ,

tekke adabindan gecmis,

medrese tahsili gormus ,

askeri bir disiplin icinde hayatini orgulemis ama askeriyede ama cevresinde ,

hadis ilmine vakif ,

üstadi kuran ,

peygamber asigi

yanan ve yakan biri olabilir o kisi. veselam

39ahlak - edep - haya, 15.04.2007 | Emanet, Metin Karabaşoğlu

hayânın hem var olup gelişmesi hem de devam ve temâdisi imana bağlıdır.

Bu münasebeti Hz. Seyyidü'l-Enâm (s.a.s.), ashâbından birinin diğerine, hayâ ile alâkalı nasihatlerini duyunca: “Bırak onu hayâ imandan gelir..” diğer bir ifâdelerinde:

iman yetmiş şu kadar şûbeden ibarettir, hayâ da imandan bir şûbedir.”

buyururlar.

“Hayır hayır Allah'a yemin ederim ki, hayâ sıyrılıp gittiği zaman, ne hayatta ne de dünyada hayır kalır.” demişler.

Hayâ, ilâhî bir ahlâk ve bir Allah sırrıdır. Eğer insanlar onun nereye taalluk ettiğini bilselerdi daha temkinli olur ve daha titiz davranırlardı. Bu hususu tenvir edecek şöyle bir vak'a naklederler:

Cenâb-ı Hak mahşerde hesâba çektiği bir ihtiyara:

“Niçin şu günahları işledin?” diye sorar. O da inkâra saparak günah işlemediğini söyler. Bunun üzerine Hz. Erhamürrâhimîn:

“Öyle ise onu cennete götürün.” buyurur. Bu defa da melekler istifsâr ederek:

“Yâ Rab, bu insanın şu günahları işlediğini siz biliyorsunuz!” derler. Allah da onlara:

“Evet öyledir ama ümmet-i Muhammed'den biri olarak ağaran saçına-sakalına baktım; ayıbını yüzüne vurmaya hayâ ettim” fermân eder. Kenz'in rivâyetine göre; Cibrîl bu haberi Efendimiz'e iletince, o şefkat ve hayâ insanının gözleri dolar, ağlar ve şöyle buyurur: “Cenâb-ı Hak ümmetimin ak sakallılarına azap etmekten hayâ ediyor da ümmetimin ak sakallıları günah işlemekten utanmıyorlar.”

Hâsılı:

إِنَّ الْحَيِيَّ مِنْ أَسْمَاءِ اْلإِلَهِ وَقَدْ

جَاءَ التَّخَلُّقُ بِاْلأَسْمَاءِ فَاحْظَ بِهِ

“Hayiy, Cenâb-ı Hakk'ın isimlerindendir. Bunun böyle olduğu hadisle sâbittir. Öyleyse gel, sen de bundan nasîbini al!”

ahlak edep ve haya insani hidayete goturur ve hidayete sebeptir Allah indinde diye okumustum.

bir yerde de musluman olmadan once insan olmak lazim diye okumustum.

tabi gercek insanligin fitrat dini olan islama mensubiyet oldugunu unutmamakda sart.

38metin karabasoglu, 12.04.2007 | Nur Talebesi Bir Entelektüel Olarak Metin Karabaşoğlu’nun Portresi, Mustafa Oral

o bir insan ilkin.

sonra musluman.

sonra risale-i nur talebesi.

sonra da bu daire icinde insaallah mutefekkir ve fikir cilesi cekenlerden bir abimiz.

bir buyugumuz.

biz insaallah biz onun boynunu simdi bu yazilarla vurmuyoruzdur - hadisin tabiriyle.

selam ile

37tebrikler, 22.01.2007 | TODAYS ZAMAN veya Good words anoint a man, ill words kill a man, Levent Bilgi

tebrikler levent bey !

kaleminize saglik.

sizde ilginc bir veche goruyorum.

yazilarinizi okuyunca bunun farkina variyorum. murat turker beyin yazilari guzel ve cok estetik yazilsa da munekkidliginden dolayi okumak icimden gelmiyor. sizin o yonunuz vefa ile hemdem olusunuz.

36bu kadar olur !, 11.10.2006 | Kadınlar, Dikkat!, Metin Karabaşoğlu

rabbimin ilham esintileriyle cosup kaynayip sonra da tecessum eden bu guzel yazinin yazarina rabbimin daha da cok ilham meltemleriyle beslemesi dilegi ve duasiyla.....

ihsan-i ilahi ile yaz(dir)ilmis son derece mukemmel ve cami bir yazi.

35mesneviler, 21.09.2006 | Mevlana bu zamanda gelseydi Risale-i Nur’u, Bediüzzaman onun zamanında gelseydi yine Risale-i Nur’u yazardı, Levent Bilgi

Hazreti Pir’in, sofiler arasinda bilinen sekliyle müridligi, dervisligi, postnisinligi ve seyhligi söz konusu degildir. O, temel unsurlari Kitap, Sünnet ve selef-i salihin olan irsadla alâkali sahsî içtihatlariyla, tecdid televvünlü yeni bir yöntem gelistirmis; farkli bir ses ve solukla hem çaginin insanlarini, hem de daha sonrakileri yepyeni bir mâide-i semâviyede bulusturmustur.

biz hz. mevlanayi tanimiyoruz bence.

1960 larda gizlice baslatilan ve onu turklerin peygamberi ilan etmek maksadi tasiyan , mevlana anma geceleri ve adeta balolarindan sonra biz onu duyduk ve tanidik bir manada.

turklerin peygamberi mevlana - oradan sufizm - oradan panteizm - oradan bilmem ne izm ...... azim tehlikeli oyunlar oynaniyor. ve cok canlar yaniyor cok imanlar gidiyor.

ehl-i sunnet cizgisinde iki buyuk ustadimiz olan said nursi ve mevlanayi hakkiyla anmak ve anlatmak dilegiyle .....

34asrin beyin yapicisi , 02.08.2006 | Teşekkürler Yusuf Kaplan!, Metin Karabaşoğlu

"Ama ne yazik ki, bu ülkede vâkia budur. Öyle ki, dindar entellektüeller arasinda dahi, “Ben bu isi çözecegim; ama illâ ki Risale-i Nur’a basvurmadan çözecegim” türünden bir inat hissedilmektedir."

buyuruyorsunuz ve haklisiniz buna HASETLERI IMANLARININ ONUNE GECMIS Dost(?) lar demek yerinde olur zannimca .

ayinesi istir kisinin lafa ve laflara bakilmaz.

ustadin eserleri ve sebep olduklari ortada .

vesile olduklarida ortada.

evet beyani guzel hocamin ifadeleri icinde ustad "ASRIN BEYIN YAPICISI " dir .

( yani nasil dusunmemiz gerektigini ogreten kisidir- veya adeta IKRA emrinin bu zamanki rehberidir.)

ve risale-i nurlar ise "BIR SISTEM MESAJIDIR " (ifratla tefrit arasinda bocalayan bu zamanin cocuklarinin ve insanlarinin mustakim kiyisidir adeta. )

bunu tarihselciler ,

ilahiyata gidipte kendine teolog diyenler ,

ve din bilgini olupta akidede inanci zayif olanlar ,

hatta namaz bile kilmayanlar anlayamaz.

dostlara ve kardeslere gelince ise onlarinda risaleleri tanimasina biz mi set oluyoruz diye dusunuyorum bazen.

33ask askmidir yoksa tatmin aracimidir, 01.08.2006 | Aşk Bir İhtilalse, Evlilik Bir İnkılap, Mustafa Oral

ask ile kurulan evliliklerin 2 yil devam ettigine dair bir istatistik ve anket oldugunu nevzat tarhan hocamizdan dinlemistim.

ask erkek tarafinda gercek asli huviyetiyle varmidir - arastirilmasi gerekir.

cunku

" sevilenin disinda biriyle cimanin da ask heyecanini yatistirdigini soylerler "

SUHREVERDI - avariful maarif

evlilik-bekarlik bolumu syf 221

tam yerini bulamadim ama risalelerde ustad da bu konuda erkek tarafinda vefa ve sadakatin beklenemeyecegine dair -yani fitratini okur bir sekilde aciklamasini okumustum.

ask cidden nedir

insan insana asik olabilirmi

sevgi ask ile sefkat arasindamidir

faniyim fani olani neyleyeyim

32, 30.07.2006 | Yuva, Metin Karabaşoğlu

yaziniz cidden cok etkileyici ve nokta vurusu yapar edali. belig bir bicimde ifade etmissiniz. cok istifadeli oldu ve olacak benim icin. inanin lutfen. asagida ki alintiyida bir katki veya dediklerinizi destekleme sadedinde aldim:

" Islam bir denge dinidir. Maddî ve manevî âlem adina koymus oldugu ölçüler bunun sahididir. Fakat bunlari gösterecek dimaglara özellikle günümüzde çok ihtiyaç var. Bu ufku yakalayamayan bir çok insanin yönlendirilmeye, sürekli nezaret edilmeye ihtiyaçlari olduguna inaniyorum. Aksi halde böylelerinin dine ve topluma zararli oldugu muhakkak. Söyle ki, bahsini ettigimiz özellikteki kisiler, ilim adamlari, master, doktora talebeleri sistemin gerektirdigi ölçüler içinde çalisiyor. Baskalarinin görüs ve düsüncelerini aktarmayi ilmî çalisma olarak kabulleniyorlar. Bunu yaparken de belki farkinda degiller ama kendi gönüllerinin ilhamlarini öldürüyor, kendi ruhlarinin dilinden kilidi çözmüyor/ çözemiyorlar. Dolayisiyla bugün bir çesit, yarin bir baska çesit konusuyor, en son okudugu kitabin havasina giriyorlar. Dimaglarda donukluk, söylenen seylerde zitliklar oluyor böylece.

Bazilarinda da tam tersi sey geçerli. Onlar da alabildigine serbest ve hür düsünceli. Sürekli beyin firtinalari ve sancilari içinde. Ama bunlar da dinin getirdigi temelleri tam anlamiyla bilemediklerinden ölçüsüz, bazan da Islam’a zit seyler söyleyebiliyorlar. Bu açidan ilk sinifta yer alanlara Islam’in hayatin hiçbir alaninda bosluk birakmayan dengelerini hatirlatacak, gösterecek; digerlerine de basit seviyede dahi olsa Islam’in usûlüne ait degerlerini gösterecek, ögretecek denge insanlarina ihtiyaç oldugu kesin "

Islamî Denge ve Mürsid Ihtiyaci ( m.f.g )

31hurriyet - freedom, 30.07.2006 | Gözünüz Aydın Artık Tanrı Yok, Ahmet Yıldız

"insanlar hur oldular ama yine de abdullahtirlar"

munazarat

30ask-sefkat, 28.07.2006 | Aşk İrşad Eder mi?, Mustafa Oral

ask ( sarmasik)

ask-i mecazi

ask-i ilahi

platonik ask

hub ( habib)

sefkat

merhamet

muhabbet -i ilahi

gibi tabirler her yerde kullaniliyor ve kullaniyoruz ama hersey zihnimde karismis durumda.

yukarida ki tabirleri tam manasi ile anlamak tekke edebi ve adabi ve medrese ( risale medresesi) ogretisinden gecmekle mumkun bana gore .

"kalp ve ruhun derece-i hayatina cikmak " istisna-i kisiler disinda bir rehber ve yol gosterici olmadan sadece eserlere muhatap olarak mumkun gozukmemekte bana gore

( dikkat bence).

29kenara cekilme, 16.06.2006 | İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak ya da Dördüncü Mesele, Mustafa Oral

evren kardes .

sizin tavsiyeniz uzucu olsa da herhalde sadece bana boyle bir sekilde teklif yapilmistir.

ama haklisiniz tabii. sizi anliyorum.

simdi aklima gelen ise bu sitede ki bahsettiginiz tarz risale uzerine yorum ve tetkikler ayni cevreler tarafindan ve ayni duygu ve dusunceyi paylasanlar arasinda yapilsin diyorsaniz , bu siteyi kendi icine kapanik ve tekduze ve tekrenkli sifreli ve parali ve uye sistemli bir siteye donusturun veya bunu teklif edin.

eger bunu yapamiyorsaniz site yetkilelerine bu tarz yazilari neden geciriyorsunuz deyin.

veya size ayri bir teklif de bu tarz yazan yazarlar ve yorumculari listeleyin ve siteye yollayin. ( diger tabirle fisleyin ).

yok bunlarin hicbirini yapamiyorsaniz ve

" ben bunu kastetmedim yanlis anladiniz " diyorsaniz . yapilacak sey su: birakin herkes yorumunu yazsin. soylesin soyliyecegini.

baksaniza ali ihsanin yazdiklarina . deccalle ayni safta gruplardan bahsediyor siz ise bana ne teklifte bulunuyorsunuz.

yorum sayfasinin yaninda site de bir de TAVSIYELER bolumu acilmali ki evren kardes gibi kardesler tavsiyelerini oraya yazabilsinler.

evren kardeşim zülfüyare dokunduysam helaliliğini dilenirim.

28asr-i saadet muslumani said nursi ve cemal kutay, 15.06.2006 | Asl-ı Saadet ve Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

mustafa agabey asr-i saadet muslumani said nursi adli kitabi okudugunu ve algi yanilmasina maruz kaldigini soyluyor ve ekliyor " Şimdi düşünüyorum da o kitabı o günlerde iyi ki de sorgulamamışım. Zira kitabın içinde Said Nursi ile bağdaşmayan o kadar çok bilgi vardı ki, eğer oradan hareketle bir benzetmeye gitmiş olsaydım büyük ihtimal yanılacaktım. Yine Üstadı yanlış anlamaya ve anlatmaya devam edecektim. " diyor. ve bana o kitabin yazilis hikayesini birinci agizdan dinledigim zamani ve komik hadiseleri hatirlatti.

mehmet kutlularin da icinde oldugu bir muhitte bizzat ondan dinlemistim. o kitabin orjinalinde said nursi ile m.kemal pasanin ortak yonleri gosteriliyor ve adeta hicbir problem yokmus gibi bu konu isleniyordu. yani bu barisik halleri anlatiiliyordu. bunu ilk nushasini yani orjinalini cemal kutay getirip mehmet kutlulara veriyor . tabii sonradan yaptigi yanlisi anliyor ama ne care.

gerisini soyle anlatiyor : " bir baktik ki kitap karmakarisik ve sok olduk adeta. sonra hizlica davranip o bolumleri cikarttik ve attik. cunku orjinali elimizde idi. sonra hemen y.asya yayinlari olarak yayinladik. cemal kutay bir gormus bu sefer o sok . ne yaptiniz , mahvettiniz diye cok uzuldu ama bu sekilde ustadi kurtarmis olduk ve yanlis anlamalardan kurtulduk" diye uzunca anlatmisti.

o kitabin yazari karisik , orjinali daha bir karisik ve maksatli , sonradan degisiklige ugramis bu da kitabi baya estetik disina cikartmistir eminim. o kitaba cok hasr-i nazar etmeseniz iyi olur bence de :)

bu zaviyeden asr-i saadet kitabi yerine ASL-I SAADET cok uygun dusmus.

27haktan , hakikaten soyluyor ., 15.06.2006 | İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak ya da Dördüncü Mesele, Mustafa Oral

benim hikayelestirdigim yazida ayri bir yasanti ve olmus, uydurulmus degil ve gercek.

sizinkide yasanmis bir hadise .

ben sahsen ogretilerden ogrendigim dusturlar neticesi yanlislar yok demiyorum , yanlis yapan insan da yok demiyorum ve gulpembe ise hic demiyorum ama bildigim bir sey ise butun olumsuzluklara ragmen iceride bulunmanin luzumuna hatta elzemiyetine inananlardanim. diger turlu ise baska bir secenek kaliyor. o da sizin " bu yuke ve izdiraba daha fazla katlanamam " deyip de kenara cekilme veya ice donme yoludur ki , bilmiyorum o yolu dusunsemde ayri bir sefkat tokadi bahsi oldugu icin acaba kendini dusunmek gibi ele alinirmi diyerek o yola suluk etmedim ve etmeyide dusunmuyorum.

ama sizin yazinizi okudugumda izdirabinizi hissettim. inanin.

" yapmadiginiz seyleri neden soyluyorsunuz " ayetinde ki hakikati ben sizin gibi anlamiyorum. bu ayeti h.efendi su sekilde ele alinmali diyor : " yapmadiginiz seyleri neden soyluyorsunuz , madem soyluyorsunuz o zaman yapin ! " diye yorum getiriyor ve bu benim cok hosuma gidiyor. yoksa inanin herkesin daglara cekilmesi , iclere cekilmesi gerekiyor cunku hz.isa aleyhisselamin da zaniye bir kadinin cezalandirilmasi olayinda dedigi gibi " icinizde kim gunahsizsa tasi o atsin " kabilinden hickimse gunahsiz degil , gunahsiz olmadigina gore o zaman netice olarak kimse kimseye bir sey anlatmasin sonucu mu cikmali ? bence hayir.

kaldi ki veda hutbesinin sonunda efendimiz aleyhisselam " bu benden duyduklarinizi diger muhtac insanlara da ulastirin olur ki (sizlerden) isitenler , soyleyenlerden daha iyi anlarlar." diyor aynen.

ilerleyen yillarda degisen bakis acilari ve fikirleri bende yasiyorum ve su siralar en karisik donemlerimdeyim. cunku icride bircok seye sahit oluyorsunuz ama bu hzmt ne x in ne de y nin hizmeti olmadigi icin ayrilamam ve ayrilmam. bu resulullahin hizmeti cunku. baska yol mu yok yani ? diyeceksiniz bence bu en guzeli ve musaaedenizle buna izin var yani boyle dememe.

sizinde dediginiz gibi o ilk saf ve samimi yillarda ki zamanlar da ben abilerimi bazen elestirirdim. calisan ve evli abiler tesbihata filan onem vermezlerdi bende cok bozulurdum . nasil yaparlar bunu derdim. daireden cikiliyor gibi dusunurdum onlar icin. ama bugun kendime baktigimda ve aradan 6-7 yil gectiginde ayni seyleri kendimde gordum ve anladim ve aglama istidadim olsa idi aglayacaktim ama..................

neyse ayrilmadan ve gucenmeden bir sekilde bir ucundan tutanlara ve sizler gibi samimi insanlara kalbi selamlar !::

26bu belki hikaye ama gercegi var., 12.06.2006 | Elli Yıllık Kibarlık, İsmail Örgen

bu kibarlik oykusu olmustur veya olmamistir orasi cok onemli degil ama gercek bir ornek su :

efendimiz aleyhisselam hz.aise - o zamanin binegi olarak deve veya atdan inecegi ve binecegi zaman elinden tutar ve yardim edermis.

( bunu arap yarimadasina goturun oyle dusunun. bunun manasi bir beyin hanimi arabadan inerken ve binerken arabasinin kapisini acmasi demektir. )

bugun hangi bir turk erkegi bunu yapabilir. light damgasi yer benden soylemesi :))

aise validemizle ayni sofrada iken aleyhisselatuvesselam efendimiz onun su ictigi tastan ve validemizin dudaginin degdigi yerden icermis.

(bu ne kadar muthis bir sevgi mesajidir ve inceliktir . bunun karsi tarafa nasil bir mesaj oldugunu bilmem anlayabiliyormuyuz )

aslinda birakalim oykuyu filanda gercek kibarlik-nezaket-nezahat-sefkat ve sevgi insani olan efendimiz aleyhisselami inceleyelim yeter galiba !

25efendimin yolu ve helallik , 11.06.2006 | Amerika Mektubu, İsmail Yakup

risale-i nurlardan ve hocamdan ogrendigim ve yoluma isik tutan bir olcu birimi su oldu benim icin :

eger herhangi bir cemaat-i islamiye de bulunanlar ve ozellikle de bu kardeslerimizin hocalari , seyhleri , sevdigi zatlar , EFENDIMIZ aleyhisselama karsi bakislari , sevgileri ve muhabbetleri ne olcude ise , ne kadar ondan bahsediliyorsa ve ne kadar ona dair siirler ve yazilar yayinliyorlarsa ve sunnetlerine uymaya gayret gosteriyorlarsa makbuldur , dogrudur ve kardesimizdir ve sirat-i mustakimdedir.

ama evradlar namazdan daha zevkli ise ,

seyh hz.leri kendi reklaminin gizli-acik pesinde ise ve seyh olarak degil de 1 milyon dolara yurt disindan prof. unvani satin almissa ,

surekli kuran ahlaki filan gibi soylemlerle , efendimizden hic bahsedilmiyorsa ve o da bizim gibi bir insandi gibi bakiliyorsa ,

tarihselci ise ,

alim degil din bilgini veya teolog namiyla teshir edilmek isteniyorsa ( turkiye de cok bunlardan -ki siz kim oldugunu anladiniz ) ,

kim ne istiyorsa ve oda ona gore fetva veriyorsa ,

o kisiden ve onun cevresindeki kisilerden fersah fersah uzagim ve bu gibi kisilerin Allah ve resulunden uzak olduguna inanirim.

benim icin olculer bunlar .

teblig cemaatine mensup kardeslerinde kardesimiz oldugunun inancini tasiyorum. yaptiklari vazife ask derecesinde bir fedakarliktir. ve kesinlikle gozardi edilmemelidir.

tehlike ise bu ehl-i sunnet dairesinde ki olusumlar hakkinda olasi bir giybetin insani otede cok pisman edecegidir.

kazanma kusaginda kaybetmekte bu olsa gerek !

- ki bu gibi kisilere hadislerde MUFLIS deniyor !

Allah ve resulunun cizgisinde olanlara gurcandan candan selamlar !

24kim bilebirlirdi ki ?, 11.06.2006 | NURCULAR, YANLIŞI / DEMİREL’İ DESTEKLEMEDİKLERİNİ DEKLERE ETMELİDİRLER, Levent Bilgi

kim bilebilirdi ispartanin guzide bir koyunde , son asrin kutlusunun talebesi olan husrev abi gibi bir degerden -- koyunlari guttugu ayni zamanda -- kuran-i kerim tahsilini alan bir koylu cocugunun milletin basina ne coraplar orecegini ve neler neler edecegini !

koyun gutme psikolojisinin , onda geneli avam olan halki kaval dinleterek uyutma isine yardim edecegini kim bilebirlir di ki ?

butun idare eden konumunda oldugu zamanlarda 450 kusur imam hatip lisesi acan bir kisinin , o okullarda okuyanlari arabistana , bir koyun surusu gibi gorup surmek istemesini kim bilebilirdi ki ?

evet kim bilebirlir di ki ?

trajikomik bir hadise ve aci ama gercek olaylar !

not :

ustadin soyledigi " euzu billahi minesseytani ve s siyaset " cumlesinin ebced degerinin bu kisiye baktigina dair bir suphe geldi :)))

23metin abi o ayrimi kastetmiyor bence !, 09.06.2006 | Hangi genç dinsiz olmuş?, Metin Karabaşoğlu

murat ve sadik kardeslerin kastettikleri manada bir ayrimdan bahsettigini sanmiyorum metin abinin.

asr-i saadette herkesin suffe ashabi olup olamayacagi arastirilmali bence.

tarihimizde ki enderun mekteblerinin yapisi arastirilmali ve herkesin oraya alinip alinamayacagi da ve de alem-i islam da eda ettigi fonksiyonlarda arastirilmali.

ustad hz.lerinin yanina okumus tabakadan ve universiteli veya yazar cizer birisi girince , onun icin bir sandalye getirtmesi dusunulmeli hep beraber.

egitim kurumlarinin yani universitelerin neden branslastigina bakilmali.

siniflandirmaya karsi cikiliyorsa - ki bu siniflandirma bence ayrimcilik degildir - mesela bir norvec egitim sisteminde ki

6 . sinifa kadar hicbir cocuga "siniflandirmayalim biz bu cocuklari haksizlik bu yaptigimiz" denilerek not verilmeyisi ve felc olan egitim sistemini incelemeli.

herkesin her meseleyi anlamasi mumkun olmadigi gibi , herkesin ayni anda ayni yerde egitim gormesi veya sohbet yapmasi beklenilmemeli.

ustad hz.leri bazi hasiyelerinde " bu kisim mudakkik alimlere hastir " veya

" mahremdir " gibi tabiratlarda bulunmus o zaman ustad haksizlik ve ayrimcilik yapiyor mu diyecegiz yani.

yazar-cizer abilerimiz kendilerine has muzakereli dersleri ile onlarda o zaman ayrimcilik yapiyor !

metin abinin bence kastettikleri farkli !

ummayalim kusmeyelim

umma kusme !

22haydar-i kerrar !, 08.06.2006 | Rüstem ile Haydar, Metin Karabaşoğlu

ebu cehil-leheb----EFENDIMIZ (aleyhisselam)

cengiz-hulagu- CELALEDDIN HARZEMSAH

fare yureki risar ----- SELAHADDINI EYYUBI

stalin,lenin, vs ler --- BEDIUZZAMAN

dunya treninin sahibini tanimayan akilsiz kuvvetperest ve cukur insan(!)larin karsisinda

-----

herseyin sahibini taniyan , bilen ve tam ona bagli sabikun kullar veya abd-i azizler !

zahiren kuvvetsiz kahraman-i islam ve abd-i azizlerin tarafindayim , trenler istedigi kadar gurlesin -hirlasin ve bagirsin !!

21ne demeli !, 08.06.2006 | Hangi genç dinsiz olmuş?, Metin Karabaşoğlu

Zengin çocuğu değilse, fakir çocuğu olup bir de zeki değilse, bir genç ne derece kapsama alanımıza giriyor acaba?

bu soru cok etkileyici benim icin.

ve yorumlarda hasan umutun afrikada ki bir kabilenin musluman olmasi ne kadar etkiledi bizi ? sorusuda etkiledi beni.

ben o kabile reisini ve baglisi bulunan 1 milyon kisiyi duyunca inanin cok sevinmistim.

bir unlu insaninda hidayete ermesi beni sevindirir. cunku imanin iktizasidir bu.

cunku kufur tek milletse -imanda tek millettir.

liyakatli gencleri bulmak onemli ,

enderunlar kurmak onemli ,

devsirme sistemi onemli ,

koyde yasayan gizli dahiler de onemli ,

verimli ve humuslu arazi onemli ,

mudakkik ve muteheyyic tipler cok onemli ,

liyakatin degil sadakatin onemli oldugunu ogretti abilerimiz.

liyakatim yoktu ve guzel bir okul okumamistim ve de ucra mahallelerde yetismistim ama sadik kalacagima soz verdim ve bu sozu tutmaya azmedenlerdenim. liyakatim yoktu ama abilerimden hep agabeylik gordum. ayirim gormedim.

modernitenin ehl-i hizmeti zahirperest etmemesini dilerim. ve boyle olmak lazimligina inanirim.

tesekkurler metin abi !

20tesekkur, 15.05.2006 | Bilal’in Sin’i, Metin Karabaşoğlu

hatasiz kul , olmaz ve dikensiz gul , olmaz gercekligini bize ehl-i sunnet perspektifinden gosterdigi icin , cok zor yetisen degerlerimizi muhafaza ettigi icin , dostlara hakli bir sekilde kirmadan , hafifce sitem ettigi icin , metin abiye tesekkur ederim.

19cinar agaclari , 24.04.2006 | İstibdad’ın Doğrusu Var mı?, Ahmet Nazlı

sogut cinarinin son nurlu meyvelerinden cennet mekan abdulhamid hz.leri ile sogut cinarindan daha sasaali ve o cinar yikilirken barla civarlarindan surgun veren barla cinarinin nurlu mumessili olan ustadimiz ayni donemlerde yasamalarina ragmen konumlari cok cok farkli gozukuyor.

isterseniz bir de sunu soralim -ustadimizn hakkaniyeti mahfuz- abdulhamidin yerinde ustad olsa idi ne yapardi.

ustad hakiki degil de manevi halifeligin temsilcisi idi. dunyevi idare ise ve halifelik ise hatasiz ve kusursuz yapilabilmesini kimse iddia edmez. ve de olamaz. mumkun degil.

ikisini de kendi konumlarinda ve cok onemli bir sey olarak o tarihleri ve ulkenin durumunu goze alarak degerlendirmeliyiz.

o zamanlar ustad hz.leri ile birlikte mehmet akiflerin ve karsi tarafta tevfik fikretlerin de abdulhamidi elestirdikleri soz konusudur. ve ilginc tir ki mehmet akifin de sonradan pisman olduklari soylenir.

bilmem ki bu meseleye nasil bakilmali !

18meryemin oglu !, 18.04.2006 | Müslüman-Hıristiyan diyalogu üzerine düşünceler ve tecrübeler, İsmail Yakup

dunyanin dort bir yaninda sahislar veya dernek ve vakiflar araciligi ile diyolog gorusmeleri tertip ediliyor. ve ileriye donuk yuzumuzu guldurecek guzel gelismelerin habercileridir hepsi bunlarin.

hersey tevhid hakikatinda cozum bulacak ve sifat-i ilahiye yerli yerine ister istemez oturunca ve dahi TANRININ OGLU degil de MEYREMIN OGLU hakikati anlasilinca hicbir fark kalmayacak . insallah

17imza atiyorum !, 09.04.2006 | Tüm tenkidlere rağmen “iman kardeşliği” kazanacak, Levent Bilgi

bu yazinin her harfine katiliyorum ve bu yazinin altina imzami atiyorum , aynen ben yazmisim gibi hem de.

mevlid kandiline rast gelmis hem tebrik ederim hem de nurlu gunlere boyle bir yazi ile guzel seylere vesile oldugunuz icin tesekkurler ederim levent hocam !

16paralel bir ifade !, 06.04.2006 | Biri necis, biri ences: peki hangisi ences?, Metin Karabaşoğlu

Tâ 1920 yıllarının başında yazılan manzum "Lemaat" Risalesi nde, Üstad Bediüzzaman, sosyalizmin "Şarkî keskin bir fikir" olarak çıktığını, eğer kudsî kaynaklara dayanmazsa zararlı olacağını ve söneceğini, buna kudsiyet verecek içtimâî iki dinin bulunduğunu, Hıristiyanlığın şu an itibarıyla buna müsait olmadığını, bunu ancak İslâmiyet in yapabileceğini, hak kısmına sahip çıkmamızı, aksi takdirde Batı nın ilim ve tekniği ele geçirerek bizi mağlup ettikleri gibi, sosyalizmi de istedikleri gibi kullanarak İslâm dünyasını zor duruma sokabileceklerini söylüyor.

Maalesef Meşihat a bağlı Dârü l-Hikmeti l-İslâmiye de böyle bir çalışma yapılamamıştır. Birçok İslâm ülkesinde, pek çok iyi niyetler bu yüzden istismar edilmiş, idealist gençler sağcı ve solcu gruplara ayrılarak birbirleriyle vuruşturulmuş ve kardeş kanı döktürülmüştür

(A.aymaz abinin kose yazisindan alinti )

15nefis - enfes , 06.04.2006 | Biri necis, biri ences: peki hangisi ences?, Metin Karabaşoğlu

necis-ences , nefis ve enfes olmus .

ayi ile hinzir kavga ediyor ( etmis )

ikisine de taraf olmamak elzemdir.

en sonunda biri olur , geberiri ,

digeri ise yarasindan , hastanelik olur.

bizim yapmamiz gereken hasta olani tedavi etmek veya hastaneye goturmektir.

ayi ( komunizm)

domuz ( kapitalizm )

14kardes !, 06.04.2006 | Hayata mavi dokunuşlar, Hamdi Ekin

hamdi kardesin ellerine saglik !

ne varsa eskisehir gibi guzide sehirlerimizde var zaten. ( ben de eskisehirliyim de :))

oralarda acip bir sekilde mukim olan ve eli kolu baglanmis gibi bulunan osman kardesimizinde hamdi kardesimize uyup yazi yazmasini ve mustefid olmakligi dileriz!

rabbim gerceklerin gunes gibi acik oldugu bir dunya hayatinda , gunese sirtini donup de uzayip giden golgesinin ardinda oyalananlardan degil de , yuzunu gunese donenlerden eylesin !

13sahsi fazilet - ictimai kusur , 05.04.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

bu baslik ( metin abinin yazisi dir ) altinda meseleyi irdeledigimizde mustafa bey , metin abinin o yazida belirttigi iki kefe ve bazi insanlarin sadece ilk kefeye bakip kalmalarini anlattigi yerde takilip kalmistir dersem insaallah su-i zann etmis olmam ! ( sadece zann ediyorum :)

sahsi fazilete onem verilmesinede ( avam icinde ) cok ters bakamiyorum . asil tersligin sahsi fazileti olan kisinin , cevreden bu faziletine saygi ve hurmet beklemesidir ki bu da zaten fazilet degildir !

metin abi boyle bir sey beklemedigine gore aslinda problem yok demektir.

metin abi o yazisinda sirat-i mustakimde ki durusunu ( ustadini ornek alarak ve esasinda nebevi cizgide ) surdurmeye azmetmis ise bize o gibi buyuklerimizi ornek almak duser , ovmek degil !

ovulmekte istemiyordur ki asil mesele metin abi gibi abilerimizin yalniz kalmasi tehlikesidir.

metin abi gibi abilerimizin yalnizligi , anlasilamamasindan kaynaklandigindan en iyi yapilacak sey , kitabi degil de sistematik bir okul ve kaynaktan direkt beslenen gencler yetistirmektir.

ama turkiyenin bugunku hal-i purmelalinde bu cok zor !

12iki taraf ve iki kefe , 05.04.2006 | Şahsî Fazilet, İçtimaî Kusur, Metin Karabaşoğlu

bu yazinin nasil olduda gozden kactigini ve yorum yazilmadigini merak ettim acikcasi.

iki kefe ve bakis darliginda ki hatalarimizi yerinde ve guzel uslupla irdelemis.

bu yazida herkese ( bana da ) cevap var.

sosyalciler - munzeviler-abiciler- cilar ve cular herkese cevap var. ( kimse yuklenmesin yani bu yazi ona da buna da dokunduruyor )

ustadin abdulhamide bakisini , kendi alemimizde buyuklerimize karsi nasil kullanmamiz gerektigini cok dengeli giderek belirtmis.

yazida kendisinin diger ifrat ve tefrit gidip gelen kisilere nazaran sirat-i mustakimde kaldigini soylemesini ben ustad hz.lerinin seyh ziyaeddine ( ya bu zata takti bu sakirt diyecekler ) bakisinda ki gibi algiliyorum.

yani sirat-i mustakimde bir bakis, ustadin butun hayatinda ve degisik hayat donemlerinde degismemis ve gerek seyh ziyaeddin gerekse abdulhamid cennetmekan icin ayni cizgide durusunu surdurmustur.

zira bu durus ve bakis , sunnet zaviyesinde efendimizin ( aleyhisselam ) ogretilerinin hayata yansimis seklidir.

ama takildigim nokta ise : ilmi meselelerin avamin ( ben gibi ) eline dusmesinin tehlikesi karsisinda , geneli avam olan insanoglunun bu sahsi fazilet ve ictimai kusur dengelemesini yapabilmesinin zor oldugu ve sahsi fazilete onem vermesinin bir derece daha iyi olacagi soylenemezmi ?

merak ettigim icin soruyorum .

11ameller veya emeller , 04.04.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

hasenat seyyiat terazisinin basina siz mi oturdunuz ?

bilmiyordum.

lutfen soylermisiniz benim yazdiklarima bakarak veya ferasetinizle benim ne kadar ihlasim oldugunuda soyleyebilirmisiniz ?

metin abiyi ne ben ne de siz tam olarak taniyorsunuz. herkes en iyi kendisi kendini bilir. o yuzden seyh-murid iliskisi icinde savunma psikolojileri faide vermiyor.

ben sizin ne gibi seylere vesile oldugunu soylediginiz metin abinin ( ve aslinda diger abilerimizinde ) vesile oldugu seyleri basim ustune hepsini kabul ediyorum.

o gibi abilerimizin elestirdigi ve korktugu seylerin basinda mesela - ne icin yazi yaziyorum ve kitap cikariyorum dusuncesi - bu gibi dusunceler onlar gibi kanaat onderlerini ( lutfen bu tabire dikkat ) cok korkutuyordur ve hep bir otokritik yapmalarini sagliyordur diye dusunurken , onlari ovucu yazi onlari yaralar diyedir endisem .

dertli kardesim ! yoksa ben sizden nasil ayri dusunebilrim ki.

hem ustad gazete ile sigarayi birakmis ama sarigi birakmamis.

simdi herkes sarik sarmali gibi bir sonuca cikar ki sizin dediginiz sey hicbirimiz takmiyoruz.

ben fani dunyaya cagiran (!) zaman gazetesi ile bir kisinin cikip burada ickiye ve aleme basladigini soylemenizi bekliyecegim !

heyhat !!!

10hayret ve tebessum, 03.04.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

hayret ettim ve tebessum ettim.

metin abi ile alakali seyh ziyaeddin misalini vermemin sebebi onun sahsini ovmek degildi.

onu yuceltmeye calismak degildi.

onun sevmedigi ve urktugu bir seyi ona izafe etmekten kacinmakti amacim.

ve ozellikle seyh ziyaeddin ornegini neden tam okuyamayanlar var dedim ? cevabi o bahiste o hazretin sirf sunnet-i seniyeye ittibasi ve riza-i ilahi icin hizmetleri ve

kim olursa olsun bu davaya omuz verirse o omuz cok degerlidir turunden dusuncelerle seyh ziyaeddin ornegini verdim.

ben metin abiyi olculu bir sekilde o bahsi hatirlatarak takdir ediyorum

yazar gibi ovmuyorum.

orasini okuyan bunu anlayamiyorsa bu benim sucum degil.

9varta , 01.04.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

Cemaatin pratikleri ile Risale’nin teorileri arasında sancılar çeken gençler için sığınılan liman olan, gidecek hiçbir yeri kalmayan kişiler için bir menzil ve medrese olan biridir.

( katiliyorum )

Özelde Said Nursi, Risale ve Nur Talebeleri konusunda, genelde de hayatın geniş dairesinde takliden kabul görmüş ezberleri bozan ve olaylara tahkiki bir gözle bakmamıza vesile olan biridir.

( tahkiki bakis acisini kazandirmasi takdirle yad edilmeli .)

ama is digerlerini hafiften elestirirerek ele alinirsa vartaya dusulmus olunur.

bir sevdigimiz insani yuceltmek icin ustu kapali dahi olsa digerlerine dokundurmak ve

elestirmek ve yorum sayfasinda da bu tip yazilari dort gozle bekleyenlere firsatlar vermek ayri bir diger vartadir.

8dayanamadim !, 30.03.2006 | Asl-ı Saadet, Mustafa Oral

yazarin yazisini okur okumaz demek ki tehlike heryerde imis dedim kendi kendime.

metin abimi taniyor olmasaydim bu yazi hakkinda daha ileri konusabilirdim.

yazar , metin abinin boynuna kilinc cekme girisiminde bulunmustur maalesef !

o nazara verilmemeliydi ve tarzi sunulmaliydi daha cok.

metin abinin en onem verdigi konu bu degilmiydi ? ( evet , kesinlikle )

yorum yazan DERTLI bir kardesimiz ayni seyleri elestirdigi vartaya simdi dusmus durumdadir maalesef.

ben metin abimi ustadin hz.ziyaeddini sevdigi gibi sevmeye devam edecegim.

7kultur sakirdi veya muslumani veya nurcu edebiyati, 14.03.2006 | Övünme belâsı!, Hülya Kartal

oss hazirlik dersanesinde yillarca once aldigimiz bir konferansta RISALE-I NUR larin iki onemli ana vazifesi oldugunu bir abimiz soylemisti.

1. en onemli mesele olan IMANI KURTARMAK.

2. ikinci ve dolayli vazifesi DILI KURTARMAK.

ve eklemisti ( hatirladigim kadariyla) imanini kurtarmak ve birilerini kurtarmak icin okumayan kisiler ancak birer KULTUR SAKIRDI olurlar.

yani ilzam adina okuyan - kuranin ifadesiyle -sirtinda kitap tasiyan merkebe benzetiliyor.

hatta en korkuncu ve seytanin (bazen) hissettirdigi bir varta , his ve duygu ise bu kultur birikimi ile sizi aldatip sizi o ahir zamanin kahramanlarindan biri gibi gostermeye calismasi veya hz. mehdinin degerli bir sakirdi olarak size bunu yutturmasidir.

halbuki bazen sahit oluruz mahallerimiz de hic kimse tarafindan bilinmeyen bazi insanlar vardir ki ne risalelerden ne de ustaddan ne de tarikat vs. seylerden habersidirler ama o kadar hasbi ve digergamdirlar ki tek ve en onemli yaptiklari seyleri dini yasamak ve herkese yardim etmek ve kuran okumaktir.

evet aslinda bu tek yapilan sey degil en onemli yapilan seydir ve onlarda bunun gururu ve kibiri gorunmez.

aslinda mehdinin sakirdi ancak bu gibi kisiler olabilir. (bence).

her zaman dedigim bir sey iceride zannedilen disarida ve disarida zannedilen ise icerinin tam ortasinda olabilir.

rabbim hepimizi dairenin icinde eylesin yoksa .......................

610/10 yasamislar ve bizler ., 12.03.2006 | Yaşanmayan bilgi, Metin Karabaşoğlu

HUZEYFE (RA) IN HAYATI

Huzeyfe nin babası "uhud da bozguna ugruyorlar" haberi gelince yasli haline bakmaksizin "ne duruyorsunuz Ömürlerimizden birşey kalmadı, Kılıçlarımızı alıp cihat meydanına gidelim" dedi.

ama yanlışlıkla bir müslüman tarafından şehid edildi.

Rasuli Ekrem işin yanlışlığını ona (oglu huzeyfe ye ) izah ederek babasının diyetini vermek istedi ise de almadı. Neticede diyet olarak verilen bütün malları sadaka olarak dağıttı. Bu hareket Peygamberimizin çok hoşuna gitti.

bizzat Peygamberimiz tarafından müşrik ordusu hakkında malumat edinmek üzere gönderilmesi olayı meşhurdur. Soğuk, karanlık ve fırtınalı bir gecede çok üşüdüğü halde gönderilmiş, fakat gidip gelinceye kadar hamam içinde gibi olmuş idi. Gerekli bilgileri verdikten sonra tekrar üşümeye başladı.

Ömrü cihadla geçti. Uhud, Hendek, Heyber, Huneyn, Taif vs, savaşlarında bulundu. Veda Haccı na Peygamberimizle gitti.

Hz. Ebu Bekir (r.a.) devrinde Umman da mürtedlerle savaştı ve oraya emir tayin edildi.

Hz. Ömer (r.a.) devrinde Mezopotamya taraflarında savaştı. Nihavend savaşlarına iştirak edip, Hz. Ömer i şehid eden Ebu Lu lu yu esir alıp Medine ye gönderdi.

Medain valiliği yaptı. Medain e bir hırka ile gitti ve bir hırka ile geri döndü.

Hz. Osman (r.a.) zamanında Azerbeycan ve Ermenistan tararlarının fethine gittiğinde Iraklı ve Suriyeli askerlerin K. Kerim in okunuşunda kendi kıratlarının doğru olduğu iddiaları ile münakaşa etmelerini Hz. Osman a bildirerek K. Kerim in Kureyş lehçesi üzerine çoğaltılmasına sebep oldu.

Peygamberimizden yüzü aşkın hadis rivayet etmiştir. Hicri 36 tarihinde Hz. Osman ın şehadetinden kırk gün sonra vefat etmiştir. (Radıyallahü anh.)

BIZLER 10/1 YAPABILSEK , YASAYABILSEK KENDIMIZI BAHTIYAR ADDETMELIYIZ.

5bakis zaviyesinin darligi , 12.03.2006 | İnsanı Harcamak / İnsana Harcamak ya da Dördüncü Mesele, Mustafa Oral

oss hazirlik dersanelerine gosterilen tepki eger gosterilmesi gerekiyorsa bazi ismi cikmis ve tamamen bazi odaklarin ehl-i dunya yetistirmek eksenli kurduklari dersanelere gosterilmeliydi. ( ama maalesef yine ....... )

insan yazar abimizin bu dersanalere ( yani bizim ozumuzun dersanelerine) tepki gostermesinin sebebi ne ola ki... demekten kendini alamiyor.

( ben kendim iman ve kuran hizmetini orada tanidigimdan ve insanlara egilmenin - harcamanin degil cunku su-i zan olur bu - luzumuna orada karar verdigimden ve bizzat gorev alip ne gibi seylere sahit oldugumdan ve yazar abimizin bunlardan haberinin omadigini dusundugumden boyle yaziyorum )

kotunun en alasi ile ugrasilmali ve caba ve gayretleriyle bir seyler yapmaya calisanlara boyle yuklenmenin hizmet (!) oldugunu kimse iddia edemez.

yaziyi yazarak sonra kendi is ve gucune bakmak hizmet demek degildir. ve yazarin bu yaziyi tekrar gozden gecirmesi elzemdir.

azlik ihlasli olmak , cokluk ihlassizlikla ayni manaya gelir sozunu dolayli veya direkt dinlemekten biktik artik.

siz ihlassizsiniz !

niye , nasil yani ?

cunku siz coksunuz !

nasil karar verdin buna .

cunku bende ihlasmetre var.

???!!!

hickimsenin elinde ihlasmetre olmadigina gore herkes artik yeni seyler soylese iyi olacak.

yoksa dar gorusler ve dar dusuncelerde bu yazinin yazarini da hapsetmekten baska carem olmiyacak.

4vallahi....., 09.03.2006 | Kendine Tapan Ateistler, Metin Karabaşoğlu

turkiyede ki ateistler soyle diyor biraz zorlayinca " VALLAHI BEN ATEISTIM ABI ! "

adam kendi atesitligine ALLAHI bizzat sahit tutuyor :))))

3hz.omer ve hz.ali, 09.03.2006 | Sessizlik, Metin Karabaşoğlu

hz.omer ve hz.ali gibi ( r.anhum) gozu pek ve korkusuz sahabilerin istenilen goreve talip olamamalari veya alamamalari degilde ben o gibi kisilerin musrikler arasinda hemen taninacagindan dolayi talip olmadiklarini , yani bir tedbirsizlik olacagi icin talip olmadiklarini dusunuyorum.

2 !!!, 28.02.2006 | Söylem-eylem tutarsızlığı üzerine notlar, Metin Karabaşoğlu

immasidku ve immassukut

( ya dogruyu ya da sessiz kalmayi ) tercih eden ve bir ucuncu yol olan mubalaga ve yalana bulasmayan ve fikirlerini acik yureklilikle serdeden metin agabeyime tesekkur ediyorum.

boyle bir yazidan dolayi. tamamen kabul mu ediyorum hayir boyle bir sey demedim. itirazim var elbette.

birincisi yazilarinizda surekli bir gerginlik hali var. selahaddini eyyubi gibi kendisine gulmeyi yasaklamis ve davanin derdiyle muzdarip bir gonul sesi gibi adeta. azicik tebessum etseniz veya tebessum ettiren yazilar yazsaniz.

ikincisi , yazilarinizda surekli bir yerlere gonderme ve onlarla fikri bir tartisma mevzu bahis gibi. ve zannimca -bende onlardan olmam hasebiyle- size kirilanlar var gibi.

ama siz yine de hakkin hatiri alidir deyip immasidki yi istisnasiz uyguluyorsunuz ona da bir sey diyemem . ama............

duygusal ve hissi yazdigimin farkindayim ama arada muhabbet olunca boyle net olunmuyor ki maalesef !

1derler ki .............., 27.02.2006 | Risale’nin şerefi ve sorumluluğumuz, İnci Şirvan

derler ki " bir mursid kendini gececek bir murid yetistirememisse o mursid eksiktir"

bu biraz da tarikatvari yapilanmalarda gecerli olsa da bize de bir seyler fisildiyor gibi geliyor bana.

ustad hz.leri " beni anlamadilar " diyor. eger bu sozu ehl-i dunya ve muhalif taraf icin ise tamam. eger kendi cevresinde ki mahdut talebeleri icin sarf etmisse ve biz de o talebelerden sonra ki nesiller isek coooook dusunmemiz gerektigine inaniyor ve isimizin zor oldugunu dusunuyorum.

eserler nazli ve cok guzeller.

ilgi ve alaka beklemedeler.

ne kadar muteveccih isek ona ,

o da pecesini o nispette indirecek ve guzellilerini gosterecektir. emin olun. bu boyle.

devrin ansiklopedik malumatina yuzeysel sahip olunmali ve eserlere hasr-i nazar edilmeli.

bu yuzden zafer -kopru-sizinti-ve yeni umit dergileri bizim kaynaklarimiz olarak risalelere merdiven olarak istimal edilmeli.

yoksa her turlu seyi okumak ile zihinler dagilir ve meselenin ozunu kaybetmis ve dolayisiyla kendimizide kaybetmis oluruz.

vesselam




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut