“Risale-i Nur ‘ferdiyet’ cilvesine mahzar. Sair şeylerden kopuk bir cüz gibi algılanan birşeyin, bir bütünün parçaları olduğunu öğretiyor.”

–Metin Karabaşoğlu

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

 
Ruhun Labirentleri
önceki kitap sonraki kitap

Çağdaş Sorunlar Dizisi

“Bir medeniyetin mirasçılarıyız ve elbette hem Doğuya hem de Batıya söyleyecek sözümüz var. Ama bu sözü hınç ile söylemekten imtina ederiz. Kültürlerin birbiri içine aktığı bir çağda, ‘biz,’ esmerliğimizden utanmadan, fakirliğin sırtımıza bindirdiği yükten yüksünmeden dünyaya ‘iyi şeyler’ söyleyebiliriz, söylemeliyiz. Pergelin bir ayağını yaşadığımız medeniyetin kalbinde tutarak diğer ayağıyla dünyayı dolaşabiliriz.

Değil mi ki kalbimiz vardır, insanlığa söyleyecek bir son sözümüz de vardır.”

Kemal Sayar, psikiyatri-merkezli okumaların eşliğinde, ‘ruhun labirentleri’nde ‘bilgi’den ‘hikmet’e uzanan bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. İnsan sayfalar arasında ilerledikçe görüyor ki, Ruhun Labirentleri’nde yorulmaya değiyor...


 Format: 180 syf.1. baskı (2007)14x20 cm.

 Tükendi 



Önsöz

Benlik: o yakın soru, o uzak ülke

Dünyada evinde olamayan adam: Husrev

‘Aşkın Diyalektiği’ne derkenar

Kalb: beden, bellek ve kimliğin buluştuğu yer

Aşınan kimlikler, dağılan kişilikler: Benlik, kişilik ve kişilik bozuklukları üzerine kültürel bir okuma

Küreselleşme bir imkân olabilir mi?

Sömürgeciliğin karşısında psikiyatrist: Frantz Fanon

Toplumsal ve ruhsal dinamikleriyle intihar

İntihar ve inanç sistemleri

Terimler sözlüğü

Kaynaklar


İnsanı anlamak için tarihe ve topluma bakmak gerekir. Kültürel derinliğe nüfuz etmeden deruhte edilecek bir psikoloji/psikiyatri pratiği, bizi sıhhatli bir bilgiye ulaştırmaz. Bu kitapta yer alan makalelerin müellifi, yerel hakikatler anlaşılmazsa evrensel hakikatlerin de bilinemeyeceği kanaatini taşımaktadır. O halde temel sual şu olmalıdır: Yeryüzünde şu veya bu topluluğu biricik kılan şey nedir? O topluluk içinden çıkan bir kişiyi biricik kılan hususiyetler nelerdir? İnsanları biraraya toplayıp benzerlikler esasında tasnif etmeye yeltenen bir bilim anlayışına karşı, insanın biricikliğine vurgu yapan ve farklılıkları gözeten bir alternatif anlayış geliştirilemez mi?

Bu sual, bilginin tarihsel ve kültürel arkaplanına ışıldaklarımızı çevirirsek cevaplandırılabilir.

Benlik, kişilik ve kişilik bozuklukları kavramlarının kültürel bir okumasını yaparken, bilginin dinî, tarihî ve kültürel doğasına da atıfta bulunmuş oluyorum. Psikoloji değer yargılarından münezzeh bir bilim değildir. İçinden çıktığı kültürün dünya görüşünü ve Zeitgeist’ın genel kabul görmüş önermelerini bünyesinde barındırır. O halde Batı dünyasının norm koyucu, çerçeve tayin edici, pozitivist ve buyurgan psikoloji bilimine karşı insanî hakikatlerin izafîliğini gündeme getiren, nefis muhasebesi yapan, kendi üzerinde düşünen, yerel gerçeklikleri dikkate alan yeni bir psikoloji anlayışı öne sürülebilir. Benliği konu alan iki makale, ‘insan olmanın ne demek olduğuna’ verilen cevapların farklı kültürel/dinî geleneklerden gelen toplumlarda nasıl değişebildiğini örnekler üzerinden göstermektedir.

Peki bilgi insanlığın özgürleşme, kendisini köleleştiren pratiklerden kurtulma çabasına bir dayanak teşkil edebilir mi? İnsanın insana tahakkümünü meşrulaştıran bir enformasyonu delip geçici bir işlev yüklenebilir mi?

Geçtiğimiz yüzyılın soylu ruhlarından birisi olan Fanon’u selamlayan yazıda, bu suallerin bir ölçüde cevaplanabildiğini sanıyorum. Bilginin içinde gizlenen hikmeti açığa çıkarmaya dönük bir uğraşı, insanın yabancılaşmasını azaltıp onu özgürleştirecek bir nüveyi de içinde barındıracaktır.

İntiharı konu edinen iki yazıda, ruhsal yaşantıya tesir eden kuvvetler arasında toplumsal vektöre dikkat çekilmektedir. İnsan ne sadece kendi çocukluğunun kurbanı, ne de sadece nörokimyasal muharriklerin tesiri altında idame-i hayat eden âciz bir varlıktır. Toplumsal hareketlilik ve inanışlar, hayatı yaşama biçimimize tesir ettiği kadar, ona son verme niyet ve edimini de belirleyici bir mahiyet arzedebilir.

Tarihsel derinliğin bugünün hastalıkları üzerinde bile âmil olabileceğini, bir köşede unutulmaya terkedilmiş gibi görünen kimi değer ve inanışların halkın kollektif şuuraltında varlığını sürdürüp ruhsal yaşantıya parçacıklar halinde sızabileceğini kalbi konu edinen yazıda tartışmaya çalıştım. Yüzyıllara yayılmış bir medeniyetin ruhun en ücra hücrelerine dek sinmiş olmasından daha tabiî ne olabilir?

Küreselleşmenin bir imkân olup olamayacağını tartışan yazı, mensubu bulunduğumuz medeniyetin insanlığa hâlâ söyleyecek bir sözü olduğu inanç ve temennisinden hayat bulmaktadır.

Değil mi ki kalbimiz vardır, insanlığa söyleyecek bir son sözümüz de vardır. Kalbi olanın aşkı da olacaktır ve aşk bir yolunu bulup nasıl hayatlarımızı imar ediyorsa, bu kitabın gezindiği vadilerde de bir onarıcı ve şifa verici olarak gözümüze çarpmaktadır. Bu enformasyon yığınının içinden bir bilgi kıvılcımı parlayabilirse, bilgi yığınının içinden bir hikmet keşfedilip ondan bir tad devşirilebilirse, Ruhun Labirentleri’nde yorulmaya değecektir.

KEMAL SAYAR




2GÖKHAN KÖROĞLU, 08.10.2007,

Kemal sayar'ın okuduğum ilk kitabıydı.Psikolojinin engin vadilerinde yolculuk yapmak isteyenler için güzel bir kitap.Kitabın tek eksiği psikolojinin terminolojisine uzak olan okuyucular için zaman zaman anlaşılması zor kısımlar var.Yine de oldukça keyifli bir kitap.Kitapta mutlaka istifade edilecek bilgiler var.


1harikaserap erdal, 07.07.2007, sweden/stockholm

cok tesekkurler sayin kemal sayar'a

zaten her dedigi yuregime dokunuyordu böyle bir eserde ancak ondan beklenirdi,kalbi buyuk yurekli dr:kemal sayar...

okuyanlar zaten onu daha iyi anliycaklar

sevgilerimle herkese tavsiye ediyorum...serap




  Teslimat : Güvenlik & Gizlilik : Tüketici Hakları : Sık Sorulan Sorular
 

© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut