Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Yaşadığım öyle acılar var ki, Yusuf misali hakikati ortaya çıkardıktan sonra mı müsebbiblerini bağışlamalıyım, yoksa Yakub misali “Ben üzüntümü yalnız Allah’a şikâyet ediyorum” deyip yaşadıklarımı şimdiden unutup gitmeli miyim; hâlâ karar verebilmiş değilim.”

–Metin Karabaşoğlu

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

 
Hadis Okumaları
önceki kitap sonraki kitap

Hadis Okumaları

“Hadis Okumaları”, Karabaşoğlu’nun ‘okumalar’ zincirinin olmazsa olmaz bir halkasını tamamlıyor. ‘Okumalar’ başlığını taşıyan diğer kitaplarının tarzını ve üslubunu bu kitapta hadis temelinde sürdüren yazar, ‘hayatın tam ortasında’ okuyup yorumladığı hadislerle bizi kudsî nebinin aydınlık hayatına ve sözlerine yaklaştırıyor. Kudsî nebinin sözlerini yaşadığımız günlere taşırken, yaşadığımız günleri hadislerle buluşturuyor.

Kitaba yazdığı sunuşta, Mehmed Paksu’nun dediği gibi, “Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyor.”


 Format: 208 syf.1. baskı (2004)14x21 cm.

 Tükendi 



Hadis Okumaları için birkaç söz

Önsöz

Birinci Bölüm:

HAYATIN TAM ORTASINDA

İmanın asgarî şartı

Ahlâkın doğru adresi

Birbirimizi sevmedikçe...

Kardeşini sevebilmek

Düşmanla karşılaşmayı ummak

En kısa hadis

İki yanlış arasında

Bir haksızlık karşısında

Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, ve de yozlaştırmayın

Yönelişin adresi

Alenîlik

Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Yakînin anahtarı

İkinci Bölüm:

YAŞADIĞIMIZ GÜNLERE DAİR

Amaçlı alışveriş!

Bir denge turnusolu

Hz. İsa laik miydi?

Büyütmek, yetiştirmek

İki hadisle öğretilen

Babalara övgü

Nasıl bilirsen

İstenmeyen şahitlikler

Teknolojiye nebevî bakış

Yüz kere şehit olmak

Üçüncü Bölüm:

ÜMİDE ÇAĞRI

Bir delikten iki kere kim ısırılmaz?

İstiğfarda ısrar

Keyfiyet

Kişi sevdiğiyle beraberdir

Sevginin adresi

Dördüncü Bölüm:

İNCELİKLER, NÜANSLAR

Duamız kadar kuluz

‘La havle’ çekmek

İki özgürlük

Neden hayâ imandandır?

Ölmeden önce ölmek

Göstergeler

Sûret çarşısı

Vesile

Faziletin ölçüsü

Ruhsat-azimet dengesi

Nafile

Dünyanın üç yüzü

Notlar


Hadis Okumaları için birkaç söz

İLKOKUL YILLARI. 1960’LI SENELER. İlk hocam, sevgili babacığım her ay imamlık maaşını almaya gittiğinde eve dönüşünde bir kitapla içeri girerdi. O ay da, el kitabı tarzında ciltli üç kitap getirdi. Hiç unutmuyorum, biri kırmızı, diğeri koyu yeşil, öteki de siyahtı. Hasan Basri Çantay’ın “On Kere Kırk Hadis” kitaplarıydı bunlar. Sayfa sayısı kabarık da olsa, küçük boy ebadında ve yazıları da iri puntolu olduğu için günlerce elimden düşmedi kitaplar.

Hadisler öyle uzun metinler değildi. Kısa, öz, kolay anlaşılır, hayatın içinden, günlük yaşantıyı yansıtan, özenle seçilmiş, tercüme edilmiş, hakkında yeterli açıklamalar yapılmış hadisler içeren sevimli bir çalışmaydı. Çantay rahmetli, gerçekten ‘âlim-i mürşid’ olduğu için, ilmini, süt gibi içimi kolay, sindirimi rahat biçimde veriyordu.

Aradan kırk yıl geçtikten sonra babamın izniyle bu kitaplar mütevazı kütüphanemi süslemeye başladı. Geçen sene baştan sona çocukluktan kalma tatlı bir heyecan içinde tekrar okudum; ve ömrüm oldukça bu kitapları elimden düşürmeyeceğim anlaşılıyor.

Efendimiz (a.s.m.) hayatımıza o kadar girmiş, hayatı o kadar güzelleştirmiş, berraklaştırmış, aydınlatmış ve anlamlı hale getirmiş ki, bunu, hadislerin o eşsiz bahçesine girince anlıyorsunuz. Hele çocukluk yıllarından itibaren böyle müstesna bir tadı damağınız hissetmişse, artık onsuz yaşamak size anlamsız geliyor.

Daha sonra, Metin Bey kardeşimle aynı mesaiyi paylaştığımız 80’li yılların ortalarından itibaren gazetede dinî yazılar yazmaya ve gelen sorulara cevap aramaya başladığımız günlerde hadislere olan ihtiyacımız o kadar arttı ki, kurumun dar bütçesinden tahsisat talep ederek kitapçıların yolunu tuttuk.

Kitapçı raflarında hadis kitaplarını gördükçe hemen indirtiyor, sırtlayarak götürüyor, kendi kütüphanemizi süslüyorduk. O yıllarda Sünen-i Tirmizî ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’i gibi kitapların hacimli şerhleri de gelmişti. Onları da görür görmez sahiplenmiştik. Yine o yıllarda 7 büyük boy ciltlik Concordance gibi hadis arama ve bulma kılavuzu da yayınlanmıştı ki, artık keyfimize diyecek yoktu. Hadisin bir kelimesini hatırlayınca birkaç dakika içinde hadisin kendisine ulaşıyorduk ve zevkle yazımızı zenginleştiriyorduk.

Bir tevafuk eseri olacak ki, yine bu dönemde bir ekip halinde Kütüb-i Sitte başta olmak üzere elimizde mevcut bütün hadis kitaplarını tarayarak metniyle birlikte bin sayfalık bir hadis kitabı hazırlamıştık. Bu vesile ile de binlerce hadisle buluşma, tanışma ve kaynaşma gibi bir nimete kavuşmuştuk.

Ama hadis açlığım hiç dinmedi. Müsned’in hâmişinde Kenzü’l-Ummâl’den seçme hadisler yer alıyordu. Kısa, özlü ve hayatın içinde hadislerdi. Ama kitabın kendisini merak ediyordum. “Nasıl ulaşabilirim, ne şekilde elde edebilirim?” diye yıllarca hasretini çektim. Sonunda mâşukuna kavuşan bir ‘âşık’ gibi muradıma erdim. Birkaç sene önce bir kitap fuarında Arapça dinî eserler standına varınca Kenzü’l-Ummâl’in geriden beni kendine doğru çektiğini gördüm. Cüzdanımı boşaltarak 18 ciltlik “İşçilerin Hazinesi”ne kavuşmuş oldum, elhamdülillah.

Meğer ne hazineymiş yâ Rabbi! Her biri altı yüz küsur sayfalık kitabı özellikle geceleri içerek ve kalbimin içine dökerek okumaya başladım. Bir de son iki cildinin bütün hadislerin alfabetik indeksi olduğunu farkedince, bunun benim gibi ‘zaman fukarası’ bir gariban için büyük bir kolaylık sağladığını anladım. Ondan sonraki günlerde, uzun süre birkaç sayfa okumadan uykum gelmez oldu.

Yeni öğrendiğim hadisleri de ertesi gün radyodaki programıma taşıyor, dinleyicilerimle paylaşıyordum. İmam Tirmizî’nin kitabının başına yazdığı gibi, artık bizim evde ve bizim radyoda ‘Konuşan bir Peygamber (a.s.m.)’ vardı. O konuştukça hiç kimseye bir söz kalmıyordu. Çünkü sözün en güzelini, en mükemmelini, en canlısını, en tatlısını, en kalıcı olanını, en eskimeyenini o söylüyordu. Dinleyenlerin de hemen kanlarına karışıyor, ruhlarına işliyor, gönüllerini açıyor, bir âb-ı hayat çeşmesi gibi hayatlarına hayat katıyordu.

Aradan aylar yıllar geçti. Başta Kelâm-ı Kadîm ve onun bir manevî mucizesi, asrımıza da bir söylemi olan Risale-i Nur olmak üzere, okuduğu kitaplardan elde ettiği istifade notlarını samimi bir eda ile kaleme alan Metin kardeşimin Kur’ân Okumaları ve Risale Okumaları kısa aralıklarla bir seri halinde elimize kadar ulaştı. Kitapları aile boyu, sırasıyla okumaya koyulduk. Kitaplar, o zamana kadar nazar-ı dikkatimize ilişmemiş olan orijinal nükteleri, noktaları ve notları içeriyordu. Üstadın dediği gibi, ‘nev’im adına’ iftihar ettim, sevinç duydum, hamd ettim.

Benim düşünemediklerimi ve yazamadıklarımı can dostlarımın ve Nur kardeşlerimin yazdıklarını görünce ‘kardeşlerimin meziyetlerini şahsımda, faziletlerini kendimde tasavvur etme ve onların şerefiyle şâkirâne iftihar etme’ duygusunu yaşadım.

Bu yazıyı yazmadan on gün önce de, nezaket, saygı ve edep bütünlüğü içinde bir telefon aldım. Ses Metin Karabaşoğlu kardeşimindi. “Hadis Okumaları” ismiyle bir çalışma yaptığını söylüyor ve bu kitap için bir takdim yazmamı rica ediyordu. O günlerde de benim yurtdışı programlarım vardı, hem de konu bir yerde haddimin üzerinde bir teklifti. Ben kim, bir hadis çalışmasına takdim yazmak kim?

Dedim, “Bu da bir tevafuktur.” Emri Ravza’nın sahibinden almış gibi kabul ettim. Kitabın yarısını uçakta, geri kalanını da dönüşte okudum.

Sevgili yazar, yine bam telini bulmuş, kalp ritmini yakalamış, hayatın içindeki hadisleri gündeme taşıyordu. Yine bir keşifte bulunmuştu. Yeni bir ‘buluş’a imza atıyordu. Benim aklıma, âcizâne, sadece “Rabbim devamını getirsin” demekten başka birşey gelmedi.

‘Medine Güzelini’ tanıttırdığın ve bizlere tattırdığın gibi, o ‘Canlar Canı’ da seni tatlandırsın, benim ‘âlim’ ve ümmeti ‘irşad’a devam eden kardeşim...

MEHMED PAKSU

5 Haziran 2004



ÖNSÖZ

ÖYLE ZAMAN OLUR Kİ, bir söz söyler, bir iş işler, bir adım atar; sonra da unutursunuz. Size göre küçük bir söz, iş veya adımdır çünkü. Ama aradan yıllar geçer, unuttuğunuz o küçük adım gitgide büyüyen sonuçlarıyla karşınıza çıkar, şaşırırsınız. Gerçekte küçük diye birşey olmadığının; küçük bir teşvik sözünün, ufacık bir yardımın, hatta bir gülümsemenin bile günü geldiğinde büyük sonuçların önsözü olabildiğinin delilidir bu yaşadığınız...

Benim açımdan, Hadis Okumaları’na kadar gelen ve devamınının “Asr-ı Saadet Üzerine Okumalar,” “Peygamberin Bir Günü,” “Peygamberin Günleri,” “Peygamberin Sözleri,” hatta belki de bir siyer çalışması şeklinde geleceğini umduğum süreç, işte o türden ‘küçük’ bir yardım ve katkıyla başladı.

Sene 1988 idi. Henüz yirmibeşinde bile değildik. O günlerin aylık Köprü dergisinde hasbelkader üstlenmiş olduğumuz editörlüğün yanısıra, derginin kapak yazılarını yazma görevi de omuzlarımızdaydı.

O yılın Mart sayısı için, yine bir Mart ayında şu dünyadan göçüp gitmiş ama vefatından sonra doğan nice insanın hayatını aydınlatacak bir eseri ve bir yaşama biçimini yadigâr bırakmış bir insanın tefekkürünü derginin kapağına taşımıştık: “Bir Kâinat Yolcusu: Said Nursî.”

O Mart ayı, akıl ve ruh iklimimde yeni bir kapak konusu daha belirmeye başladı. Tefekkürünü dergimizin kapağına taşıdığımız bu kâinat yolcusu, yolculuğunu ‘Kur’ân’ın dersi ve Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) talimiyle’ gerçekleştirdiğini defaatle söylüyordu eserlerinde. O halde, bu yolda ona kılavuzluk etmiş olan Hz. Peygamberin tefekkürünü de bir kapak konusu olarak dergiye taşımak bir gönül borcu değil miydi? Kapak konusu için başlığı bile düşünmüştüm: “Peygamberin Bir Günü.”

Gelin görün ki, işin bu tarafında ciddi bir boşluk görmüştüm kendi namıma. Bu konuda bilgim de yoktu, bu konuya girme cesaretim de... Yapabilir miydim? Altından kalkabilir miydim?

Çalıştığımız yayın kuruluşunda, bize ayrılan odadan çıkıp sevgili ağabeyim Mehmed Paksu’nun kapısını tıklatırken, zihnimde bu sorular uçuşuyordu. Düşüncemi ona açıp, kendi araştırmaları esnasında bu konuda bir bilgiye rastlarsa bana iletmesini rica ettim. Ve yalnızca birkaç gün sonra, onu elinde bir not kağıdı ve gülümseyen bir yüzle odamızda gördüm. Bana uzattığı kağıtta, onun el yazısıyla, kaynağı da belirtilmiş surette, iki hadis vardı. Bu iki hadis, âdeta bana ‘doğru iz üzeresin’ diyordu. ‘Bu iş olabilir; yola devam et!’

O gün bugündür, bu iki hadisi unutmadım...

O günden sonraki onbeş yılım, bir kısmını dört defa, beş defa okuduğum hadis kitapları; ve okumaya hâlâ doyamadığım hadis külliyatları arasında geçmişse, bu, o gün bana uzatılan o iki hadis sayesindedir.

Bu onbeş yıl boyu, ‘ona dair’ okuduğum her bir kitap bana bir ‘kapak konusu’ndan daha fazlasını kazandıracak; ‘peygamberin bir günü’ için başlayan yolculuk, ‘peygamberin her günü’ne ve ‘her sözü’ne erişebilme iştiyakını içimde uyandıracaktı.

Ki bu sözler arasında, onun Veda Haccı esnasında söylediği, “Bu söylediklerimi duyanlar, duymayanlara ulaştırsınlar. Bazan söz kendisine ulaştırılan kimse, ulaştırılan sözü, bizzat dinleyenden daha iyi beller”1 hadisi de vardı.

Bu nebevî ikazı gördükten sonra, Hadis Okumaları’nı yazmadan edemezdim...

Maamafih, bir açıdan, Hadis Okumaları’nın ‘geç gelmiş bir kitap’ olduğunu da düşünüyorum.

Gönül isterdi ki, şimdiye dek yazdığımız üç Kur’ân Okumaları ve üç Risale Okumaları arasında üç Hadis Okumaları çoktan yerini almış olsun. Ama olmadı. Şu veya bu sebepten, ilk Hadis Okumaları’nın neşri bugünlere kadar gecikti. Bunda da bir hikmet olduğunu düşünüyorum. Ezberinde kırk hadis tutmaya dair bir nebevî teşvike binaen, herkesçe okunabilir bir ‘kırk hadis’ yazmak geçmişte âlimler arasında bir itiyad olmuş. Ve, hepsi değilse de, birçoğu bu ‘kırk hadis’ seçkisini kırk yaşında yazmışlar. Âlim biri değilim; ama olmak isterdim. Her hâlükârda Hadis Okumaları üzerine ‘kırk yazı’dan müteşekkil bir kitabı kırk yaşında yazmayı bana nasip eden Rabbime hamd ediyorum.

Hepimizin, o kudsî nebînin aydınlık hayatından esintileri yaşadığımız yüzyıla da taşıyan peygamber sözleriyle aydınlanan bir hayat yaşamamız duasıyla...

METİN KARABAŞOĞLU

İstanbul, 15 Haziran 2004





$Hadisler bizi çağırıyor

Özlü sözler, vecizeler, ata sözleri boşuna söylenmemiştir. Her birinin içinde nice hikmetler, nice tecrübeler gizlidir.

Bir kaç kelime, bir kaç cümle içine bazen asırlar süren çilelerin, zahmetlerin imbiğinden geçmiş “öz”ler sunar. Hepimiz biliriz, “Atalar sözü yerde kalmaz”. Yani beyhude söylenmiş sözler, “lakırdılar” değildir. Hâl böyle olunca kâinat ağacının en mükemmel meyvesi olan Efendimiz’in (sas) mübarek söz ve nasihatleri daha da bir anlam kazanır. Öyle mübarek sözler ki, her biri bin 400 yıllık elekten geçmiş ve her aşamada haklılığı ve hikmet boyutu daha da ortaya çıkıp anlaşılmış.

Hadis Okumaları’nda yazar Metin Karabaşoğlu, Hadis ikliminde teneffüs ettiği bu nurlu havayı, tuttuğu dikkat çekici notlarıyla okurlarıyla da paylaşmaya çalışıyor. Çoğu zaten hayatımızın içine sinmiş, yerleşmiş hadis-i şerifleri bize yeniden hatırlatıp, sünnet-i seniyye çizgisinin önemini belirtip, zihnimizdeki tozlu rafları temizlemeye davet ediyor.

12.02.2005

Zaman Gazetesi




Yazarın diğer kitaplarına, aşağıdaki resimlere tıklayarak ulaşabilirsiniz.

8M. Nuri Bingöl, 09.09.2008, Şanlıurfa- Birecik

"Vatan sevgisi imandandır." hadisi hakkında şüphe uyandırılıyor. Hadistir ama "zayıf"tır. Üstad'ımıuzdan biliyoruz ki "zayıf hadis, manası yanlış" demek değildir; kelimeleri peygamberimize ait değildir demektir. Necip Fazıl gibi hassas bir isism, "Nur harmanı" kitabında bu hadisi zikrettiğine göre... Bilinir ehlince; mütevatir hadisi inkar küfür,zayıfını red ise insanı "hasaret"e atar. Aman dikkat; mümkünse tavzih edelim.

7"Kur'an'ın hakiki müfessiri ehadis..." M. Nuri Bingöl, 08.09.2008, Şanlıurfa

"Kur'an'ın hakiki müfessiri ehadis..." şeklindeki ERisale ibaresini görüp de, Üstad'ı ve R.Nur'u "ehadis"in dışında ve o pencereden- projektörden uzak biçimde anlamaya çalışmanın adını koymuştu Hazret. " İnsanları hadis ve sünnettten uzaklaştıranlar, delalete sürüklerler." Bu açıdan, eser büyük bir ihtiyacı gideriyor. Yazandan Allah razı olsun.

6nur yıldız, 29.06.2007, blksr

kıtabı okumanızı kesınlıkle tavsıye edıyorum...hadısı serıflerın yorumları gercekten tefekkur pencerelerını açıyor.mutlake kendınızden bırsey bulacaksınız..allah razı olsun...gercekten cok ıstıfadelı bır kıtap...

5haze, 27.01.2007,

metin karabaşoğlunu ilgiyle okurum kitap herkesin duyupta manasından cokta haberdar olmadığı hadisleri elealmışm her kitabı olduğu gibi hadis okumalarıda başucu kitaplarından


4güzelliklerle güzelleşmiş bir kitapyücel bayram, 10.03.2006, anadolu

metin beyden ve kitabın hazırlanmasında emegi gecen herkeseten ALLAH(c.c.) razı olur insallah...karakalem yayınlarından okudugum kitaplar gibi kırk hadis kitabı da cok güzel olmus...insallah devamı gelir...

ALLAH(c.c.) ın rahmeti ve bereketi üzerinize olur insallah....dualarla...

3Fatih Yilmaz, 11.09.2005,

Metrin Karabasoglu ilk günlerden beri takip ettigim bir yazar.Kücük seyler kitabi beni cok etkilemisti ve o günden beri hicbir kitabini kacirmadim.Bizlerde yüzlerce Hadis okudugumuz halde bazi yerleri es gecmisiz.Metin Karabasoglunun Hadis Okumalarina bakis acisi cok farkli.Kitabi okuyan insan bunu hemen fark ediyor ve hayret bunu ben nasil düsünemedim diye hayiflaniyor.Gercekten kitabi bitirdikten sonra Hadisleri okurken acaba baska bir yönden bu Hadisi düsünmelimiyim diye insan kendi kendine sormadan edemiyor.KIsacasi ufkumuzu acan birkitap.Bakis acisinin genislemesini isteyenlere siddetle tavsiye edilir.


2figen ak, 21.05.2005,

"hadis okumaları" gerçek anlamda bize okuma sunuyor. Yani asıl okuma okunan şeyin anlamını iyi kavramaktır diye düşünüyorum.İşte "hadis okumaları" bize hadis-i şeriflerin o güzel ikliminde bir teneffüs alıp hayatımızda ki aksini görmeye vesile oluyor. göremediklerimizi, anlamını tam kavrayamadığımız güzellikleri görmeye ve anlamaya vesile oluyor.
tekrar tekrar okumamız gereken bir kitap olduğunu düşünüyor, Metin karabaşoğlu na teşekkürlerimi sunuyorum


1hadislerin güzelliklerini anlamada bir adım dahafigen ak, 10.03.2005, türkiye muş

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki hadis okumaları isimli eseri kesinlikle okumamız gerekiyor, hatta bir defa falan değil birkaç defa çünkü hadislere bakışımız da ve anlamamız da değişiyor,farklı ve hayırlı ufukların açılmasına vesile oluyor. İnsan bu kitabdaki her yazıyı okuduğun da bir durup düşünüyor ve hadisleri okuyup geçme noktasından hayattaki aksini görebiliyor. Hocamın her yazı ve kitabını okuduktan sonra dediğim gibi,yineleyerek diyorum ki Allah razı olsun ve Allah feyzini artırsın. Amin

[Katılanlar ; 1/1]




  Teslimat : Güvenlik & Gizlilik : Tüketici Hakları : Sık Sorulan Sorular
 

© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut