Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Etrafımdaki âyetler
–Rabia Nazik Kaya

[*4.673 yazı içinden]

 *Bu sayfa, değişik arkadaşlarımızın Risale-i Nur'dan aldıkları derslerden hareketle yazdıkları yazıları paylaşmak amacıyla tasarlanmıştır.

Ümit çiçeği

Yazara Mesaj Gönder

YAZDIKLARIMI TAKİP edenler, yazılarımda zaman içinde bir vurgu farklılığının mevcudiyetini herhalde farketmişlerdir. 90’lı yılların ilk yıllarındaki ‘yalancı bahar’ ortamında yazdıklarım, o gün çok ehl-i dinde, hatta Risale-i Nur dairesindeki bazı kişilerde görülen aşırı iyimserlik haline karşı uyarılar taşıyordu. Gerek Camide Dans Var adlı kitabımda yazdıklarım, gerek başkaca vesilelerle yazılmış olan “Herşey bitti mi?”, “İman hizmeti devri kapanıyor mu?”, “Şirki ciddiye almak” gibi birçok yazı, bir yalancı bahardaki aşırı iyimserlik halinin tökezleme anında yol açacağı müthiş hayal ve ümit kırıklığına karşı ‘erken uyarı’ ihtiyacı hissederek yazılmıştı. Bütün bu yazılarda, içinde bulunulan ortama dair daha doğru ve gerçekçi bir resim çıkarma gayreti sözkonusuydu; bu, kimi dostlarca ‘karamsarlık’ ve ‘sertlik’le suçlanmama yol açsa da....

Özetle, siyaset ve toplum planında görülen zahirî inkişafların derin bir temel taşımadığı, bir yanda ‘siyasal İslâm’ yükselirken öte yanda yaşanan ‘dindarların dünyevîleşmesi’ olgusunun gözden kaçırılmaması gerektiği, toplumda görülen zaaf-ı imanın aşılamadığı.. gibi unsurlar taşıyan yazılardı bunlar. Son tahlilde, iman hizmeti devrinin bitiyor olduğu şeklindeki aceleci ve yanlış beyanların aksine, iman hizmeti devrinin bitmediği ve bitmeyeceği; Risale-i Nur’a olan ihtiyacın azalmayıp artacağı; o yüzden, Risale-i Nur’un temelindeki iman derslerinin çok daha yaygın ve güçlü biçimde umumun istifadesine arzedilmesi gerektiği gibi uyarıcı ve uyandırıcı notlar düşmüştük bu vesileyle.

Sözünü ettiğimiz yalancı bahar 90’ların sonuna doğru feci şekilde son bulduğunda ise, yazdıklarımı dikkatle takip edenler, ümide yönelik bir vurgu görmüşlerdir yazılarımda.

İhtimal ki, yazılarımı okuyan gönül dostları her iki durumun farkındadırlar ve belki içlerinden bu durumdan benim bir mizanı tutturamadığım sonucuna ulaşanlar da vardır. Her hâlükârda, akla gelebilecek böylesi bir itiraza karşı bir tavzih yazmak; bu açıklama vesilesiyle, böylesi şevk ve ümit yazılarına şu dönemde ısrarla devam edeceğimi belirtmek istedim. Elbette, soruları ve sorunları görmezden gelen kör bir ümit değil bu; elhamdülillah, sorunları gözardı etmediğim halde ümitvarım ve sorunları gözardı etmeden ümit aşılama azmindeyim.

Zira, ifrat tefriti doğurduğu gibi, aşırı iyimserlik aşırı kötümserlik doğuruyor. Nitekim, mâlûm sürecinin kimler üzerinde en yıkıcı tesir bıraktığına bakacak olursak, bu kişi ve kesimlerin bu süreç öncesinin aşırı iyimserleri olduğunu görüyoruz. Bir bakıma, dün iman hizmetine devam gerektiği uyarısıyla yazdığım “Herşey bitti mi?” yazısını belki kötümser ve gerçekçilikten uzak görenler, bugün menfi anlamda “Herşey bitti” halet-i ruhiyesi taşıyorlar. Dün bir yazıma konu olmuş “Yuşa makamı”nı az görenler, bugün “Yuşa makamı”nda kalmakta zorlanıyorlar. İfratla gelen tefrit, yani aşırı iyimserlikle beslenen yanlış ümitlerin suya düşmesiyle gelen yanlış ümitsizlik halet-i ruhiyesi, bu durumdaki birçok ehl-i dinin iç dünyasında ve de gündelik yaşantısında çözülme ve çökmeler getiriyor. Bu çözülmelerin beraberinde gerek kendisi için, gerek aidiyet duyduğu kitle için kötümser tablolar çizen, ümitsizliğin getirdiği ruh haliyle şevki ve iştiyakı sönen, himmeti ve hamiyeti dumura uğramış bulunan birçok kişi bulunuyor ehl-i din arasında.

Haydi, bu vesileyle açalım Hutbe-i Şâmiye’yi. Âlem-i İslâm’ı perişaniyete atan altı dehşetli hastalık zikredildikten sonra sunulan altı ilaçlık reçeteyi okuyalım. İlk ilaç: ‘El-emel. Yani, rahmet-i ilahiyeye kuvvetle ümit beslemek.” Açalım ikinci kelimeyi: “Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, âlem-i İslâm’ın kalbine girmiş...”

Dün birçok ehl-i dinde gördüğümüz, Risale-i Nur’a, Risale-i Nur’daki iman derslerine ve imanî mizanlara ihtiyaç kalmadığı noktasına kadar uzanan aşırı iyimserlik, hakkında yazılar ve uyarılar gerektiren bir ölçüsüz iyimserlik idi kısacası. Bugün ise, aynı mü’min kardeşlerimizin yüzlerinde bedbinlik, hareketlerinde şevksizlik, dimağlarında hedefsizlik okunuyor; ve önceki ifratın beslediği bu tefrit, ciddi ve şefkatli bir tedavi gerektiriyor.

O yüzden de, hepimizin çevremizde ümit çiçekleri olmamız gerektiğine inanıyorum—elbette, Risale-i Nur gibi mizanlı ve muvazeneli bir eserden aldığı dersle, ölçülü ve esaslı ümit esintileri yayma kaydıyla....

‘Yeis; ümmetlerin, milletlerin seretan [kanser] denilen en dehşetli bir hastalığı’ ise, bizlerin asrın şefkatli tabibinden aldığımız derse binaen, bu manevî kanserin tedavisi için ümit ilacıyla donanmamız gerekiyor.

O halde, bir kez daha, Yakub sabrını ve Yakub ümidini hatırlayalım. Dahası, unutmayalım.

Olmaz mı?

  21.11.2007

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut