Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.665 yazı içinden]

 *Bu sayfa, değişik arkadaşlarımızın Risale-i Nur'dan aldıkları derslerden hareketle yazdıkları yazıları paylaşmak amacıyla tasarlanmıştır.

Mebde ve Münteha

Yazara Mesaj Gönder

Mebde ve Münteha

HAYATIMIN CİDDİ bir kısmını, sonraki yıllarda büyük bir eksiklik ve kemalsizlik olduğunu keşfettiğim 'mükemmeliyetçilik' illetiyle mâlul vaziyette yaşadım. Yaptığı şeyin en mükemmel olmasına çalışmak, ilk yapıp en mükemmel yapmak.. Mükemmeliyetçiliğin iç dünyama yansıması bu şekildeydi işte. Sonra, Âyetü'l-Kübrâ'nın sayfaları arasında dolaştığım bir hengâmda, 'kâinattan Hâlıkını soran seyyah'ın notları arasında, mükemmeliyetçilik şeklindeki bu zaafıma deva olacak bir merhem buldum. Bediüzzaman, Hâlikımızı bize bildiren delillerin Kur'ân'dan sonra en parlağı olarak Resûl-i Ekrem'i zikrederken, onun risaletine delil olan mucizevî bir vasıf olarak 'mebde ile müntehayı birleştirmesi'nden söz ediyordu. Mebde' ile müntehayı birleştirmek... Yani, ilk yapıp en mükemmel yapmak. İlk kez söyleyip son derece mükemmel biçimde söylemek...

Bu nokta üzerinden ulaştığım sonuç, bu durum Resûl-i Ekrem'in risaletine delil olan bir mucizevî vasıf olarak zikredildiğine göre, 'ilk yapıp en mükemmel yapma'nın ancak Resûl-i Ekrem'e (a.s.m.) nasip ve müyesser olduğu, onun ayırıcı vasfı olduğu; yani, ondan başka kimsenin mebde ile müntehayı böyle birleştiremediği, başka kimsenin ilk yapıp en mükemmel yapamadığıydı.

Dolayısıyla, kendi namıma, Resûl-i Ekrem (a.s.m.) olamayan başka herkes gibi, benim için de 'mebde ile müntehayı birleştirme'min imkânsızlığını görmem; yani, bu noktadaki umumî kuralın, bu husustaki âdetullahın mebde ile münteha arasında bir mesafenin varlığı olduğunu anlamam gerektiği sonucuna vardım. Benim yaptıklarım, keza etrafımdaki sair insanların yaptıkları hep bir 'tedric'i izleme durumundaydı. Bizler ilk yapacak, sonra onda bazı eksikler görecek, bir kez daha yapacak, onda da eksikler görecek.. bu şekilde kademe kademe, adım adım kemale doğru gidecektik'elbette, gücümüzün yettiği kadarıyla.

Bunu bihakkın kavramamdan sonradır ki, gerek kendimden, gerek başkalarından 'mebde ile müntehayı birleştirme'yi beklemiyorum. İlk yapıp en mükemmel yapma' gibi bir beklentiye girmiyorum. Bilakis, bizler için cari olanın, bir atasözüyle de teyid olunduğu üzere ìKervan yolda düzülürî sırrı olduğunu; ilk yapılanın çok eksikler taşıyabildiğini, ama bu eksiklerin zamanla, yani 'yolda' gün gün tamamlandığını biliyorum. Bizler için, ilk yapıp en mükemmel yapmak değil istenen; bir kere o ilk adımı atabilmek, sonra gün gün eksikleri tamamlayabilmek...

Şöyle toparlayacak olursak: Bir tarafta, ilk yapıp en mükemmel yapma gibi 'Resûl-i Ekrem (a.s.m.) haricindekiler için'geçerli olmayan bir şık var, ki biz bu iddiaya girsek, birşey yapamaz hale geliyoruz. Öte tarafta, ilk olduğu için eksikleri olan şeyler yapma; ama bunu 'mükemmel' görme gibi bir zaaf var; bu takdirde de, ilk yapılanı en mükemmel gördüğümüz için gene kemale doğru gitmiyoruz. Üçüncü ve bizim için en makul şık olarak ise, ilk yapmak, yapılanın ilk yapılan olarak eksikler taşıdığını görmek, hem kendi başımıza onu gözden geçirebilmek hem dışarıdan gelen teklif ve tenkidlere açık olmak, böylece ikinci, üçüncü, dördüncü adımlarda kemal merdiveninde bir basamak daha ilerlemek var.

Ki, benimsememiz gereken tavır, tam da budur.

  17.01.2004

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.


© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut