Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

[*4.676 yazı içinden]

 *Bu sayfa, değişik arkadaşlarımızın Risale-i Nur'dan aldıkları derslerden hareketle yazdıkları yazıları paylaşmak amacıyla tasarlanmıştır.

‘Ayrılanlar’ kim?

Yazara Mesaj Gönder

RİSALE-İ NUR’U tanıdığım günden bugüne, çok hikmetlerini sonradan farkettiğim birden fazla ihtilafa şahit oldum. Geri dönüp baktığımda, satıh altındaki saikini esasen içtihad çatışması yahut meşrep ve mizaç farkı olarak gördüğüm bu ihtilafların her birinde, ruhumu inciten ama izahını bulamadığım bir yorumla karşılaştım. Her bir ihtilaf hengâmında, sair zamanlar ihmal ettiğimiz İhlas Risaleleri daha yoğun bir biçimde okunuyor; ama ekseriya, maalesef, muhalif tarafın ‘ihlas’ını yargılama bâbında okunuyordu. Muhalif tarafın da yaptığı, farklı olmuyordu. Sonuçta, birbirinin ihlasını yargılayarak kendi ihlasını yitirenler hanesine dahil oluyorduk beraberce…

Ruhumu inciten bu genel tablo dahilinde kalbimin özellikle kabullenemediği, aklen izahını da bulamadığım bir husus, İhlas Risalesi’nden—o hengâmda—sıklıkla okunan bir pasaj idi:

“… Samimi ihlası kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var. Ortada tutunacak yer bulamaz.

“Evet, yol iki görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var…”

Bir sonraki cümle ‘Risale-i Nur yoluyla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın daire-i kudsiyesine girenler’e dair bir ümit ve beşaret üslubu taşısa da, ihtilaf zamanının ruh hali içinde, burada iktibas ettiğim bahsin yorumu, şu şekilde oluyordu:

Bu ihtilafta bizim tarafta yer alanlar kurtulur. Karşı tarafta olanlar ise, ‘ortada tutunacak yer’ bulamadıkları gayet derin bir çukura düşüyorlar. Mesleğimizden ayrılarak, dinsizlik kuvvetine yardımcı olur hale geliyorlar!

Sözkonusu ihtilaflarda ruhumu ziyadesiyle inciten, ama izahını bulamadığım hal işte bu yorum ve bu tavır olmuştur. Ki, taraflar yekdiğerini İhlas Risalesi’nin bu bahsine yerleştirerek, yani her bir taraf karşı tarafı ‘hılletin gayet yüksek kulesinden sukut eden,’ ‘gayet derin bir çukura düşen,’ ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye’den ayrılan’ ve de ‘dinsizlik kuvvetine yardım eden’ zümre diye görerek yargıladığı için de, sonuçta kalbler karşılıklı olarak gelen bu feci ithamlarla o derece kırılmıştır ki, Risale-i Nur dairesinde, gereğinde bir ehl-i dünya ile, hatta bir lâdinî ile kurduğu teşrik-i mesaiyi Risale-i Nur’a kendi meşrebince muhatap olan ‘ihtilaflı’ kardeşinden esirgeyen niceleri vardır. Maalesef, bu durumun örnekleri rakama vurulacak olsa bir değil, bin değil, belki yüzbin, hatta bir milyon bile az kalır.

Ruhumu inciten budur; izahını bulamadığım husus ise, ilgili bahsi böyle okuyup yorumlamanın feci sonuçları ortada olduğuna göre, bu bahsin doğru okuma biçiminin ne olduğu olmuştur.

Buradaki ‘ayrılanlar’ı meşrep, mizaç veya içtihad farkından kaynaklanan ihtilaflara uyarlamak çok hatarlı ve feci sonuçlara kapı açabildiğine; üstelik, bu yorumun haksızlığı her bir tarafın ihtilafın akabinde kendi anlayışınca Risale-i Nur dairesindeki hizmetine devam etmesinden de anlaşılabileceğine göre, bu ‘ayrılanlar’ kim?

Geçmiş bazı ihtilaflarda farklı taraflara düşmüş bazı iman kardeşlerimle yapageldiğim bir ders müzakeresi esnasında, “Yirmidördüncü Mektup” gibi doğrudan bu hususla hiçbir münasebeti gözükmeyen bir bahsi anlama yönündeki ortak gayretimizin uyandırdığı çağrışımla, bu ‘bulamadığım’ izaha veya onun bir ipucuna kavuştuğumu sanıyorum. İhlas Risalesi’nin ilgili pasajındaki ‘cadde-i kübra-yı Kur’âniye’ ve de ‘şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar’ ifadeleri de, bu kanaatimi kuvvetlendiriyor.

Dikkat edilirse, ‘samimi ihlası kıran adam’ ifadesi, en yoğun biçimde, ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar’a bakıyor; ve özellikle dikkat edersek, mesleğimizden ayrılanlar sözkonusu ediliyor—meşrebimizden, mizacımızdan yahut içtihadımızdan ayrılanlar değil! Yani, ilgili bahisteki sert ifadelerin muhatabı, bizim meşrebimizden ayrılanlar, bizim görüş ve anlayışımızdan uzaklaşanlar değil. Bilakis, ancak ‘cadde-i kübrâ-yı Kur’âniye’den ayrılanlar, ana vasfı bu olan ‘mesleğimizden’ ayrılanlar sınıfında anılmayı hak ediyor. Bu meslek içre kalan; ama ilgili meslek içinde yorum farklılığına düşen, meşrep ve mizaç ihtilafıyla birbirinden ayrılanlar değil. İkinci grubun, ‘meslek’ten ayrılmadığı için, hem yarın tekrar hakkıyla beraber olma imkânı saklı kalıyor, hem de ‘cadde’den ayrılmadığı için dinsizlik kuvvetine yardım gibi tehlikeli uçurumlardan uzak kalıyor.

Kısacası, ilgili bahis, Risale-i Nur dairesi dahilinde vuku bulan meşrep, mizaç veya içtihad eksenli ihtilaflara bakmıyor. Risale-i Nur’a muhatap olan, ama sonra Risale-i Nur mesleğinden ayrılarak doğrudan bu mesleğe ilişen, eleştiren ve ona karşı bayrak ve çığır açanlara bakıyor. Ki böyleleri, ‘en güzel’i bile beğenmeyip attıkları için ‘güzel’i zaten elinin tersiyle itiyor; sonuçta düşmanımız olan dinsizlik kuvvetinin elinde, bize karşı kullanılan bir silaha yahut piyona dönüşüyor.

Ve bu bahsi böyle anlayınca, ‘cadde-i kübra’yı ancak bizim gibi düşünenlerin yürüyebildiği bir patikaya dönüştürme riski kalkıyor.

  28.01.2004

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

3Hıllet kulesinden düşmekEymen Erdem, 25.10.2005, İstanbul

Aslında bu meselenin cevabı yine aynı yerin civarında var. Risale-i Nurlar Kur an ın cilvesine mazhar olduğu için onda da siyak-sibak münasebeti var. Bunlara dikkat edilmezse maalesef çok açık fikirler görünmez ve anlaşılamaz hale geliyor. Üstadımız Hılletin tarifini şöyle yapıyor:

" Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. " Dikkat edilirse Hılletin tarifinde Üstadımız kendisiyle diğer müminlerin ilişkisini anlatırken kullandığı Dost, Kardeş ve Talebe ifadelerinden ikisini kullanmış. Talebeyi arkadaş ve bir nevi sahabe manasında kullanmış. Evet her bir müminle Risale-i Nurun 3 tarz ilişkisi var. Bunun harici ise maalesef dine zarar veren ve din dairesi haricine çıkıp ilhada yardım edici insanlar ve gruplardır. Ayrıca hılletin tabirini her bir müslüman için de uygulayabiliriz. Bir müslüman için diğer müslümanlarla ilişkilerinde 4 kapsamlı ilişki vardır: " Ya diğer müslüman onun için en yakın dosttur, veya en fedakar arkadaştır veya en güzel takdir edici yoldaştır, veya en civanmert kardeştir." Dikkat edilirse sıralama çok ilginç. İnsan için en cana yakın noktadan alıp, din dairesindeki uhuvveti anlatan ifadeyle bitiriyor. Bundan sonrası zaten yok. Hıllet, Hz. İbrahim in meşrebi olduğu için en yüksek tevhid ve vahdete dayalı noktadır. Bu kişinin etrafında dört halka vardır: Dostları, en dar daire ( teşrik-i mesai ettiği arkadaşları ); arkadaşları, biraz daha geniş daire ( teşrik-i mesai ettiği ve etmediği yoldaşlarından ona yakın olanlar ); yoldaşları, daha geniş daire ( dine hizmet eden ve bu yolda olan herkes yani dava bilincindeki her bir müslüman, farklı meşrep, mezhep ve grup olabilir); kardeşleri, ki en geniş dairedir ( dine hizmet etme şuurunda olsun olmasın, bütün inananlar bu halka içine girer. ) Bu halkadan sonrası küfür dairesidir. Bu yüksek vahdet kulesinden ve tevhid-i kulub noktasından düşen kişi kesrette ve teşettütte boğulur ve bu işin ortası olmadığı için farkında olmadan çok feci bir hale düşebilir.

Bu meselenin bir başka boyutu da Üstad ın bulunduğu dönemin kritik oluşudur. Çünkü bütün ehl-i dinin zorla susturulduğu bir devirde o ve çevresindeki bir avuç insan kor ateş halindeki dini avuçlarında tutmaya çalışan insanlardır ve onları sevmek, onları desteklemek o şartlar içinde imanlı oluşun göstergesi idi. Onlara muhalif bir tavır ise küfre rızayı ve bid atlara taraftarlığı göstermekteydi. Hadiseye bir de bu açıdan bakılabilir.

İslamiyet Haniflik yoludur, o da Hıllete dayanır. Hılletten çıkan yani dostluğu terkeden otomatikman düşmanlığa geçer, hal diliyle dahi olsa. Bu devirde bir hayrı yapan insanın bahanesiz olarak o hayrı terketmesi otomatikman şerdir. Buna binaen hılletten ayrılan düşmana katılıp desteklemese de ayrılışı zaten destekleme hükmüne geçtiği için suçludur. Üstadımız çok güzel diyor:

" Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllettir. "

" Hıllet ise, en yakın dost ve en fedakâr arkadaş ve en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak iktiza eder. Bu hılletin üssü l-esası, samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder. Gayet derin bir çukura düşmek ihtimali var; ortada tutunacak yer bulamaz."

" Evet, yol " iki " görünüyor. Cadde-i kübrâ-yı Kur âniye olan şu mesleğimizden şimdi ayrılanlar, bize düşman olan dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali var. "

Üstad o devirde ve tüm zamanlarda olan beşer yolculuğunun 2 temel yolda olduğunu söylüyor. Birincisi Cadde-i Kübra-yı Kur aniye oyan mesleğimiz derken, diğer yolun tabiri de 8. sözdeki " tarik-i isyan ve tuğyan"dır. Veya Cadde-i Kübra-yı Tuğyaniye diye ifade edebiliriz. Buna binaen Kur an yolundan ayrılan yani Sırat-ı Müstakimi terkeden kişi istemese bile "mağdub ve daillin" yollarına katılmış olur. Allah cümlemizi bu feci halden muhafaza buyursun. Amin.

2ittifakhasan, 15.04.2005, k.maraş

Sayın Karabaşoğlu:Değişik bir nazarla caddeyi kuraniyeden ayrılan ifadesini açıkladığınız için teşekkür ediyorum.Zira Ben ve arkadaşlarımda aynen sizler gibi düşünüyoruz.Ben Farklı bir risaleyi nur mensubuyum fakat benim mizacıma yetiştirilme tarzım bulunduğum cemeate daha çok uyuyor.Farklı bir cemeatte olabilirmi idim diye düşünüyorum fakat mizacım ve karekterim bulunduğum cemaate daha uygun sair islam cemeatlerine gitmiş isemde bittecrübe bulunduğum yeri benimsedim.Ayrıca Sizin görüşlerinize ilavetenŞunu vurgulamak istiyorum.Bir cemeatteki bireyleri gerek pisikolojik olarak gerek sosyolojik olarak incelersek amiyane tabirle yıldızları barışıyor.ruhları birbirilerine uyuyor.Farklı bir formatta olan ya dışlanıyor bir şekilde yahut kendisi benimsemiyor.O kendi mecrasını birşekilde fıtratına uyacak bir yer buluyor.Ben bütün islam cemeatleri ve hatta sairleri için böyle düşünüyorum .fakat bahsim Risale-i nur olduğu için bu dairede kalarak yorum yapıyorum.Ayrıca İctihat bahsinde Üstad bir suyun beş değişik şekilde kullanımından bahsediyor.İnsan oğlu madde veya hayvan veyada melek değilki aynı kararda kalsın ,herkes aynı renk elbise giysin ,aynı içeceği içsin.aynı model vasıtaya binsin vs.Bir diğer yönde risalei nur dairesinin yelpazesinin geniş olması ihtilafi ümmeti hadisinede ters düşmez zira metot ve vasıtafarkı gözetilmesi ki her guruba hitap etsin Ayrıca Allah Tek millet olan küfürün nazarını halisinasyon tarzında parçalanmış gibi (hakikatte bir olan)göstererek bu iman dağvasını İlahi bir şemsiye altına almasından başka birşey değildir.tarzında görüyorum.İnşaallah İstikbalin yüksek burcçarına ihtilafla değil ittifakla çıkacağız saygılarımla

1Gercek Teshis.Bilgin Alpay, 10.11.2004, Melbourne-AUSTURALYA

Binler selam ve Dualarla Ramazaninizi,Kadir gecenizi ve yaklasan Bayraminizi Butun Ruhu canimla tebrik ediyorum.Bu iki cumle Beynimdeki butun hucrelerimi muthis bir sekilde sikistiriyordu Kimselere acilamiyordum ya onlardan ya bunlardan olmam gerekiyordu oysa ben hepsiyle birlikteydim.Metin Karabasoglunun bu carpici izahindan sonra artik huzuru buldum kalbim sikismiyor beyin hucrelerimde bir ahenk basladi.Allah ondan razi olsun.Bu isin baska bir izahi olacagini tahmin etmiyorum.

Tekrar Binler selam ve Dualarimla.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut