Yenilenmiş arayüzüyle karşınızda!


“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

Gece nöbetçisi
–İsmail Örgen

[*4.665 yazı içinden]

 *Bu sayfa, değişik arkadaşlarımızın Risale-i Nur'dan aldıkları derslerden hareketle yazdıkları yazıları paylaşmak amacıyla tasarlanmıştır.

İz Sürmek

Yazara Mesaj Gönder

YİRMİ YILLIK Risale tetebbuatım vesilesiyle gördüğüm o ki, Risale-i Nur’daki birçok bahsin açılması evvelemirde açık yürekli olmayı, anlamadığımız veya hakkıyla anlamadığımız bir yeri anlamış gibi yapmak yerine anlamadığımızı kabul ve itiraf etmeyi; buna ilaveten, anlama yolunda bir cehd ile iz sürücü olmayı gerektiriyor. Üçüncü olarak, dün tam olduğuna inandığımız bir açıklamanın eksikliği veya yanlışlığı ortaya çıktığında, "hata etmiş durumuna düşmemek" için bu açıklamayı inadına savunmak yerine, "hatadan dönmenin" de, "eksiği tamamlamanın" da bir fazilet olduğunu bilmenin rahatlığıyla onu terkedebilmek icap ediyor.

Bu vâkıanın son bir nümunesini geçen hafta içinde tecrübe ettim. Elhamdülillah, manen çok bereketli kapılar açan, ama çoğu bahsinde takılıp kaldığımız "Esmâ-i Sitte Risalesi", yani "Otuzuncu Lem’a" üzerinde bir yılı aşan müzakeremiz hengâmında, dikkatimizi bir nüans çekmişti. İsm-i Azam olarak çalışılan altı esma-i hüsnadan Kuddüs, Adl, Hakem ve Ferd isimleri sözkonusu olduğunda "bir ism-i Azam veya İsm-i Azam’ın altı nurundan bir nuru olan..." ifadesini kullanan Bediüzzaman Said Nursî, sıra Hayy ve Kayyûm isimlerine gelindiğinde bu ifadeye bir ilavede bulunuyordu: "İsm-i Azam veyahut İsm-i Azam’ın iki ziyasından bir ziyası veya altı nurundan bir nuru olan..."

Altı ism-i azamdan son ikisine, Hayy ve Kayyûm’a gelindiğinde karşımıza çıkan bu "iki ziyasından bir ziyası" ilavesi, bizi ziyadesiyle düşündürdü. Bir kere, bunun son iki isme gelindiğinde sözkonusu edilmesi, herhalde manidardı. İkincisi, burada "ziya"ya "nur"a göre bir öncelik ve üstünlük atfedildiği anlaşılıyordu; lâkin bu, "nur"u "ziya"ya nisbetle daha üstün ve öncelikli göregelmiş bizlerin zihnî kategorilerine oturmuyor, dolayısıyla bir kavram analizi gerektiriyordu

Gerçi, ilgili müzakereler hengâmında bu meseleyi gereğince çözemedik. Lâkin, en azından, "Burada izini sürmemiz gereken, rastgele ortaya atılmamış bir ayrım var. Ziya ile nur arasındaki nüansı kavramamız gerek" diye bir hâşiye düştük.

Sonrasında, ism-i Hayy ve ism-i Kayyûm’a yüklenen "ism-i Azamın iki ziyası" olma vasfının mahiyeti bir soru işareti olarak zihnimizde dururken, muhtemelen bu soru işaretini zihnimizde taşıyor olmanın bir bereketi olarak, Rabb-ı Rahîm iki koldan bir inkişaf nasip etti.

Bunlardan ilki, yakınlarda rastladığım, İsm-i Azamı Bakara, l-i İmran ve Tâ-Hâ’da arayınız" mealindeki bir hadisin izini sürmekle gerçekleşti. Bakara’da, mâlûm, yete’l-Kürsî vardı ve bu âyetin ilk cümlesinde Allah, Hayy ve Kayyûm olarak tarif ediliyordu. l-i İmran’ın ikinci âyeti de aynı cümleyi içermekte; dolayısıyla yine "Hüve’l-Hayyu’l-Kayyûm" buyurulmaktaydı. Ya Tâ-Hâ? Bu sûreyi okurken, bu nazarla dikkatimizi, onun 111. âyetinin de Allah’tan Hayy ve Kayyûm isimleriyle söz ettiği görülecektióki, bu âyetteki "Ve aneti’l-vücûhi li’l-hayyi’l-kayyûm" cümlesi, "Sekîne" duasında da yer almakta...

Böylece, İsm-i Azamlar içerisinde Hayy ve Kayyûm’un derecesi ve büyüklüğü nebevî bir işaretle de tasdik olunmuş oluyor; "ziya" ile "nur" nüansının Said Nursî’nin cümlelerine boşuna akmadığı anlaşılıyordu. Lâkin, neydi aralarındaki fark? Neydi "ziya"yı "nur"a üstün ve öncelikli kılan?

Bu noktadaki, "Otuzuncu Lem’a"nın her bir bahsindeki ibarelere bir derece dikkat ve peşisıra gelen bu sorular ile başlayan iz sürücülük, hiç umulmadık bir yerde, Barla Lâhikası’nda karşımıza çıkan bir âyetle en önemli dönemecini aşmış oldu. "Hüvellezî ceale’ş-şemse diyâen ve’l-kamera nûran..." diye başlayan bu âyetin, Yûnus sûresinin 5. âyeti olduğunu Mu’cemü’l-Müfehres vasıtasıyla tesbit ettikten sonra, yolun şimdilik sonuna gelmiş sayılırdık. "Ziya" Güneşe, "nur" ise Aya izafe edildiğine göre, ziya doğrudan "ışık"ı tarif ediyor, nur ise bu ışığın "yansıması"nı ifade ediyordu. Zira, Güneş ışığı doğrudan yayıyor iken, Ay ışığı yansıtıyordu.

Demek, Hayy ve Kayyûm isimleri doğrudan Zât-ı Zülcelâl’e bakıyordu. Kuddûs, Adl, Hakem ve Ferd isimlerini ise, esmâ-i hüsnânın kâinattaki tecelliyatına bakarak kavrıyorduk. Ki, bu nazarla bakılırsa, "Esma-i Sitte Risalesi"nin yüzü daha kâinata dönük Kuddûs isminden başlayıp Adl, Hakem, Ferd diye devam ederek Hayy ve Kayyûm’da noktalanmasının; sıralamanın bu şekilde olmasının kesinlikle rastgele olmayıp, dikkatli bir Kur’ân talebesinin kasdî ve şuurî bir tasnifi olduğu da anlaşılıyordu. Bir diğer açıdan ifade edersek, anlaşıldığına göre, ism-i Hayy ve Kayyûm’un cilvesi iledir ki, Kuddûs, Adl, Hakem ve Ferd isimleri kâinatta tecelli ediyordu.

Risale-i Nur’un hayatını Kur’ân’la biçimlendirmiş; Kur’ân’ı üstad, Resûlullah’ı muallim edinmiş bir zâtın kalb ve dimağından damladığını; dolayısıyla ondaki her bahse ve her ifadeye ciddi bir dikkat ile ve daima anlamın izini sürerek muhatap olmanın gerekliliğini ifade eden bu tecrübemi sizinle de paylaşayım istedim.

  17.01.2004

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu

  1.  Bu yazının yazarına mesaj göndermek istiyorum.
  2.  Bu yazının uygun formatta çıktı'sını almak istiyorum.
  3.  Bu yazının geçtiği eseri incelemek -veya satın almak- istiyorum.

4Oktay GÖKKOCA, 23.06.2008, Tarsus

30. Lem'anın Beşinci nüktesi, İsm-i Hayy'ın bir cilvesinde;

"İşte, hayatın yirmi dokuz hassalarından yirmi üçüncü hassasında şöyle denilmiştir ki: Hayatın iki yüzü de şeffaf, kirsiz olduğundan, esbab-ı zâhiriye ondaki tasarrufât-ı kudret-i Rabbâniyeye perde edilmemiştir. "

icazlı cümlesi, Hayy isminin cilvesinin perdesiz, mümanaatsız doğrudan Şemsi Ezeli'nin kudretinden görüldüğünü bildirerek şemsten alınan ziya ile kamerden yansıyan nurun derecelerini gayet yüksek bir icaz ve belagatla ifade ediyor. Amenna..

3İLMİN ZORLANMAYLA ÖĞRENİLMESİ:Alim Cebelli, 18.05.2006, İstanbul

Bazı Sözlerin Hikmet- Cehalet veya Sihir-Yük Olması

"Güzel sözler ancak ona yükselir. Salih ameli

de güzel sözler yükseltir." (Fâtır, 10)

"Iman temenni ve süslenme ile olmaz. O kalbe

yerlesen ve fiilin dogruladigi cevherdir. Ilim ikidir:

Lisan ilmi, kalb ilmi. Kalb ilmi yararli ilimdir, lisan ilmi ise, Allah’in Ademogluna karsi bir hüccetidir." (Hadis-i Serif)

"Allah, suçlularin hosuna gitmese de, hakkin hak oldugunu sözleri ile gerçeklestirir." (Yunus, 82)

"Birbiri ardindan gönderilenlere, nesrettikçe nesredenlere, ... hakla batili ayirdikça ayiranlara." (Mürselat, 1, 3-4)

1) "İlim ancak kendini zorlamakla öğrenilir. Hilim de ancak gayretle elde edilir. Kim hayrı isterse ona verilir. Kim de şerden korunursa ondan korunur." (Cilt-2:s. 62)

2) "Bazı sözler sihir gibidir. Bâzı ilimler cehalettir. Bâzı şiirler de hikmettir. Bâzı sözler de dinleyiciye bir yüktür." (Cilt-2: s. 41)

3) "İlmi aramada birbirinizle yarışın. Doğru sözlü birinden ilmî bir mesele nakletmek, dünyadan ve dünya üzerindeki altın ve gümüşten daha hayırlıdır." (Cilt-2: s. 452)

4) "İlim öğrenen kişi rahmetin peşindedir. İlim öğrenen kişi İslâmın temel direğidir. Mükâfatı peygamberlerle beraber verilir." (Cilt-2: s. 544)

5) "İlim öğrenmeye çalışanın rızkına Allah kefil olmuştur." (Cilt-2: s.370)

6) "İlim öğrenmeye çalışan evine dönünceye kadar kadar Allah ın yolundadır." (Cilt-2: s. 370)

7) "Çin de de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her müslümana farzdır. Melekler yaptıkları işten hoşlandıkları ilim talebeleri için kanatlarını yere serer." (Cilt-1: s. 310)

8) "İlim üç türlüdür: Açıklayıcı bir kitap, eskiden beri sürüp gelen güzel bir âdet ve "Bilmiyorum" diyebilmektir." (Cilt-3: s. 18)

9) "İlim İslâm ın hayatıdır, imânın direğidir. Bir ilim öğrenene Allah, eksiksiz mükafat verir. İlmi öğrenip de onunla amel eden kimseye Allah bilmediğini öğretir." (Cilt-2: s. 19)

10) "Yüce Divan (Melekler Adem hakkında) münakaşa ederlerken benim hiçbir ilmim yoktu." (Sad-69)

"Ben, açık bir uyarıcı olduğum içindir ki, (o ilim) bana vahiy olunuyor." (Sad-70)

11) "Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Dikkat edin! Bana “Kitâb” verildi. Onunla beraber, “bir o kadar daha” verildi.

Dikkat edin! Karni tok bir adamin, sedirinin üstüne oturup, söyle demesi yakindir:

“Aramizda Allah’in kitabi vardir. Onun içinde helâl olarak buldugumuzu helâl sayar, haram olarak gördügümüzü de haram sayariz.”

Oysa, Allah Resûlünün haram kildigi sey de, Allahin haram kildigi sey gibidir.”

Mikdam radiyallahu anh. Ebû Davud.” (Ömer Sevinçgül, Hadis Elkitabi, 1998, s. 19.)

“Şek olmayan ilmi, Kur’ân’i ögrendiginiz gibi, iyice belleyinceye kadar ögrenin, zira ben onu ögreniyorum”. (Hadislerin Kaynağı: Ahmed Z. Gümüshanevî, Râmûzu’l-Ehâdîs, Pamuk Yayinlari, 1993, s. 315.)

2omer, 18.05.2006, bursa

hayatın varlouş nedenimizin tek sahibi olan allahı anlamak adına bu ahir zaman da bu kadar ince düşünebilme bu kadar kılı kırk yararderecesinde okuduklarını özümseyebilmeve burdan allaha giden yollar açabilme ...aslında var oluş gayemizi bize düşündüren belkide gaflete dalan bana ya bu asırda böyle düşünen insanlar da var mı dedirtecek cinsten bi yazı. bende bugün bir değişiklikyaptım sabah okula yürüyerk gittim de o yeşil tarlaları gördüüğümde çiçeklerin rengarek göze hitapeden güzelliklerini görünce bir güzel sanatkar ın varlığını öylehissettim ki yani değil bir ziya ile nur arsındaki farktan alllaha yol bulmaya in sanın sadecedikkatle şukainata bakması insana allahı tanıma babında yeter ama bununla da yetin memek gerek çünküöyle biir derya ki allahı tanımak insan içinde boğulsa yine az gelir herhalde. bi de şunu anladımallah biizi seviyoki bize bu güzellikleri gösteriyor ama iş görmekte yanibizim onu tanımamızda tanıma isteğimiz de saklı

1ALLAH RIZASIADALET ZORA -BAY, 17.05.2006, İstanbul

BU DEĞERLİ ZATI HER ZAMAN HAYIRLA ANARIM.ALLAH ONDAN VE ONUN YOLUNDA OLANLARDAN VEDE ONUN GİBİ OLAN ZATLARDAN MİLYON KERE RAZI OLSUN.BU GİBİ İNSANLARDAN ÇOK AMA PEK ÇOK LAZIM.HELE ŞU AHİR ZAMAN DENİLEN BU ASIRDA ...HERKESE HAYIRLI BİR ÖMÜR HAYIRLI BİR GELECEK TEMENNİ EDERİM...




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut