“Dinin siyasetle hiç ilgisi olmaması gerektiğini söyleyenler, dinin ne olduğunu bilmiyorlar demektir.”

Mahatma Gandhi

Kullanıcı 
Şifre
 

*her saat güncellenmektedir

‘Füruat’ın meyveleri
–Metin Karabaşoğlu

[*4.617 yazı içinden]

 Ali YILMAZ : yorumlar 

85Meslek ne süluk ne?, 27.07.2008 | Büyük cemaat, küçük cemaat... (son), Metin Karabaşoğlu

Şimdi burada nurcu olduğunu düşündüğüm insanlar arasında bir tartışma meydana geliyor.Sanırım da yanılmıyorum.

Nur talebesi kardeşim diğer nur talebesine yazıyor ki,"yalnız benim mesleğim hakk deme".

Kim söylemiş bunu?Üstad söylemiş değil mi?O söyledi ise doğrudur.Bizden az bilecek değil ya!

Burada sorun yok.Sorun şurada:Üstad gerçekten kardeşimizin anladığını mı söylüyor?

Eğer kardeşimiz tartıştığı kişiyi nurcu sayıyorsa ve bu sözü kullanıyorsa bu sözün içindeki meslek kelimesinin anlamını bilmiyor,demektir.

Çünkü buradaki meslek,günlük hayatta kullandığımız anlamda " meslek" değildir.

Buradaki meslek "Allaha ulaşmak için tutulan yol" demektir.

Meslek kelimesini bu anlamı alırsak nur talebelerinin ayrı ayrı meslekleri olamayacağını görürüz.Zaten o yüzden de üstad bir sonraki ihlas risalesinde "mesleğimiz haliliye" diyor.

Demek ki tüm nurcuların mesleği haliliyedir.Farklı farklı meslekler olamaz.

Dolayısıyla bir nurcu diğerine arada meslek farkı varmışçasına hatırlatma da bulunamaz.

Kendisine 21. Lem'anın gereği hatırlatılan bir nurcunun dönüpte meslektaşına farklı meslekten biri ile muhatap imiş gibi 20. lem'a ile cevap vermesi meselelere hiç vakıf olmadığını ifade etmek öte anlam taşımaz!

Sahi "Benim dediğim doğru,ben yanılmam" anlayışını 21. lemadaki düsturlarla nasıl bağdaştırıyorsunuz?

Lütfen karşınızdakini nur talebesi saymaz,şekilde 20 lem'adan cevap vermeyiniz!

84İhlas risalesi, 18.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

Birilerini ihlas risalesindeki "fena filihvan" anlayışından münezzeh tutan bir ihlas anlayışına katılmam mümkün değil.Çünkü ihlas risalesi risale-i nur okuyan herkes için geçerlidir.

Birileri "fena fil ihvan " olmayacaklarsa, şeyh merkezli meşreplerle nurculuk arasında ne fark kalır?Bu durumda ihlas risalesi boşuna mı yazılmış?

Burada aklıma nedense "İhlas risalesi kime okunur?" isimli yazı aklıma geldi.Sahi ihlas risalesi cemaat önderlerine okunmaz mı?Hizmetin temeli ,kuvveti ihlas değil mi?

Üstadın salladığını mı sanıyorsunuz ki,ona atıfta bulunanlara kızıyorsunuz!

83RİSALE-İ NUR, 18.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

1.Gürcan Kardeşim,önce bir Risale-i nur'un bir yayın organı olmadığını farkedin!Risale yaygın organı olmadığına göre orada talebelerin üstada yönelik eleştirilerini aramak anladığımız anlamda eleştirilerini bulmak mümkün değildir.Lütfen elma ile armudu karıştırmayın.Risale ne bir gazetedir,ne de dergi!Lahika mektuplarından dolayı tuhaf bir yanılgıya düşmüşsünüz.Geçmiş olsun.Düşmez kalkmaz sadece Allahtır.

2.Burada da Entellektüel ile televizyonda gördüğünüz insanları birbirine karıştırıyorsunuz.Entellektüeller sivri çıkışlarla teveccüh avına çıkarlar.Henüz "buyrun beni eleştirin" diyen bir teveccüh meraklısı entellektüel görmedim.Teveccüh meraklısı entellektüeller karizmalarının çizilmesini pek istemezler.

3.Üstadın şahsı hakkındaki eleştirilerle ilgili tutumunu daha önce başka yazılardaki yorumlarımızda alıntılamıştık,oraya bakılabilir.Üstad asla şahsi karizma peşinde koşmamıştır.Sadece "piyasada çok silik sözler dolaşıyor..." sözü bile yeter!Sizin yazdığınıza ise halk arasında "istemem yan cebime koy" diyorlar.Bu tavırlar hakkında aslında söylenecek çok şey var ama bana düşmez!

4.Doğru Metin KARABAŞOĞLU cemaat önderi değildir.Ama üstad nedir?Sizin tabirinizle cemaat önderidir.Peki cemaat önderi olarak eleştirilere karşı tavrı nedir?"Karizmam çizilirse hizmet biter",türü bir tavrı var mıdır?Dikkati şahsına mı yoksa

eserlerine mi çekmeye çalışmıştır?

Aslında bu meselenin ihlas risalesinden başlayarak dört başı mamur bir şekilde cevaplanması gerekiyor ama onu da köşe sahipleri yapsınlar.

82Çifte Standart, 17.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

Söylediklerimin niçin anlaşılamadığını bir türlü anlayamıyorum.Meseleyi kişiselleştirmek istemiyordum.Ama meselenin anlaşılması ya da anlamazlıktan gelenlerin anlayabilmesi için çok açık örnekler vereceğim:

Yeni Asya Gazetesinde Mehmet Kutlular övülüyor mu,evet.

Zaman Gazetesinde Hoca övülebiliyor mu,evet.

Hiç bu yayınorganlarına başvurup bu durumu eleştirmek aklınıza geldi mi?

Şimdiye kadar ne böyle bir yazı okudum.Ne de böyle bir şey söylendiğine şahid oldum.

Buna şahid olamadığım için de söylenenleri ciddiye alamıyorum,maalesef.Çünkü bu sözler ilkesel sözler olsa sadece Metin KARABAŞOĞLU'nu hedef almazlardı.

Tabii bir de medyada ilgi toplamak için olmadık artistlikler yapan nurcularımız var.Onların eleştireni de görmedim.Onlara da toz kondurmuyoruz.

Pekii Metin Karabaşoğlu konusundaki hazımsızlığın sebebi ne acaba?Ondan beklediğinizi cemaat önderlerinden ve medyatik entellerden neden beklemiyorsunuz?Bu dünyada ihlas imtihanı

sadece Metin Abi için mi?

Şayet bu tavır Metin Karabaşoğlu'nu o insanları sevdiğinizden daha çok sevmenizden kaynaklanıyorsa bunu anlayışla karşılar ve sözlerim için özür dilerim.Ancak hem o insanları yere göğe sığdıramayıp hem de onlardan beklemediğinizi Metin Abi'den bekliyorsanız işte orada bityeniği ararım.

Artı,cevap veren arkadaşların sahip oldukları medyada kendilerini eleştirtmeyen insanların bu tavırlarını teveccüh-ü nass açısından değerlendirmekten kaçındıkları da

gözümden kaçmış değil.

Sonuç olarak teveccüh-ü nas herkesin kaçması gereken bir şeydir,sevdiklerimizde kaçmalı ondan,sevmediklerimizde!

81İlginç, 16.02.2008 | Bir Entelektüel: Metin Karabaşoğlu, Mustafa Oral

Metin KARABAŞOĞLU'nın imtihan konusunu bulduk sonunda.Mustafa ORAL'ın Metin KARABAŞOĞLU'nu öven yazıları siteden çıkarılırsa imtihan kazanmış olacak!Ama sonra bu yetmeyecek muhtemelen.Metin KARABAŞOĞLU'nu takdir eden yorumlara da yerverilmemesi istenecek muhtemelen!Ne de olsa Metin KARABAŞOĞLU'nun teveccüh-ü nasstan uzak kalması gerekiyor!Ama sitedeki Metin KARABAŞOĞLU'nu eleştiren yazıların ve yorumların aynen kalması lazım değil mi?

Bu site KARABAŞOĞLU'na sataşmak serbest ama onu takdire etmek yasak olmalı öyle mi?

Arkadaşlar buradaki ölçü şudur:Metin KARABAŞOĞLU'nu isteyen takdir ederken isteyen de eleştirebiliyorsa sorun yok demektir.Kendi editörü olduğu sitede şahsının eleştirilmesine izin veren bir insanı "teveccüh-ü nass" imtihanını kaybettiğini söylemek ya da ima etmek en hafif deyimiyle insafsızlıktır.

Siz iyisi mi Metin Abi niye övülüyor diye eleştireceğinize diğer yayın organlarındaki duruma bir bakın.Kimler kendi sahip oldukları yayın organlarında kendilerine yönelik eleştirilere izin verebiliyorlar.

Bir insanın teveccüh-ü nass peşinde koşup koşmadığının en büyük ölçüsü eleştiriye olan tahammülüdür.

Sizler bana sahip oldukları yayın organlarında eleştirilmeleri serbest olan üç tane kanaat önderi sayın,islami camiada.Sayamazsınız.

Karabaşoğlu kenndisiyle ilgili eleştirilerin Karakalem'de yayınlanmasına gösterdiği tahammül ile "teveccüh-ü nass" imtihanından kanaatimce geçer notu almıştır.Siz ise başında bulundukları kurumlarda kendileri ile ilgili eleştiri duymak istemeyenlerin halini düşünün!

80Dost acı söyler, 14.02.2008 | Düşünüyorum, öyleyse yokum, Ali Dedeoğlu

Değerli yazar Ali Dedeoğlu Beyefendi'nin yazdıkları bazılarını rahatsız etse de,gerçekler değişmiyor."Dost acı söyler." diyenler çok güzel bir noktaya parmak basmışlar.Söylenenin acılığından daha acı olan gerçeklerin acılığıdır.

79Bununda bir tevili vardır,elbet!, 13.02.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

"Hem mütekellimînin mütebahhirîn ulemasından olan Mutezile imamları, ziynet-i surîsine meftun olup o mesleğe ciddî temas ederek aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi’ bir mü’min derecesine çıkabilmişler."

Kendini kafasındaki sonucu kitleyen,o sonuca ulaşabilmek için olmadık te'villere başvuran kardeşimizin "aklı hâkim ittihaz ettiklerinden, ancak fâsık, mübtedi’ bir mü’min derecesine çıkabilmişler." ifadesine de te'vili vardır.

"Akıl feneri" ifadesinde fener derken enaniyet'in kasdedildiğini iddia eden zekanın buraya da bir te'vili vardır.

Ama ne kadar te'vil ederse etsin,aklı selim sahibi olan herkes baştaki alıntıdan üstadın mu'tezileden daha ileri gitmek gibi bir niyeti olmadığını anlamışlardır.

O istediği kadar üstadın aklı hakim ittihaz ettiğine dair inanç beslesin!

78Epistemolojik hezimete devam, 09.02.2008 | Risale-i Nur'da, İmandaki Hassasiyetler: Onuncu Nota - 2, Halil Köprücüoğlu

Yanlışında ısrar eden arkadaşımız muhtemelen akademik kariyer yapıyor. Kendisine sormak lazım. Herhangi bir üniversitenin felsefe ya da ilahiyatla ilgili bir fakültesinde bu delilciklerle -asla delil falan yok ortada- bırakın doktorayı, Fakülte bitirme tezi bile kabul ettirilebilir mi? Siz benim dediğimi anlamıyorsunuz sözleri orada para eder mi acaba!

23. sözün bütünlüğünü bir tarafa atıp bir tek cümleyi eğip bükerek istediği manayı vermeye kalkmak nasıl bir anlayışın ürünüdür!

23. sözün tamamına girmeye bile ihtiyaç duymadan o tek cümle ile ilgili bir iki soru sorayım!

"O cep feneri ise, hodbin ve bildiğine itimad eden ve vahy-i semâvîyi dinlemeyen enâniyet-i insaniyedir."

1. Suçlu ilan edilen enaniyetin suçu nedir?

2. Enaniyet vahyi neden dinlememektedir?

3. "Bildiğine itimad eden" ifadesindeki bilginin kaynağı nedir? Sizin çok güvendiğiniz bilgi kaynağı ile alakası var mı?

Velhasıl üstadın kuvve-i akliyeyi tıpkı kuvve-i gadabiye ve kuvve-i şeheviye gibi üç mertebeye ayırmasının hikmetini her yazdığı yazı ve yorumda daha iyi anlıyorum!

77İtirazlar boş imiş!, 09.02.2008 | Vicdanda Delailin Hükmü, Serdar Pehlivanoğlu

Şimdi şöyle başlamıştık galiba:"‘Zero-knowledge proof’ şeklinde tesmiye edilen bir yöntemi ve Allah’ın zatı hakkında hiçbir bilgimiz olmaksızın kâinatın Allah’ın varlığının bir çeşit ispatı olarak okumamıza mümkün kılmasını işaret edeceğim." Pehlivanoğlu

Sonra şöyle devam ettik:"marifetullah’ın akılla başlayıp akılla biten bir şey olmadığının ifade edilmediğini görüyoruz "Pehlivanoğlu

Sonra şöyle bitirdik:

"Vicdan yalan söylemeyecektir, elverir ki insan yanlış sorular sormasın, veya başka bir ifadeyle vicdanını temiz tutsun."Pehlivanoğlu

Bu ifadeler arasında çok önemli tutarsızlıklar var.En önemlisi vicdan,kalp ve akıl kavramları başta olmak üzere önemli bir kavram karmaşası var.

Halbuki bir düşünürün en önemli vasfı kullandığı kavramlara hakimiyetidir.Kavramları kavrayamayan döner durur,sadece.

Bir de yazı tavsiye edelim: http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=500

Bu yazıyı iyi okumak lazım.Çünkü üstad böylesi metodla yola çıkmış değil!

76Kendi medeniyetimizin aklı mı ?, 06.02.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

Kalbi devre dışı bırakmayan,daha doğru bir deyişle Kur'anla irtibatlı bir akıl "Evrim teorisini dini bir mesele olarak algılamayalım" türü bir cümle kuramaz.Zaten o teorinin çıktığı günden bugüne kadar bilimcilik hastalığı ve rasyonalizm rahatsızlığı ile ma'lul olmayan hiçbir müslüman evrim teorisi doğru olabilir mi diye düşünmedi.

Zaten bu açığa çıkınca "Evrim mevzuunu niye açtım, bilmiyorum!" diye bir yorum yazılması ise kişinin kendi içinde de tutarlılığa kavuşmadığını gösteriyor.Hele Murat Türker'e karşı yönelttiği dilsel-matematiksel eleştirileri ve yazılarına sıkıştırdığı "Herkesin hatalarını bulabilirim." imalarını hatırlayınca acı acı gülümsemek şart oluyor.

En önemlisi ise aslında Evrim hakkında kurduğu cümle aslında kullandığı aklın islamdaki akılla hiçbir alakası olmadığını gösteriyor.Çünkü islami aklı kullanan "dini mesele"-"dini olmayan mesele" ayrımı yaparak evrimi dinin dışına kaçırmaya kalkmaz.Sahi "dini olmayan alan" tasavvuru olan bir insan nasıl akledebilir ki?

İnsan fikrini sürekli birilerine yanlış imasında bulunarak ispatlayamaz ki.Karşındaki yanlış olsa bile bu senin doğru olduğunu göstermez.O yüzden sürekli hata arayarak hakikat gösterilemez."Ama bilimsel metod budur." denebilir.Oysa içinde bulunduğumuz zamanlar mevcud bilimsel paradigmaların hakikati ifşa edemeyeceğinin ortaya çıktığı zamanlardır.Bilmem derin düşünceli birilerine bu sığ aklımla anlatabildim mi?

75Cerbezeye şeriat sınır koymuştur, 01.02.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

"Ama gormuyor musunuz seklinde bir hitabin gectigi yerlerde buyuk ihtimal neyin gorulmekle nitelendirildigi de yaziyordur"Diyor,Pehlivanoğlu.

Akletmeye davet eden ayetlerde de neyin düşünülmesi gerektiği ifade edilir.Ne üzerinde tefekkür edilmesi gerekiği ifade edilir.Her şeyi aklınızla anlayabilirsiniz,denmez.

" Efendim, siz Mu'tezile ekolünün en katı akılcı alimini getiriniz, ben Üstad'ımın arkasına sığınıp, onların hatalarına düşmeden ama onlardan daha akılcı olmazsam ben de bu aklımı çöpe atarım..."

Pehivanoğlu böyle diyor,peki üstad ne diyor.Bir örnek:"Tereccuh bilâ müreccih muhaldir.Yani: Müreccihsiz, sebebsiz rüchaniyet muhaldir. Yoksa, tercih bilâ müreccih caizdir ve vaki'dir. İrade bir sıfattır. Onun şe'ni, böyle bir işi görmektir."

Eğer anlayabildi ise bu ifade bile üstadın mutezileden daha çok akla önem verdiğini çürütmeye yeter. Sanırım,Pehlivanoğlu Üstadın mensup olduğu eş'ari kelamından hiç haberdar değil.

Bir de" üstad akletmeye sınır koymaz" falan diyor:"Tagayyür, inkılap ve felaketlere maruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskan edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin, birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye, ikincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye, üçüncüsü, nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye-i melekiyedir.

Lakin, insandaki bu kuvvetlere şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar."

Burada üstad akla şeriatle sınır konduğunu söylüyor.

Demek ki Pehlivanoğlu mutezile ile akılcılık yarışı yapmaya tek başına gidecek.Hele üstadın akletmenin ifrat mertebesi ile ilgili söylediklerini her sıkıştığında te'vile başvuran Pehlivanoğlu'nun durumunu ifade etmesi açısından ibret verici bulunuyorum.

Üstad Akletmeye sınır koymaz,iddiasıyla ilgili sadece iki kitaptan yapılmış alıntılar sunuyorum.Yetmezse alıntıları çoğaltabiliriz:

"“bütün ukûl-ü beşer ittihad edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihâta edemez.”

“akıl, dar ve küçük düsturlarıyla kendi başına kalsa, âciz kalır, taklide mecbur olur.”

“Evet, zâhire mübtelâ olan akıl, şu keşmekeş kâinatta perestiş ettiği şeylerin zevâlini görmekle, me'yusâne feryâd eder”

“ehâdîs-i şerîfe güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim, onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler.”

“umur-u gaybiyeye dair tahminlerini yakin tahayyül eden akılfüruşlar gibi, senin gaybi haberlerini beğenmiyorlar mı?”

o hakâik-ı gaybiyeyi, hadsiz dalâlet yolları içinde istikametle onları gidip bulmak, akl-ı beşerin kârı değildir ve olamaz. Beşerin en dâhî hükemâları o mesâilin en küçüğüne akıllarıyla yetişmediği mâlûmdur.

Mi'racın hikmeti o kadar yüksektir ki, fikr-i beşer ulaşamıyor; o kadar derindir ki, ona yetişemiyor; o kadar incedir ve latîftir ki, akıl kendi başıyla göremiyor

“bu dünyevî, küçücük ve sönük akıl gözüyle o büyük Cehennem görülmez.”

“Şu ihbar-ı gayb kısmının yüzden birisini akıl gözüyle gören bir zâta "dâhi-i âzam" denilir ki, ferasetiyle istikbali keşfediyor.”

“Elbette o zât-ı Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, dua neticesi olarak öyle bir makam ve mertebededir ki, bütün ukul toplansa, bir akıl olsalar, o makamın hakikatini tamamıyla ihata edemezler.”

Son olarak şunu söyleyeyim:Vahyin gayba dair getirdiği bilgilere akılla ulaşılabileceğini iddia etmek,peygamberi çok zeki bir filozof seviyesine indirmektir.Geçen yüzyılın başında Afgani bunu söylemişti.Hala aynı yerde dönüp duruyor olmamız,kuru rasyonalizmi aşamamamız ne kadar feci.

74Akleden kalp ve evrim, 26.01.2008 | Kendi Dünyamızın Paradigmaları, Serdar Pehlivanoğlu

Serdar Kardeş, iddialı cümleler kurmakla iddiaların doğruluğu arasında hiç bir doğru ilişki yoktur.

Sizin aklın mutlaklığına dair delilsiz iddialarınızı ciddiye almak mümkün değil. Adı üstünde delile dayanmıyor.Üstelik makul bile değil bu iddialar. Mesala "görmüyor musunuz?" hitabıyla biten ayetlerden insanın mutlak anlamda her şeyi görebileceği sonucu çıkmayacağı gibi, aynı şekilde akletmeye çağıran ayetlerden "aklın mutlak olduğu anlamı çıkmaz,demiştim. Buna cevap vermemiştiniz.

Gelelim asıl anlatmak istediğim şeye: "Evrim teorisini inanç meselesi olarak görmeyin." diyorsunuz. Bunu kalbiyle akleden bir insan söyleyebilir mi? Bunu söyleyen insanın, aklın alanıyla kalbin alanı arasında bir ayrım gözetiyor olması lazım. Lafı uzatmadan bitirmek gerekirse: Siz kalbinizle akletmiyorsunuz. Aksi olsaydı, evrime böyle bakmazdınız.

73EPİSTEMOLOJİK HEZİMET!, 25.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Bir önceki yazıda yaptığım alıntı her şeyi gayet güzel açıklıyor.Epistemolojik yenilgiyi telafi etmek için yola çıkanlar yenilgiden hezimet safhasına geçtiler.Tabii burada "Hocaefendi evrimle ilgili şunu yazdı", "İrfan Abi böyle yazdı" diyebilirsiniz.Ama epistemolojinizin temelini nasslardan almadığınız sürece bu tür çatlak sesler olacaktır.

"Dini bilgilerden yola çıkarak bilimsel teorileri değerlendirmek tehlikeli bir yol." diyen Adem kardeşle Serdar Kardeş aynı kartezyen tutumla evrime yaklaşıyorlar.İkisi de epistemolojik hezimet içinde bulunuyorlar.

72Suizan suizannı!, 25.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Yasin Eşref kardeşimiz beni suizannda bulunmakla suçlamıştı.Kendisine tartışılan konunun değişmemesi adına uzun süre cevap vermedim.Ama tartışma durduğuna göre gönül rahatlığı ile cevap verebilirim.Öncelikle bilmediğin bir konu ile karşı karşıyasın.O konuda beni suizan içinde bulunmakla suçlarken asıl kendin suizan içinde bulunuyorsun.Şimdi alıntılayacağım yazıyı iyi oku. Bu yazı Zaman Gazetesinde Nuh GÖNÜLTAŞ tarafından yıllar önce yayınlanmıştı.Bu yazıda adı geçen delikanlının görüşleriyle İhsan Eliaçık ve onu alıntılayan Serdar Pehlivanoğlu'nun görüşleri arasında hiç bir fark görmüyorum.Sonuçta Serdar kardeş de "İnsanın maymundan geldiğine inanmıyorum." demesine rağmen ardından "salt evrimi karsiniza laf alip inancinizi evrimin olusuna yada olmayisina baglamayin" şeklindeki bir yorumu ile evrimin inanç meselesi olmadığı söylüyor!!!

"

Aktüel

Nuh Gönültaş

Salih Adem'den öğreneceklerimiz var...

Her üniversite öğrencisinin, hatta liselilerin bile "Darvin Teorisi"nin reddi ya da savunulması ile ilgili hatıraları vardır. Üniversite sıralarında gazetecilik okuduk ama "Darvin Teorisi" bizim okulun "Siyasi Düşünceler ve Rejimler Tarihi" dersinin de baş konusuydu. Dersin "Marksist" hocası konuyu sürekli bu noktaya çeker ve sınıf bir anda "tam ortadan" ikiye bölünürdü. Savunanlar da reddedenler de inandıkları ya da reddettikleri şeyin bilimsel boyutunu tam olarak bilmeden sadece inançlarını ortaya koyardı.

Marksist hocamız bu konunun taraflarını çok iyi hazırlanarak tartışmaya çağırdı. Tartışmanın olduğu gün Fen Fakültesi'nden bir profesör arabulucu olarak çağrıldı. Darvin yanlıları kürsüye doğru ilerlerken "maymun gibi" ellerini ve vücutlarını yere doğru sarkıtıp yürüyerek teoriyi ispat yolunu seçtiler! Karşıtlar ise "Kainattaki nizamın Darvin'i yalanladığını" söyleyerek bilimsel bir tavır ortaya koydular! Arabulucu profesör ise kendi tezini savundu. Ona göre insan maymundan değil "köpekten" evrilmişti. Bu arada dersin hocası içeride gizli bir şey yapıyormuş gibi sınıfın kapısını kolluyordu!

Yamanlar e-mail grubundaki "Darvin tartışması" beni bir anda üniversite yıllarıma götürdü. Bu grup Yamanlar Lisesi mezunlarının internet üzerinden haberleştiği bir e-mail grubu ve grubun gündeminde şu sıralarda "Darvin Teorisi" var.

Salih Adem Yamanlar Lisesi mezunu. Birçok defa olimpiyatlarda şampiyonlukları olan bir isim. Şu sıralar ABD'de İllinoya üniversitesinde biyofizik çalışmalarını yürütüyor. Tartışmanın odak noktasında onun Darvin Teorisi hakkındaki fikirleri var. Salih Adem "Evrim Teorisi'ni reddettiğimiz zaman en azından biyolojik olayların nasıl cereyan ettiğini ve niçin öyle değil de böyle olduğu konusunda dayanacağımız hiçbir kural kalmaz." diyor. Grubun diğer üyeleri ise Salih Adem'i üstü kapalı da olsa "biraz Darvinci", "biraz da bozulmuş" ilan ediyor!

Bu tartışma bizim tartışma konusundaki olgunluğumuzu göstermesinden başka bir çok konuda genellikle "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi" olduğumuzu da ortaya koyuyor.

Salih Adem'in dikkat çektiği önemli bir nokta var: "Dini bilgilerden yola çıkarak bilimsel teorileri değerlendirmek tehlikeli bir yol."

Her birimiz yayınlarında sürekli bunu yapan dergileri okuyarak bugünlere geldik. Adem'e göre bu dergilerin yazı kadroları fikir bazında, mesela Evrim Teorisi'ne karşı olduğu için hangi bilimden olursa olsun veya o konu hakkında yeterlilik sahibi olsun ya da olmasın herkesin yazılarına bu "bilimsel" dergilerde yer veriyorlar. (Bu not son zamanlarda kendini yenileme çabası içinde olan akademik ve entelektüel çevrelere hitap etme çabası içinde olan dergilerimizi yönetenler için son derece yararlı olabilir.)

"Çoğu zaman iddiayı bile anlamadan karşı çıkma çabasındayız. Mevcut bilimsel teorileri anafikir olarak dahi bilmiyoruz. Çünkü bunları biz üretmedik. Fizik, kimya veya biyolojide veya başka bilimlerde sürekli teori geliştiren büyük buluşlar yapan veya bilimi şekillendiren otoriteler haline gelmiş ciddi bilim adamlarımız hemen hemen yok. Başkalarından duyduğumuz kadarıyla bilimsel bilgilere ulaşmaya çalışıyor ve ulaştığımız çok küçük bilgiler üzerine de büyük yorumlar yapma, hatta bazen de reddetmeye kalkışıyoruz. Şu anda Evrim Teorisi'nin bir alternatifi daha ortaya konmadı. Çünkü diğer yaklaşımlar yapıcı değil tenkit esasına dayanıyor ve bilime katkıda bulunmuyor. Evrim Teorisi eldeki biyolojik bilgileri bir çatı altında toplamaya çalışan bir modeldir ve her teori gibi gerçeği tamamen değil kısmen yansıtır. Nihai noktada açıklayamadığı veya yanıldığı noktaların olması doğaldır, ama bu bütün teoriyi kaldırıp çöpe atmamıza sebep olmamalı. Evrim konusunda yazılmış milyonlarca kitap, makale araştırma sonucu ortaya konan bulguları ifade eden çalışmaları onların ne dediğini anlamadan bilmeden bütünü ile reddetmek binlerce insanın gayretlerine karşı haksızlık olmaz mı?"

Salih Adem'in Darvin Teorisi özelinde söyledikleri aslında her alanda geçerli ve bizim "toptancılık" hastalığımızı son derece güzel ortaya koyuyor. Bir kere toptancılık bilimsellik değil. Bilimsellik de zaten yüzde yüz kesinlik demek değil. Medeniyetlerarası diyalog arayışı içinde olanların hoşgörü sınırlarını sonsuza doğru uzatmaları gerekiyor. Farklı düşüncelere kapı açan "ehil" insanları dinlemek ve onlardan istifade etmek, geçmişin her türlü yanlışını tespit edip vazgeçmek, rotayı doğru çizmek gerekiyor.

Gerçi "Evrim Teorisi" bilimselliğinin ötesinde amaçlar için kullanılmıyor değil. Fakat bu türlü yaklaşımlar özellikle ABD bilimsel çevrelerinde pek ciddiye alınmıyor. ABD'de birçok eyalette "Darvin Teorisi'nin ateist yorumları" ders kitaplarından çıkarıldı, çıkarılıyor. Arkansas ve Cansas'ta müfredatta Darvin'e yer verilmiyor. Oklahoma Eyalet Valisi Frank Keating "Maymundan geldiğime inanmıyorum" dedikten sonra müfredat yeniden gözden geçirilmeye başlandı. Ülkede yüzlerce "Yaratılış Klübü" kuruldu.

Onlar kendi yanlışlarından dönerken bizim de kendi yanlışlarımızdan dönmemiz gerekmez mi? Bir başka grup üyesinin söylediği gibi "Darvin Teorisi gerçekse-ki hiç kimse yüzyıldır teori aşamasında olan bir vakanın gerçekliğinden sözetmiyor- bundan ne kaybımız olabilir ki?"

71Tutarlılık, 19.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

1."DÜŞÜNMEYE BAŞLAMADAN önce düşündüklerimden nasıl emin olabileceğimi sorgulamıştım kendimce."

Düşünmeye başlamadan nasıl sorgulamaya başlanabiliyor, merak ettim.

2."bir cevher olarak ‘akıl’ı yanlışlamak ancak ve ancak yine akılla olabilir."

Aklın akılla yanlışlanabilmesi aklın doğruya kendi başına ulaşabileceğini mi gösterir? Mesala çıplak gözle göremediğin bir şeyi mikroskopla görsen ve desen ki,"göz olmasaydı mikroskop bana bir şey gösteremezdi." gözün her şeyi görmeye yeterli olduğunu mu ispatlamış olursun.Bu olamayacağına göre aynı mantıktan hareketle bu alıntıdaki akıl yürütme de yanlış.

3.Asıl epistemolojik yenilgi,batılı bir metodoloji ile islamı anlamaya çalışmaktır.

4.“Senin üstünden geçen, kalbine gelen ve aklına görünen her bir nuru tenkit parmaklarıyla yoklama ve tereddüt eliyle tenkit etme.”

Cümlesindeki "kalbine gelen"ifadesi nasıl farkedilemiyor.Bu farkedememenin sonucunda "marifetullah’ın akılla başlayıp akılla biten bir şey olmadığının ifade edilmediğini görüyoruz ." diye tuhaf bir cümle kurmuş bulunuyorsunuz.Akılla başlayıp akılda bitiyorsa "kalbe gelen" ifadesi nerden çıktı?Farkındaysanız kalbe de uğruyormuş o nur!

5.Yazının hatta yazılarınızın hatta yorumlarınızın başından beri,"akla sınır koymayalım." diyordunuz.Ama mucizeler konusunda tıkandınız."Akla kapı aralar fakat ihtiyarı elden almaz." ifadesinden çıkardığınız sonuca bakınız.Murat Türker'in akılla ilgili yazısına yazdığınız yorumu bulup bir daha okuyun.Orada aklı doğru kullandığımız takdirde herkesi imana erdirebileceğimizi söylüyordunuz.

Şimdi ise ihtiyarı hatırladınız.Ama nedense aklın sınırlılığını kabul etmemek için "aralar" kelimesinden meded umuyorsunuz.Ama ihtiyarın ortadan kalkmamasının aklı sınırladığını anlamaz görünmeye çalışıyorsunuz.Ne de olsa aslolan olgular değil,geliştirilen teori(?)!

6.bir,iki,üç diye sıralanan örneklerde esas hidayet sebebleri akıl yürütme değil,kalptir.Buralardan aklın mutlaklığına nasıl delil çıkabilir ki!

7.Mucize imana cebr edemezken,akli delil(formüller) nasıl mecbur edecek?Hüve nüktesi konusundaki hatırlatmama ise zaten cevap beklemiyorum.

70Bu mu, 19.01.2008 | Düşüncenin Aktığı Mecra ve Oturduğu Zemin, Serdar Pehlivanoğlu

"herkesin dilindeki 'Herşeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir ve göz manaya karşı kördür' derken akletme eylemine mi yoksa görme eylemine mi zaafiyet yüklenmiştir?"

Bu ifadeyi kurarken ne kadar düşündünüz?Ya da bu yazıyı yazmadan önceki dönemlerde bu ifadedeki alıntının üzerine ne kadar düşündünüz?En azından peşinkabullere dayanmadan, düşünmeyi denediniz mi?

Burada üstadın kabahati göze bulduğunu söylemek epey kolaycı bir çözüm.En azından "bu insanların akıllarının göze inmesinin sebebi nedir?" sorusunu sormayı başarabilseydiniz,böyle bir mantıksal analiz hatasına düşmüş olmazdınız.

Sahi sizce akılları neden gözlerine indi? Temel sorunun bu olması gerekiyordu. Bu soruyu soramayınca doğru neticeye varmak mümkün değil.

Aslında bu yazı hakkında yapılacak çok eleştiri var. Ama şimdilik zamana bırakıyorum.

69Üstad neyi delillendirir?, 17.01.2008 | Sebepler Serisi Sonsuza Kadar Gider mi?, Serdar Pehlivanoğlu

Serdar Bey,evrim teorisi salt bilimsel araştırma saikinin sonucu olarak ortaya çıkmış bir teori değildir.Allahı inkar edebilme gayretinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır,batıda.İslam dininin tevhid akidesine ise uygun değildir.O yüzden de hiçbir kelam kitabında evrime atıf bulunduğunu sanmıyorum.Ama bazı felsefeciler vakti zamanında evrime benzer düşünceler ileri sürmüşlerse bu bizim için oley çekilecek bir drum değildir.Verdiğiniz linkteki yazı klasik batı karşısındaki aşağılık kompleksini yansıtmanın ötesinde hiç bir anlam ifade etmiyor.Risale-i nur okuyan birinin bu tür yazıları nasıl ciddiye alabildiğine şaşıyorum.Çünkü Risale-i nur ile tanışıklığı olan biri kainattaki hikmetin evrimle olamayacağını bilir.

Zaman Gazetesi eski yazarlarından Nuh Gönültaş'ın malum özel okullarda okuyan öğrenciler arasında evrim konusunda tartışma olduğunu söyleyen bir yazısını hatırlıyorum.

İnsanları bir taraftan vahyin doğruluğuna diğer taraftan bilimin en hakiki mürşit olduğuna şartlandırırsanız,ikisini uzlaştırma teşebbüsleri mutlaka ortaya çıkar.

Sanırım bu kavga "İslamiyetin peder,fununların ise evlat" olduğunu kabul edileceği ve islami bir ilim usulünün geliştirileceği güne kadar devam edecek.Ama bu konularda kafa yorduğunu söyleyen birinin bu tür aşağılık kompleksli yazılara atıflar yapması insanı gerçekten üzüyor.Bilmem anlatabildim mi?

68Akılla ispat, 15.01.2008 | Formül, Metin Karabaşoğlu

İmanı akli olarak hiç itiraz edilmeyecek şekilde isoat edebileceğini sanan bu yüzden Murat TÜRKER'e itiraz eden ancak konuyu ele almaya başladığı zaman derin bir çetrefilin içine düşen kardeşimizin bu yazıdan alması gereken dersler var.

Bu yazıyı bırakalım,en azından "Hüve nüktesi" karşısında acze düşen dinsizlerin neden iman etmedikleri sorusuna cevap aramış olsa idi,"doğru matematik-dil mantığı kullanılsa herkes iman etmek zorunda kalır" gibisinden bu dünyanın teklif dünyası olduğunu ıskalayan yorumlar yazmazdı.

Mucizeler bile insanların ihtiyarını almazken,mucizelere rağmen insanlar imansızlıklarını muhafaza edebilirlerken,delille ateizmi yokedebileceğini sanmak kadar garabet olamaz.Hangi akli delil,apaçık mucizeden daha ikna edici olabilir.İnşa

Zaten iman sırf akli bir mesele olsaydı,üstad neden tekrar tekrar risalelerin okunmasını istesin ki!Akla bir defa makul gelen bir şey tekrarlanmayı gerektirmez.

Demek ki iman aklı aşan bir şey.Risale-i Nur ise klasik bir felsefe metni değil.Demek ki akli delil sadece kapı açar,ama ihtiyarı elden almaz!

67Gazali, 12.01.2008 | Eleştirmek veya Anlamak Arasında Tercih Yapmak, Serdar Pehlivanoğlu

Yazar kardeşimiz,epistemoloji ve ontoloji bilmeyen insanların ancak bağlı oldukları otoriteleri tasdik edebileceklerini,onları anlamayı beceremeyeceklerini söylüyor.Ancak kendisine baktığımız zaman ise Hocasının söylemlerini haklı çıkarmak için Gazali'yi kartezyen bir düşünür yaptığını görüyoruz.Ancak bunu yaparken basit analojilere başvuruyor.Kartezyen düşüncenin temel özelliklerini hiç konu etmiyor."Düşünüyorum öyleyse varım". diyerek varlığı akla tabi kılan bir anlayışı Gazali'ye yamıyor.

"Gazâlî’nin kendisi, güya temel hakikatlerin bizim onları tasdik edeceğimiz süreçlerle olabildiğine bütünleşmiş olduğu bir zemin üzerinde aklîleştirici tüm hakikat iddialarının doğrulanamaz konumlarına işaret etmişti. Selçuklu entellektüelleri ve onları takip eden Osmanlı ve Moğol düşüncesi için bir kural koyucu haline gelen Gazâlî, zaman zaman İbrahim Medkur gibi Müslümanlarca dahi hâlâ daha Descartes’ın habercisi olarak gösterilir. Oysa, ben bilinci üzerinde yükselen Kartezyen itikad Gazâlî’de yoktur; onun insan bilincinin anlaşılması zor karakteri üzerine geniş hacimli yazılarına bakıldığında, vâkıanın böyle olduğu kolaylıkla görülür. Gazâlî’nin manevî deneycilik, yani zevk olarak tanımlanabilecek tercihi, ilk ilkelerden çıkartılan Kartezyen olgusal türevleriyle hiçbir ortak noktaya sahip değildir. Buna karşılık, Gazâlî’yi okuyup okumadığı konusunda bir bilgiye sahip olmadığımız Leibnitz’de, Gazâlî’yi hatırlatan ifadeler vardır.

Gazâlî, basitçe ifade edersek, Orta Çağ İslâmı’nın bilimler düzeni içinde Yunan akılcılığını hazmedebilme ve kendine mal edebilme yeteneği noktasında en sık alıntılanan örnektir. Gazâlî, bunu, ilâhiyat paradigmasından kopma ve dolayısıyla tüm epistemoloji projesini tehlikeye atma ihtimalini sıfıra indirerek yapmıştır. Bu, genel bir karşılaştırmayla şu şekilde tasvir edilebilir: Müslüman düşünürler Varlıktan yola çıkmışlarken, Hıristiyan düşünürler işe Akılla başlamışlardı. Üstelik, bu Varlık, örneğin Yuhanna ed-Dımeşkî’nin düşüncesinde olduğu şekilde, saf biçimde akılla kavranabilen bir evren ile onun ardında bir tabiatüstü âlem şeklinde çatallanıyor değildi—halbuki, Duns Scotus tarafından sorgulanmış olmakla birlikte, Aquinas’ta satır aralarında yer alan düşünce budur. Tegayyurden, değişip başkalaşmaktan mutlak surette münezzeh bir varlık fikri kelam düşünürleri için temel bir esastı; ve Eş’ârîlerin yeniden yeniye yaratılan bir varlık üzerine vurgusu, vücuddan ziyade mevcuda dairdi."

Abdulhakim Murat www.1111.karakalem.net

" Klasik İslam felsefesindeki vucud-mahiyet terminolojisini kullanarak söyleyecek olursak, vucud, her tür kavramsal yapıyı önceler. Kartezyen cogito ergo sum önermesinin tersine Varlık, bilgiden önce gelir. Yani biz, bilmeden önce varızdır. Bilgi eylemini mümkün kılan, bilen öznenin sahip olduğu his ve akil gibi melekeler değil, vucud'un sağladığı Varoluş alanıdır. Eğer bu çıkarım doğru ise, bilgi probleminin Varlik probleminden önce ve bağımsız ele alınması, bizi bir yandan tutarsızlığa, öte yandan epistemolojik subjektivizme götürür. Kısaca ifade edecek olursak, varlığın anlamını, düşünen öznenin (suje) bilgisine indirgemek (ki Kartezyen cogito'nun en önemli neticesi budur), özneyi, anlam'ın yegâne kaynağı ve mahalli olarak görmekle özdeştir. Bu durumda öznenin, yani biz insanların eşyaya yüklediği anlamın dışında ve ötesinde herhangi bir anlam yok demektir: Varlık, anlamını özneden devşiren bir objedir. Varlığın bilgi karsısındaki önceliği acısından bakıldığında bu varsayımın hatalı olduğuna yukarıda dikkat çektik. Mamafih burada asıl öne çıkan sorun, subjektivist epistemoloji sorunudur. Descartes ile başlayan modern bilgi teorisinin ana özelliklerinden biri olan subjektivizm, bireyi anlam'ın yegâne kurucu aktörü olarak vazeder ve böylece Varlık karsısında onu daha ustun ve mütehakkim bir konuma yerleştirir. Böylece Varlık/dünya üstünde epistemolojik bir tahakküm kuran birey, eşyaya istediği gibi anlam verme, onu istediği gibi kullanma yetkisine sahip olur."

Alıntıları iyi okumalı.

66ahir zamanda kız babası, 10.01.2008 | Ahir zamanda kız babası olmak, Ali Dedeoğlu

yazılar herhesin hissettiği ancak ifade edemediklerini ortaya koymuş. teşekkürler

65Sigara haram mı?, 30.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

Sigaranın haram olduğuna dair Bediüzzaman'ın bir kanaati var mı? Böyle bir kanaati olsa idi, git sigara iç der mi idi? Başka insanların ictihadlarını lütfen Bediüzzaman'a yamamayalım. Hele o yamadan hareketle başka sonuçlara hiç varmayalım.

Üstelik "'İçki haram denildi' diye Ruslar müslüman olmadı" diye üzülen insanların, haramlığı konusunda ittifak bulunmayan bir şeyin haramlığını beyan etmeleri Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu müslüman olan bir ülkede halkı İslamdan soğutmaz mı!!! Haram olduğu nassla sabit olan şeylerin "haram olduğunu söylemeyelim, insanlar soğur" derken, dönüp bir de haram olduğu konusunda nass bulunmayan şeyleri haram ilan etmek ne garabettir.

Bu çelişkinin nedendir, anlamak mümkün değil. Muttaki olmakla modern olmak arasında gidip gelmek böyle bir şey herhalde. Ne de olsa zaman ahirzaman.

64Ali Ünal'ın problemi, 30.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

"Hayr-ı mutlak'ın mümkün olmadığı durumlarda ehven-i şerr tercih edilir." cümlesi hiç görünmüyor öyle mi?

Sokağa çıkıpta insanlara bir sorun bakalım.Ehven-i şerr deyince akıllarına ne geliyor?Hayatında fıkıh nedir duymamış insanların aklına bile nurcular gelecektir.Çünkü nurcular bu kelimeyi çok kullanırlar.Ama öyle bir anlamda kullanırlar ve ehven-i şerr dedikleri şeyleri öyle bir savunurlar ki,karşıdaki insan ehven-i şerr'in hayrın hayrı anlamına geldiğini sanmaya başlar.Onlar öyle ehven şerrlerdir ki o şerrlerle özdeşleşiriz.

Onlar öyle ehveni şerrlerdir ki,bizi o ehven-i şerrleri hatırlar.Onlar öyle ehven-i şerrlerdir ki,onların neresinin şerr olduğunu bir süre sonra unutmaya başlarız.

Arkasından "farzlara furuat",alimlerin ictihadlarına "aşılması gereken basit beşeri faaliyetler" demeye başlarız.

Üstadın "bu zaman ictihad kapısı kapalıdır." dediğini hiçe sayarız.Çünkü üstadın deyimiyle "Görenek belası ile gayr-i zaruri olan şeyleri zaruri görmeye" başlamışızdır.Ama üstadın bu mealdeki ifadesini bakarız,ama göremeyiz.Dünyayı elde etme aşkımız,bu ifadeyi gözümüzde önemsizleştirdikçe önemsizleştirir.

Ama kim demişse güzel demiş ki,"Şeytan ayrıntıda gizlidir."

Peygamberimizin veda hutbesinde "Siz küçük şeylerde şeytana uysanız bu da ona yeter." mealindeki sözünü de hatırlamak lazım.

Velhasıl,şu meşhur zaruretlerinizi tartışmak lazım önce.Bu zaruretler islamın zaruretleri mi,yoksa modernizmin mi?

Holdinglerimiz olmazsa ne kaybederiz mesala.Helale harama dikkat eden insanlar olduğumuz için holdingler kuramazsak,fakiriz diye insanlar dinden mi kaçar?Bir şeyleri dönüştürmeye çalışırken,aslında kendinizin o şeye dönüştüğünü anlamak bu kadar zor mu?

63EHVEN-İ ŞERR, 29.12.2007 | Ülker, Godiva, Migros: kapitalizmin dini, Metin Karabaşoğlu

Bazı kavramları kullana kullana öyle bir hale getirdik ki.

Bunlardan biri de ehven-i şerr.Müslümanlar ehven-i şerr'i öyle bir anlamda kullanıyorlar ki.Sanırsınız ki "ehven" kelimesinin ardından sanki "hayr" kelimesini kullanmış.

Şerr denen şey bu kadar hafif mi?İki şerrden hafif olanı tercih edilirken göbek atılarak mı tercih edilir,yoksa iç yanarak mı?Şayet şerr ehven bile olsa içimizi yakıyorsa onu bu denli gönülden savunmak niye?

Hayr ile şerr arasındaki mesafeyi daralta daralta ne hale geldik?Bilmem farkında mısınız,şerrden tiksinecek fıtratımız bozuldu.

Artık fiile bakmıyoruz.Sadece yapana bakıyoruz.Şayet yapan bizdense "Oh be" diyoruz.Bizden değilse "Tu kaka"

Dindarlığı futbol taraftarlığı türünden basit bir tarafgirliğe indirgemek ahirette ne işimize yarar?Ahirette tuttuğumuz tarafı beyan etmekle mi kurtulacağız.Yoksa zerre kadar hayrında,zerre kadar şerrinde hesabını mı vereceğiz?

Peygamberimizin "Emredildiğin gibi dosdoğru ol" mealindeki ayetten dolayı saçının beyazladığını söylemesi bize hiç bir şey ifade etmiyor mu?

Tarafgirlik uğruna doğruluktan daha ne kadar kaçacağız.ila ahir

62iSLAM DİNİ TAMAMLANMIŞ BİR DİNDİR, 29.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

İslam dini tamamlanmış bir dindir.Kemal haline ulaşmıştır.Bu saatten sonra hükümlerin aşama aşama indiğini söylemenin hiç bir anlamı yoktur.Hükümler ortadadır.Bu durumda bazı hükümleri gizleyerek insanları müslüman yapamazsınız.

İslam dinindeki nassların birini bile inkar eden insan kafirdir,değil mi?Kafir olan bir insana "sen müslümansın" demek olaylara siyasi açıdan bakan,kendini netice alma mecburiyetinde bilen insanlar için zaruri olabilir.Ama hidayet vermenin Allah'ın vazifesi olduğunu bilen insanlar,hidayetine vesile olamadıkları insanları hidayet içinde gösterme gibi bir kandırmacaya girmezler.Çünkü bilir ki hidayet kendi vazifesi değildir.Bildiği içinde vazifesi olmayan bir şeyi yapmış gibi bir numara içine girmez.

Zaten hidayetin tadını alan bir insan içkiyi bırakamasa da,günahından dolayı tevbe etmesi gerektiğini bilir.

Gerçekten hidayete girmeyen ve içkiyi helal bilen insanın sahte hidayetinin ne sahte Muhte'diye ne de sahte Hadi'ye faydası olmaz,ahirette!

Zaten Hadi'lik iddiası insana günah olarak yeter de artar bile!

Yazdığım her zaman olduğu gibi anlaşılmayacak ama olsun.Gayret bizden tevfik Allah'tan.Her ne kadar bazıları tevfiki kendilerinde arasalar bile!

61Allah'la pazarlık eden muhtedi, 28.12.2007 | Dinler arası diyalog, Hz. Mesih ve senkretizm, Naim Tatlıcı

"Şayet Ruslara içkinin haramlığı tebliğ edilmese imiş,Ruslar müslümanlar olacaklarmış" diyen zat-ı muhtereme katılmam mümkün değil.Çünkü İslam bir bütündür.Ya tamamını kabul ederler,ya da tümünü redd.Bazı hükümleri kabul edip bazılarını redd edenler müslüman olmuş olamazlar.

Burada Hazreti Ebubekir'in zekat vermek istemeyenlerle olan mücadelesini hatırlamak lazım.Ondan daha fazla hoşgörülü olmaya kalkmayalım.Ne de olsa her şeyin bir sınırı vardır,adı hoşgörü bile olsa.Konu ile ilgili ayetlerin hükümleri ise gayet açık.

Dinimizi birileri müslüman olsun diye olduğundan farklı göstermeye hakkımız yoktur.Müslüman olacak insanın bu dini olduğu gibi kabul etmesi lazım.

Gerçekte hidayete ermemiş olan insanları muhtedi gibi göstermeye kalkmak,Allah'ın vazifesi olan hidayet vermeyi kendi elinde sanan bir anlayışın garabetinin varacağı son noktadır.

60Kadının tecrübe kazanmasını isteseydi.., 28.11.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

"Kadının eskiden tecrübesi az idi.O yüzden bazı işleri yapması mümkün değildi.Şimdi ise maşaallah (!) kadınlarımız her işi öğrendi.O yüzden eski fıkhi hükümler şimdi geçerli değildir."şeklindeki kanaatlare bir müslüman olarak katılmam mümkün değildir.

"Müslüman olarak" ifadesini sehven değil,kasıtlı olarak yazıyorum.Çünkü İslam dininin hükümleri evrenseldir.Modernizmin hükümleri ise zamansaldır.Evrensel olan zamansal olana göre değerlendirilmez.Zamansal olan evrensel olana göre değerlendirilir.Buna da sanırım kimsenin itirazı yoktur.

Dolayısı ile bize düşen zamanımıza göre islama şekil vermek değil,islama göre zamanımıza şekil vermektir.Biz dini kendimize uydurmakla değil,kendimiz dine uymakla mükellefiz.Hele dini ahirzaman alameti olan bazı fitnelere uydurmaya kalkmak ahirzaman alametlerinin en büyüğü olsa gerek.

Bu kısa açıklamadan sonra konuya döner isek,eğer kadınların devlet yönetiminde ve kamuda yeraması gerekse idi,peygamberimiz bunu gerçekleştirirdi.Hiç kimse onun eksik bıraktığını tamamlama gibi bir rolü kendine biçmemelidir.Biçerse kendini ve kendi aklını Allah resülünden hatta Kur'an-ı Kerim'den üstün tutmuş olur.Bize düşen Son ve kamil olan dine uymaktır.Tabii bu dinin son ve kamil oluşuna itirazı olan varsa ayrı mesele.

Burada Ali Bulaç'ın bu tür modernist eğilimleri olan bir arkadaşa verdiği cevabı hatırlatayım.Özetle şöyle söylüyordu:

1.Peygamberimiz Arapların İslama uygun olan adetlerinin devamına izin vermiştir.

2.İslama uygun olmayan adetlerini ise kaldırmıştır.(kız çocuklarını diri diri gömmek gibi)

3.İyi ile kötü karışmış ise iyiyi sürdürür.Kötüyü ise kaldırır.(Mesala çıplak tavafı yasak ederken,tavafı sürdürmüştür.) Dolayısı ile peygamberimiz kadınlarla ilgili bazı şeyler söylemişse bunu arap adetlerini kaldırmaya cesaret edemediği için söylememiştir.Kız çocuklarının diri diri gömülmesini yasaklayan Allah resülü,feministlerin kabullenemediği bazı şeyler söylemişse bu çöl araplarının adeti olduğu için değildir.

Son olarak eskiden müslümanlar "İslam hukuku devrini tamamlamıştır." diyenlere eskiden itiraz ederken şimdi onlarla aynı şeyleri söylemeye başlamışlarsa "Kurt gövdenin içini girmiş demektir"

Çağın imamının bu konuda ne söylediği ise bir önceki yorumumda yeralıyordu.Son sözü onun nurlu kalemine bırakayım:

"Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli.

Mimsiz medeniyet, taife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış. Şer-i İslâm onları

Rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayatı âilede. Temizlik ziynetleri.

Haşmetleri hüsn-ü hulk, lütf-u cemâli ismet, hüsn-ü kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı. Bunca esbab-ı ifsat, demir sebat kararı

Lâzımdır, tâ dayansın. Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe, riyâ ile rekabet, haset ile hodgâmlık depretir damarları.

Yatmış olan hevesat birden bire uyanır. Taife-i nisâda serbestî inkişafı, sebep olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birden bire inkişafı.

Bediüzzaman Said Nursî/Sözler/lemeat

"

59İdam-ı Ebedî , 16.11.2007 | İdam-ı ebedî, daimî haps-i münferid..., Metin Karabaşoğlu

Risale-i Nur’da çokça bahsi geçen “idam-ı ebedî” tabiriyle ilgili bir konu açılmasının lüzumuna “Acaba “Ve hususi vazifemiz de, Kur'ân'ın imanî hakikatlerini tahkikî bir surette ehl-i imana bildirip, onları ve kendimizi idam-ı ebedîden ve daimî, berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır.(12.Şua)” gibi yerlerde geçen idam-ı ebedî terkibiyle Bediüzzaman, nâssların ve âlimlerin zıddına, kafir olarak imansız ölenlerin yok olacağını mı söylüyor?” mealinde rastladığım sorulardan ulaştım.

İlk olarak bu tür sorulara cevap olarak Mesnevi-i Nuriye’de geçen şu bölümü okuyalım:

“İ'lem eyyühe'l-aziz! İnsanın ba'delmevt, Hâlık-ı Rahmân ve Rahime rücûu hakkında ilânat yapan şu “Ve İleyhi Meab”, “Ve İleyhi-l Masir”, “Ve İleyhi Turcaun”, “İlallahi Merciûkum” gibi âyetlerde büyük bir beşâret ve tesellî olduğu gibi, ehl-i isyana da büyük tehditleri imâ vardır. Evet, bu âyetlerin sarahatine göre, ölüm, zeval, firak, adem kapısı ve zulümat kuyusu olmayıp ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle, kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur.

Evet, küfrün tazammun ettiği cehennem-i mâneviyeye bak: “Ene inde zanne abdi bî” ("Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim." Buharî, Tevhid: 15, 35) hadis-i kudsîsi sırrınca, Cenab-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalb eder. Sonra, iman ve yakîn ile, Cenab-ı Hakkın likasından sonra, rızasından sonra, rüyetinden sonra mü'minler için hasıl olan lezzetlerin derecelerine bak. Hattâ Cehennem-i cismanî, ârif olan mü'min için, âsiye kâfirin cehennem-i mânevîsine nisbeten cennet gibidir.”

Yine benzer şekilde Habbe’de:

“Dünyasının âkıbetini küfür sâikasıyla adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezâiz evlâdır. Çünkü, o lezâizin zevaliyle vukua gelen hususî ve mukayyed ademlerden, adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor.”

Bu iki alıntıdan anlaşılacağı üzere idam-i ebedi, kişiye ait bir “nazar”dır. Ölüm hadisesinin nasıl algılandığıyla ilgili bir tabirdir. Yoksa “kafirler ölünce yok olacaklardır” manasına gelecek şekilde ontolojik bir mana anlaşılmamalıdır. Bu zaten kitaba ve sünnete açık bir muhalefet olur ki, Nurlar bundan teberri eder. Biz dahi tebrie ile 15. Nota’yı şahit tutuyoruz: “Âyâ, bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan ebede meb'ustur ve saadet-i ebediyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok, her amelinden muhasebe görecek. Ya taltif veya tokat yiyecek.” Hem Risale-i Nur’da kaç yerde ebedî cehennemin nasıl adâletle bağdaştığı şeklindeki, büyük asfiyanın dahi cevapsız bıraktığı, ciddi suale cevap verilmiştir. Bu kısımlara az dikkat eden asla idam-ı ebedî tabirini o şekilde anlamayacaktır.

“Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan, yine Cehennemin vücudu bin derece idam-ı ebedîden hayırlıdır ve kâfirlere de bir nevi merhamettir. Çünkü insan, hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle ve saadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes'ut olur. Şu halde, sen ey mülhid, dalâletin itibariyle ya idam-ı ebedî ile ademe düşeceksin veya Cehenneme gireceksin. Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derece mes'ut olduğun umum akraba ve asıl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece Cehennemden ziyade senin ruhunu ve kalbini ve mahiyet-i insaniyeni yandırır. Çünkü Cehennem olmazsa Cennet de olmaz. Herşey senin küfrünle ademe düşer. Eğer sen Cehenneme girsen, vücut dairesinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya Cennette mes'ut veya vücut dairelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar. Demek, herhalde Cehennemin vücûduna taraftar olmak sana lâzımdır. Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki, hadsiz dostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır.(11. Şua)” Bu bahis de dikkat gerektirmekle birlikte, meselemizle ilgili önemli ipuçları içermektedir. Evvela bu metin, kafir için dahi cehennemin “bir nevi” rahmet olduğunu -bu sefer hakiki manasında kullanarak- idam-ı ebedî ile mevcudiyet/varlık arasındaki kıyasla anlatıyor. Demek hakiki manada idam kafir için dahi yoktur. Sonra, kafir açısından yapılan bir “bakış”la meselenin izah edildiğini görüyoruz. Yani “küfür ölümü nasıl gösteriyor” mülahazasından gelen bir tabirdir idam-ı ebedî.

Kabre üç şekilde girildiğini izah eden parçalara bakıldığında da aynı vurguyu görüyoruz.http://www.risaleforum.com/vb/showthread.php?t=8583

58Sonuç almak, 07.10.2007 | Kastamonu Lahikası, Sf.113-114, Murat Kazancı

Netice almanın kutsandığı şu günlerde,neticeyi kutsamanın masumiyet kaybı olarak nitelendirilmesi dikkatimi çekti.Gerçektende neticeyi hedeflemek en büyük günaha uzanan tüm günahların çıkış noktası olsa gerek.

57Aşk hakiki!, 07.10.2007 | Aşk-ı Hakîki, Murat Kazancı

"Faniyim,fani olanı istemem." hakikatinin unutulduğu,"dünya hayatı boyu aşk" teraneleri ile insanların ebed için halkolunan duygularının dünyaya alet edildiği şu günlerde aşka mana-yı harfi cihetiyle bakan bir yazı okumaktan mutlu oldum.

56ÇOK GÜZEL, 06.10.2007 | Ölümle irtibat, Büşra Karaca

Ölüm üzerine yazdığınız bu derin yazı için teşekkürler.

55Bir zamanlar Karakalem, 15.09.2007 | Ve Allahu Ekber!!, Öznur Çolakoğlu Cam

Bir zamanlar hatta geçen sene karakalem'de ne güzel Ramazan yazıları yeralıyormuş.Ama bir senede ne kadar çok şey değişmiş.Acaba Ramazanla ilgili söyleneceklerin sonuna mı gelindi!Ramazanla ilgili iki güzel kelam etmek için Televizyonda İftar ya da sahur programı sunucusu ya da konuğumu olmak lazıjm :)

54Yorum yazmayacaktım ama, 15.09.2007 | Neden Fakire İnfak?, Metin Karabaşoğlu

Bu yazıya yorum yazmayacaktım.Ama site içindeki arama motoruna "İftar" kelimesini yazdığım zaman iftar yapılabilecek o kadar çok lüks lokanta ismi çıktı ki,Ramazan deyince aklımıza açların değil,israfın geldiğini anladım.

Bizim bu zaafımızdan dolayı Ramazan ayında google çok sayıda İftar veren lokanta reklamı almayı başarmış.Demek ki bu yazının yazıldığı yıldan günümüze çok şey değişmemiş.Hala fakirleri ağırlama değil,lüks sofralarda midemizi şişirme derdindeyiz.

53NEREDE O ESKİ RAMAZANLAR, 15.09.2007 | Bu Ramazan’da bütün iftarları Kerim olan Kur’an veriyor, Mustafa Oral

Sıklıkla "nerede o eski ramazanlar" dendiğine rastlarız. Ancak eski ramazanlar deyince aklımıza genellikle ramazan eğlenceleri gelir. Ramazan'ı kur'an ayı olarak değil, eğlence ayı olarak hatırlarız. Ramazan'ın eğlence ayı değil, Kur'an ayı olduğunu veciz bir şekilde ifade eden bu yazı için söylenebilecek tek şey Allah razı olsun'dan ibarettir.

52Onlar niye çoğalıyorlar?, 14.09.2007 | “Öykü”lerden Karun Servetine, “Kişisel Gelişim”den Nefsin Firavuniyetine , Mustafa Oral

Onları içinde bulunduğumuz Ramazan ayında Televizyon ekranlarında sıklıkla görüyoruz.Ama benim merak ettiğim şey biraz farklı.Onlardan olmadıklarını söyleyen insanlar

neden kolaylıkla onlardan biri haline gelebiliyorlar.

Bir insan kişisel gelişimi eleştirirken bir anda karşımıza Kişisel gelişim uzmanı olarak çıkabiliyor.

"Hakikatin satıcısı değil alıcısı olmalıyız" diyen biri aradan çok geçmeden hakikati en parlak şekilde pazarlayan bir uyanığa dönüşebiliyor ve muhtemelen dönüştüğünü farketmiyor bile.

"Ateşe ateş " diyenler nasıl bu kadar çabuk "Ateşe su" deme noktasına ulaşıyorlar.

Eksik nerede!

51Cemaat ümmet demektir., 10.09.2007 | Zaman cemaat zamanıdır, Metin Karabaşoğlu

Risale-i Nur'da cemaat tabiri ümmet anlamında kullanılır.Risale-i Nur cemaati diye bir kavramı Bediüzzaman hiçbir zaman kullanmaz.Risale-i Nur talebeleri tabirini kullanır.

Dolayısıyla "Zaman cemaat zamanıdır." sözü islam ümmetine yapılmış bir ittihad-ı islam çağrısı iken,hiziplere ayrılma,gettolara bölünme çağrısı olarak okunamaz.

50Kyoto!, 10.09.2007 | Rahmet ve Kyoto, Hasan Güneş

Kyoto sözleşmesi denen şeyin dünyadaki ekolojik sorunları çözmesi mümkün değildir.Bugün dünya kaynaklarının % 80'ini dünya nüfusunun %20'sinin kullandığı söyleniyor.% 80'lik kesimin gelişmiş ülkeler düzeyinde tüketime kavuşması demek dünyanın ekolojik yönden yaşanamaz hale gelmesi demektir.

Kyoto sözleşmesi ise bu açmaza hiç bir çözüm önermemektedir.Bazı ülkeler Kyoto'yu imzalasa bie sorun çözülemeyecektir.

Tüketimim toplumundan şükür toplumuna geçiş olmadığı sürece çevre sorunları çözülemez.

49Kaderi okumalı ama, 10.09.2007 | Kaderi okumak, ama nasıl?, Metin Karabaşoğlu

Kaderi okumalıyız.Ama kaderi zalim muktedirlerin istediği gibi okumamalıyız.

Zaten cebriye ve mürcie gibi akımlar zalim muktedirlerin kendi zulümlerini meşru gösterme çabalarının sonucunda ortaya çıkmıştır.

Bir müslüman kaderi anlama da Haccac-ı Zalim zihniyetini kendine örnek almamalı.Çünkü kader inancının sorumluluk duygusunu ortadan kaldırmaması için "Cüz-i ihtiyari" kavramı gündeme getirilmiştir.

Cüz-i İhtiyariyi ihmal eden her kader yorumu eksiktir.

48Asr Süresi, 10.09.2007 | Dünyevileşmeye direnmek, Hüseyin Eren

Yazar arkadaşımızın belirttiği gibi dünyevileşmenin aşılabilmesi için Asr süresini sıklıkla hatırlamak gerekiyor.

Çünkü bu süre bize ömür sermayesinin azaldığını hatırlatıyor.Oysa dünyevileşme süreci ise bize ömrümüzün sürekli azaldığını unutturuyor.Bunun en önemli parçalarından biri de tüketimdir.Eşyaların sürekli yenileri satın alınarak yenilenmesi,hiç bir şeyin eskidiğini görememek, her şeyin fani olduğu gerçeğini unutturuyor.Tabii buna "Ruhum genç","sağlıklı yaşam","sabah sporu" gibi insanı eceli geciktirdiği zannına sürükleyen modern icadları da eklemek lazım.

Zaten modernleşmek denen şey biraz da hastalığa,ihtiyarlığa ve ölüme sabredememe hastalığına tutulmak demek değil midir?Kimbilir belki "Asr süresi " bizi sabredememe hastalığına karşı uyarıyor.Sabredemiyoruz çünkü dünyanın faniliğini kabul edemiyoruz.

47Duyarlı Kalp, 08.09.2007 | Ahir Zamanda Çocuk Olmak, Metin Karabaşoğlu

Ahirzaman çocuklarının ruh dünyasını bu kadar iyi anlatmak ancak risale-i nurdan şefkat dersini almış Metin Karabaşoğlu gibi bir kaleme nasip olabilirdi.

46Cennet,cehennem ve Araf, 29.08.2007 | İdam-ı ebedî, daimî haps-i münferid..., Metin Karabaşoğlu

Ahirette cennet,cehennem ve araf var.Ancak Araf'ta sonsuza kar kalmak diye bir şey duymamıştım hiç.

45Ah ah!Rızkı veren unutulunca!, 25.08.2007 | Mesaja mesaj, Metin Karabaşoğlu

Bu mesajı yazan arkadaşa gerçekten acıdım.Çünkü nur talebesi olduğunu iddia eden bu kişi, rızkı verenin de,rızkı daraltıp genişleteninde Allah olduğunu bilmiyor olmalı. Bunu kendisi gibi Metin Karabaşoğlu'nun da bilmediğini sanıyor. Bu yüzden de ekonomik ambargo ile tehdid ederek hakikatlerin söylenmesini engelleyebileceğini sanıyor! Onun bu tehdidlerinin Metin Karabaşoğlu gibi mudakkik bir nur talebesine sökebileceğini düşünemiyorum bile.

Ama ne yaparsın ki, kişi herkesi kendi gibi bilir.

Sahi, göbeği açık sporcu resmi olmayan gazetede göbeği açık insanların resimlerinin bulunduğu reklamlar niçin var? Rızkı veren unutulduğu için olmasın!

44"Tekebbür edeni siz büyük tanımayınız", 18.08.2007 | Faşizm nerede, demokrasi nereye?, Metin Karabaşoğlu

"Tekebbür edeni siz büyük tanımayınız"Bu ölçüyü kaybettiğimiz için birileri kendilerini büyük göstermek için çeşitli vesileler bulup büyüklendiler.

Kimisi onun büyüklenmesinin etkisinde kaldı,kimisi bunun kimisi ötekisinin!

Kimin büyüklenmekte haklı olduğunun kavgası bölünmelere yolaçtı.

Kimse "Tekebbür edeni siz büyük tanımayınız" düsturuyla amel etmeyi düşünmedi!

Hep kimin büyüklenmekte haklı olduğu araştırıldı!Ama büyüklenme duygusu hiç sorgulanmadı.

Büyüklenmenin olduğu yerde ihlasın olmayacağı düşünülmedi.

Sahi Bediüzzaman,İhlas düsturlarını niye yazmıştı?

Şimdi niye birden "İhlas risalesi kime okunur?" isimli yazı aklıma geliverdi?

Orada büyüklenen büyükler, küçüklere okur mu demişti,Karabaşoğlu.

El-hakk, doğru söylemiş.Büyükler küçüklere okuduğu için faşizm hiç bitmiyor!

43Çok trajikomik!, 16.08.2007 | İşimiz gerçekten zor, Metin Karabaşoğlu

Levent kardeş,bilmem farkında mısın?Ortada bir ölüm tehdidi var!Böyle bir tehdidi yapan kişiye aferin dememi beklemiyorsun,sanırım.

Ölüm tehdidinde bulunan kişiyi uyaracağına beni uyarman çok ilginç!

Durumun vehametini kavramanız için bu kişinin harekete geçmesi mi gerekiyor?Lütfen aklınızı başınıza alın.

Azıcık vicdanınız varsa bu kişiyi kınayın!O kişiyi değil de beni aklınızca kınamanız,o kişinin menfur niyetine-belki sadece hayal- destek vermek anlamına gelir.

Tekrar ediyorum,o kişiyi kınayın!Ya da en azından azıcık sıkılın.Bu da mı zor!

42Biraz Okuyun!, 16.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

Kendi adıma eleştirdiğim konularda herhangi bir sıkılma belirtisi görmedim!Tam tersine Sayın Sifil'in eleştirdiği Ahmet Kurucan'ın yazılarında görüldüğü üzere,yanlışların meşrulaştırılması adına dünyevi ictihadlara yönelindiğini gördüm.Zaten Kurucan,"ictihad dünyevi bir hadisedir" diye açıkça yazıyor!

Yani "yanlışlarımıza kılıf bulmak için yeni ictihadlar yapabiliriz" demek istiyor.

İctihad risalesinde belirtilen hususların doğruluğuna inanan bir insan olarak bu gidişe aferin diyemem!

Üstelik bunlar açıkça yapıldığına göre bunları eleştirmek gıybet falan değildir.İstiğfar ettiğiniz bir şey için eleştirildiğiniz zaman gıybet olur!!!

41Ölümle Tehdit!, 15.08.2007 | İşimiz gerçekten zor, Metin Karabaşoğlu

Yapılan o yorum ve yorumdaki üstü kapalı tehdit arkadaşın ne kadar güzel Risale okuduğunu gösteriyor.O yorumu yazan arkadaşın risaleden aldığı feyze hayran kaldım.

Umarım bu delisaçması yorumu yazan yorumcunun hoşgörü şampiyonu büyükleri artık bu kötü gidişe bir dur demeye karar verirler.Çünkü aksi halde alimallah tüm imajları sarsılabilir.Artık tartışılmazlık sendromlarının yolaçtığı olaya mı üzülürler yoksa müslümana tahammüllerinin olmadığının ortaya çıkmasına mı daha çok üzülürler,bilemem.

Ama hayata sadece "biz kalabalığız,herkes bizi beğeniyor" düşüncesi ile bağlanıp,bu inancı tehdit eden güçlülere şirinlik yaparken,zayıf gördüğü müslümanı ezilecek sinek gibi görmek pek iyi bir ruh haline delalet etmiyor.

Artık bu ruh halini sağıltmaya başlasanız iyi olur.Bunlar istisna ya da komplo söylemlerine sığınmayın.Zaten bu söylemlerin arkasındaki otoriter eğilimler bunları üretiyor.

40Hizmet ve rıza!, 13.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

"BİRİNCİ DÜSTURUNUZ

Amelinizde rıza-yı İlâhî olmalı.

Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir."

Bu düsturu bir tarafa atarak ne pahasına olursa olsun ehl-i dünyanın saygısını ve sevgisini temin etme amacına yönelik olarak yapılan işleri hizmet olarak nitelemek doğru bir davranış olmasa gerek!

39Günahı İçselleştirmek!, 13.08.2007 | Hudeybiye turnusolu, Metin Karabaşoğlu

Hocaefendi hangi kitabında ne yazar hiç bilmiyorum.Ama bildiğim bir şey varsa,Bediüzzaman gıybetin caiz olduğu beş tane durum sayıyor.Bu sayı Gazali'de altıya ulaşıyor.

Gıybet yapıyorsunuz,bahanesine sarılanlar bu durumları bir okusunlar.İlginç bir madde görecekler.Şöyle ki:" Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor."

Bu durumdaki bir insanın gıybetini yapmak caizdir.

Dolayısı ile bizleri Hocanızın ne yazdığı değil,Said Nursi'nin ne yazdığı ilgilendiriyor ve ilgilendirmeli!

İftira diyemediği şeyden dolayı insana düşen onu savunmak değil,istiğfar etmek olmalı.Hoca,istiğfar konusuna hiç girmemiş olamaz sanırım!!

38Parmağını kesene aşık olmak!, 04.08.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Üstad demokratları "ehven-i şerr "olarak niteliyor.Bazıları ehven-i şerr'i "hayr" olarak algılıyorlar.Bu yüzden de savunduklarını partinin her yaptığı davranışta bir keramet arıyorlar.Oysa adı üstünde şerr partisi.

Ben demokratım demek ise ben ehven-i şerrim demektir.Ben chp gibi sizin kolunuzu değil,parmağınızı keserim demektir.Ehven-i şerr'in parmak kestiğini üstad söylüyor.

Ama "ben demokratım" demek,"ben sizin parmağınızı kesmekle yetineceğim." demektir.

Bazı nurcuların parmak kesen tarafa destek

konusunda bu kadar ısrar etmeleri bana parmakla tırnağı karıştırdıkları fikrini veriyor!Demokrat olursanız,parmak kesenlerden olursunuz!Oysa parmak kesmek hiçte masum bir davranış değildir.

Şimdi üstad şunu şöyle övmüştür türlü itirazlar gelecek,adım gibi biliyorum.Muhtemel mu'terizlere Üstadın CHP hükümetinin Milli Eğitim Bakanı Hilmi Bey'i de övdüğünü hatırlatayım.Bu övgü üstadın CHP'li olduğu anlamına mı gelir.Yoksa "Bir insana iyisin iyisin dersen iyi olur" temennisi ile hareket ettiğini gösterir.

"Biz de temennimizi dile getiriyoruz." diyorsanız cevabım şudur:Siz temenni ile temennininin gerçekleşmesi durumunu birbirinden ayıramıyorsunuz.Çünkü meseleye tarafgirane bakıyorsunuz.

"Bu parti müslümanları azamüşşerr olan partiden koruyabilir mi" diye bir derdiniz yok.

"Dayatmaların azalmasında rol oynayabilir mi" sorusunu sormuyorsunuz.

Bu parti bizim partimiz öyleyse oyumuz her halukarda onun diyorsunuz!O yüzden de o parti sizin için kılını bile kıpırdatma gereği duymuyor.Kayıtsız şartsız destek veren bir kitle için hiç bir şey yapmaya gerek yoktur.

Pazarlık gücünüz sıfır bile değildir.Karşılıksız seviyorsunuz kimi sözde ehveni ŞERR'i..

Ama artık o 28 şubatta ve şu cumhurbaşkanlığı sürecinde görüldüğü gibi ehven-i şerr olmaya bile tenezzül etmiyor!"İşi kuranın bazı ayetleri devrini tamamlamıştır" demeye kadar vardırıyor.

Sonuç olarak ehven-i şerr'in şerr olduğunu unutursanız,şerri hayır görür kendinize de demokrat dersiniz.Oysa üstad nurculardan hiç demokratlar diye bahsetmiyor.Her partinin içinde nuru okuyanların olduğunu söylüyor.Eğer ehveni şerr dediğinizi (!) hayır olarak görmeye başlarsanız,Onun adına diğer partilere çamur atma vesilesi ararsanız,hizmeti akamete uğratırsınız sadece!

Artık zaman, parmak kesenle kol keseni ayırabilme zamanıdır.

Artık zaman, parmak kesenin elindeki baltayı tırnak makası,kesileni tırnak sanmama zamanıdır.

Artık zaman, ne güzel tırnağımı güzelleştiriyorlar diye sevinmeme zamanıdır.

Artık zaman,azamüşşerr'in suç ortağına ehven-i şerr dememeyi öğrenme zamanıdır.

"Biz, Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur’ân menfaatine kendimizi mecbur biliyoruz. Onlardan hayır beklemek değil, belki dehşetli, baştaki iki cereyana siyasetlerince muarız oldukları için, onların az bir kısmı dine verdikleri zararı, vücudun parçalanmasına bedel, yalnız bir parmağı kesmek gibi pek cüz’î bir zararla pek küllî bir zarardan kurtulmamıza sebep oluyorlar bildiğimizden, o iktidar partisinin lehinde ehl-i dini yardıma davet ediyoruz."

37Kurumsallaşmış hata!, 03.08.2007 | Bitirmeyelim; konuşalım!, Metin Karabaşoğlu

Bazı kardeşlerimiz kurumsallaşmış hata ile bireysel hataları birbirine karıştırıyorlar.Kişilerin şahsi hataları üzerinde durmak elbette yanlıştır.Ama eğer hatalar kişisel olmaktan çıkıp ortak doğrular olarak kabul edilmeye başlanmışsa elbette bunların üzerinde durulmalıdır.Çünkü kurumsallaşan hatalar meşruiyet kazanma eğilimi taşırlar.Oysa neyin meşru olduğunun ölçüsünü kurumlar belirleyemezler.Çünkü meşruiyet çerçevesi belirleme hakkı Allah'a aittir.Bu çerçevenin dışına çıktığı halde,grup yapıyor diye meşrulaşan davranışlar elbette eleştirilecektir.

Eleştiriden rahatsız olanlar eleştiriyi engellemeye çalışacaklarına kendi davranışını sorgulamalıdırlar.Bazıları aksini iddia etse de doğru olan budur!Kulluk edebi, aksini söyleyenlerin hilafına, bunu gerektirir.

“Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnettar oluruz, Allah razı olsun deriz.” (Emirdağ Lahikası)

Üstadın bu sözüyle amel etmenin zamanı ne zaman gelecek?

36AKPARTİ VE SİYASAL İSLAM ?!, 28.07.2007 | Baykal’ın azizliği!., Aykut Tanrıkulu

AKPARTİ'nin siyasal islam lekesi taşıdığı gerekçesi ile oy vermemeyi düşünmenizi çok yadırgadım.Çünkü AKPARTİ'nin siyasal islamla uzaktan yakından hiç bir alakası yok.Şu hikayeyi dinledikten Sonra bazılarının yaptığı borazanlığın en etki altında kalmadan düşünen insanları bile etkilediğini görmek beni üzdü.

Susurluk faili "gömleğimi çıkardım" demeden " hatta "Ecevit beni susurluk'tan dolayı takdir etti" deme cüretini seçim öncesi göstererek demokrat,özgürlükçü olabiliyor.

Ama AKPARTİ ağzıyla kuş tutsa demokrat olamıyor,öyle mi?

Allah aşkına, DYP'nin 12 Eylülden beri darbe anayasasını değiştirmekten sözettiğini bir defa duyan var mı?İçinde bulunduğu hükümetler, kaç maddesine dokundu?

Örnekleri çoğaltabiliriz.Ama ben 12 Eylül sonrası türk siyasetini takip etmiş biri olarak,DYP'nin Türkiye'yi demokratikleştiren hiç bir adımını hatırlamıyorum.ANAP ile didişmekten öte hiç bir vizyonları yoktu!

Tüm bunlara rağmen hala bu partiyi savunabilmek "ehven-i şerr" anlayışı ile izah edilemez!Çünkü ehven-i şerr, en az şerr beklenendir.Her yaptığı şerr'de keramet aranan değildir.

Artık takım tutar gibi parti tutmanın Risale-i Nur hizmetine zarar verdiğini görmenin zamanı geçiyor bile.

Aykut Bey'in kafasına bile Siyasal İslam ile AKPARTİ'yi özdeşleştiren bir şüpheyi sokmayı başaranlar,büyük cinayet işliyorlar.Çünkü nurcu DYP'ye kayıtsız şartsız destek verir diyerek,bu partiyi sevmeyenlerin Risale okumalarını engelliyorlar.

35Ekonomik yaptırım!, 21.07.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Eğer biri basının önüne çıkıp "Hocaefendi güce yakın olmak istediği için AKPARTİ'ye oy verecek, onların dışındaki nurcular olarak biz DP'ye oy vereceğiz" şeklinde bir açıklama yapıyorsa en hafif deyimiyle ayıp ediyor demektir.Çünkü bildiğim kadarı ile Yeniasya dışında DP'ye oy verecek bir grup yok.

Kendilerinin istisna olduğu bir konuda başkalarını istisna imiş gibi göstermek doğruluk mudur!

Eğer bir bölünmeden sözedilecekse,bölenler bildiriyi hazırlayanlar değil,nurcular adına konuşanlardır!

34, 21.07.2007 | Sivil Bir Duruş Sergilemek, Ahmet Nazlı

Hangimiz basın açıklamasının Ahmet Nazlı tarafından kaleme alındığını sandı ise O genç-belki ruhu genç- heyecanlı ve Metin Karabaşoğlu'nı tanımayan sıfatlarının öznesi olmaya daha layıktır.

"Fil dişi kulede yaşamak" tabirinin öznesi METİN KARABAŞOĞLU' ise onu hiç tanımamışsınız demektir!Cemaat denilen şeyi sizin anladığınız gibi anlamamak,fil dişi kulede yaşamak anlamına gelmez.

33Mehmet Helva Bey'e, 20.07.2007 | Sivil Bir Duruş Sergilemek, Ahmet Nazlı

İnsanların Risale-i Nur ile muhatap olmasını engelleyenler "nur talebesi olmak DP taraftarı olmayı gerektirir" anlayışı ile hareket edenlerdir.Çünkü bu nalayış yüzünden DP'ye alerjisi olanlar "Bediüzzaman'ı da DP fanatiği "zan ederek risalelerden uzak duruyorlar.Oysa risaleler her hangi bir partinin malı değil,umumun malıdır.

Uslubuna bakarak Ahmet NAZLI'ya ait olabileceğini yazmışsınız.

Oysa Metin karabaşoğlu'nun "Kime oy vermeli" yazısını ve "basın açıklaması" başlıklı yazıyı müdakkikane okusaydınız iki yazının aynı kalemden çıktığını anlardınız!Bunu anlayamamanız,doğru dürüst okumadığınız yazılara tarafgirane muhalefet ettiğinizi gösteriyor!Oysa Bediüzzaman tarafgirlik duygusundan çekindiği için siyasetten çekilmiştir.

Velhasıl öncelikle şu tarafgirlik hastalığı ile mücadele etmek gerekiyor!

Metin Abi'nin yorumlara dair yazdığı yazının doğruluğunu da bir kez daha anladım.Neden,diyorsanız dikkatli okumadığınız yorumu bir daha okuyunuz!

32Teorik temele itirazınız neden yok, 20.07.2007 | Sivil Bir Duruş Sergilemek, Ahmet Nazlı

Ahmet Nazlı'nın şu yazısına yorum yazılmaması bildiriye karşı çıkanların teorik temellerinin zayıflığını gösteriyor!Şayet ciddi bir düşünce birikime dayansa idiler,bu yazıya cevap verebilirlerdi.Gerekçelere değil de sonuca bakıp peşin hükümle karşı çıkmak,düşünce tembelliğinin göstergesidir!

31İnsaf!, 20.07.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Mezkur bildiri nurcuların bölünmüş gösteriyor diyen arkadaşlara katılmıyorum.Çünkü nurcuların tümü zaten Ağar'a oy vermeyecekti.Ancak,Sayın Kutlular Fethullah Gülen'e bağlı olmayan bütün nurcular kendi grubundanmış gibi,tuhaf bir beyanatı vererek böyle bir duruma yolaçtı.

Artık birilerinin Kutlular' tüm nurcuların lideri olmadığını hatta nurculukta liderlik değil,kardeşlik olduğunu anlatması gerekiyor.Bunu yapmak yerine şakşak yapmayı tercih edenler büyük bir mesuliyetin altına giriyorlar.

O ancak "biz yeniasya grubu olarak meşveret yaptık,oyumuzu DP'ye vereceğiz" diyebilir!

Malum bildiriyi kaleme alanlarda zaten "oyumuzu şu şu sebeblerle Akparti'ye vereceğiz " demekle yetiniyorlar.

Nurcular şu partiye oy vermelidirler türü herkesi bağlamaya yönelik bir tavra girmiyorlar!

Artık insanların hatta tüm grupların iradelerine ipotek koymaya kalkmanın devri geldi de geçti bile!

30Zamanlama!, 20.07.2007 | Muvazaa, Editör

Bu yazının "Kime oy vermeli" yazısı ile ve malum "Basın açıklaması" ile aynı güne denk gelmesi,burnuma hiçte iyi kokular getirmiyor.Sanırım,beyan edilen tavırdan ötürü Karakalem'e karşı bir boykot kampanyası yapılacak.Çünkü bu yazının bugüne kadar olan durumla değil,bundan sonrası ile alakası olması lazım diye düşünüyorum.Hazreti Peygamberin bile boykot ile karşılaştığı şu dünyada umarım bu günler göstereceğiniz sabırla büyük sevaplara vesile olur.

29Zamanlama hatası imiş!, 19.07.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Zamanlama niye eleştiriliyor ki!Böyle bir yazı elbette seçim döneminde yazılmalı idi.Normal dönemlerde insanların beynini siyasi konularla meşğul etmenin fazla anlamı yoktur.İnsanların fikirlerine değer verdiği ve ısrarla ne yapılması gerektiğini sorduğu insanlar olarak elbette fikirlerini açıklayacaklar.Ama asıl tuhaf olanı hürriyet diyen insanların herkes benim istediğim partiye oy vermelidir,diye dayatma yapmaya kalkmalarıdır.

"Benim istediğimi söylediğin sürece seni büyük yazar görürüm,aksi takdirde gözümden düşersin" yaklaşımı da çok sakat bir anlayış oluşturuyor.Burada Metin Abi'nin "Alkışlayanlar aslında kendilerini alkışlıyorlar" sözü aklıma geliyor,nedense.Çünkü bu arkadaşlar "benim beğendiğim insan olmak istiyorsan her konuda benim istediğim gibi düşünmek zorundasın" dayatması yapıyorlar.

Oysa dayatma özgür iradesi olan insanlara değil,robotlara yapılır.Robotlar ise düşünemezler.Düşünemedikleri için 'düşünür robot'lar yoktur.

Dolayısıyla Metin Karabaşoğlu'nu kendi istediğiniz gibi düşünen bir insana dönüştürmeye çalışmanın anlamı yok.Çünkü o sizin düşünmesini istediğiniz gibi düşünmeye başlarsa düşünür olmaktan çıkar.

Neyse konuyu uzatmayayım.Risale-i Nur camiasından niçin düşünür çıkmadığını bu gece daha iyi anladım.Çünkü herkes herkesin kendisi gibi düşünmesini istiyor.Kendi güvenliğini bunda arıyor.Oysa nurcunun güvenliği imana dayanan hürriyette olmalı!

28Allah razı olsun, 19.07.2007 | Kime oy vermeli?, Metin Karabaşoğlu

Risale-i Nur camiasının yetiştirdiği önemli bir entellektüel olarak bu önemli konuda,kritik bir zaman diliminde yazdığınız bu yazıdan dolayı sizi kutluyorum.Yazınızdaki analizlere de aynen iştirak ediyorum.Yazıya itiraz edenlerden de ciddi analizler bekliyorum.Çünkü duygusal tepkiler hiç sorunu çözmüyor!

27Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış!, 14.07.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

"Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış; yuvalarına dönmeli.

Mimsiz medeniyet, taife-i nisâyı yuvalardan uçurmuş, hürmetleri de kırmış, mebzul metâı yapmış. Şer-i İslâm onları

Rahmeten davet eder eski yuvalarına. Hürmetleri orada, rahatları evlerde, hayatı âilede. Temizlik ziynetleri.

Haşmetleri hüsn-ü hulk, lütf-u cemâli ismet, hüsn-ü kemâli şefkat, eğlencesi evlâdı. Bunca esbab-ı ifsat, demir sebat kararı

Lâzımdır, tâ dayansın. Bir meclis-i ihvanda güzel karı girdikçe, riyâ ile rekabet, haset ile hodgâmlık depretir damarları.

Yatmış olan hevesat birden bire uyanır. Taife-i nisâda serbestî inkişafı, sebep olmuş beşerde ahlâk-ı seyyienin birden bire inkişafı.

Bediüzzaman Said Nursî/Sözler

"

Kendini nurcu görenlere Said Nursi'nin bu sözleri yetmeli de artmalı bile.Sanırım bu sözler açıklamamı gerektirmeyecek kadar açık..

Nur talebesi olmayanlar ise paygamberimizin ve islam alimlerinin bunun aksini söyleyen çalışan kadını kutsayan sözlerine örnek vermeliler!Zaruret dolayısı ile çalışmakla,itibar kazanmak için çalışmayı aynı kefeye koymayan bir cevap alayım lütfen!

26Tahir Paşa'nın kızları, 11.07.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

"Cennet annelerin ayakları altındadır" mealindeki hadis kadının en önemli rolünü yeteri kadar açıklıyor.

"Şunun çocuğu var mı idi","Bu halifeye soru sormuştu" türü örneklerden hareketle kadının mutlaka sosyal hayatın merkezinde yeralması gerektiği sonucuna varılamaz.Şayet varılabilecek olsaydı,şu ümmetin 15 asırlık hayatında kamu hizmetlerinde çalışan milyonlarca örnek olmalıydı.Şayet "onbeş asır boyu islam anlaşılamamıştır.Anlaşılmaya daha yeni yeni başlanmıştır." iddiasında bulunuyor iseniz buna modernistlik deniyor!

Cennet çocuğunu kreşe bırakan annelerin ayakları altında değildir,iddiamı yineliyorum.Buna birde soru ekliyorum.Bediüzzaman Tahir Paşa'nın kızlarını neden birbirinden ayıramıyordu?Lütfen obsesif olmayan bir cevap alayım!

25Lüks mü,zaruret mi?, 07.07.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

Ayşe Tuba Hanımefendi'ye

Tevafuk bu ya,bugün Murat Çiftkaya'nın kişisel sitesinde eski yazılarına göz gezdiriyordum.Oradaki yazılarından birinde Bediüzzaman'ın şöyle bir cümlesine atıfta bulunuyordu:"Hattâ erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakate zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir, kötü haslet sayılırlar."

Bu cümlede Bediüzzaman, cesareti bayanda bulunmaması gereken özelliklerden biri olarak nitelendiriyor.Bu cümleden hareketle Bediüzzaman'ın kadınların gücünden ve cesaretinden ürktüğünü söyleme cür'etinde sanırım bulunamazsınız.Onunla aynı fikirde bulunan bu fakirde,kadının güçlü olmasından korkmuyor,sadece güçlü olma tutkusunu kadına yakıştıramıyor!Güçlü olma isteğinin kadının fıtratına aykırı olduğunu düşünüyorum.Bu düşüncemden de utanmıyorum!

"Cennet annelerin ayaklarının altındadır." mealindeki hadise yaptığım vurgu da sanırım anlaşılmış.Ancak buna rağmen,kadınların zaruretten dolayı çalıştığını iddia ediyorsunuz.Ancak yorumunuzun başında güçlü kadından korktuğumu iddia etmeniz,bu zaruret iddiasını çürütüyor.Kadınların kaçta kaçı,güçlü kadın imajına sahip olmak için çalışıyor?Kaçta kaçı gerçekten zaruret dolayısıyla çalışıyor?

Bundan onbeş sene önce çalışan kadınların sayısı bugünkünün üçte biri bile değildi.O zamanlar çalışmayan kadınlar şimdi niye çalışma ihtiyacını duyuyorlar?Türkiye Irak gibi acı bir savaş yaşadı da,onlara bakmakla erkekler mi yokoldu?Yoksa "tüketim toplumunun saygın bir bireyi" olmak için mi çalışmak istiyorlar?

Tüketim toplumunun; çok eşyası olan,çok para harcayan,kaliteli eşyaları olan saygın bir bireyi olmaktansa, Cennetin ayaklarının altında olduğu bilinciyle çocuklarını yetiştiren,"Kanaat bitmez tükenmez bir hazinedir" hadisiyle amel eden kadınlardan olmak meziyettir.

24Cennet kimlerin ayağının altındadır!, 06.07.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

Sizlere "İslam dininin kadına büyük bir önem verdiğine delil gösterin" deseydim,delil olarak göstereceğiniz birinci örnek sanırım,"Cennet annelerin ayakları altındadır." hadisi olurdu,sanırım.Bu hadis'e istinad ederek islamın kadına verdiği önemi anlatmaya çalışırdınız,muhtemelen.

Oysa burada önemli bir problem vardır.Cennet ayaklarının altında olan kadın;çalışan kadın,okumuş kadın veya kariyerli kadın değildir.Cenneti ayaklarının altında bulunduran kadın, anne olan kadındır.Yani bir kadının en şerefli rolü annelik rolüdür.Peki bizim İslamcı feministimiz,bunun farkında mıdır?Farkında değildir.Çünkü asr-ı saadete modern akılla gittiği için hadisteki "Anne" kelimesinin cümleye kazandırdığı anlamı kavrayamaz.Kendini önemli kılmak için kariyerden,eğitime pek çok şeye başvurur.Ama anne olarak çok sayıda çocuk yetiştirerek şeref kazanmak aklına gelmez!Çocuklarını kreşlere, bakıcılara emanet ederek cennet ayağının altında olan kadınlardan olamazsınız!

Konuyu uzatmaya gerek.İslamcı feminizmi desteklemek için vereceğiniz her asr-ı saadet örneği sözkonusu hadisteki yanlışınızdan farklı olmayacaktır.O yüzden yine,gene,hep İctihad risalesi!

23İslamcı Feministim!, 05.07.2007 | Feminist değilim, müslümanım!, Nuriye Çakmak

Asr-ı Saadetle ilgili değerlendirmelerinize hiç bir şekilde katılamayacağım.Asr-ı Saadette kadınların sizin anladığınız anlamda toplumda yeraldıkları sonucuna nasıl vardınız?İslamcı feminist aklınızla eğer ceziretül araba ve asrı saadete gitme imkanı bulsa idiniz sanırım canınız çok sıkılacaktı.Çünkü orada erkeklerin kavvam durumunda oldukları ,kadınların hayatının büyük bölümünün evde geçtiği,kadının erkeğin korumasına muhtaç kabul edildiği bir toplumla karşılaşacaktınız!

Zaten islamcıların en büyük problemi asr-ı saadete modern ön yargılarıyla gitmeleridir.İçinde yaşadıkları dünyayı asrı saadete uyduracaklarına,asr-ı saadeti modern toplum tasarımlarına uydurmaya çalışırlar.

Siz kendinizi feminist olarak görmediğiniz gibi muhtemelen islamcı olrakta görmüyorsunuzdur.Ama şu yazıda hem islamcılığı hem feminizmi fazlasıyla görüyorum.Size de ictihad risalesini tekrar ve müdakkikane okumanızı tavsiye ediyorum.

22Çifte Standart!, 23.06.2007 | Utandım, utanıyorum..., Metin Karabaşoğlu

Meselenin birde şöyle bir boyutu var.Bazıları kendi faaliyetlerini engellediği için Türkiye'deki antidemokratik uygulamalara karşı çıkıyorlar.Ancak,Türk Dünyasındaki diktatörler sözkonusu olunca aynı demokrat tavrı gösteremiyorlar.Mesala Türkmenbaşı'nın şahsını yüceltmesi batılılar tarafından ti'ye alınırken bizim demokratlarımız "Siz onun diktatörlüğüne bakmayın,ülkesinin ekonomisine yaptığı katkılara bakın" mealinde yazılar yazabiliyorlar.Diktatörün kendilerine verdiği bir takım özgürlükler,o toplumun geri kalan kısmının karşılaştığı baskıları unutturabiliyor!

Velhasıl Aliyev'i,Türkmenbaşı'nı,Kerimov'u övenlerin Türkiye'deki uygulamalara yönelik eleştirilerini ilkesel bulmuyorum.Zaten 28 Şubat'tan önce Türkiye'deki antidemokratik yapıyı gayet seviyorlardı!Antidemokrasi kendilerine dönünce demokrat kesildiler.Ama örnek verdiğimiz Orta Asya Cumhuriyetlerinin rejimlerine gösterdikleri tutku örneğinden anlaşılacağı üzere samimi olamadılar.

Aslında bu sadece belli bir zümreninde sorunu değil.Türkiye'de hiç bir islami grup kendine karışılmadığı ya da baskı konusunda kendine iltimas yapılması ihtimali olduğunu düşündüğü sürece Özgürlükçü tavır takınmıyor!

Özgürlük konusunda ilkesel tavrı olmayanların hiç bir zaman net bir özgürlük savunması yapmalarını beklemeyelim.Çünkü onlar hep baskıdan istisna olacakları günün hayalini kuruyorlar.

Bilmiyorlar ki,istisnalar kaideleri bozmaz.Bilmiyorlar ki kaideler istisnaları bozar!

21Metin KARABAŞOĞLU EDİTÖRüyMÜŞ, 27.04.2007 | Metin Karabaşoğlu Yazısına Zeyl, Mustafa Oral

Metin KARABAŞOĞLU'nun editörü olduğu sitede onu övmek sakıncalı imiş.Bu görüşe kesinlikle katılmıyorum.

Çünkü bu sitede Metin KARABAŞOĞLU'nu övmek bir yazara hiç bir şey kazandırmaz!Metin KARABAŞOĞLU'nu övdü diye kendisine ödenen ücret artmaz.Çünkü bu sitedeki bütün yazılar bedavaya yazılıyor.

Metin KARABAŞOĞLU'nu övdü diye yayınlanan yazılarının sayısı artmaz.Dolayısıyla Metin KARABAŞOĞLU'nu övmenin bir insana getireceği hiç bir kazanç yoktur.Getirse getirse kayıp getirir.Onu övdü diye,Sn. KARABAŞOĞLU'na karşı olanlar kendisine cephe alırlar.

Dolayısıyla,bu sitede Metin KARABAŞOĞLU'nun övülmesini eleştirenler öncelikle bunu yapan bir insanın ne kazanacağını ifade etmelidirler.

Mustafa kardeşin savunma psikolojisine girmesini de Metin KARABAŞOĞLU'nu övmenin insanı karşı karşıya getirdiği bedellere bağlıyorum!

20, 16.04.2007 | Nur Talebesi Bir Entelektüel Olarak Metin Karabaşoğlu’nun Portresi, Mustafa Oral

Sevgili Akif Emre

Hayali birine cevap vermedim.Gerçek birine cevap verdim.Kime cevap verdiğimi çoğu kişi bilir.O da yorumumu okuduysa kendini gayet iyi bilir.

Dolayısıyla,hayali birine cevap verdiğime dair iddianızı kırıcı buluyorum.

19Kim kimin boynunu vuruyor?, 13.04.2007 | Nur Talebesi Bir Entelektüel Olarak Metin Karabaşoğlu’nun Portresi, Mustafa Oral

"İltifat dost,gerçek düşman kazandırır." demiş Çiçero.Bazı insanlarda düşmanlıklarını değişik yollardan ifade ediyorlar."Aman şu insanı övmeyin" diyorlar.Ama başka insanların övülmesini İslam'a hizmet olarak niteliyorlar.Yani çifte standart uyguluyorlar.İslamın ölçüleri kişilere göre farklı farklı değildir,oysa.

Metin KARABAŞOĞLU'nun boynunu düşüneceğinize,yersiz övgülerinize nail olmak için olmadık atraksiyonlar yapan yazarların durumunu düşünün.Onların boyunlarını feci halde tehlikede görüyorum.Sahi o abilerinizi üstelik sahip olmadıkları vasıflarla överken,neden oturup kellelerini düşünmüyorsunuz?

Bu tavrınızdan dolayı yazdıkları yazılardan gocunduğunuz insanların boyunlarını gerçekten düşündüğünüze inanmıyorum.

18 "Başka x dergisi yok"mu?, 16.03.2007 | Başka Karakalem var mı?, Editör

"O yüzden, yakın bir zamanda, refikimiz olması gereken bir dergide gördüğümüz 'Başka X Dergisi Yok' kabilinden bir yaklaşım, bizi celbetmiyor."

Ömer Bey'in itirazı muhtemelen bu cümleden kaynaklanıyor.Çünkü bu cümle dışında aynı şeyleri söylüyorlar.

Ama kabul etmesi lazım ki"Başka X Dergisi Yok" yaklaşımı bizim kendimize göre bir rengimiz var anlamının ötesinde diğerlerini hiçe sayma anlamı taşır.

Bence sorun ehl-i dünyanın daha fazla kâr elde etme adına kullandığı sloganların düşünülmeden,sırf kulağa hoş geliyor diye takilt edilmesinden kaynaklanıyor.

Gelin görün ki "Sloganlar kulağa hoş gelirler,ama içleri boştur."

17Aykut NASIR'A, 08.03.2007 | İltifat dost, gerçek düşman kazandırır, Metin Karabaşoğlu

Bir mesajın içine sekiz ayrı hayvan ismi sığdıran bir insanın hakaretleri ile Metin KARABAŞOĞLU'nun eleştirilerini aynı kefeye nasıl koyuyorsunuz?Bunları aynı kefeye koymanın bir tek adı vardır:O da tarafgirlik.Bediüzzaman tarafgirlikten Allah'a sığınmamışmıydı?

Eleştirilere eleştirilerin doğruluğu yanlışlığı noktasından yaklaşmak olgun bir kişiliğe sahip olmanın göstergesidir.Olgun insan,haklı eleştirileri tolore edebilen insandır.Sürekli övgü beklemek,eleştirildiği zaman hakaret etmek ise çocuksuluktur.Tarafgirliğin çocuksuluk olduğunu ise Metin Abi bir önceki yazısında yazmıştı..

Bediüzzaman'ın eleştirilerle ilgili olan"Eğer doğru ise..." ve "Eğer yanlış ise.." şeklindeki sözlerinden ibret almanın zamanı gelmedi mi?

16Medreseler sadece fen bilimleri mi öğretiyordu?, 07.03.2007 | Hevesten Havasa, Evliyadan Asfiya Risale-i Nur, Mustafa Oral

"sadece fen ilimlerinin okutulduğu medrese hassaten pozitivist ve materyalist ekolü de kabul etmez." sözünün delilleri ile açıklanması gerekir.Açıklanması gerekir.Çünkü doğru anladıysam çok vahim hatalar içeriyor.

Medreselerin sadece fen bilimlerinin okutulduğu yerler olduğunu ilk defa okuyorum!Genelde medreselerde fen bilimlerinin okutulmadığından sadece dini bilimlerin okutulduğundan yakınılır.Bu yazıda ise medreselerde dini bilimlerin okutulmadığı ifade ediliyor.

Bir yazım yanlışı olmadıysa,meselenin delilleriyle açıklanması lazım.

15Dost Kim,Düşman Kim?, 05.03.2007 | İltifat dost, gerçek düşman kazandırır, Metin Karabaşoğlu

İltifat dost kazandırır.Ama pamuk ipliğine bağlı dostluklar kazandırır.Çünkü iltifatın tanımı gereği hakikatle alakası yoktur.Dağılmaya ve hayal kırıklığına teşne bir dostluk meydana getirir.

İltifatla sahte dostlar elde etmektense,gerçekleri söyleyerek hakiki düşmanlar edinilmeli.Çünkü hiç bir şeyin sahtesinden hayır gelmez.

Ne mutlu sahici düşmanları olanlara..Veyl sahte dostlara kanıpta kendini bir şey sananlara..

14Biz Nasıl Bu hale geldik?, 28.02.2007 | İhlas ve korku, Metin Karabaşoğlu

Yazılan yazıya verilen bazı cevaplar beni çok yaraladı. Biz süfyan'ın şerrinden her gün tesbihatında Allaha sığınan insanlar olduğumuz halde nasıl onu savunur hale geldik sorusunu sormak yerine, nasıl kendimizi temize çıkarmaya çalışıyoruz?

Burada Murat türker'in bir yazısı aklıma geldi. "Eleştirinin karşısına muvaffakiyetle çıkmak" başlığını taşıyordu,sözkonusu yazı. Yazıya itiraz edenlerin o yazıyı ve Beşinci Şua'yı tekrar okumalarını tavsiye ediyorum. Umulur ki sağduyularını henüz yitirmemişlerdir.

13Kendimizi temize çıkarmayalım!, 01.02.2007 | İstismar var istismardan içerü, Mehmed Boyacıoğlu

İmam Gazali İhya isimli eserinde "kendi kusurlarını görmek istiyorsan düşmanlarının senin hakkında söylediklerine kulak ver.Çünkü onlar senin yanlışlarını ararlar" der.

Bizim de müslümanlar olarak kendimizi bu zaviyeden değerlendirmemiz gerekir.

Müslümanların medya aracılığı ile cennete ulaşmaya çalıştığını söylüyorsun.Şöyle bir soru akla geliyor burada.Medya aracılığı ile cennete gitmek isteyenler neden reyting alamadıkları zaman ehl-i dünyaya hoş gelecek yayınlara yöneliyorlar?Mesele senin anlattığın kadar basitse Bediüzzaman neden ihlas risalesinin 15 günde bir okunmasını istiyor?Bunu söylüyorum,çünkü İhlas risalesi istismarcılıktan korunma risalesidir,bir anlamıyla.Bu tür analitik olmayan,kategorik yazılar Karakalem'e yakışmıyor.İnşaallah bir sonraki yazında beni mahçup edersin ve meselenin ehl-i dünyanın haklı olduğu vechelerine değinirsin.Çünkü o veche ehl-i dünyanın dine yönelme arzusunu köreltiyor..

12Reklam ve ihlas, 29.01.2007 | Görüntünün iktidarı - IV, Ahmet Nazlı

İfade ettiğiniz gibi hayatın her alanında reklamları izliyoruz.Herkes herşeyinin reklamını yapabiliyor.İhlas uzaklardan işitilen eski bir sese dönüşüyor.

Ne diyeyim: ihlasın reklamı olmaz,reklamın ihlası olmaz.

11İlk Reklamcı kimdi?, 29.01.2007 | Görüntünün iktidarı - II, Ahmet Nazlı

Mustafa Özel'in bir yazısında ilk reklamcının şeytan olduğunu okumuştum.İlk reklamcı bize kötü bir şeyi iyi göstererek cennetten çıkarılmamıza sebeb olmuştu.Şimdiki reklamcılar ise dünyayı süsleyerek cennete girmemize engel olmaya çalışıyorlar.

10Yazık, 29.01.2007 | Görüntünün iktidarı - I, Ahmet Nazlı

Bu yazıyı daha öncede okudum.Ancak ne kadar üstünkörü okuduğumu şimdi farkediyorum.Alt tarafı "cilalı imaj devri" deyip geçmişim.Şimdi üçüncü bir defa okumayı düşünüyorum.Kadın erkek ikişkilerine ilginç bir bakış var.

9Tebrikler, 27.01.2007 | Birbirinizi Sevmedikçe, Metin Karabaşoğlu

Belli güç odaklarına yaranma eksenli yazılar yazmamanız başlı başına takdire şayan bir hadise meydana getiriyor. Müminlerin birbirlerini sevmelerinin önkoşullarından sözeden bu yazınız da önemli dersler ifade ediyor. Kardeşliğin şartı olarak enaniyetlerinin okşanmasını ileri sürenlerin kulakları çınlasın..

8Kutlarım, 25.01.2007 | Eser ve Cemaat- 4, Metin Karabaşoğlu

Nur cemaati üzerine yaptığınız güzel çalışmaların devam etmesini dilerim.Umarım hiç bir engelleme teşebbüsü sizi hak yoldan çevirmez.

7Doğrusu Bu!, 16.01.2007 | Arz-ı hal, Metin Karabaşoğlu

Metin Abi'nin doğrusunu yapıyor.Aksi davranışlar pek çok hatanın meşrulaşmasına neden oluyor.Kimi insanların imani konulardaki güzel sözleri, pratikteki pek çok hatanın mübahmış gibi algılanmasına sebeb oluyor.

6GÜZEL BİR YAZI!, 13.01.2007 | KARANLIK GEZEGENİN AYDINLIK ÜMİTLERİ, Abdurreşid Şahin

Ahir zaman müslümanlarının karşı karşıya kaldıkları umutsuzluklara yönelik güzel bir yazı."Allah'tan kafirlerden başkası ümit kesmez." hakikatini hatırlattığınız için Allah razı olsun.

5şahit Olunmaya Gelmedik., 12.11.2006 | Yazmak İnsanı İrşad Eder mi?, Mustafa Oral

İnsan bu dünyaya şahitlik yapması için gönderilmiş.Ama ne yazık ki şahit olması için gönderilen insan,kendisine verilen enenin mahiyetini unuttuğu zaman şahit olunacak biri olma konumuna kendi kendini yükseltiyor.Kendini ilahlaştırıyor.

Kısaca her şey enemizi kimden bildiğimizde düğümleniyor..

4Modern insan ve tevhid, 28.09.2006 | “Tanrı Sana Küsmedi” Belki Ama, Biz Biraz Küstük, Mustafa Oral

Öznur Hanım'ın edebi yazılar yazmaya çalışan bir insan olmasına rağmen,direkt olarak isim yazılmasını beklemesi şahsen beni çok şaşırttı.Mustafa Bey'in isim yerine sıfat kullanması bir çelişkiye atıfta bulunması itibariyle değerlendirilmeli.

Doksan dokuz esma ile ilgili çalışmalar yapıp ondan kitap isminde "tanrı" kelimesinin seçilmesi gerçekten trajikomik bir durum.

Çünkü tanrı kelimesi olsa olsa ilah kelimesinin anlamdaşı olabilir.Bu durumda "ilah sana küsmedi" mealindeki bir ifade saçmadır.Çünkü Allah birdir ama modern insanın sahte ilahları sayısız denecek kadar çoktur.

Modern insan hangi tanrının kendisine küstüğünü düşünüyor ona bakmak lazım.Kim bilir belki de gerçekten sahte tanrısı eskisi kadar popüler olmadığı için küsmüştür.

Mesele, küsme meselesi değil; birleme meselesidir.Ötesi laf u güzaf..

3Risale Nasıl Anlaşılır, 23.06.2006 | TERKETMEDEN TERKETMENİN YENİ YOLU !, Halil Köprücüoğlu

Risale-i Nur sadece satırdan okunarak anlaşılabilecek bir kitap değildir.Dolayısıyla Risale okurlarının okudukları bahislerinin nasıl anlaşılması gerektiği konusunda Üstadın yaşamını göz öünde tutmaları gerekmektedir.Bediüzzaman Hazretleri ehl-i dünyanın dünyasını terk etiğini söylüyor.Ehl-i Dünyanın dünyasını terkettiğini söyleyen bir insan olarak Said-i Nursi nin yaşamıyla "terketmeden terkettiğini" söyleyen bizlerin hayatı arasında nasıl bir ilişki var.Yediğimiz,içtiğimiz,giydiğimiz ona benziyor mu?

Üstad mimsiz medeniyetin ihtiyaçları 4 den 20 ye çıkardığını söylüyor.1960 dan bugüne ise 20000 i geçtiğini söyleyebiliriz.Peki o 20000 i temin etmek için nelere başvuruyoruz?Nelere katlanıyoruz?Kazandığımızın helalliğini haramlığını ne kadar düşünüyoruz?İzzetimizden taviz vermiyor muyuz?

Velhasıl şükretmek isteyenin ne mercedes e ne Nokia 6960 a ne de islami tatil(!) köyüne ihtiyacı var.Mesele nazar ve niyet meselesi..

2Ortak Dil Oluşturamaz Olur mu Hiç, 11.06.2006 | Postmodern Dünyada Müslüman Olmak, Pınar Demir

Küreselleşmiş dünyada bütün hakikatler izafidir.Mutlak doğru diye bir şey yoktur.Bunu ifade eden bazı müsliman gazetecilerin rağbet ettikleri "kesin inançlılar gibi kitaplar bile var.İman dediğin kesin inançtan başka ne olabilir ki?Ama islamcı entelektüelimize göre kesin inançlı olmamalıyızmışız.İctihat şeriatı değiştirmek için kullanılabilecek bir araçmış ila ahir..

Hiç bir şeyin kesin olmadığı her şeyin izafi olduğu bu dünyada kesin olan farklılıkları bir arada tutan bir değer olmaz olur mu?Tabii(!)ki var.

O değerin adı da piyasadır.Piyasada alınıp satılan her şey değerlidir.Alıcısı olmayan her şey değersizdir.Alınıp satılmaya müsait olan her şeyinde var olmaya hakkı vardır.Satılamayan şeyin varolmaya hakkı yoktur!Satılık metaya dönüştürebildiğiniz her şeyin varolmaya hakkı vardır.

Peki Nefsini ve malını Allaha satmak ne olacak mı dediniz?"Hayat bir satış çağrısıdır" isimli kitabı okumadınız galiba..

1Medeniyet kadını yuvadan çıkarınca!, 13.05.2006 | Ailemi istiyorum, Mehmet Güler

Toplumun temeli ailedir.Ailelerin sağlam olmadığı bir toplum varlığını koruyamaz.İslam dini de topluma önem veren bir dindir.Budizm türünden bir din değildir.Bunu zekat ve yetimlerle ilgili hükümlerden anlayabiliriz.Hz. peygamber ilk vahyi almanın şaşkınlığı içerisinde iken Hz. Hatice nin yetimlere sahip çıkmasını Resulullah a gelenin hakikat oluşunun delillerinden saymasını da unutmayalım.

Bütün bunları gözönünde tutan bir insanın,çocukların yetim kalmasına toplumun geleceğinin tehlikeye düşmesine yolaçabilecek

uygulamalara taraftar olması düşünülemez.

Diğer yandan mahremiyetle ilgili hükümleri gözönüne aldığımızda da hiç hoş bir tablo ortaya çıkmıyor.Bediüzzaman Hazretlerinin kadının yuvadan çıkarılması ile ilgili yazdıkları da ortada.Sağduyu sahibi hiçbir insanın Bediüzzaman ın bu sözlerine itirazı olabileceğini düşünmüyorum.

Velhasıl Resulu Ekrem bir Hadiste kendini peygamberler sarayının çatısına benzettiğine göre çatı sandığımızdan daha önemli bir şey olsa gerek.




© 2000-2015 Karakalem Yayıncılık Ltd. Şti.
Tel: (0212) 511 7141  GSM: (0543) 904 6015
E-mail: karakalem@karakalem.net
Program & tasarım: Orhan Aykut