Yûsuf kıssasında gezintiler:
kardeşlerle gelen

Mikail Demir

‘İstenmeyen şahitliklerin’ olduğu, insanların düzmece görüntülerle komplolara maruz kaldığı bu asırda Yusuf aleyhisselam’ın kardeşlerinin bize verdiği ders çok manidardır: Bir şeye gözlerinle şahit olmuş olabilirsin, doğru da görmüş olabilirsin fakat gördüğün, hakikatin tamamı olmayabilir.


KUR'AN-I HAKÎM bize her kıssasında bambaşka ufuklar açmak ve dersler vermek için, karşılaşacağımız olaylarda sırât-ı mustakîmi muhafaza etmemiz için ibretler sunar. Çoğu zaman benzeri bir musibet le karşılaşıldığında bu dersler insanın alemine açılır. Hakikati görebilmesi ve sırât-ı mustakîmde gidebilmesi için ona bir nevi anahtar ve yol gösterici bir rehber olur.

Kur'an ile hemhal olan her müslümanın nazarına ilk çarpan kıssalardan biri de bizzat Cenab-ı Hakk’ın tavsifiyle ‘ahsen-ül kasas’ olan Yusuf aleyhisselam suresidir. Birbiri ardına hayal kırıklığı yaşadığımız, iftiraların ve ithamların fütûrsuzca edildiği şu günlerde, Yusuf aleyhisselam ve kardeşlerinin kıssası bize takınmamız gereken tavırla ilgili güzel bir ders vermektedir.

“İstenmediği halde şehadette bulunacak”

İstenmeyen şahitliklerin(*1) olduğu, insanların düzmece görüntülerle ve/ya kurmaca senaryolarla komplolara maruz kaldığı bu asırda Yusuf'un kardeşlerinin bize verdiği ders çok manidardır. Bir olaya gözlerinle şahit olmuş olabilirsin ve doğru da görmüş olabilirsin ama bu hakikatin ta kendisi olmayabilir. Bizzat gözlerinle görmüş olsan bile gördüğünü hemen hakikat diye tasdik ettiğinde Yusuf'un kardeşlerinin hatasına düşer, Yusuf kardeşlerini tevbe ettirmeye zorlarken Yusuf'u ve Bünyamin'i hırsızlıklarla itham edebilirsin. Bunun sonucu olarak da hem gözün hem de dilin hakikat namına yalancılık etmiş olur.

Şunu unutmamalıyız ki Yusuf’un kardeşlerinin sınavı çok çetin bir sınavdı. Zira gözleriyle bizzat şahit olmuşlardı ama hakikat gördükleri gibi değildi. Geçmişte kanlı gömlek komplosuyla babalarını aldatmaya çalışmışlardı ama şimdi de benzeri bir olayı onlar yaşıyordu. Cenab-ı Hak onlara bu vesile ile babalarına ve Yusuf’a yaptıklarının ne kadar büyük bir zulüm olduğunu gösteriyordu.

İşte burada bize verilmek istenen derslerden biri de şu olsa gerek: Kişinin cürmü ne kadar büyük olursa sınanması da o nisbette büyük oluyor, ta ki hatasını telafi etme imkanını elde edebilsin.

Oysa bu hadise ile karşılaştıklarında Yusuf'un kardeşlerinden beklenen, hüsn-i zan ve kardeşinin masumiyetini ispattı. Hele de onların buna dair tecrübeleri ve Bünyamin'in masum olduğuna dair ellerinde onları bu ithamdan berî tutabilecek işaretler varken... Daha önce kendileri babalarına gömleği götürdüklerinde Yakub aleyhisselam peşinen inanıp hüküm vermemişti. Mısır azizi özellikle Bünyamin'i yanına istemişti.

Hakikatin olmadığı yerde itham başlar

İlk bakışta, güya hiç tanımadığı bir adamı neden çağırıyor diye düşünebilir insan. Hem Bünyamin'e iftira atılmasına sebep olan olayın benzeri olarak daha önce onların da erzaklarının içine paralarını koymuştu ama onlar yine buna benzer bir halin olabileceğini hiç hatıra getirmemişlerdi. Özel olarak yanına alıp oturtması ve kardeşlerin de özel olarak ağırlanması acaba hiç mi fikir vermemişti onlara?

Hatta bu olayda hatırlarına böyle birşey getirmemelerinin nedeni kendilerini masum zannediyor olmalarından ötürü dahi olabilir. Ancak ayetlerde onların bu olayla ilgili hükümlerinde masumiyetlerine dair herhangi bir atıf yoktu.

Yusuf'un kardeşlerinin bu noktadaki üslûbu da dikkat çekicidir. Çünkü bu hadise olduğu zaman üslüpları itham ve iftiradır. Onlar hüsn-i zan ve itidal ile değil de ithamlar ile savunma yapmışlardır. Bundan bizim payımıza da şu düşüyor: kendisinde hakikat olmayanın üslubu maalesef ki itham etmek olacaktır.


1. Onlardan sonra yalan yaygınlaşacak, öyle ki, kişi kendisinden şahitlik istenmediği halde şehadette bulunacak, yemin talep edilmediği halde yemin edecek. (Tirmizi, Fiten, 7)

@_mikaildemir_

  30.1.2014

© 2015 karakalem.net, Mikail Demir