Gökyüzü Notları

Rabia Nazik Kaya

BİR UÇAĞIN KANADININ ÜZERİNDEN YERDE kalanlara, dünyaya bakıyorum. Akşam karanlığında sıra sıra ışıklar, nokta kadar pırıltılar, birbirine bağlı ip kadar ince yollar görüyorum..Uçak yükseliyor. Noktalar daha da küçülüyor. İnsan ise görüntüden siliniyor. İnsanın dünya üzerindeki görüntüsü bu kadar küçük mü? Yukarıdan bakıldığında evler, yollar, bahçe ve parklar dünya üzerine serpilmiş ışıklı damlacıklar gibi görünüyor..İnsan diyorum, dünyaya ancak bu kadar şey serpebilmiş..Uçak yol alıyor. Şehir merkezi geride kaldığında yerler zifiri karanlığa bürünüyor. Buralara bir şeyler serpmemiş insanlar..

İnsanlar ne küçük, ne aciz aslında.Yer ve göğün Rabbi ise ne büyük. Ne kadar yüce. İki gece önce Umre’den dönen annemin sözleri geliyor aklıma: “Uçağa binip, bulutların içindeki alemi gören bir göz nasıl olur da Allah’a iman etmez?”..Bu temaşa ile kalbim ve gözlerim doluyor. Bu canın bu küçük ve aciz bedende emanet oluşunu hissediyorum..Ruhumu hissediyorum..Yaratıldığımı hissediyorum..Uzuvlarımı hissediyorum..Hızlanmış ritmiyle kalbimi hissediyorum..

Tüm boşluklardan sıyrılıp Rahman’a yönelmek istiyorum. O’nun hep benimle olduğunu, benim ise sık sık unuttuğumu, O’ndan ayrıymışçasına yaşadığımı anımsıyorum. Ne aciz kelimelerim ve hayatım şükürler sunmak için..Ne kadar kifayetsiz söylemeye güç yetiremediğim sözlerim..

Ben rahmete muhtacım. O ise muhtaç olduğumdan fazlasını gönderiyor. Ben yeterince kul olamıyorum, buna rağmen merhameti hiç eksilmiyor. Sadece, yalnızca “ben” görmüyorum, “ben” anlamıyorum..Anladığımı sandığım anlarda dahi onun rahmetinin enginliğini bilmekten fersah fersah uzağım. Ama O, bana şah damarımdan da yakın.

Boğazımda ve yüreğimde düğümleniyor şükürlerim..

Bomboş hava kütleleri üzerinden şu uçağı kaydıran Rabbim, damarlarımdan da kanımı kaydırıp yüreğime pompalatıyor. Bütün vücudumda yer alan ince ince örgü örgü sinir lifleri üzerinden algılarımı yürütüyor.. Tüm bedenimi emre amade minicik fabrikalar nispetinde çalıştırıyor.

Bense yakalayabildiğim his kırıntılarının henüz idrakinde zorlanıyorum..

O, fark etmediğim, bilmediğim, hissetmediğim daha nice nimetini yolluyor da yolluyor. O Rahman, O Rahim ve Kerim..İsimlerinin tecellileri ne de güzel parlıyor.

Bu hislerle dünyalık kaygı ve ihtimallerin burukluğu birbirine karışıyor..Ettiğim hatalar, etmediğim iyilikler..

Ne anlamsızmış kavga ve kaygılarım..Ruhumu anlamsızca ne çok yıpratmışım..Şimdi, şehirlerin noktalara dönüştüğü şu dakikalarda af ve tevbe diliyorum Rabbimden. Arınıp bağışlanma..Katından “kul” olarak kabul talep ediyorum.

Ne olur niyazımı kabul et Allahım. Ne olur kalbimi pak eyle..Makbul dualar yerleştir kalbime..Gökte bu uçağı tuttuğun gibi, ruhumu doğru yolda tut..

Ne olur, beni bana bırakma, beni Sen tut Allahım..

*

Yine göklerdeyim..Uçak havalanırken, akşam ezanını 45 dakika geçmişti..Karanlığın ortasında koyu kızıl ufuk çizgisini gördüm. Bir sahnenin kapanmakta olan perdesi gibiydi. Yerde ise birbirini kesen ışıktan yollar vardı. Yeryüzü küçülmüştü yine ve göklerin enginliği doldurmuştu gözlerimi..

Tesbih etmeyi anımsadım. Yerden sekiz yüz metre yükseklikte, göğün orta yerinde süzülerek giden bir küçük kutudan Rabbime niyazda bulunmak istedim..

Yerle hiç bağlantısı olmayan bu ufak kanatlı kutunun içinde kendimi son derece emniyette hissettim. Çünkü Rauf’tur O, esirgeyen, Mâlik-ül Mülk’tür O, mülkün sahibi..Havada asılı da kalsam, karada çakılı da kalsam, bulutların altında da, üstünde de olsam benim Rabbim O’dur..O sadece bu yerin göğün değil, tüm evrenin sahibidir.. Dünyayı boşlukta tutup çevirmeye gücü yeten Rabbim bizleri de yerden bunca yüksek mesafede, iki kanatlı bir kutu içinde de emniyetle tutmaz mı hiç?...

  7.7.2012

© 2015 karakalem.net, Rabia Nazik Kaya