NURCU DEMİREL’DEN KEMALİST DEMİREL’E...

Hüseyin Yılmaz

26 HAZİRAN 1978, ERZURUM... BİR yıl önce üniversite imtihanlarına iştirak sebebiyle geldiğim Erzurum’a ikinci gelişim. Bir fetih rüyâsının kanatlandırdığı bir Otobüs dolusu Nur Talebesi’yle birlikte Adıyaman’dan başlayan yolculuğumuz, mitingin yapılacağı meydanda yerini heyecanlı bir bekleyişe bırakmış. İlâhî ve marşlar eşliğinde bütün gece devam etmiş bir seferin yorgunları değil, bir savaşın öncü kuvvetleri gibiyiz; kahramanlık marş ve türkülerini keskin sloganlar tâkib ediyor.

Adalet Partisi’nin tertiplediği “Bayrağa Saygı” mitinglerinin Erzurum ayağını takviye için Adıyaman’dan kopup gelmişiz. Adalet partisiyle hiç bir ilgimiz yok, ne bir menfaat, ne bir makam; a’zam-ü şer telâkkî ettiğimiz CHP’nin mazarrâtlarını def kastıyla, Lillah için buradayız. Bir de Üstâd’ın Demokrat Parti’yi desteklemiş olması ve Demirel’in Demokrat Parti’nin halefi olduğu zehâbı ile Meşrutiyet’ten beri takviyesine çalıştığı ahrar çizgilerine sahip olduğu düşüncesi inancımızı pekiştiriyordu. Bu kadar da değil bizi buralara sürükleyen: Demirel hakkında kulaktan kulağa dolaşan hâtıralar da gönlümüzü fethediyor. Mesela, daha bir yıl önce AP listelerinden meclise giren iki Nur Talebesi’nden birine “bakanlık” bekleyen ağabeylerin Demirel’e yaptıkları teşekkür ziyareti esnâsında, “Neden bizden bir bakan yok, Süleyman Bey?” yollu bir serzenişe verdiği cevap gönül tellerimizi ihtizâza getiriyordu. Politika kurdu, bir taaccüb tavrı takınarak, “Olmaz olur mu? Ben varım ya!” demişti. Anlaşılıyordu ki, bizim sadece bakanımız değil, başbakanımız bile vardı vardı: Süleyman Demirel!..

Ve miting meydanını “Nurlu Demirel!” sloganıyla inletiyor, bu serhad şehrine unutamayacağı bir gün yaşatıyoruz. Arada hızını alamayıp “Nurcu Demirel” diye bağıranlara gönülden bir “İnşaallah!” ile iştirak ediyoruz. Türkiye’nin muhtelif vilâyet ve kasabalarından akın etmiş Nur Talebeleri’nin cidden mübarek ve nurlu simâlarına bu miting meydanının kazıdığı, habis bir kılıç darbesinin açtığı iz gibi duran derin yarayı o gün farkedemedik, edemezdik... Demirel’in Nurculuğu ferâsetimizi koyu bir şal gibi örtmüş, Üstâd’dan miras bütün ölçülerimizi tahrib etmişti. Çekirdek dairedeki büyük hizmetten kopup, geniş dairenin câzib ama kıymetsiz mâlâyaniyâtıyla meşgul olduğumuzu anlayamadık, cihânşümûl bir dâvâyı siyâsî partiye bağlamanın, Güneş’i çakıl taşına peyk etmek demek olduğunu idrak edebilecek durumda değildik, edemedik.

Aradan otuz yıl geçmiş, Erzurum meydanındaki onsekiz yaşım yerini kırksekiz yaşa bırakmış. Demirel, dinmek bilmez ikbâl hırsı uğrunda yıktığı hisarların harabeleri üzerinde yükselerek bütün basamakları tamamlamış ve Cumhurbaşkanlığı ile fânî ve faydasız ömrünü taçlandırmıştır. Miting meydanlarının Nurlu Demirel’i devletin bu zirve noktasında gerçek yüzüyle arzı-ı endam etmeye başlamış ve 28 Şubat denen meş’um ve mel’un devrin sahnesine süfyan çarpığı bir baş aktör olarak fırlamakta beis görmemiştir. Beis ne kelime, darbecilere rehberlik yapan rolüyle müftehirane nutuklar irâd etmiş ve etmektedir.

Bu yazıya vücud veren, bir nedamet hissi değil, Demirel’in Fikret Bila’nın AYM’nin başörtüsüyle ilgili kararına dair suale verdiği menfur cevaptır. İşte demokratlık ve demokrasi düşüncesiyle zerre kadar ilgisi olmayan, istibdâda alkış tutan süfyanın yaşlı şâkirdinin cevabı:

“Anayasa Mahkemesi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasal bir parçası. Hükümetin emrinde değil. Yargıtay Başsavcısı da öyle. O da hükümetin emrinde değil.

"AKP’ye kapatma davası açılınca öfkelendiler, tepki gösterdiler. ‘Vay, bu dava nasıl açılır’ diye Başsavcı’ya yüklendiler. Bunlar yanlıştır. Çoğulcu sistemde aktörler vardır. Bu aktörlerin hiçbiri tek başına her şey değildir. Hepsi birden her şeydir.

“Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı ortadan kaldıracak makam yoktur. İstediğiniz kadar çırpının, Anayasa Mahkemesi karar verdi mi, ona uymaktan başka yol yoktur. Uymazsanız gayri meşru duruma düşersiniz. Kararı beğenseniz de, beğenmeseniz de uymak mecburiyetindesiniz.

“O nedenle hükümetin yapması gereken bu karara uymaktır. Benim onlara söyleyeceğim şudur: Mahkeme bu konuyu sonuçlandırmıştır. Kapatın bu sayfayı.

“Anayasa Mahkemesi tartışmayı bitirmiştir. Türkiye, dün evvelki günden daha rahattı. Sonuçta bir karar çıkmıştır.

22 Temmuz seçimlerinden sonra bu sayfa açıldı. Oysa türban Türkiye’nin zorlayıcı konusu değildi. Bu bir yönetebilme işidir. Yönetim hatası yapılmıştır.” (8/6/2008 Milliyet Gazetesi)

Hayır yaşlı şâkirt, hayır!.. Bu sayfa kapanmıyor, yeni açılıyor; tartışma bitmedi, yeni başlıyor... Evet biten birşeyler var: Sen ve neslinin karanlık dünyası bitiyor, bu milleti ise muazzam bir geleceğin parlak saâdeti bekliyor... Zulümat yolculuğu yakın, hazırlanma vaktidir, davran; belki hâlâ tevbe kapın kapanmamıştır... Ama gönlüm tevbene râzı değil, kısmet olmamasını dilerim; bir milletin âhı bir tevbeyle telâfi edilemez... Cezâ, âmel cinsinden olmalı...

  9.6.2008

© 2015 karakalem.net, Hüseyin Yılmaz