İnsan ve Şükür

Harun Pirim

“EĞER DİLEMİŞ OLSAYDIK ONU TUZLU kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?”(Vakıa-70)


Teşekkür ederim ama niye?

Teşekkür ederim peki kime?

Neye, neden, ne zaman, nerede, nasıl teşekkür ederim?

Bütün alışverişlerin, paylaşımların, kullanmaların sonlarında söylenen sözler teşekkürnamelerdir. Yapılan işlerin ardından gelen söz teşekkürdür. Adeta insan teşekkür etmek için çalışır, alışverişini yapar. Hayatı teşekkürüne hizmet eder.

Büyük bir daireyi teşkil eden kainatın merkezinde canlılar oturur. Her şey canlılara hizmetr eder, koşturur. Hidrojenin oksiyene olan aşkında suyla hayata hizmet etmek vardır. Canlılar dairesinin merkezinde ise biz insanlar varızdır. Bütün canlılar bize hizmet eder. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, üzerine oturduğumuz her şey buna şahittir. İnsanlar dairesinin merkezinde de rızık vardır. İnsan rızkı için çabalar durur, rızkına koşturur. Rızkın barındırdığı, hizmet ettiği ve nihayetinde bizi ulaştırdığı ise şükrün ta kendisidir. Elmanın kırmızısını fark etmektir şükür ve şükür elmayı kırmızı eyleyenedir. Kokusunun burna değdiği andır şükür anı. Dilimizdeki elma tadıdır. Ve yine şükür, tadı, kokuyu, rengi elmaya koyana bana da tat, koku, renk ölçücüklerini verenedir.

Anahtar kilit gibidir kainat insan ilişkisi. Var edilen her şey insandaki ölçücüklere göre tasarlanmıştır. Bunu fark etmek aklın manevi bir şükrüdür. Kainat adeta insana göre akort edilmiştir. Her bir uzvunun, duygusunun tadışıyla, hissedişiyle insan manevi şükrünü yerine getirir. Şuuruyla diline taşıdığı “Allah’ım sana şükürler olsun” cümlesi de dil ile dimağ arasında gidip gelen bir şükürdür. Şükrüyle insan yaratılışındaki maksada yanaşır. Bu maksat Allah’ın eşsiz terbiye ediciliğine karşılık insanın kulluğa ve kullukla gelen şükrüne ulaşmasıdır.

  18.4.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim