Soyut Manay-ı Harfi

Harun Pirim

KAİNAT VE İÇİNDEKİ MEVCUDATI ALGILAYIŞIMIZ, ‘onlar bizzat kendileri için yaşıyor, kendilerince bir anlamları var’ düşüncesiyle ifade edilebileceği gibi “Parmağım ayı gösterirken ahmaklar parmaklarıma bakar” Tibet atasözünün hükmünün dışında kalacak, ‘her şeyin kendince bir anlamı olmayıp işaret ettiği anlama bağlılık yönüyle bir varlık sergiler’ düşüncesiyle de temsil edilebilmektedir. Risale-i Nur Külliyatında ‘manay-ı harfi’ ve ‘manay-ı ismi’ ıstılahıyla anlatılır bu iki bakış açısı. Hz. Ali (r.a.)’nin kırk yıl kölesi olurum dediği öğretilesi harfi de hep bu meyanda düşünmüşümdür. Faydasız ilime talip olma şıkkının olmadığı bariz iken öğrenilebilecek harf başka ne olabilir ki zaten. “Kainatta Allah hesabına ne görürsen ilimdir” ifadesiyle de teyit edilen bir hakikattir böylesi bir manay-ı harf-öğrenme-ilim özdeşimi. Bu hali iman sahipleri aslında halihazırla yaşamaktadırlar. Kainatta gördükleri fiillerden faile geçiş olarak özetleyebileceğimiz bir tefekkür silsilesidir yaşanılan.

Peki kainattaki mevcudata mı hasdır acaba bu manay-ı harfi bakışı? Sadece fiziksel eşyaya muhatabiyetimizde rehber olacak bir anahtar olarak mı durmaktadır ‘manay-ı harfi’? Bu sorularla hayatımın çeşitli evrelerinde sor-kaç yaşamıştır zihnim. Her hali ve her söylediği hak ve hakikat olan Şanlı Nebi(a.s.m.)’nin son zamanlarda dikkatimi çeken iki hadisi dünyamda ‘manay-ı harfi’ idrakini biraz daha zenginleştirdi. Diğer bir ifade ile ‘soyut manay-ı harfi’ boyutunu biraz daha bakışıma dahil etti. Hadislerden ilki bizim çizdiğimiz farazi hatlardan ibaret olmakla birlikte geometri disiplininden az ya da çok aşina olduğumuz çizgi-kare-dikdörtgen kavramlarının manay-ı harflik durumlarını ifade ediyor. Diğer hadis ise özellikle sahil kenarlarında yaptığımız alışageldik denize taş atma gibi bir fiilin bile manay-ı harfi bakışıyla ne kadar imani inkişaflara vesile olabileceğini resmediyor:

1-“İbnu Mes'ud (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) birgün yere çubukla, kare biçiminde bir şekil çizdi. Sonra, bunun ortasına bir hat çekti, onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta istinad eden bir kısım küçük çizgiler attı.Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu çizdiklerini şöyle açıkladı: Şu çizgi insandır. Şu onu saran kare çizgisi de eceldir. Şu dışarı uzanan çizgi de onun emelidir. (Bu emel çizgisini kesen) şu küçük çizgiler de müsibetlerdir. Bu musibet oku yolunu şaşırarak insana değemese bile, diğer biri değer. Bu da değmezse ecel oku değer.” Buhârî, Rikak 3; Tirmizî, Kıyamet 23, (2456); İbnu Mace, Zühd 27, (4231).

2-“Büreyde (radyyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) elindeki iki çakıl(dan birini yakına, diğerini uzağa) atarak: "şu ve şu neye delalet ediyor biliyor musunuz?" dedi. Cemaat: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir" dediler. Buyurdu ki: "şu (uzağa düşen) emeldir, bu (yakına düşen) de eceldir. (Kişi emeline ulaşmak için gayret ederken ulaşmadan ölüverir)".”

Tirmizî, Emsâl 7, (2874).

  8.3.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim