Dairelere Dikkat!

Harun Pirim

KAİNATTA VAR OLAN VE CİSİMLERİN madde-mana terkibini anlamamizda ana yol olarak gözüken Kayyumiyet, modern bilimin de kuantum fiziği olarak yanaşmaya ve yakalamaya çalıştığı bir hakikat olarak algılarımıza sunulmaktadır. Sürekli yaratılış olarak ifade ettiğimiz, atomaltı dünyadaki sürekli birleşme ayrışma, madde-enerji (ki Einstein’ın da meşhur formülünde ifade ettiği üzere madde ve enerji mahiyet olarak aynıdır) dönüşümleri süreliliği maddi olarak algılayabileceğiz ortamlar olarak gözükmektedir. Risale-i Nur külliyatında Hüve Nüktesi’nde ifade edilen havadaki ‘hu’ kadar bir alandaki elektrik, sesler, ışık, çekim kuvveti trafiğini düşündüğüz zaman-ki çok dar bir alandaki sürekli bir faaliyetten bahsetmekteyiz-sürekliliğin ana yol olduğunu daha da iyi kavrayabiliriz. Külliyatın müellifi ilginçtir emir ve iradenin bir arşı olan ‘hava’ tefekküründen bir adım ötede-hüve nüktesinin sonuna tekabül ediyor-havanın misal alemine de bir anahtar olduğundan bahsedip, kısaca ‘şimdilik bu kadar’ der. Daha sonra meselenin misal alemine bakan kısmını da açar ve madde-mana ayrımını incelikleriyle anlayışlarımıza sunar. Fotoğraf makinesinde yakalağımız görüntünün fizik alemden olmadığını ve kağıda bastırdığımız resmin misal aleminin fiziki kağıda bir izdüşümü olduğunu idrak ettirir.

Buradan insana gelmek istiyorum. İnsan küçük bir kainat, kainat büyük bir insan. İnsandaki kan ve çeşitli vücud sıvıları kainatta çağlayanlar, dereler, ırmaklar. İnsandaki hüzün, sevinç, öfke, neşe kainattaki mevsimler. İnsanın gençliği kainatta Dünya’nın yaratılışı vs. vs. Yukarıda bahsetmeye çalıştığım maddeden manaya geçişin zorluğu ya da zahire müptela olan aklımızın ve 5 duyu algımızın bizi kısıtlamasındandır ki bir çok hadiseyi açıklarken, problemlere çözüm getirirken kesikli bir yaşam algısı hakimdir. Halbuki sürekliliğin tedbiri kesikliğinkinden farklıdır. Kesikli yaşam algısına bir örnek insanın bir anda başlayan baş ağrısına dikkat edip onu hemen ilaç ile teskin edince ağrılarının (mecaz olarak kullanıyorum) geçtiğini zannetmesidir. Burada baslangıç ve bitiş noktalarına dikkat çekmek isterim. Birçok insanın özelinde müslümanın inançla ilgili meselelere bakışında da bu kesikliği görebiliriz. Allah’a imanla ilgili bir meseleyi detaylı dinlediğinde ‘ben zaten bunları biliyorum’ diyen birisi inancının başlangıcını bir tasdikle beliryeyip inanca bir hudut koymakla da bir bitiş belirlemiştir. Halbuki kesikli bakış maddede boğulmanın cevizin hepsini kabuktan ibaret zannetmenin neticesidir. İnsanı Maslow gibi hiyearşik bir açıklamaya sığıştırmadan (benim kanaatimce Maslow’un bakışı da kesiklidir) Said Nursi’nin iç içe dairesel açıklaması (sürekli bir bakışı temsil etmektedir) meselenin düğümünü çözen bir konumdadır. Nursi’ye göre insanın beden, ruh, kalp gibi daireleri vardır. İnsanın kesikli ya da sürekli algılayışı da bu dairelerdeki ahengine bağlıdır. “Şu dünyada zamanın, fena ve zeval-i eşyadaki tesiratı gayet muhteliftir. Ve mevcudat ise mütedâhil daireler gibi birbiri içinde iken, hükümleri zeval noktasında ayrı ayrı oluyor. Nasılki saatin saniyelerini sayan dairesi, dakikayı ve saati ve günleri sayan daireleri zâhiren birbirine benzer, fakat sür'atte birbirine muhaliftir. Öyle de: İnsandaki cisim, nefis, kalb, ruh daireleri öyle mütefavittir. Meselâ: Cismin bekası, hayatı, vücudu; bulunduğu bir gün, belki bir saat olduğu ve mazi ve müstakbeli madum ve meyyit bulunduğu halde (başlangıç ve bitişi var), kalbin hazır günden çok gün evvel, çok gün sonraki zamana kadar daire-i vücudu ve hayatı geniştir. Ruhun hazır günden seneler evvel ve seneler sonraki bir daire-i azîme, daire-i hayatına ve vücuduna dâhildir (sürekliliği var).”(3. Lem’a, Lem’alar). Kalp ve ruh dairelerizde sürekli değişimler olmakta. Bu yazıyı yazarken, okur iken olduğu gibi. Baş ağrısının dinmesiyle kalp ve ruh ağrılarımız dinmiyor ve dinmeyecek. İnsanı mümtaz kılan kalp ve ruh daireleridir. Bu dairelere dikkat etmedikçe kesikli bir algıdan kurtulma çaresi yok insanoğlunun. Dairelere dikkat!

  15.2.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim