Ne Olacak Halim?

Harun Pirim

DÜNYA’YI YUTSA TOK OLMAYACAK DUYGULARIM var. Dünya’ya sığamıyorum. Bazen Dünya dar geliyor. Üstelik bazen bir söz, bir manzara içimdeki yıldızların tutulmasını tetikliyor. Genişlik ve daralmışlık hisleri almacında günümü gün ediyorum. Tablo, insan tablosu. İrademin boya takımıyla insanlık tuvalimi işliyorum. Kafamı bir musibete çarpmadan, hayalimin genişlettiği farazi bir dünyada uzaylı gibi yaşıyorum. Dünyama o kadar çok davetsiz misafir geliyor ki yalnızlığıma zulmediyorum. Değişmek istiyorum, değiştirmek istiyorum. İrademim eli çok kısa. Sabrım testide kalan son damla. Lise yıllarında bir arkadaşımın aktardığı Theodor Adorno’nun “yanlış bir hayat doğru yaşanmaz” sözü ümitsizlik veriyor. Çilekeş bir moddayım vesselam. Tabi ki bütün bu analizlerim, tevekkülsüz gafletle sermayesi afaki malumattan ibaret olan benliğimce üretilen bir hal.

“Güzel gören güzel düşünür...” diyen zat bize 40 yıllık yaşantısının neticesinde öğrenmiş olduğu ‘nazar(anlayış)’ dersini veriyor. Aynı zat benzer minvalde “yanlışlık, tatbik-i nazariyat ve muktezay-ı hali düşünmemekten gelir ” diyor. Bunlar gibi hakikatli cümlelere muhatap oldukça gafletim aralanıyor ve farazi dünyamdan kurtulabiliyorum. Gerçekten de milyarlarca yıldır başları döndürmeksizin dönen, gelenlere beşiklik eden gidenlere yataklık eden bir dünya benim ilk halde resmettiğim ümitsizliğin kaynağı olamaz. Surrey Üniversitesi’ndeki uzay araştırmalarıyla ilgilenen bir fizikçinin ağzından duyduğum “deneylerin neticesine göre Dünya’daki sıcaklığın -72 derece olması gerekiyor fakat ilginçtir öyle değil” ifadesine göre de yaşama elverişli kılınmış Dünya benim halimin sebebi olamaz. Vücüdumdaki moleküler seviyede haberim olmadan gerçekleşen ve mekanizmalarını anlayabilmek için sistem biyolojisi, biyoinformatik, matematik modelleme gibi alanların da günümüz insanlık aklıyla birlikte aciz kaldığı etkileşimlerin hayatta kalmam yönünde olmaları da halimi gerçek dışı kılar. Mikro alem, bitkiler, hayvanlar, insanlar ekosistemine genel olarak baktığımızda gördüğümüz, insanın mümtazlığını ortaya çıkaran herhangi bir tablo da hissedilen halin dışında kalır.

Bütün bu yazılanlardan gelmek istediğim nokta, çoğu zaman içinde kendimizi buluverdiğimiz ‘treni kaçırmış olma’ halet-i ruhiyesininin asılsızlığını iddiadır. Bunca olumlu manzara insan için var edilirken ve manzaraları detaylı incelediğimizde her şey insana hizmet etmek için özen ve itina ile kusursuz (yağmur damlası tasarımı ve mikro yapısı, bakterilerin işlevi vs. vs.) var edilirken insanın kendisi bu itina görme kanununun dışında kalabilir mi? Yanlışlık benim algımda ve anlayışımda burası kesin. Anlayışların kalibrasyon ihtiyacı da ortada. Kendi irademizde kalibrasyon aracımızı seçmedikçe, toplumun ve çeşitli felsefelerin kalibrasyonuyla hayata bakar buluverıyoruz kendimizi. Nazarları kalibre etmek için hak ile batılı ayırteden Furkan’a kulak verelim: “O insanın önünde ve ardında devamlı sûretle nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır. Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar. Bir toplum kendinde olan durumu değiştirmedikçe, hiç şüphe yok ki, Allah da o toplumda olan hali değiştirmez. Allah bir toplum için de kötülük irade buyurdu mu, onu geri çevirecek kuvvet yoktur. Artık Allah’ın dışında onları himaye edecek kimse olamaz.”(Ra’d-11)

  8.2.2008

© 2015 karakalem.net, Harun Pirim