Sörfçü ve dalgakıran

Metin Karabaşoğlu

İKİSİNİN DE VARLIK SEBEBİ, DALGALARDIR.

Öyle kıyıya hafifçe vurup geçen dalgalar değil yalnız. Metrelerce boya erişen dev dalgalar...

Sörfçü ancak dev dalgalar olduğu sürece maharetini izhar edebilir, ve ancak dalgaların yer yer devleşip gemilere geçit vermez hale geldiği kıyıların yakınına dalgakıran inşa edilir.

Sörf ve dalgakıran, insanın dalgalara karşı iki zıt duruşunu ifade eder bir bakıma.

Sörfçü dalgalara biner, dalgakıran dalgaya karşı durur.

Sörfçü dalgalara uyum sağladığı oranda başarılı sayılır, dalgakıran ise dalgalara direndiği ölçüde.

Bu özellikleriyle, ikisi de, insanın tarihin akışı, sosyal hayatın dalgalanmaları, siyasal konjonktürün iniş-çıkışları karşısında iki farklı duruşun misali olur.

Hayat, muttarid bir akış üzere gitmez. Dağdağalıdır hayat. Âlemlerin Rabbinin Kur’ân’ında bildirdiği üzere, günler döndürülür. İmanla küfür, hidayetle dalâlet, iyiyle kötü, hayırla şer arası o amansız mücadelede, inişler ve çıkışlar yaşanır sürekli.

Peygamber aleyhissalâtu vesselamın bildirdiği üzere, ‘her yükselen şeyin bir inişi vardır’ şu yeryüzünde. Çıkışlar ve inişler yaşanır durmaksızın. Bazan iyiler üste çıkar, bazan kötüler. Bazan haklılar galip gelir, bazan haksızlar. Bazan haklılar kuvvet bulur, bazan kuvvetliler hakikat budur diye dayatır. Şu meydan-ı imtihan, şu hakâik-ı nisbiye dünyası, böylesi dalgalanmalar içinde sürdürür akışını.

Ve nasıl dalgalar karşısında iki zıt duruşa sahip olabilmişse insanoğlu, nasıl birilerinin ‘sörf’ü keşfettiği zeminde başka birileri dalgakıran yapmayı akıl etmişse, hayatın dağdağaları ve dalgalanmaları içinde de, bazıları sörf yapar, bazıları dalgakıran. Bazıları dalgalara biner, bazıları dalgaları kırar.

Sörfçü, sahildekilerin, bir büyük seyirci topluluğunun hayranlığını kazanır her seferinde.

Onun dalgaya binip de yaptğı manevralar, televizyon çocuğu yeniyetmelere “Vav!,” eskilere ise “Vay be!” dedirtir her keresinde.

Harika bir seyirdir karşılarındaki.

Ne var ki, yine her seferinde ya dalga kıyıda biter, ya sörfçü dalgaya yenilir.

İkincisi hepten bir felâkettir de, ilkinden de seyirlik bir tadın ve bir miktar adrenalin salgısının ötesinde, elde kalan pek birşey yoktur.

Sörfü az kişi yapar, çokları seyirci kalır; ama kimsenin eline pek birşey geçmez.

Dalgakıran yapmak ise hem zordur, hem de zevkli değildir. Üstelik, risklidir.

Dalgakıran tamamlanasıya kadar, dalgalara karşı muazzam bir efor sarfetmenizi gerektirir. Hem dalgakıran inşası az zaman alan bir iş değildir. Üstelik sahildekiler kızar size; zira, sörfü seyrin zevkine engelsinizdir.

Hayatın şu çağdaki akışına da baktığımda, sörfçü ve dalgakıran misali hayatlara çokça rastlıyorum.

Dalgalara binen yahut dalgalara direnen hayatlara...

‘Trend’i doğru okuyup ‘trendie’ olanlara yahut ‘trend’i doğru okuyup doğru okudukları yanlış trendlere karşı duranlara...

Sörfçüler her dalgada yeni bir manevrayla bir seyir zevki sunuyorlar sahildekilere.

Ama her yeni dalgaya uyum çabası içinde öyle yoruluyor, öyle bitap hale düşürüyorlar ki kendilerini...

Dalgakıranlar ise, irili ufaklı nice gemiye hayat denizinde selametli bir seyr ü sefer imkânı sunuyorlar dalgalara karşı o destansı direnişleri ve dirençleriyle...

Sörfçüler günü kurtarıyorlar en fazla; ama denizde seyr ü sefer halindeki nice değeri ve nice yolcuyu görmeksizin ve geleceği başkaca dalgaların kucağına bırakarak.

Dalgakıranlar ise güne karşı direnmelerine bedel, hayat denizinde seyr ü sefer halindekilere müstakbel dalgalar için de selametli bir gelecek inşa ediyorlar.

Sörfçü ve dalgakıran...

Sörfçüler ve dalgakıranlar...

Dalgalara binenler, dalgalara direnenler...

Günler döndürülüyor, imtihan sürüyor, hayat devam ediyor...

  29.11.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu