Cesur kime denir?

Metin Karabaşoğlu

AHİR ZAMANA DAİR BİR HADİSİNDE, “Deccal’ın yanında su ve ateş bulunur. Onun ateş dediği su, su dediği ateştir” diye haber verir kudsî nebi.

Bu hadis, ahir zamanda yaşanacak bir aklî ve ahlâkî altüst oluşun habercisidir esasında. Aydınlığa karanlık muamelesi yapılacak, karanlığın yolcuları aydınlık edebiyatı yapacaktır. Doğruya yanlış, yanlışa doğru denilecektir. Gözleri hakikati görebilenlere körlük izafe edilecek, gözleri hakikate körleşmiş olanlar yol göstericilik edası takınacaktır. Şuuru uyanık olanlara gafil denilecek, şuursuzlara uyanık tabir olunacaktır.

Bu altüst oluşun değişik tezahürlerini hepimiz görüyoruz. Dün ‘hay⒠gibi bir erdemle dolaşan nice insan, bugün ‘sosyofobi’ ile tavsif edilir oldu artık. Hayâsız niceleri ise, ‘kendisiyle barışık.’ ‘Çılgınlar gibi eğlenen’ler akıllılığı kimseye bırakmıyor, çılgınlığa ve eğlenmeye başvurmadan hayattan zevk ve huzur devşirenlere yabanî gözüyle bakılıyor. Ayaklar baş oldu, başlar ayaklar altına alınmak isteniyor.

Ve bir de, ‘cesur’luğu var bu altüst oluşun. Asıl pehlivanı, ‘nefsini yenebilen’ olarak tavsif etmişti kudsî nebi; şimdilerde aklını ve iradesini nefsin eline teslim edenlere ‘kahraman’ pâyesi veriliyor. “Kral çıplak” hikâyesini herkes biliyor da, bu hikâyedeki hınzır terziyi bugünün modacılarına, kralı da mankenlere veya sosyeteye uyarlayana rastlanmıyor. ‘Giyinmek’ derken, ‘soyunmayı’ kastediyor niceleri... Sonra da, bir ‘cesur’ edebiyatı almış başını gidiyor. Arsızlığa tavan yaptıranlara ‘cesur’ deniliyor artık. Birileri için ‘çok cesur’ deniliyorsa, çoğu zaman, “Açıkça ahlâksızlık yapmaktan çekinmiyor” anlamı kastediliyor.

Suya ateş, ateşe su denilir hale gelen şu zamanlarda, ‘cesur’ ünvanının ve ‘cesaret’ sıfatının kullanıldığı bir başka alan daha var. Deccal hadisinin verdiği habere denk düşen, başka bir alan...

Entellektüel alanda da, ‘cesur’ deniliyorsa biri için, biliyorsunuz ki, ‘Allah’ın dini hakkında ağzına geleni söyleyen’ birinden bahsediliyor. Ya da, sırtını küresel muktedirlere, küresel müstekbirlere yaslayıp içinde bulunduğu ülkenin, içinde doğup büyüdüğü toplumun dini, yaşayışı, kültürü hakkında her türlü yergiyi yapabilen birinden... Egemen güçler karşısında en ufak bir entellektüel direnç gösteremeyen, ama kendi yaşadığı ülkenin insanına, inancına, itiyadına demediğini bırakmayan birinden...

Bunun örneklerini dün gördük, bugün de görüyoruz. Bunun çoktan ölmüş gitmiş örnekleri de var, yakın zamanda ‘cesaret’ine dair baygınlık verici bir retorikle toprağa terkedilen örnekleri de, yaşayan örnekleri de...

Yakın zamanda bir taze ölüm vesilesiyle bir kez daha gördük ki, bu ülkede ‘entellektüel bir cesaret’le anılmak istiyorsanız, yapacağınız şey son derece basit... Modern Batının yerleşik değerlerini, bütün dünyanın ve bütün zamanların genelgeçer evrensel değeri olarak görecek; küresel egemen güçlerin alkışlarını baştan garanti bilerek, bütün semavî dinlerin tarif ettiği değerlere savaş ilan edeceksiniz. Zinayı özgürlük, eşine ve evine sadakati esaret diye tarif edeceksiniz. ‘Kadın hakları’ üzerine bıktırıcı bir söyleme sahip olacak, ama “Tesettürümle okumak istiyorum” diyen kızların uğradığı hak ihlaline ya seyirci yahut ihlalciler lehine müdahil olacaksınız. ‘Kariyer sahibi kadınlar’ dilinize pelesenk olacak, tesettürü yüzünden kariyeri mahvedilen kadınların karşısında duracaksınız.

Yazdıklarınız Allah’a karşı, dine karşı, dindara karşı ise, cesursunuz...

Yazdıklarınız Allah için, din adına, dindar lehine; egemen güçler, egemen ideolojiler, egemen yaşam tarzları aleyhine ise, size lâyık görülecek sıfat asla ‘cesaret’ olmayacak.

Cesur yazarlar gelip geçiyor bu ülkede tarih sahnesinden...

Cesur yazarlar yazıp çiziyor bu ülkede...

Ne de cesur yazarlar...

Salman Rüşdi’lerin, Teslime Nesrin’lerin, yalancılığı ayyuka çıkmış Ayan Hırsî’lerin hakaretnâmelerini ‘düşünce özgürlüğü’ adına savunurken pek cesur; ama başörtüsü mağdurları sözkonusu olunca ya sus-pus, yahut egemenlerin avukatı...

İslâm’a karşı lâf söylerken pek cesur, ama bir ay boyu attığı bombalarla 370’i çocuk olmak üzere 1000 Lübnanlı masumu öldüren İsrail karşısında sus-pus.

Güçlünün yanında, zayıfın karşısında...

Güçlünün yanında, haklının karşısında...

Bu oyuna gelmeyeceğiz.

Ateşe ateş, suya su, doğruya doğru, hakka hak, yalana yalan, zinaya haram diyeceğiz...

Ellerinden geleni ardlarına koymayıp, ağızlarına geleni söylemekle bizi korkutsalar da...

Ve’s-selâmu alâ meni’t-tebea’l-hüdâ!

Ve’l-melâmu alâ meni’t-tebea’l-heva!

  11.8.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu