Yuva

Metin Karabaşoğlu

RUHUNDA ‘HİTAP ÇİÇEĞİ’ AÇAN HERKESİN yaşadığı bir imtihandır. Anlatsa bir dert, anlatmasa bir derttir. Anlatmasa, ifade etmese, paylaşmasa, anlatıp paylaşmadığı için sorumlu olacak; anlatsa, sorumluluktan kurtulmayacaktır.

Bu kez, yeni sorumluluklar çıkacaktır çünkü karşısına.

Kanaatini ifade etmek, eğer ifade ettiği kanaat insanların dünyasında ma’kes buluyorsa, onu şu veya bu sayıda insan için ‘kanaat önderi’ yapar çünkü.

İnsanlar, bir mesele olduğunda, bir de onun ne dediğini öğrenmek ister, bir de onun gözüyle bakmayı denerler.

Hatta, o bu konuda birşey söylemiyor olsa dahi, o güne kadar söyleyip yazdıklarından, o vakte dek ifade ettiği kanaatlerden hareketle, söylese idi ne söylerdi, nasıl söylerdi diye düşünür, bir sonuca ulaşırlar.

Derken, ruhunda boy veren ‘hitap çiçeği’nin izini sürüp kanaatini ifade eden ve kanaati başka ruhlarda karşılık bulan herkes, her ‘kanaat önderi’ kendisini bir yol ayrımında bulur.

Serde ya yuva, ya kafes olmak vardır artık...

Ya uçmaya müstaid ruhların ve akılların istidadlarının inkişaf ettiği bir yuva, yahut uçmaya müstaid ruhları bir türlü serbest bırakmayan bir kafes olacaktır.

Bir ‘kanaat önderi’nde açan ‘hitap çiçeği’ne muhatap olan niceleri, onun bir yuva istidadındaki avuçlarında ilk uçma talimlerini yapar, kanatlarını kırpıştırır, sonra da artık uçuyor olmasında onun o büyük payını hiç unutmadan âlem sahrasında, hakikat ikliminde kanat çırpar durur.

Niceleri için ise, orası bir ‘yuva’ değil, ‘kafes’tir. Henüz uçamadığı kanatları ile orayı diyar edinmiş; sonrasında ise ya uçmayı unutmuş yahut uçmasına izin verilmemiştir.

Bakınca görürüz, aynı mürşidi, aynı kanaat önderini, aynı üstadı istidadının inkişafı, ruhunun maaliyata yolculuğu için ‘yuva’ edinenleri de, kafes edinenleri de...

Bakınca görürüz, maaliyata müştak ruhlara ve akıllara ‘yuva’ olup kanatlarını keşfetmelerine fırsat veren kanaat önderlerini de, ‘kafes’ olmayı tercih edenleri de...

Velhasıl, alanın da, verenin de imtihanı vardır ortada.

Verenin duruşunun sahih olması yetmez, alanın duruşunun da sahih olması gerekir bu yüzden.

Alanın duruşunun sahih olması da tek başına yeterli değildir, verenin de sahih bir duruşa sahip olması gerekir.

Nice kanaat önderi vardır, bir yuva olmak üzere vardır, nice istidadın kanatlanıp uçar hale gelmesi için çabalamışlardır; ama çaba gösterdiği niceleri ya kanatlarından habersizdir, yahut bu rahat yuva varken kanatlanıp uçmaya isteksizdir.

Nice kanaat önderi vardır, bir kafes olmak üzere vardır; kanatlarından haberdar nice istidadın kanadını kırar, nicesinin de kanatlanıp uçma isteğini söndürür.

Nice müstaid ruhlar, kalbler ve akıllar vardır, ‘yuva’ mesabesindeki bir mürşidi, o mürşidin arzusu hilafına, kendisi için bir ‘kafes’e dönüştürür, istidadını öldürür, inkişafını söndürür.

Nice müstaid ruhlar, kalbler ve akıllar vardır, ‘kafes’ olmaya yatkın bir kanaat önderini bir müddet ‘yuva’ edinir, bu ‘yuva’nın kanatlarının hareketini engellediğini anladığı anda kanatlanacağı daha geniş ve daha özgür bir diyar arar.

Sözün kısası, bir kanaat önderini değerlendirirken, onun müstaid ruhlara ‘yuva’ mı, ‘kafes’ mi olmayı tercih ettiğine bakar gözlerim.

Aynı kriter, onun etrafında hâlelenen müstaidler için de geçerlidir. O, bir yuva olarak mı, bir kafes olarak mı itibar görmektedir?

Peygamber aleyhissalâtu vesselamı o kadar çok seviyorsam, bir sebebi, ‘Fahr-ı Kâinat’ olmakla birlikte sahabilerini birebir kendisi gibi olmaya zorlamayışı; ona yapılan biatlarda bile, sahabileri ‘Allah’ın Resûlüne itaat edeceğine’ söz verirken, onun onlar namına ‘gücümün yettiği kadarıyla’ kaydını düşmesidir.

Sahabileri o kadar çok seviyorsam, bir sebebi, hepsi de Resûlullah aleyhissalâtu vesselamdan ders almakla birlikte, ‘birebir benzemek’ten öte, hepsinin kendi istidadına muvafık bir kemal bulmasıdır.

Bediüzzaman’ı çok seviyorsam, bir sebebi, mucizeler için bile “Akla kapı açar, iradeyi elinden almaz” izahını yapan o sevgili üstadımın asla irademi temellüke kalkışmadan kanatlarımızı keşfetmemizi sağlamasıdır.

Sevgilerimin bir sebebi buysa, çekincelerimin yahut kavgalarımın bir sebebini de bilebilmek zor değil...

Akla kapı açmaya evet, irademizi elimizden almaya hayır!

‘Yuva’lara evet, ‘kafesleme’ye ve ‘kafeslenme’ye hayır!

‘Yuva’lar bulup, ‘kafes’lerden uzak durmak istiyor ruhum.

Hem, yazdıklarının daha yükseklere kanat çırpabilmek için bir yuva, bir basamak işlevi görmesine razı, ama kafes olmayı hiç istemiyor...

  31.7.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu