Yargılamak, anlamak

Metin Karabaşoğlu

EN GÜÇLÜ ZAMANINDA BATININ ÇÖKܪܒNÜ yazmış bulunan Alman düşünür Oswald Spengler, bu tezini ‘kültür’ ile ‘medeniyet’ arasında yaptığı dikkate değer ayrıma dayandırır. Katılalım veya katılmayalım, Spengler’ın ayrımı, dikkat çekici olmanın ötesinde, öğretici ve düşündürücüdür. Ona göre, ‘kültür’ henüz bir kalıba hapsolmamış, hayatın devingenliğine açık, sabit bir öze dayanarak sürekli değişen ve kendini yenileyen bir mahiyeti haiz iken, ‘medeniyet’ o kültürün bir kalıba hapsolmuş, dolayısıyla kendini yenileme yeteneğini yitirmiş, çökmeye yüz tutmuş biçimini ifade eder. Bu çerçevede, mü’minleri ‘köylülük’le itham etmeyi alışkanlık haline getirmiş ‘kentli’lere inat, Spengler’ın ‘kent’e bakışı da olumsuzdur. ‘Kent’ de bir durağanlığın ifadesidir; bir bakıma, ‘kültür’ün ‘medeniyet’e dönüştüğü hapishanedir.

Katılalım veya katılmayalım, bu aykırı düşünce, sadece teknoloji ve gündelik yaşayış planında ‘makine’yi öne çıkarmakla kalmayıp, ‘mekanize düşünce’yi de yücelten hâzır medeniyetin düşünce kalıplarının zihinlerimizdeki zincirini kırma noktasında bize bir cesaret verir.

En başta da, ‘kalıp’layarak düşünme ve beraberinde ‘kalıp’layarak anlama çabasına karşı...

‘Kategorize etmek,’ mahkum etmenin ve hapsetmenin bir diğer biçimidir gerçekte. Eğer iş ‘kategorize etme’ye gelip dayanıyorsa, yapılan muhakeme ‘akıl yürütme’ anlamında bir muhakeme değildir artık; yargılama anlamında bir muhakemedir.

Başka hiçbir şarkısını ve şarkı sözünü bilmesem de, bildiğim o iki dizesiyle Bülent Ortaçgil’e “Beni kategorize etme / Benimle oynama” dedirten sır da, herhalde budur.

Kategorize etmek, taliplisine, müthiş bir rahatlık sağlar. O öyledir, bu böyledir, şu filandır, öbürü falandır, diğeri şunu şu sebepten söylüyordur. Dolayısıyla, söyledikleri her söz, işledikleri her fiil bir ‘kategori’ye oturuyordur. Daha doğrusu, her söz ve fiillerinin bizim zihnimizde serbest dolaşmalarına müsaade edilmeyecek bir kafesi, bir hücresi, bir hapishanesi vardır. A şahsın dediğini ‘muhakeme’ edip şu kategoriye koyar, o kategori içinde hapsedersiniz. B şahsın yaptığını ‘muhakeme’ edip öbür kategoriye koyar, yine hapsedersiniz. İkisi de hapse düşer; sadece düştükleri hapishane yahut koğuştur farklı olan.

Ama neticede, böylesi bir ‘muhakeme’ sürecinden ne anlayış çıkar, ne de düşünce. Yalnızca, ‘yargılama’ çıkar ve ulaşılan bu yargılar genelde ‘yanlış anlama’larla maluldür, dolayısıyla ya ‘bir büyük müfessir’ olan zamanın temyizine takılır yahut temyizi Hesap Günü kurulacak ‘büyük mahkeme’ye kalır.

Her hâlükârda, hayatın gözüme soktuğu bir gerçek odur ki, kalıplayarak düşünmek bizi sahih bir tefekkürden mahrum ettiği gibi, yargılamak bizi ‘anlama’nın ötesine, ‘yanlış anlama’ ülkesine düşürür.

Dikkat edelim, en ziyade çuvalladığımız durumlarda, ‘yargılayıcı’ bir duruşun etkisi vardır.

Yargılayan, anlayamaz.

Yargı, anlamı öldürür.

Hele bir de önyargılıysanız, gerçekleşen, anlamın ‘taammüden’ katlidir.

  4.5.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu