Karadelik

Metin Karabaşoğlu

ZAMAN OLUR, İÇİMİZ İÇİMİZE SIĞMAZ; bir öfke, bir hınç sağanağı sel olup dışımıza taşmak ister.

Zaman olur, içimizde kura kura biriktirdiğimiz nice hayıflanma bizi patlayıp dışa akmak ister.

Zaman olur, dışa dökemediğimiz nice duygu, nice hüzün, nice elem içimizde bir girdaba dönüşür, ne varımız varsa kendi içine alır, bize içinden çıkılmaz bir hal yaşatır.

Hepimizin başına bir şekilde ârız olan bu hal, bazılarımız için bir ‘karadelik’ mesabesine gelmiş haldedir.

Yaşadığımız bir ihanet, görmememiz gereken bir karşılık, görmemiz gereken bir karşılığı görememe, uğradığımız bir haksızlık, ifşa edilen bir sır, duymayı haketmediğimiz bir söz, ardımız sıra yayılan bir iftira.. derken, hayatımızın o ince uzun çizgisindeki tek bir kör nokta bir girdaba dönüşüp öyle bir çekim gücü kazanır ki, bütün hayat çizgimizi kendine çekmeye, kendi etrafında döndürmeye, kendi içine almaya çalışır.

Uzaydaki, müthiş çekim gücüne sahip, önüne gelen herşeyi içine alan karadelikler gibi...

Etrafımıza baksak, karadelik haline gelmiş bir kör nokta yüzünden mihveri kaymış, şirazesi kopmuş, dengesi bozulmuş kaç hayat vardır?

Kaç hayat böylesi bir kör nokta yüzünden dağılmış da bir daha biraraya toplanamamıştır?

Kaç anne, evladının ihanetine kilitlenerek yaşamaktadır artık hayatını?

Kaç baba nice zamandır kızının veya oğlunun söylediği o ağır sözü her akşam yatarken ve her sabah kalkarken hatırlayıp yaşamaktadır günlerini?

Kaç hakikat eri sinesinde giderek büyüyen bir ur olarak dava arkadaşının ihaneti yumrusunu taşımaktadır?

Kaç insan sırrını bilen dostunun ifşaatıyla mahzun, kaç insan ettiği emanete hıyanet eden hain yüzünden zarardide, kaç insan zor zamanında yardımına koştuğu kimilerinin ardından ürettiği iftiradan dolayı öfkelidir?

Kaç kadın kocasını affedememekte, kaç koca “Bana bu nasıl yapılır?” diye diye günlerini geçirmektedir?

Kaç kişi çocukluğunun hatıralarına takılıp “Nasıl yaptılar bunu, bana nasıl kıydılar?” diye diye geleceğini şekillendirmektedir?

Baksak, kör noktayı karadeliğe dönüştürmüş o kadar çok hayat çıkar ki karşımıza...

Baksak, hepimizin içinde, bu kör noktalar yüzünden birikmiş o kadar hınç, o kadar öfke, o kadar keder vardır ki...

Çoğumuz, bir yerden değil, birkaç yerden birden darbe yemişizdir üstelik.

Hayatınızı vakfettiğiniz bir yolda nicelerinin ‘menfaat avcısı’na dönüşmesini izlemiş, onlara benzemediğiniz, parsadan bir pay derdine düşmediğiniz, ‘üç maymunlar’ı da oynamadığınız için sille yemiş, tekme tokat kapı dışarı edilmişsinizdir.

Yüreğine güvendiğiniz insanların sergilediği yüreksizlik, samimiyetine inandığınız insanların sergilediği samimiyetsizlik, fedakârlığına kanaat getirdiğiniz insanların sergilediği bencillik, hakperestlik umduğunuz insanların gösterdiği güç karşısında yalakalık ve menfaat karşısında yavşama hali bir ur gibi yerleşmiştir içinize.

Sözüne itimad ettiğiniz kişinin yalancılığını, işinizi emanet ettiğiniz kişinin hainliğini, malınızı emanet ettiğiniz kişinin hırsızlığını tesbit etmişsinizdir.

Birilerinin gıybeti, başka birilerinin iftirası sözkonusudur sizin için; ve sizin yapacak birşeyiniz yoktur. Zira Allah’tan başka şahidiniz yoktur.

Böylesi bir, iki, üç, dört acı derken, duygular bagajına aldığı bunca yük insanın manevî yolculuğunda hızını keser önce; sonra akla da sirayet edip düşüncelerin dengesini bozar ve istikamet kaybını getirir.

Öyle ki, yoldan kayar, başka yollara sapar yahut şarampole yuvarlanır niceleri...

Bütün bu hallerden kurtulmanın, mü’min için, çok da zor olmadığını düşünüyorum.

Acı olsa da, zor olmadığını...

Birkaç şey söylememiz gerekiyor kendimize, hepsi bu:

  • Bu dünya cennet değildir, insanlar da melek değildir, bu bir.

  • Geçen günleri geri getirmek mümkün değildir, bu iki.

  • Geri getirilemeyecek günlerde kalıp bugünü heba etmek ve yarını tehlikeye atmak akılsızlıktır, bu üç.

  • Dünya bizim elimizde, bizim denetimimizde değildir, bu dört.

  • Dünya meydan-ı imtihandır, bu beş.

  • Hakikat elbet bir gün tecelli edecektir; ama bu gün, bu dünya içindeki bir gün değil, Hesap Günü de olabilir. Yani, bu dünyada yapılan bütün zulümlerin, uğranılan bütün haksızlıkların hesabı bu dünyada görülecek değildir; bilakis hesapların büyük kısmı Hesap Gününe devredilecektir, bu altı.

Bunu böyle bildiğimiz gibi, duygu dünyamıza da böyle sindirebilsek, kör noktaların, kara deliklerin ve duygusal girdapların uzağında bir hayat sürebileceğimize inanıyorum.

  24.1.2006

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu