Bir gazeteci olsam...

Metin Karabaşoğlu

BİR GAZETECİ OLSAM, PİYANGO GİBİ, loto gibi, toto gibi haram yollarla, başkalarının emekleri üzerinden ve bir anda zengin olanların sonraki hayatlarını ve ölümlerini araştırırdım. Her yılbaşı büyük ikramiyeyi kazananlar kim ise, otuz-kırk senelik bir liste yapar, bu isimlerin peşine düşer, bu isimleri yaşadığı yerde veya mezarında bulur; evliliklerinin, çocuklarının, işlerinin, çevreleriyle ilişkilerinin ve iç dünyalarının resmini çekmeye çalışır; haram paranın onlara ne getirdiğini, çevrelerine ne getirdiğini irdeleyen bir yazı dizisi hazırlardım.

Bir gazeteci olsam, üniversite sınavı birincisi, kolej sınavı birincisi çocukların ve gençlerin hayatlarının peşine düşer; yine otuz-kırk yıllık bir liste yaparak, bu birinciliğin hayatlarının sonraki döneminde gerçekten büyük bir fark getirip getirmediğini; getirdiklerinin ne kadarının artı ve ne kadarının eksi olduğunu onların ve çevrelerinin diliyle ortaya koymaya çalışır; bu birinciliğin hayatlarının her diliminde ve her alanda birinciliği garanti edip etmediğini, meselâ iş hayatında, evliliklerinde, dostluklarında, özellikle de ‘iç hayatları’nda bir büyük tesir yapıp yapmadığını irdelemeye çalışırdım.

Bir gazeteci olsam, ‘mükemmel’ anne ve ‘mükemmel’ babalar tesbit eder; yaşları her ne olursa olsun, böyle anne-babalarının çocuklarıyla söyleşirdim. Babasının istediği doğrultuda şuna, annesinin istediği doğrultuda buna yöneltilmiş çocukların, kendilerine bırakılsa ne olmak, nasıl olmak istediklerini öğrenmeye çalışırdım.

Bir gazeteci olsam, binlerce anne-babayı kapsayan bir anket yapar, onlara çocuklarının ne olmasını istediklerini sorar; bu soruya “Ne olurlarsa olsun, yeter ki mutlu olsunlar” cevabını verenlerin, “Yeter ki huzurlu bir hayat yaşasınlar” cevabını verenlerin, “Yeter ki Rablerinin hoşnutluğunu kazansınlar” cevabı verenlerin yüzdesini, değilse bindesini bulmaya çalışırdım.

Bir gazeteci olsam, reklamlarda oynatılan çocukların, dizilerin ve filmlerin kahramanı haline getirilmiş çocukların sonraki hayatlarını araştırır; ‘görünme’ye dayanmayan bir iş, bir eser ortaya koyup koyamadıklarını bulmaya çalışırdım.

Bir gazeteci olsam, daha yetenekli, daha zeki, hafızası daha güçlü çocuklara rağmen, okul müdürünün, filan öğretmenin, okul-aile birliğindeki filan velinin veya okula çok yüklü bağışta bulunan filan velinin çocuğu yahut yakını olduğu için şiir okuma seçmelerinde, sınıf ve okul başkanlıklarında, kompozisyon yarışmalarında ‘idare marifetiyle’ birinci seçilen çocukların peşine düşer; hayatlarının sonraki diliminde ‘torpilsiz’ bir iş becerip beceremediklerini; milletin yükünü mü taşıdıklarını, millete yük mü olduklarını ortaya çıkarırdım.

Bir gazeteci olsam, askerde iken terör örgütüyle sıcak çatışma sonucu ölen gencecik fidanların evlerinin, anne-babalarının çetelesini çıkarır; bunun sosyal statü, meslek, makam, gelir durumu, oturdukları şehir ve semt bakımından analizini yapar; çıkan sonucu, bir yazı dizisi suretinde yayınlardım.

Bir gazeteci olsam, anne-babaların sosyal statü, meslek, makam, oturdukları semt vs. ile çocuklarının askerliğini emir eri olarak, yazıcı olarak, orduevinde, sıcak çatışmaya açık bir konumda yapmaları arasında bir ilişki olup olmadığını da araştırırdım.

Bir gazeteci olsam, ‘ölümler’ üzerine, özellikle asker ölümleri üzerine çok hamasî yazılar yazan, özellikle de “Bir gencimiz gitse, bini gelir” türünden sözler sarfeden yazarların listesini çıkarır; onlarla, kendi hayatları, hayatlarının acıları, evlat acıları, evlatlarının bırakın ölümlerini ciddi ve hatta hafif bir hastalıkları dolayısıyla yaşadıkları duyguları öğrenmeye çalışır; sonra, hamasî yazıları bir tarafta, bu söyleşide söyledikleri öbür tarafta sıralanan bir yazı dizisi hazırlardım.

Bir gazeteci olsam, sabah, öğle ve akşam vakti insanların arasına dalar, bir hafta boyu, binlerce insanla görüşür; onlara “Güneşin doğuşunu en son ne zaman seyrettiniz?” sorusunu sorar; son bir ayda, son altı ayda, son bir yılda ve de bir ömür boyu böyle bir mucizeden mahrum kalanların yüzdesini çıkarır ve bunu haber yapardım.

Bir gazeteci mi olsam?

  27.10.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu