Kaç âyet nazil oldu?

Metin Karabaşoğlu

GEÇEN GECE, ÜŞENMEDİM, AKLIMA DÜŞEN bir merakımı gidermek için, Kur’ân âyetlerini sûre sûre sayıp hesapladım. Çıkan rakam, dört 6’yı yanyana getiriyor olmasından dolayı sahihliğinden şüphe ettiğim 6666 rakamı değildi. Sayımda bir yanlış yapmadıysam, her bir besmeleyi de saymazsak 6233 âyet; sadece Fâtiha’nın başındaki besmeleyi değil, her sûrenin başındaki besmeleyi de saymamız gerektiğini düşünüyorsak—ki ben öyle düşünüyorum—6345 âyet vardı Kur’ân’da.

114 sûrenin âyet sayılarını toplamak suretiyle gerçekleşen bu basit aritmetik işlem, bana basit ama önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattı: Her söylenene, özellikle de ‘yuvarlama’ sözlere, ‘genel’ ifadelere mutlak sûrette itaat etme ve tahkiki elden bırakma!

Bu gerçeği bir kez daha hatırlatsa bile, ilgili sayım işlemine başlarken, asıl niyetim bu gerçeği bir kez daha keşif filan değildi.

Bakara sûresinde bildirildiği üzere, şerefini “insanlar için hidayet rehberi, hak ile bâtılı ayıran beyyineler yüklü Kur’ân’ın inzal buyurulduğu ay’ olmasından alan Ramazan’ın yaklaşıyor olmasından olsa gerek, iç dünyamı Kur’ân’la muhabatiyetimize ilgili sorgulamalar doldurmaya başlamıştı.

Ve esasında, alttan alta, yaz mevsiminde İmam Kuşeyrî’nin Risale’sini okurken beni sarsan bir anekdotla karşılaşmamdan beri, içten içe yanıp duran bir sorgulamaydı bu.

Risale-i Kuşeyrî’nin bir yerinde, İslâm tarihinin en büyük zahidlerinden Fudayl b. İyaz’ın ‘yola gelme’ öyküsü anlatılıyordu. Eşkiya biriymiş Fudayl. Haram kural, hak hukuk tanımadan yaşıyormuş. Derken, bir gece, âşığı olduğu cariyeyle buluşmak üzere bir evin duvarına tırmanırken, o gece vakti komşu evlerden birinden bir hâfızın okuduğu Kur’ân âyetleri kulağına gelmiş. Hadîd sûresini okuyormuş hâfız. Ve 16. âyeti de dinlediğinde, Fudayl’ın hali, fikri ve dünyası müthiş bir değişim içine girivermiş.

Bu hadiseyi okuyunca, hemen Hadîd sûresini açıp, 16. âyeti okudum. Bu sûreye, şükür ki, başkaca âyetleri, özellikle de 20. âyeti ile dikkat edebilmiş durumdayım; öyle ki, sûrenin bana düşündürüp hissettirdiklerinden hareketle, sûreye ismini veren ‘hadîd,’ yani ‘demir’e atıfla “Demir kalpler için Hadîd” diye bir yazıya da kaç yıldır ahdettiğim halde henüz yazabilmiş değildim. Hz. Davud’un demiri hamur gibi eritip işleme mucizesini de zikreden bu sûre, kabımın alabildiği kadarıyla, hep ‘demir kalpleri yumuşatıp işleyen’ bir kıvamda gözükmüştü bana.

Ancak, gelin görün ki, sûreyle bunca yıllık tanışıklığıma rağmen, 16. âyetini bir iz, bir işaret edinmeden atlayıp geçtiğimi, bu âyet vesilesiyle hidayet bulan Fudayl b. İyaz vesilesiyle öğrenmiş oldum.

Bu âyette, mealen şöyle buyuruyor Rabbimiz bize:

“İman edenler için öyle bir zaman gelmedi mi ki, Allah’ın zikrine ve hak olarak indirilen Kur’ân’a karşı kalbleri yumuşasın da, onlar daha önce kendilerine Kitab verilen ve zaman geçtikçe kalbleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar?”

Denilir ki, Fudayl o gece o duvardan tırmanırken işte bu âyeti duyduğunda o kaskatı kalbi de yumuşamış, o güçlü kasları da... “Geldi yâ Rabbi! Geldi yâ Rabbi! O zaman geldi yâ Rabbi!” diye diye tevbekâr olmuş. Ve bu âyetin kalbinin tam ortasına yerleştiği o geceden sonra, insanlar bambaşka bir Fudayl görmüşler. Takva ve zühd timsali bir Fudayl.

İşte, bu âyeti, bu âyetin Fudayl b. İyaz’ın iç dünyasında yol açtığı dönüşümü ve benim Kur’ân’ı defalarca hatmetmişliğime, üstelik Hadîd sûresinin özellikle ve tekrar tekrar okuyup üzerinde düşünmeye çalıştığım bir sûre olmasına karşılık bu âyetin nazarımdan uzak kalışını göreli beri, alttan alta bir sorgulama yakamı bırakmıyor. Ramazan yaklaştıkça, yakama iyice yapışan bir sorgulama bu. Kendime soruyorum: 6345 Kur’ân âyetinden kaç tanesi gerçekten kalbine indi Metin? Kaç âyet senin yüreğini Fudayl’ın yüreği gibi titretiyor? Kaç âyet gözünden yaş akıtır derecede işliyor yüreğine?

Görülen o ki, Kur’ân’ın 6345 âyetiyle mushafların iki kapağı arasında erişilebilir olması, bu âyetlerin tamamının bir okuyuşta kalbimize inip kökleşmesi anlamına gelmiyor.

Görülen o ki, Kur’ân âyetlerinin giderek daha fazlasının kalblerimize inip kökleşmesi için, hayatın içinde Kur’ân’la bir hemhal oluş yaşamamız gerekiyor.

Vâkıayı böyle teslim edip, her birimiz soralım kendimize: Şimdiye kadar kaç âyet gerçekten nazil oldu kalbimize?

Hepimiz için, Kur’ân’la şereflenen bir Ramazan duasıyla...

  4.10.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu