Uğursuz bir düşünce: uğursuzluk!

Metin Karabaşoğlu

DUYGU VE RUH İKLİMİNDE GÜN boyu yaşadığı değişim ve dönüşümlere baksa, günde belki yüz bin sûret değiştirdiğini, anının anını tutmadığını, hüzünlü bir halde iken hoş bir hatıranın sevkiyle sevince, sevinçli bir halde iken tek bir kelime veya bakış yüzünden karamsar bir iklime doğru kolayca yol alabildiğini görür insan.

Binlerce duyguyla donanmış, ince, narin ve nazik bir mahlûk olarak insan, bu inceliğinin kaçınılmaz sonucu olarak bir o kadar kırılgan, hassas ve incinebilir durumdadır. Tek bir kelime, tek bir bakış, bir hatıra, bir görüntü, bir olay onu o an içinde olduğundan tamamen farklı, hatta zıt bir iklime sürükler ve insan gün boyu bu salınımlar içerisinde yaşar durur.

Genel halimiz bu olmakla birlikte, bazan kalıcı bir huzursuzluğun, bir iç sıkıntısının içimizi kapladığı da olur. Zaman olur, ‘kötü şeyler olacağı’ yönünde bir beklenti, saatler, hatta günler boyu yakamızı bırakmaz. Bu, özellikle de, yeni bir işe girişeceğimiz, yeni bir yola koyulacağımız, yahut bir yolculuğa çıkacağımız zamanlarda böyle olur.

Hele bir de o sıralar görülmüş bir rüya da içimizi kemiren bu ‘kötü şeyler olacak’ duygusunu besliyorsa, yahut içimizdeki sıkıntıya paralel olarak kulağımıza gelmiş bir söz varsa, yaşadığımız o hale veya koyulacağımız o yola dair evvelce varid olmuş huzursuzluk verici söylentiler sözkonusuysa, içimizdeki ‘kötü şeyler olacak’ duygusu, bizi yolumuzdan, işimizden, teşebbüsümüzden vazgeçmeye bile zorlar.

Uğursuzluk düşüncesidir bu... Girişilecek işte, gidilecek yolda bir belânın var olduğu, pusuya yattığı ve bizi beklediği düşüncesidir.

İleride hangi belânın bizi nasıl beklediği sorulsa, cevap veremeyiz gerçi. Çünkü buna makul bir açıklama getirme imkânımız yoktur. Ama bu işte aklın boyun eğdiği bir nokta gene de vardır: Bu dünya ‘indetermine’ bir dünyadır, hiçbir şey kararında değildir, hiçbir şeyin garantisi yoktur, her an herşey olabilir, olmaz olmaz denilemez, olmazlar olabilir. Dolayısıyla, herşey için “Ya olursa? Ya gerçekten öyleyse?” sorusu eşliğinde, bir uğursuzluk düşüncesi kolayca gelip akla ve kalbe yerleşebilir.

Bu düşüncenin gelip akla ve kalbe tavattun etmesi ise, gerçekte, Allah’ın kudret, ilim ve rahmetinin herşeyi kuşattığı gerçeğinin—aklen ve kalben kabul edilmiş olsa bile—özümsenmemiş ve sindirilmemiş olmasından dolayıdır. Her ânın ve her şeyin O’nun taht-ı tasarrufunda olduğunun ve O’ndan gelen her şeyde, o şey zahiren şer gözükse bile bir hayır, bir hikmet ve bir güzellik olduğu anlaşıldığı ölçüde, bu düşünce akla gelse bile geldiğiyle kalacak, girip akla ve kalbe yerleşmeyecektir.

Hayatının her anını kendini Rabbine teslim ederek yaşayan, “Muhammed’in nefsi elinde Olana yemin ederim ki...” yeminiyle meşhur, bir musibet anında “Elhamdülillahi alâ külli hal’ diyebilmesiyle mâruf Muhammed-i Arabî aleyhissalâtu vesselâm da insana ârız olan bu durumu çevresinde gözlemlemiş olmalı ki, “Uğursuzluk düşüncesi bir Müslümanı yolundan alıkoymasın”1 buyurmuştur sahabilerine.

Abdullah b. Mes’ud’un bildirdiğine göre, o kudsî nebî, herhangi bir olaydan, yerden, kişiden veya eşyadan uğursuzluk çıkarmak konusunda, üstüne basa basa, “Uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir, uğursuzluk çıkarmak şirktir”2 demiştir bir keresinde...

Kudsî nebî, bir rahmet peygamberi olarak, şu istisnaî kaydı da düşer: Kişinin iradesi haricinde gelen ve akıl ve kalbinin itiraz ettiği uğursuzluk tevehhümü hariç! Hadisin devamından anlaşıldığı üzere, mü’minin kalbine ‘uğursuzluk’ vehmi gelir, ama bu asla bir ‘düşünce’ye, kalbde yer etmiş sabit bir karara dönüşmez. “Bizden kimsede bu yoktur. Allah onu tevekkülle giderir.”

Yanında uğursuzluktan bahsedilirken, “[Uğursuzluk düşüncesi] bir Müslümanı yolundan alıkoymasın” buyuran Efendimizin, bu halin panzehiri olarak tavsiye ettiği dua da, bu bakımdan hayli manidardır:

“Allâhümme lâ ye’ti bi’l-hasenâti illâ ente ve lâ yedfe’u’s-seyyiâti illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike.” (Allahım! Hayrı ancak Sen verebilirsin, kötülüğü de ancak Sen defedebilirsin. [Muhtaç olduğumuz] havl ve kuvvet de ancak Sendendir.)3

Onun, ümmetinden sorgusuz cennete girecekleri haber verdiği bir hadisinde bu insanların özellikleri arasında ‘uğursuzluğa inanmama’ ve ‘Rablerine tevekkül’ü zikretmesi4 de manidardır.

Açıkçası, uğursuzluk düşüncesinin bir kuruntu, bir zan olarak içimize gelmesi, ancak geçmeyip yerleşmesi, eşyaya ve olaylara bakışımızda imanî bir temeli tesis edip edemeyişimizle ilgilidir. İnsan, eşyayı ve olayları O’ndan bilemediği oranda uğursuzluğa düşer; O’ndan bilip O’nun her işinde hayır ve hikmet görebildiği oranda da bu tevehhümü başından savar.

Diğer taraftan, uğursuzluk düşüncesinin insanı insan olarak âtıl bırakan, vehim ve vesveselerin esiri yapan bir boyutu da vardır. Uğursuzluk düşüncesi, bizi bir işi yapmaktan alıkoyar, yola koyulmaktan vazgeçirtir. Ki, o işe girişsek veya o yola çıksak, belki gerçekten başımıza birşey gelecektir. Ama, o yolda bir uğursuzluk olmadığı halde gelecektir. Nitekim Hz. Peygamber’in herhangi bir yolculuğa çıkarken o yolculuğun hayrını, gideceği yerin ve döneceği yerin hayrını Allah’tan dileyip yolculuğun şerrinden O’na sığınması bu hikmete binaendir. Fakat, bir işte veya bir yolda uğursuzluk vehmedip yola koyulmayan insan, hayatı boyunca düşebileceği en tehlikeli yola sürüklenmiş demektir—vehimlerin onu yönettiği, şeytanın kulağına üflediği vesveselerin ufkunu kararttığı bir yola...

Ki, böylesi bir yola düşüp mâkul düşünemez yahut düşündüğü şeyi yapamaz hale gelen; daima evhamlı ve daima huzursuz çok sayıda insan bulunmaktadır.

Vehimlerin yönettiği bir hayatın uzağında olabilmek için, uğursuzluk düşüncesini başımızdan savmak şarttır. Bu düşünceyi başımızdan savabilmek ise, kökü sapasağlam bir imana dayanan bu nebevî hadisi hatırda tutmayı ve bu sözün sahibi kudsî nebînin yolunda sapasağlam bir imanla kuşanmayı gerekmektedir.

O halde ne duruyoruz? Düşelim yola...




Dipnotlar:

1- Ebu Dâvûd, Tıbb 24. Ayrıca bkz. Müslim, Mesâcid 33; Ebu Dâvûd, Salât 171; Nesâî, Sehv 20.

2- Ebu Dâvûd, Tıbb 24; Tirmizî, Siyer 47.

3- Ebu Dâvûd, Tıbb 24.

4- Müslim, İman 371.

  17.7.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu