İmtisal

Metin Karabaşoğlu

ÇOCUKLUKTAN BERİ, ZİHNİMİZE, ULUS-DEVLET MANTIĞI aşılanıyor. Buna göre, dünyada bir biz varız ve de dostlarımız var; bir de bize düşman olanlar.

Milyonlarca insan dünyayı böyle görmeye devam ederken, gerçekte iman-küfür, hayır-şer, hidayet-dalâlet mücadelesi bütün hızıyla sürüyor.

Ulus-devlet sınırlarını anlamsız kılan bir mücadele bu.

Çünkü, yeri geldiğinde sizi ‘aynı vatanın evlâdıyız’ diye susturan ve etkisiz kılan birileri, yine yeri geldiğinde, ait oldukları şer cephesinin dünyanın en ücra köşesindeki ifsadını dahi iç dünyamıza boca etmekten geri durmuyorlar.

Açıkçası, devletler-milletler muharebesi işin zahirî kısmı. Hikâyesi.

Esasen, ülke, ırk ve coğrafya farkı gözetmeksizin, tüm dünyayı kuşatan bir iman-küfür savaşı yaşanıyor.

Ve bizim, sınıflandırmalarımızı buna göre yaparak, geçersiz ve anlamsız tasniflerin oyuncağı olmaktan kurtulmamız gerekiyor.

Zaten, ‘ülke menfaatleri,’ ‘aynı vatanın evlâtlığı,’ ‘Türkiyeli olma’ gibi tasniflerle bizi asıl yolumuzda çelmeleyen pek çok şer cephesi mensubu, gerçekte kendi çizgisini hidayet-dalâlet, iman-küfür, tevhid-şirk denkleminin ikinci kısmına oturtmuş bulunuyor. Bu denkleme göre bir tercihle yüzyüze geldiğinde, bize tekrarladığı ‘ülke çıkarları’nı veya ‘aynı vatan’ edebiyatını kolayca unutuveriyor.

Bunun net bir örneğini, kendisine karşı hassas olunması ve kumanda cihazının kesinlikle nefsin eline bırakılmaması gerektiğine inandığım televizyonu epey bir süre önce, bir vesileyle izlerken görmüştüm. Bulunduğum mekânda sözümona ‘masum’ bir iş yapılıyor, ‘haberler’ seyrediliyordu—herşeyi hercümerc içinde göstererek insanın İlâhî rahmetten ümidini kesen ve dünyaya yönelik duygularını alarma geçiren ‘haberler.’ İki ayrı kanalda, birbirinden az zaman sonra, aslında hiçbir haber değeri olmayan iki ‘haber’ de geçecekti: Dünyanın bize göre çok uzak bir köşesinde bulunan, hayatlarını o hayatı veren Zâtın adına yaşamayan birileri, olimpiyatlara katılacaklarmış. Bugünlere kadar gelen küfrî fikirlerin doğum yeri olan Eski Yunan’dan miras kalan olimpiyatlar öncesinde, bu uzak ülke sporcuları, Rablerinin emaneti değil kendi malları bildikleri için, bedenlerini bir dergiye teşhir etmişler.

Sözde ‘haber’ diye sunulan; Kur’ân’ın ‘gözünü haramdan sakınma’ emrini ihlâl ettiğimizde kalb ve aklımızı yaralayıp nefsimizi azdıran şer bir fiil idi bu...

Bu sözde ‘haber,’ sanmam ki, yalnız iki kanalda verilmiş olsun. Hayır-şer denkleminin şer kısmında yer alan; iman-küfür savaşında kesinlikle imanın yanında olmayan diğer kanallar da muhakkak aynı haberi ballandıra ballandıra aktarmışlardır.

Üstelik yalnız şu ülkede değil, Şili’den Japonya’ya uzanan tüm dünya coğrafyasında, aynı şer çizgisinde yürüyen tüm kanallar aynı görüntüleri izleyicilerine aktarmışlardır.

Açıkçası, iman-küfür savaşı devam ediyor ve şer cephesi müthiş bir dayanışma sergiliyor. Dünyanın her neresinde insanları Allah’a kul olmaktan uzaklaştırıp şeytana köle edecek bir adilik varsa; her nerede kalbi sultanlıktan indirip nefsi hâkim kılacak bir iş oluyorsa, her biri onu imtisal ediyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, tek bir kişi dahi bu zehirli oktan kurtulmasın dercesine, tam bir gayret ve dayanışma halinde çalışıyorlar.

Bu uğurda, her usûl denenip her yol kullanılıyor. Kimi insan o, kimi insan bu kanalla manen yaralanıyor. Kimi o, kimi bu gazete-dergi-sergi vs. ile manen zehirleniyor.

Şer cephesinin ticarî menfaatte rakip iki kanalının şerde gösterdiği müthiş dayanışmayı gördüğüm o akşam, kendime döndüğümde, kendi halime hem kızdım, hem utandım: Ehl-i imanın bir ferdi olarak, ben aynı dayanışmayı gösteriyor muyum? Ehl-i iman olarak bizler aynı imtisal sırrını uyguluyor muyuz? Birileri bir yerdeki şerri her yere yaymaya çabalarken, biz hayrı yayma konusunda ne kadar gayretliyiz?

Maalesef, çoğu kez aramıza kıskançlıklar, hasetler, rekabetler, küçük hesaplar giriyor. Şer cephesi dünyanın en ucundaki üyesiyle ortaklaşa iş görürken, bizler çoğu zaman yanıbaşımızdaki kardeşimizin hayra ve hakikata hizmet eden söz veya fiilini bile görmezden geliyoruz. Kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygularla o güzelliği ya küçümsüyor, ya gözlerden kaçırıyor, ya beğenmiyor; ama kesinlikle imtisal etmiyoruz.

Ehl-i dinin küfür ehline mağlup halde kalması için, galiba bu tavır yeter.

Ders alamazsak, yazıklar olsun bize...

  7.8.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu