Kayıpları kazanca çevirmek

Metin Karabaşoğlu

GÜNDELİK HAYATIMIZDA, BELLİ BİR PROBLEM veya belli bir olumsuzluk karşısında, zıt yönlü iki yanlışa düşeriz.

İlki, ölçüsüz bir iyimserlikle, aslında ortada bir mesele olmadığının iddia edilmesidir. Ya bir ‘pembe gözlük’ veya bir ‘at gözlüğü’ takar; olanı biteni görmezden geliriz. Görsek bile, çeşitli tevillerle, ‘endişeye mahal olmadığı’na hükmederiz.

Böylesi bir hal bizi daha yolun başındayken yahut daha herşey bitmemişken yapılabilecek şeylerden alıkoyar. Sonuç, ‘herşeyin bittiği’ni bildiren bir son darbeyle uyanmaktır. Ne ki, iş işten geçmiştir artık.

Öte yanda, bu hatayı sergilemiyor olmak da bizi yanıltmasın. Bu kez, yalnızca olumsuzluğu ve problemi görmekle yetinmek gibi bir yanılgı devreye girer. Böylesi kişiler durumu isabetle tesbit ederler. Olanı biteni görmezden gelme, örtbas etme, yahut tevile girişme gibi bir tavırları da olmaz. Bilâkis, doğru bir ‘durum tesbiti’ yaparlar. Ama yalnızca ‘durum tesbiti’ yaparlar. Bu tesbitten hareketle ortadaki olumsuzluğun kalkması yönünde bir yaklaşım ve de gayret göstermede ağır davranırlar. Hatta, hiç davranmazlar.

Dolayısıyla, yalnızca ‘durum tesbiti’ yapmak; insanı iki marazî noktaya sürükler: (1) olumsuzluğu görmekten gelen bir tenkitçilik hali, (2) olumsuzluğun öylece ortada durmasının getirdiği bedbinlik ve ümitsizlik.

Şu günlerde, Kur’ân’da sıklıkla vurgulanan bir hususun ışığında, bu ikili problem dünyamı kuşatıyor.

Sık sık, Rabbimizin ‘geceyi gündüze’ çevirip, ‘ölüden diriyi’ çıkardığını bildiriyor Kur’ân. Bu âyetlerin bir dersi ise, iç dünyama, ‘kayıpları kazanca dönüştürme’ diye özetlediğim bir hareket tarzı olarak yansıyor.

Diyorum ki, kesinlikle pembe gözlük kullanmayalım. Var olanı var olmamış gibi ne görelim, ne de gösterelim. Aksine, olumsuzluğu mertçe, dürüstçe kabul edelim. Samimiyetle, doğru bir ‘durum tesbiti’ yapalım.

Ama bununla da kalmayalım. Tesbit ettiğimiz her olumsuzluğun bize bir ‘sorumluluk’ yüklediğini bilelim. Durum menfi ise, müsbetini ortaya koyma cehdiyle donanalım. Durum bizim boyumuzu aşıyor görünse bile, en azından bize düşeni, yapabildiğimiz kadarını yapalım.

Nemrud’un İbrahim’i (a.s.) ateşe atacağını duyduğunda durduğu yerde sızlanmak yerine minnacık ağzına aldığı suyla külhanı söndürmeye koşan minik karıncanın öyküsünden alacağımız bir ders olsa gerek. Yolda cirmini hatırlatanlara karıncanın cevabı manidardır: “Bende bu niyet, Rabbimde bu kudret olduktan sonra, bu iş tamamdır.”

  18.8.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu