İhlâs ve iktisat

Metin Karabaşoğlu

VAKTİYLE OKUMUŞ BİLE OLSA bugünlerde bir kısım Risale-i Nur müntesiplerinin hatırından çıkmışa benzeyen “Beşinci Şu┠için, Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası’nın başlarında yer alan bir mektupta, şu ifadeleri kullanır: “Evet, Beşinci Şuâ, umumun ve bilhassa ehl-i ilmin imanlarını tashih edip kurtarıyor.”

Maamafih, bakıldığında, “Beşinci Şua”nın, mesel⠓Yedinci Şu┠olan Âyetü’l-Kübra gibi doğrudan Allah’ın varlığına, birliğine dair bir risale olmadığı rahatlıkla görülür. Böyle bir risale değildir “Beşinci Şua;” bilâkis, hadislerin haber verdiği ‘ahir zaman hadisatı’na dair izahlar içermektedir.

Allah’ın varlığına ve birliğine, imanın sair rükünlerine dair bir bahis olmadığı halde, böyle bir risalenin ‘umumun, bilhassa ehl-i ilmin imanını tashih edip kurtarması’ nasıl sözkonusu olabilir?

Bu soruya karşılık akla gelen cevabın iki veçhesi vardır. İlki, bu eserde yer alan rivayetleri anlamayan, akıllarına sığıştıramayan insanların bu hadis rivayetleri üzerinden bir bütün olarak hadislere, hadisler üzerinden de Hz. Peygamberin risaletine dair şüpheye düşmüş oldukları; getirilen açıklamaların bu şüpheleri izale edip sözkonusu rivayetlerin hakkaniyet ve isabetini gösterdiğidir. İkincisi, doğrudan, getirilen izahların muhtevasıyla ilgilidir. Bu izahlar, ehl-i imanı ahirzamanın dehşeti şahısları ve dehşetli hadisatı karşısında uyanık tutarak, ‘aldatmakla iş görecek’ olan ‘İslâm deccalı’nın fitnesine kapılmaktan koruduğu için de ‘umumun ve bilhassa ehl-i ilmin imanlarını taship edip kurtarıyor’ olsa gerektir.

Ki, ‘imanları tashih edip kurtarıcı’ bu risalede, izahı yapılan rivayetlere baktığımızda, ilk olarak, karşımıza şu rivayet çıkar: “Ahirzamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyan’ın eli delinecek.”

Bediüzzaman’ın bu rivayete dair izahı ise, özetle, şudur: “Süfyan, israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamahı uyandırarak, insanların o zayıf damarlarını tutup kendisine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına [tuzağına] düşer.”

Bu rivayet ve bu yorum, ilgili risalede birinci sıraya konulduğuna göre, demek ki, ‘ahir zaman fitnesi’ içinde hayatlara, akıllara ve kalblere en ziyade tesir eden birinci unsur, ‘israfat’tır. Ehl-i iman, en dehşetli imtihanını, ‘israf’ noktasında verecek; başka noktalarda sağlam dursa bile bu noktada dikiş tutturamayan, İslâm deccalının tuzağına düşecektir.

“Beşinci Şuâ”nın “ikinci makam”ının ta en başındaki bu izahı hatırında tutarak Lem’alar’a uzandığında ise, manidar bir sıralamayı fark eder insan. “Ondokuzuncu Lem’a:” İktisat Risalesi. “Yirminci Lem’a:” İhlas Risalesi. “Yirmibirinci Lem’a:” ikinci İhlâs Risalesi... Bu sıralamanın bir rastlantı olmadığını ise, yine Kastamonu Lâhikası’nda, bu kez sonlarında yer alan bir mektuptan öğreniriz. Bu mektupta, şöyle der Bediüzzaman: “Arasıra, İhlâs ve İktisat lem’alarını beraber okumalısınız.”

Anlaşılan o ki, Kur’ân’ın ve hususan ‘ahir zaman’a dair hadislerin ışığında, Bediüzzaman, ‘iktisat’ı ‘ihlâs’ın bir lâzımı olarak görmektedir. Yozlaşmak ve dünyevîleşmek istemiyorsak, ‘dini yalnız Allah’a halis kılarak’ ve ‘O’nun rızasını maksad-ı aslî edinerek’ yaşamak, yani ‘ihlâs-ı tâmmı kazanmak’ istiyorsak, iktisat şarttır.

Bediüzzaman’ın yazdıklarından anlaşılan bu husus, hayatın akışı içinde apaçık görülen bir husustur da. Hâfıza arşivimiz, gerek kişiler, gerek gruplar düzeyinde, ‘iktisat’ ile ‘ihlas’ arasındaki paralelliğin; dolayısıyla ilkinde bir gevşeme ve terkin, ikincisinde de bir kayıpla neticelendiğinin nice hazin örneğini barındırmaktadır.

Ne dersiniz? Hadislerin haber verdiği ve giderek yayıldığını gördüğümüz o dehşetli fitneye karşı uyanıklığı korumak için, “Beşinci Şuâ”yı tekrar keşfedip, ‘İhlâs ve İktisat lem’alarını beraber’ okumalı değil miyiz?




Yeni Asya Gazetesi, 30.06.2005

  30.6.2005

© 2015 karakalem.net, Metin Karabaşoğlu